26 Haziran 2012 Salı

Boullier Korkak * : 2012 Avrupa GP


Böyle bir başlık atmak için sebep üretmeye çok uğraştım ama sonunda dayanamadım. Neden böyle bir başlık attığımı aşağıda anlattım.
Bu başlıktan önce daha absürd bir başlık olarak McLaren'in en hızlı pitleri yapması konusu da güzel olabilirdi, yarışta 20 sn'nin altındak pit yapan üç isim vardı ; Hamilton 19.3 sn, Button 19.6 ve Alonso 19.7, şaka gibi ama gerçek.

Türkiye'de yaşayan F1 fanları için yaz dedin mi akla iki büyük çile gelir; birisi Valencia GP, diğeri de Serdar Ortaç ya da Demet Akalın'ın albüm çıkarmasıdır, Allah'a şükür ilkini güzel atlattık atlamasına da ikinci ve daha büyük çileyle bütün yaz nasıl uğraşacağız bilmiyorum. Valencia GP de aslında SC girmeden önce eski yıllardan çok da farklı değildi. Sezonun başa güreşen 7 takımı arasına bu sefer Force India katılarak Q2'ye kalmanın bile zor olduğu bir Valencia GP bizi bekliyordu.

Monaco ve Kanada'dan daha çok downforce ayarının seçildiği Valencia'da çekişin yine önceki iki yarış gibi önemli bir bileşen olduğu kesindi. Amma lakin Vettel'in Q3'deki hızının sadece çekişle açıklamak pek mümkün gözükmüyor. Diğer seçenek olarak da hızın ayarlardan mı olduğu sorusunu akıllara getirdi getirmesine de Vettel'in yarıştaki hızı bu konuda şüphe bırakmadı. Yaşadığı maddi zorluklara rağmen hala F1 gridinde olan HRT'den De La Rosa Q1'de liderden sadece 3.3 sn gerideydi, Kanada'daki hızları da dikkatimi çekmişti, burdaki fark daha sevindirici, Glock'un yokluğunda Marussia'yı da geçmekte zorlanmadılar. Gerçek bir pist olan Silverstone'da bir gözümüz de onların formunda olacak, üstelik pist kısa değil. Birçok F1 izleyicisi özellikle bu iki takıma pek sevgi beslemese de Honda, BMW gibi markaların F1'den öyle ya da böyle uzaklaştığını düşünürsek saygıyı hak ediyorlar demek yanlış olmaz sanırım. Jenson Button Q3'e kadar Hamilton'la başa çıksa da Q3'de yavaş kaldı, yine de çok önemli bir adım attığını söylenebilir, Silverstone için kesinlikle gözden kaçırılmamalı.

Vettel'in hızında Hamilton'ın anormal yavaşlığının, önünün açık olması da etkili oldu, bunların yanında Vettel'in hızının tam olarak ne kadarının gerçek olduğunu tespit etmek önemli. Grosjean Hamilton'ı geçtiğinde lastikleri muhtemelen Vettel'den daha çok yıpranmıştı, Vettel 9.turda Hamilton ile farkı 10.1 iken, bu turda Hamilton'u geçen Grosjeanla farkı 10.turda 11.4, 15.turda da 15.2 sn idi, yani tur başına 0.8 sn. Lotus'un iyi lastik sakladığını da hesaba kattığımızda Vettel gerçekten hızlıymış demek zor olmaz. Grosjean'ın Hamilton'ı geçişi DRS ve Pirelli yardımı olsa da izlemesi güzeldi unutmadan, Grosjean yarış dışı kalmadığı her yarış kendini geliştiriyor. İlk pitlerden sonra 15.8 sn olan ikilinin farkı Grosjean'ın trafiğe de takılmasıyla 24.turda 20.8 sn'yi buldu. Grosjean bu turdan sonra vitesi artırıp SC girmeden önceki turda (27.tur) farkı 19.2 sn'ye indirmişti. Lotus'un lastiklerini bu kadar iyi saklamasının nedenlerinden ve dezavantajlarından olan lastiği ısıtamama problemi hem ilk pitlerden sonra farkın açılmasına hem de SC çıktıktan sonra iki Lotus'un da rakiplerine geçilmesine sebebiyet verdi. Pirelli geldiğinden bu yana yarış sonlarında devasa farkların olmaması en fazla df (downforce) üreten aracın aynı zamanda en fazla lastik harcayan takım olmasından kaynaklanıyor. Lider pilotunun önünün açık olması ise muhtemelen sadece bunu azaltan bir faktör. Serhan Acar'ın dediği gibi cadde pisti olması da Vettel'e önde uçup gitmesine katkısı olmuştur. Unutmadan Grosjean Hamilton'u geçtikten sonra 2.5 tur içinde İngilize 2.7 sn fark açıyor.

Sam'in işi zor...
SC ile baştan aşağı değişen yarış, pitlerdeki aksiyonunu da beraberinde getirdi. Ondan önce Raikkonen'in ilk piti 21.8, Kobayashi tam 23 sn sürerken, Alonso'nun piti 19.7 sn sürmesiyle bu ikiliyi de geçmeyi başarmıştı. Alonso startta 3 yer kazanırken, sonrasında Di Resta ve Maldonado'yu pistte, Raikkonen ve Kobayashi'yi pitte, sonra diğer pitlerde Hamilton'u, SC'den sonra Grosjean'ı geçip, Vettel'in de yolda kalmasıyla liderliğe kadar yükseldi. Alonso çok agresif ve müthiş bir geçiş pilotu olmasa da bazen öyle anlarda atak yapıyor ki, önündeki gafil avlıyor ve ona hareket imkanı bırakmıyor. Alonso'nun liderliği alışı akıllara Kore'deki ilk yarışı hatırlattı. Yarışın son bölümünde Alo-Gro-Ham-Rai sıralaması varken, Alonso ve Hamilton'ın Lotus'lara direnemeyeceği seziliyordu, özellikle de Hamilton'ın. Grosjean'ın yarış dışı kalmasıyla rahatlayan Alonso'dan sonra DRS bölgesinde gezinen Hamilton ve Raikkonen ikilisi de yarışın sonuna kadar beraber gittiler. 47. turda 6.6 sn gerideki 4. Maldonado ile aynı dereceyi yapan Hamilton, o andan itibaren arkasındaki ikiliye zaman kaybetmeye başladı. Maldonado önü açık Alonso'dan da hızlıydı, burdan yakınca kazanın kaybedenin Maldonado olduğu çıkarımı da yapılabilir. Öyle ki 50.turda Maldonado liderden 0.7 sn, arkasındaki Hulkenberg de aynı şekilde 0.6 sn daha hızlı. Muhtemelen Raikkonen de Lewis'e takılmasa bu ikili kadar hızlı olabilirdi. Alonso'nun yarışın sonundaki yavaşlığı mazur görebilir çünkü araç yarışta oldukça iyiydi fakat Hamilton bütün yarış boyunca neredeyse savunma pozisyonunda geçirmesi McLaren'in berbat bir yarış geçirdiğinin göstergesi. Hem yavaş bir araç, hem de lastikleri daha erken bitiren bir araçtan felaketi olamaz Pirelli'li Formula 1'de. O sıralar yeni pite giren Rosberg'in tur zamanı da 50.turda tam 1.42.614. Ona karşı Alonso 1.45.3, Ham 1.44.7, Mal 1.44.6, Hulkenberg 1.44,7. Gerçi Alonso'nun o turda anormal bir yavaşlığı var,51.turda da Hamilton'un derecesi düşmeye başlıyor iyice, 1.45.2, Rosberg yine uçarak 1.42.7, Mal 1.44.6, Hul 1.45.0, Per 1.45.5. Ve sonunda malum kaza, Hamilton yarış dışı kalırken, Maldonado da devam etmesime rağmen aldığı cezayla 1 puandan oluyor, efsane podyuma geri dönüyor, bir ara yine mi Webber geçecek derken, Schumi direnip hiç beklemediği bir yarışta 155. podyumunu kazanıyor.

McLaren'in rakiplerinin güncellemelerine cevap verememesinin bir nedeni de Button'ın anormal yavaşlığı üzerine gitmeleri olduğu söyleniyor. Hamilton'ın cumartesi günü yine olağanüstü bir iş çıkararak 2.olması bir şeylerin üstünü örtse de pazar günü gerçek bütün çıplaklığıyla ortayadaydı. Geçen sene de McLaren burda anormal bir yavaşlık göstermişti. Red Bull'un sadece çekişle bu hıza ulaşmadığı, takımın Valencia'ya adeta B versiyonu getirdiği başka konuşulan konulardan biriydi. Haftanın en iyisi Alonso olmasına rağmen, en hızlısı kesinlikle RB8 ve Vettel'di. Son zamanlardaki en agresif yarış olan Valencia'da kazalar, sürtünmeler, parçalar adeta havada uçuştu. Kobayashi, Vergne ve Maldonado cezaları kesinlikle hak ettiler, özellikle Kobayashi ve Vergne kazalarına çok açık şekilde sebebiyet  verirken, Mal-Ham kazasında da Maldonado daha sakin kalmalıydı. Whitmarsh Lewis'in daha sakin olması gerektiğini söylerken haklı olsa da, bu noktadan sonra yapılan Lewis gibi birine zulümdür galiba. Lastikleri bitti diye arkasındaki sürücüye nazik davranmak da neymiş, F1'i anlamak zor oluyor bazen, kazanmanın her şey olmadığını birileri bazen söylemeli. -başka sporlarda da- Yarışta önemli puanlar kazanan Alonso, Raikkonen veya Schumacher değil Hamilton da kazandı bir şeyler bence. Sadece Hamilton değil, agresiflik mevzuunda pilotlara sürekli baskı yaparak yakında sadece DRS ve pitlerde birbirini geçen pilotlar izlememiz uzak değil galiba. Konu taştı, lastikler anlaşıldı mı anlaşılmadı mı asıl Silverstone'da göreceğiz. Soğuk havayla beraber Lotus'un şansının azaldığını, pistin en çok FW34'e  ve MP4-27'e uyduğu söylenebilir, Lotus'un soğuk havada performansını, Mercedes'in soğuk havadaki avantajının ne boyutta olduğu önemli sorular olacak, RB8'nin büyük güncellemeleri de şu sitede ayrıntılı bir şekilde anlatılmış. Bir çok şeyi İngiltere'de göreceğiz diyoruz da, bu sene neyi biliyoruz ki, senenin ortası gelmiş ve aero pistine giderken kimin en hızlı olacağı konusunda kimsenin bir fikri yok.

* Hıncal Uluç'un herhangi bir maçtan sonra takımlardan birinin hocasına Korkak demesi meşhurdur, başlıkta da basketbol spikeri ve yorumcusu Orkun Çolakoğlu'nun Hıncal Uluç'a gönderme yaparak Popovich Korkak (San Antonio Spurs koçu) demesinden esinlendim, Allah'dan Hıncal Uluç F1 izlemiyor, yoksa Domenicali'yi takımda hala tutan Monte'yi, sonra Sam Micheal'ı hala göndermeyen Whitmarsh'ı yerden yere vuracağı, en çok eleştiriyi de Boullier ve Ross Brown'a yapacağı kesindi.




16 Haziran 2012 Cumartesi

Çok Pit Stop az Pit Stopu yener : 2012 Kanada GP

Massa belki de sezonun en iyi sonucuna giderken bu spinle yarışını mahvetti.
Birkaç istatistik;
  • 7.yarışta 7.kazanan Lewis Hamilton oldu.
  • Lewis Hamilton bir pistte ilk defa hattrick yapmış oldu.
  • McLaren bu pistteki son 5 yarışta 4. galibiyetini aldı.
  • Whitmarshlı McLaren 62.yarışında 15.yarışını kazandı.
  • Ferrari 2004'den bu yana bu pistte yarış kazanamıyor.
  • F. Alonso bir sezondur her yarıştan puan çıkarıyor, en son Kanada 2011'de kazaya karışmıştı.
  • Perez ve Grosjean kariyerlerinin 2. podyumuna çıktılar.
  • Sezonun en istikrarlı pilotları bütün yarışlardan puan alan Alonso ve Hamilton olurken, Mercedes de Schumacher'in aracındaki istikrarlı sorunlarıyla ikiliyi takip ediyor.
5 farklı takımdan 5 galibiyet geldikten sonra sanırım 2.tura başlamış bulunuyoruz. Red Bull ve McLaren ikişer kez kazanan ilk takımlar oldular. Sezonun yavaş yavaş oturmaya başladığı şu zaman diliminde -ki ben hala şüpheliyim- Red Bull'un oldukça güçlü olduğunu gördük cumartesi günü. Cuma günü ise Lewis Hamilton iki antrenman turlarında da en hızlıydı. Cumartesi artan sıcaklıkla McLaren cumartesi önceki hızına erişemedi, iki gün arasındaki sıcaklık farkı 20 dereceye yakındı. McLaren'in yavaşlamasına rağmen Lotus ise beklendiği kadar hızlanamadı. Cumartesi Q1 ve Q2'deki tablo Red Bull, Ferrari ve McLaren'i gösteriyordu arkasından da bu hafta sonu hızlı olması beklenen Mercedes'di. Grilerin Monaco'da en hızlı olmaları ne kadar garipse burda da yavaş olmaları o kadar garipti, bu sene garipliklere oldukça alışan F1 dünyası da bu yavaşlığı pek sorgulamadı zaten. Yine de cumartesiden elimizde kalan bilgi Red Bull'un çekişte en iyi araç olduğuydu. Max. hız da en arkada olsalar da bu cumartesi önemli bir dezavantaj getirmezken pazar günleri kimi anlarda atak yapmakta sıkıntı çektiklerini gördük. Kanada'daki sıralama Valencia'da çok değişmezse eğer takımların lastikleri anlamakta yol kat ettiklerini varsayabiliriz yok İspanya ve Monaco gibi şaşırtan sonuçlar olursa diyecek bir şey yok. O zaman Horner haklı çıkabilir.

Mercedes'in sıralamalarda hızlı olduğunda yarışlarda da hızlı olduğunu gördük ilk iki yarış dışında, Kanada'da da yavaş bir cumartesiden sonra Rosberg ilk turlarda yine yavaş kaldı. Massa DRS'ye bile gerek kalmadan ikinci turda geçti Rosberg'i. Yine yarışın ayrıntılarına girmeden Lotus ve Sauber'in lastikleri korumada farklı dünyalarda olduğunu gördük. Önümüzdeki yarışlar muhtemelen daha da sıcak olacak, cumartesi biraz daha hızlı olabilirlerse Lotus'ları durdurmak çok zor olabilir, üzerine Kimi'nin direksiyon problemleri çözülürse şampiyonluk adayıdır benim gözümde. Diğer sıkıntılı pilot Massa da podyuma çıkabileceği yarışı heba edip sadece 2 puan alabildi. Yine de son iki yarıştaki gözle görülür ilerlemesi bir iki yarış içinde çok iyi bir sonuçla taçlanabilir Brezilyalının. M. Schumacher'in ise yarış sonu nasıl oldu da kendi garajını basmadı ben hala şaşırıyorum, bu kadar hataya denilecek bir laf yok artık. Mercedes hem Schumacher'in şampiyonluk şansını heba etti hem de takımlar klasmanınında sene sonunda bir sıra kaybettirebilir takıma kaçan puanlar. 

Yarışın galibi Hamilton'un son 4 galibiyeti de (Çin, Nürburgring, Abu Dhabi 2011, Kanada 2012) benzer özellikleri taşıyor. Hamilton'un yerinde ve kritik hamleleriyle ve pit duvarında kazanılan yarışlar. Son üçünde de Ferrari'ye karşı kazanılmış zaferler ; evet Ferrari bu sene pit stratejilerinde daha iyiler ve daha az hata yapıyorlar fakat öldürücü darbeyi henüz vurabilmiş değiller, İspanya'da Williams'a burda da McLaren'e karşı pit duvarında kaybediş. Red Bull ise açık ara pit stratejilerinde en iyi olan takım. Az veya çok, önce veya geç pit yapıp, bir şey yapıp edip pitlerden avantajlı çıkmayı beceriyorlar, bu yarış aldatıcı olabilir, bu sezon geriden başladıkları birçok yarışta önemli hamleler yaparak potansiyellerinden fazla puan kazandılar, bu açıdan hem McLaren'den hem de Ferrari'den daha iyi şekilde 'büyük takım' gibi yarışıyorlar.

Taktik Savaşları

Yarışa gelirsek, startta değişmeyen sıralama pitlere kadar devam etti. 17.turda pite önce Vettel, 18.turda Hamilton ve 20.turda da Alonso girdi. Pirelli ile alışageldiğimiz 'önce giren kazanır' burada tam tersi işledi, sıralama tam tersine dönmüşken Hamilton Alonso'yu aynen geçen seneki Nürburgring'deki gibi kritik bir hamleyle geçerek liderliği ele geçirdi. Sonrasında farkı yavaş yavaş açarak bi ara farkı 4 sn.'e kadar çıkarmaya başardı. McLaren'in rakibi iki takıma karşı pit çıkışlarında lastiklerini daha kolay ısıtması onları taktik savaşlarında bir adım öne çıkarıyor. Hamilton'un stintin başlarında farkı açması geçen sene kazandığı yarışlarda da benzer şekillerde olmuştu. Stint sonlarında azalan farkı da önce pite girerek tolere eden McLaren ve Hamilton bu yarışları kazanmayı başardı. Kanada'da ilk pitlerden sonra Hamilton Alonso'yu geçtikten sonra uçarken Alonso ve Vettel bir süre DRS bölgesinde birbiriyle çekiştiler. Yarış öncesi kimsenin aklında olmayan Grosjean ise 22.turda pite girdi. Yani Alonso'dan iki tur sonra. Raikkonen ve  Perez de 4. ve 5. giderken Webber'in önemli zaman kaybetmesini sağlayıp 40. ve 41.turda pite girdiler. Grosjean ön gruptan yavaş kalan Webber'in arkasında zaman kaybediyordu ikinci pitlere kadar, muhtemelen bunu o dahil yarış esnasında kimse bilmiyordu. Webber'in 52.turdaki pitinden sonra Grosjean rahatlamış ve daha iyi dereceler yapmaya başlamıştı. 53.turda 16.1 sn olan Alo-Gro farkı 63.turda 6.9'a indi. Zaten Alonso'daki kritik düşüş 53.turdan itibaren başladı ve o andan sonra bir daha 1.17'li turlar atamadı. Fransız ise son 20 tur bir iki istisna dışında hep 1.17'li turlar attı.

Lotus ve Sauber'in son turlarda farklarının ortaya çıkması bir set lastiğin bu denli uzun süre kullanılmasıyla oldu. Şayet takımlar iki pit yapsalardı eğer, Lewis de 3, son turlarda farklar öldürücü derecede olmayacaktı. Ne olursa olsun pit yolunun kısa, DRS ile geçişin kolay olduğu bir pistte az pit yapmak çok istisnai durumlar dışında düşünülmemesi gereken bir seçenek olmalı. Hamilton'ın pite girdikten sonra avantajlı olan taraf yine de Alonso ve Vettel gibi duruyordu. Hamilton tur başına 1 sn. ile gelse bile geçiş yapmak zorunda kalacağı için liderliği alması zor gözüküyordu. 58. turdan itibaren Hamilton artık tur başına 1.6-1.7 sn hızlı olmaya başlamıştı ki o noktadan sonra her şey çok kolay oldu McLaren için. 61.turda Hamilton'a geçilen Vettel'in 2 tur sonra pite girmesi Red Bull'un ne kadar ince bir hesap yaptığını ortaya koydu. Red Bull ne olduğunun farkındaydı ve en azından Alonso'yu geçmek için pite girdiler, Red Bull her ne kadar geç kalsa da şu hamleyi yapabilmeleri gerçekten alkışlanması gereken bir olay.  Vettel pitten çıktıktan sonra Alonso'dan tur başına 2.5-4 sn hızlı gelip 4.olarak her puanın önemli olduğu sezonda 2 puan daha fazla kazandı, 99'da hep Irvine'ın Fransa'da Schumi'ye yer vererek kaybettiği 1 puanın sene sonunda ne kadar önem kazandığını sık sık ahlar vahlar içinde anıldığını hatırlarsak Red Bull'un ince bir işçilik çıkardığını söyleyebiliriz.

Romain sadece tek pit yapan diğer pilotlardan hızlı değildi, aynı zamanda kendisinden fazla pit yapmış Hamilton'dan sadece 0.4-0.7 sn aralığında yavaştı. Yarışın başında 45 derece olan pist sıcaklığının 39 dereceye kadar düştüğünü de söyleyelim. Çok da sıcak değil aslında. -Merakla bekliyoruz Valencia'yı.- Yarışın kısa özeti ise çok pit az piti yendi. Kanada'daki taktik savaşı hem sezonun geri kalanını da hem de seyir zevkini etkileyecek. Alonso ve Vettel'in önemli kayıplarından sonra daha az pit-stopu tercih etmek konusunda takımlar daha ihtiyatlı olacak ve 2010'u andıran tek pitle yarışı bitirmeye çalışanlar Lotus ve Sauber dışında pek görülmeyecek gibi, en azından ben öyle ümit ediyorum. Daha fazla pit-stop daha fazla heyecan demek oluyor bizler için yani yarışın tek galibi Hamilton değildi, diğer kazananlar Pirelli, Fom ve taraftarlar oldu. Eğer elimizdeki lastikler -şimdilik- bunlar ise daha fazla piti kesinlikle tercih ederiz (günün birinde Pirelli tartışmalarının 'yakıt ikmali yasağı' ile eklemleneceğini düşünüyorum, hadi inşallah).

Yarışın en kritik bölümüne tekrar dönersek ; Hamilton'ın ikinci pitinden önce Alonso ile farkının 3 sn. civarında dolaştığını gördük fakat McLaren'in pitten önceki son turunda Alonso'dan 0.6 sn yavaş kalmıştı üstelik önünde trafik yokken. Bu tur 49.turdu ve Hamilton 1.18.5 yaparken Alonso 1.17.8 yaptı. Alonso bu tur hızlı olsa da 48. ve 50.turda 1.18.1'de kaldı. Hamilton 50.turdan 51.tura geçiş yaparken pite girdi, 50.tur içerisinde ilk iki sektörde ne yaptığını öğrenemedim maalesef ; yarışta o tur içerisinde farklar gösterilmiyordu. Kaba saba hesapla 0.3-0.4 sn yine yavaş kaldığını düşünürsek 50.tur içinde McLaren doğru bir zamanlamayla Hamilton'ı içeri aldı. Pit stratejilerindeki üç anahtarın ; doğru zamanda içeri gelmek, özellikle bu yıl gridin birbirine yaklaşmasıyla pit çıkışlarındaki trafiği kontrol etmek ve stintin başlarında lastiği ısıtmak. Lastikleri ısıtmanın zor olduğu pistlerde erken girmek dezavantajlı hale gelebiliyor, Nürburgring ve Kanada gibi. İspanya'da Maldonado'nun erken pitlerle ne kadar avantaj kazandığını görmüştük, burda da Vettel erken girerek iki sıra kaybetti. Öyle ki yeni lastiklerle Vettel, Hamilton ve Alonso aşınmış lastikleriyle Grosjean'la aynı dereceleri yaptılar. Şayet Lotus Grosjean'ı bu üçlüyüyle savaştığını hesap ederek pistte tutabildiği kadar tutsaydı yarışı kazanmaları içten bile değildi. Bu sene denklemde o kadar çok bilinmeyen var ki, herkesin herkesi hesap etmesi gerekiyor. Önümüzdeki yarışlarda Lotus ve Sauber'e özel bir dikkat kesileceği kesin büyük takımların. Kanada'dan sonra 'Bekara karı boşamak kolay' düsturuyla atıp tutmak kolay gözüküyor, Gilles Villeneuve pisti takımlar için bir ders oldu, bu tip taktik savaşları izlettirme konusunda daha muhafazakar davranacaklardır.

McLaren uzun zamandır bu kadar sevinmemişti sanırım.
Yine yeniden lastiklerin büyük bir faktör olmayacağını varsayarak Valencia'da Kanada benzeri bir sonuç görebiliriz, takvimin açık ara en boğucu pistinde aerodinami son iki yarıştan daha çok öne çıkacak, geçen sene RBR'nin son sektörde neler yaptığını hala hatırlıyoruz. McLaren'in biraz daha güçlü olması beklenebilir, Hamilton sezon arası öncesindeki 5 yarıştan belki de en yavaş kalacakları pistte (McLaren'in yarış hızı da oldukça şaşırtıcı ve iyiydi) yarışı kazanarak bir avantaj elde etti keza özellikle Silverstone olmak üzere diğer yarışlarda ön plana çıkmaları muhtemel. Ferrari önemli adımlar atarak bulunduğu noktaya kadar geldi, onların da gerçek hızı Silverstone'da daha net belli olacaktır RBR ve McLaren'e göre. Ne olursa olsun sene başında Q3'e kalmaya çalışan takımın yavaş yavaş pol mücadelesine girmesi bile kesinlikle alkışlanması gereken bir gelişme. Maalesef 2012'nin Formula 1'nde lastikleri konuşmaktan kimin hangi güncellemeyi getirdiğiyle ilgilenmiyoruz bile. Puanlara bakarsak ; Hamilton'un 88 puanla lider olduğu şampiyonada ortalama 12.5 puan yapmış, 2010'da Vettel ortalama 13.5 puanla şampiyon olduğunu hatırlarsak, bu gidişle 2010'dan bile daha az puanla şampiyon olabilir bir pilot. Bu arada Vettel 2011'de 392 puanla şampiyon oldu. Vettel geçen sene bu zamanlar 161 puanla uçup gidiyordu. Unutmadan HRT Q1'de liderden sadece 2.8 sn yavaştı, De La Rosa iki Marussia'yı da geçerken, Vergne iki Caterham'a da geçildi.Pistin kısa olmasının etkisi olsa da hiç yoktan güzel bir gelişme. Benzersiz sezonda madem herkes yarış kazanıyor, Lotus ve özellikle Sauber'in de yarış kazanmasını isterim, hazır böyle bir sezon yakalanmış, iyice rekorları alt üst etsin bari. Lastiklerin daha çok anlaşılması dileğiyle...



9 Haziran 2012 Cumartesi

Euro 2012'ye başlarken

Turnuva'nın Doğu Avrupa'da düzenlenmesi güzel oldu.
Yine yazımıza geç kalarak başlıyoruz, dün A grubu maçları oynandı bile. Bugün de B grubunun ilk maçları var. Bunlara takılmanın anlamı yok zaten sohbet tarzında bir Avrupa Şampiyonası yazısı olacak. Öncelikle Bağış Erten, Uğur Meleke, yazihaneden.com, Eurosport Türkiye gibi yazar ve siteleri okuyarak bildiklerimi tazeledim ve yeni şeyler öğrendim yani öyle aman aman bilgim yok sadece bir 'turnuva fanatiği' olarak konuşmayı çok seviyorum, artık yazıyorum da. Ne çok benden konuştum, bu egomun yüksek olmasından değil, yanlış anlaşılmama gayretimden, buraya kadar yazdıklarıma dayanabilenler için gerisi güzel olacak. (Ayrıca ilk F1 dışı yazım)

1960'da 4 takımla başlayan turnuva Dünya Kupası gibi ağır bir tarih çalıştırması gerektirmiyor. Önce 8 takım sonra da 96'da 16 takıma çıkan turnuva 2016'da ise 24 takıma çıkacak. Turnuva benim gözümde Dünya Kupalarından bir türlü istediğini alamayan takımların turnuvası biraz da. Platini'nin tek kupası 1984 Avrupa Şampiyonası'ydı. Yakın zamana kadar turnuvaların müzmin takımı İspanya'nın da tek kupası bir Avrupa Şampiyonası'ydı keza Hollanda da öyle. Almanya yine 3 kupayla en çok kazanan takım, İspanya'nın ise 2. İspanyollar bu turnuvayı kazanırsa üst üste 3 tane büyük turnuva kazanan tek takım olacak. En güzel turnuvalara gelirsek 80'lerin çocukları Euro 88'i çok severken bizim için kesinlikle Euro 2000. Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyisi de. Fransa'nın kazandığı iki kupa da ciddi manada kaliteli, eğlenceli ve dramatikti. Euro 2004'den hiç bahsetmeyelim isterseniz ; Portekiz'in bir türlü kuıpa kazanamaması da cabası. 96, 2000, 2004 ve 2008'de güçlüydüler, iddaalılardı. 0 kupa. 2000'de hala içimizi kanatan (hakem Xavier'in eline çarpan topa penaltı dedi) penaltıyla yarı finalde elenen Akdenizliler 2004'de finalde Yunanlılara yenildi maalesef. Bir paragrafçık da Çeklere, onlar da 96'da finalde Almanya'ya boyun eğip, 2004'ün en iyi takım olup tarihte 'gümüş gol' saçmalığıyla elenen tek takım olabilirler. Hollanda'yı es geçelim, grupta konuşalım. Türkiye de ev sahibi takımı eleme rekorunu elinde bulundurabilir, 2000'de Belçika, 2008'de İsviçre hatta 2002'de Kore ve Japonya'yı da ekleyin. Eklemeden geçmek istemiyorum, Doğu Bloku dağıldığından beri en fazla 'Demir Perde'li ülke katılımıyla düzenlenen turnuva olabilir, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Rusya, Ukrayna, Hırvatistan. Bu bilgiyi doğrulamak isterdim fakat bu gibi garip istatistikleri başka tutan var mı bilmiyorum. Haydin gruplara geçelim..

A Grubu ; Rusya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Yunanistan. Evet futbolda hala büyük takım, küçük takım ayrımı var, bakınız A Grubu ve B Grubu. Radikal'de vardı dün (08.06.2012) Yunanistan Varşova Paktı'na karşı diye, grubu da biraz bu belirleyecek ; Yunanlıların savunması. Rusya çoğu kişi tarafından öne çıkarılan takım burada, Polonya da taraftar gücüyle kendini zorlayacak. Burda ümitli vaka Rusya ve Polonyalılar, onların da çeyrek finalde B Grubu'ndan gelen takımlara karşı işleri çok zor. Gruptaki maçlar Varşova ve Wroclaw'da. Bu sistemi hiç sevmedim, bence takımlar şehirleri dolaşmalı.

B Grubu ; Ölüm Grubu : Almanya, Hollanda, Portekiz ve Danimarka. Grupta sevdiğim takımlar Hollanda ve Danimarka. Almanya'nın Hollanda, Hollanda'nın da Almanya gibi oynadığı tarihi zaman dilimindeyiz, bunu ileride anlatabiliriz çocuklarımıza. Hollanda'nın utanç kaynağı diye oyun tarzıyla neredeyse Dünya Kupası'nı alıyordu. O kadar kupa kaybettikten sonra bu sistemle birazcık da oynamalarına hakları var diye düşünüyorum. Toplu savunmaları iyi olsa da, defans hattı çok da sağlam değil ve aslında hücüm hatları da 90'ların sonu, 2000'lerin başındaki güçlü değil kanımca. Ya da eskisi gibi korkutmuyor olabilirler. Almanya ise güzel bir jenerasyon yakalamış, Münih orijinli takımıyla izlerken zevk veriyor. Bu futbollarının 'Oğlum Almanların ne yapacağı belli olmaz, bunlar 86'da...' diye geyik yapan büyüklerimizi bir kimlik bunalımına soktuğu da kesin. Futbolseverlerin hemen hemen hepsi de Almanya'nın kazanıp Hollanda'nın kaybetmesini istiyor ki sonuna kadar haklılar da. Danimarka ise zayıf olsa da averaj takımı olmayacağı kesin. Bir Tomasson olsa işte o zaman bir şeyler yapabilirlerdi bu grupta. Hücumda sıkıntıları var ve bir yıldızları yok İsveç'den farklı olarak. Portekiz'le ilgili klişe cümleleri bir kenara bırakıp 'savunması kötü olan takımın turnuva kazanması hemen hemen imkansızdır' düsturuyla hareket edip ucunu açık bırakalım ne olur ne olmaz.

C Grubu ; Dünyada kötü oynayıp turnuva kazanabilen iki takım vardır ; Biri Almanya diğeri de tabii ki İtalya. Lippi'den sonra hem 2008 hem de 2010'dan hüsranla ayrıldılar. Hem zamanın etkisi hem de şike davasıyla kendi içine kapanan İtalyan futbolunun bu sene eski kimliğine yavaş yavaş kavuştuğunu düşünürken yine bir şike skandalı. İtalya'nın işi zor ama yerli basın klişesine uyarak takım olabilirlerse D Grubu'ndan gelen takımların da eski güçlerinde olmadığını düşünürsek yarı finali görebilirler. Turnuvada sürpriz adayım İtalyanlar. İspanya bu sefer ağır aksak demiştim fakat lakin yine de üç favoriden biri. Mata, Lorenthe, Silva gibi oyuncuları es geçmişim, İspanya hala çok güçlü. Yine de bir takıma değil de kadere yenileceklerini düşünüyorum. Şu an her şey İspanya'nın kazanamayacağına dair işaretlerle dolu yine de kazanırlarsa ayakta alkışlamak yetmez, koltuğun falan üstüne çıkmak gerekir. Hırvatlar da formalarıyla her daim sempatik bir takım olmuştur. İrlanda ile beraber İtalya'yı gözüne kestirmiş durumdalar, gruptan çıkmaları şaşırtmaz. İrlanda ise olur mu olur.

D Grubu ; Yine iki favori, yine onları zorlayacak iki takım. Gerçi ben İngiltere'nin artık büyük takım statüsünden sayılmaması gerektiğini savunsam da basın beni pek dinlemeyecek gibi. Ve Raymond Domenech artık yok, dünyanın en kötü teknik adamı, evet abartmıyorum, bence öyle. Zidane jenerasyonu bittikten sonra bile Fransa 2006, 2008 ve 2010'un en iyi takımıydı, en azından en iyi üçünden biriydi. Artık yeni jenerasyon  ve Blanc var. İspanya'ya kader demiştik, işte onların kaderi Fransa olabilir. Bu arada genelde sıkıcı milli takım formaları yapan Nike artık Adidas'ın iğrenç Fransa formalarından sonra Fransa'ya torpil geçerek hoş bir tasarım yapmış, Fransa açısından her şey yeni anlayacağınız. İsveç ; daimi favorim. Portakallarla beraber, sarı rengiyle turnuvaların en hoş takımlarından. Ukrayna'yı alt edip gruptan çıkabilirlerse C grubundan gelen takıma göre yarı final veya final için umut var az da olsa. Çünkü Fransa ve İngiltere de yenilmeyecek takımlar değil keza İtalya veya Hırvatistan da. Burda taraflı konuşuyorum ki İngiltere'yi hiç sevmem. Capello'dan sonra ne yapacaklar bilinmez ama çok umutlu değiller bu da onları normalden daha fazla favori yapıyor, kupaya uzanmaları ise gerçekten çok zor. Ukrayna ise 2006'daki formda değiller tek avantajları kendi sahalarında oynamaları.

Toparlarsak ; takımlar hakkında geniş bir bilgiye sahip değilim maalesef gözden kaçırdıklarım, basit cümlelerle geçiştirdiklerim için şimdiden özür dilerim, bunu turnuva boyunca takımları izledikçe telafi edebilirim. Grup sonrası eşleşmelere gelirsek ; UEFA'nın bu yaklaşımı çok yanlış, çünkü aynı gruptakiler yarı finalde birbiriyle eşlebiliyorlar, bunun finale kadar olmaması gerekirdi. 2008'de biz neredeyse Portekiz'le yarı finalde yine oynayacaktır, bu turnuvada özellikle B grubundan çıkan takımlar yarı finalde yine birbirleriyle oynaması kuvvetle muhtemel. Bu arada unutmadan A ile B Grubu ve C ile D grubu birbiriyle eşleşecek. Biz de yine son maçlar öncesi hesap kitap işleriyle eğlenecez. Turnuvanın düzenlendiği Polonya ve Ukrayna'daki stadlara da ayrı dikkat kesilecem, hakem performanslarını da yazabilirim bazı bazı. Günlük tutmayı planlıyorum ya da grupların 1, 2 ve 3. maçları, çeyrek final, yarı final ve final diye de ayırabilirim turnuvayı, amirimin deyimiyle bakıcaz. Şimdi benim tahminlerime ve absürd şekilde kategorize edilmiş takımlarıma gelelim, işin en zevkli kısmı da burası..Son olarak bol dramatik anı olan bir turnuva dileğiyle..Esen kalın.

Şampiyon : Almanya
Sürpriz Şampiyon : Fransa, Portekiz, İtalya
En Sürpriz Şampiyon : İsveç, Hırvatistan
En Kötü Takım : Çek Cumhuriyeti
En Sıkıcı Takım : Yunanistan, İtalya
En Heyecan Verici Takım : Almanya, İspanya
Hayal Kırıklığı : İngiltere, İtalya, İspanya
Final : Almanya - Fransa
Olmasa Da Olur : İrlanda, A Grubu
En Şok Edici Takım : İtalya





7 Haziran 2012 Perşembe

Ferrari'nin Ütopyası

Kırmızı ağırlıklı bir yazı olacak..
Ferrari'nin ütopyasına yani 2.pilot politikasını üzerine kafa yormuşluğum az değildir. Çıkış noktam ise F. Massa oldu. Massa'nın özellikle 2011'den itibaren yaşadıklarıyla şekillenen bu düşünceyi Ferrari'nin 2. pilot politikasının günümüz Formula 1'inde ütopyaya benzetmeye başladım. Şimdi geriye salalım, 2006'ya Schumacher - Massa ikilisine.

Aslında 99'a saradabiliriz kasedi, ne alaka diyeceksiniz. 99'un son yarışında M.Hakkinen'in şampiyonluğu için yarışı kazanması gerekiyordu ve yarışa ikinci sıradan başlıyordu, İngiltere'de kaza yaparak birçok yarışı ve şampiyonluk şansını kaçırmış Schumi'nin arkasında. Startta zorlanmadan Schumi'yi geçmiş ve yarışı kazanarak şampiyon olmuştu, Irvine da üçüncü olarak şampiyonluğu iki puanla kaybediyordu (İkinciliği bir anlam ifade etmiyordu Hakkinen'in kazanmasıyla). O zaman NTV'de yarışı anlatan Okay Karacan ilginç şekilde Schumi'nin yıllar sonra bu yarışla ilgili yapacağı itiraflar olabileceğini söyleyip durmuştu (yoksa bir iki kere mi söyledi, tam hatırlamıyorum). Açıkçası konumuzla direkt bir alakası yok ama aklıma gelmişken yazayım dedim, F1'de yok yoktur. Kimseyi zan altında bırakmak istemem, zaten F1 dünyasının beni ipleyeceğini de zannetmiyorum. Demek istediğim klişelerle zaman kaybetmeyelim -öyle demek istememiştim cart curt- blog yazısı yazıyoruz, köşe yazısı falan değil.

Massa İstanbulpark'da ilk galibiyetini omuzlarda kutluyor.

2006'da ise Kırmızılarda tam 7 şampiyonlu M.Schumacher ve çiçeği burnunda bir Ferrarili F. Massa vardı. İşte bu pilotlar Ferrari'nin ütopyasını gerçekleştirebilecek ikiliydi. M. Schumacher hızlı aracıyla en önde, Massa ise hem onu zorlayamayacak ama ardından gelen takımın hızlı isimden de hızlı olabilecek kapasitede bir pilottu. Çok çok ince bir denge. McLaren'in Kimi'yi 2005 yılında şampiyon yapamamasında mekanik arızalarının yanında Montoya'nın bu rolü yerine getirememesinin de etkisi vardı (Zaten Montoya da o tarz pilot değil). Türkiye'deki ilk yarışın sonlarında Montoya 2. giderken son turlarda yerini Alonso'ya yerini kaptırması McLaren taraftarlarına 'Biz neyle uğraşıyoruz arkadaş' tepkisi verdirtmiş muhtemelen. İtalyanlara dönersek, 2006 yılında Schumacher'in 26 puandan geri dönüşünde Massa'nın da katkısı önemliydi.

                                                           1999 Japonya GP Startı

2006 yılındaki bu uyumun önemli bir sebebi belki de M. Schumacher'in kariyerinin sonunda olmasıydı. Kim gelirse gelsin Ferrari'de Schumacher'in yerini tartışamazdı yani biri Ferrari'ye geldiğinde ikinci pilot görevini de bir nevi kabul etmiş oluyordu.-Benim şu kısa spor tarihimde en çekindiğim rakiplerdi; Schumacher'li Ferrari ve Del Bosquet'li Real Madrid, aman Allah'ım- Massa ilk sezonunda fena bir iş çıkarmamış, Türkiye ve Brezilya'daki pol ve galibiyetleri gelecek için iyi işaretler olarak okundu. 2007'de ise genelikle Kimi ile başabaş bir iş çıkarmış fakat sonunu getirememiştir. F1'deki en büyük yanılgılardan biridir Massa'nın Kimi'nin yanında ikinci pilot görülmesi özellikle de Massa'nın 2008 performansını Kimi'nin kötülüğüne bağlamakla. 2007 yılında İtalya'ya kadar yani 17 yarışın 12'si bittiğinde Massa Raikkonen'den 1 puan öndeydi. İlk 4 pilotun da 3'er galibiyeti vardı, Massa'nın şu an gridin en yetenekli üç pilotu olarak düşünülen pilotlarına karşılık iyi bir performans çıkardığını görüyoruz. İtalya'da Massa'ya yarış dışı kalmış internetten öğrendiğim kadarıyla ve Ferrari'nin McLaren'in ultra istikrarlı iki pilotuna karşı tek bir pilota odaklanması gerekiyordu artık çünkü 10 puanın üzerinde gerideydiler. Son yarışta herhangi bir McLaren'in Ferrari'lerin arasına dalması şampiyonluk için yeteceğini hesaba katarsak da Massa'nın çok hassas bir iş çıkardığını görebiliriz. Bu kısa 2007 analizi de Schumacher - Massa dengesinin ne kadar ince olduğunu gösteriyor.
2010 Hockenheim sonrası gerginliği yakalayan çok iyi kare.

2010'a gelindiğinde ise Ferrari 'böyle ikililer bize yaramıyor arkadaş' deyip Alonso'yu takıma lider olarak getirdiler. Massa da taa o zaman biliyordu ki Alonso bu takımın asıl pilotu olacağını. 2010'da da Hockenheim'a kadar Massa Alonso'ya kıyasla fena bir iş çıkartmadı ve yine Ferrari'nin bir seçim yapması gerekiyordu ve doğal olarak puan olarak öndeki Alonso'yu seçtiler. Hızlanan ve form tutan Alonso ve Ferrari tam şampiyonluk yarışına girmişken Alonso'nun Belçika'daki kazası o seneki şanslarını bitirecekken Ferrari'nin kendi evindeki yarış çok önem kazandı. Ferrari cumartesi 1-3 yaparak hızını gösterdi fakat Button'un iyi kalkıp liderliği aldığı startta Alonso yavaş kalmıştı, bundan yararlanmak isteyen Massa -bence- takım emirlerine hiçe sayarak Alonso'yu geçmeye çalıştı ama takım arkadaşıyla çekişirken boşluktan yararlanmak isteyen Hamilton'un süspansiyonun kırarak ilk turda yarış dışı kalmasına neden olarak istemeyerek de olsa Alonso'ya yardım etmiş oldu. Zira Hamilton'un yarış dışı kalmadığı bir durumda işler çok fena karışabilir Ferrari'nin mükemmel hafta sonunu mahvedebilirdi McLaren. Kazaya tabii ki Lewis'in kamerasından bakmıyoruz, tamamen Massa'nın aracının üzerindeki kameradayız, çünkü diğer kameralar diğer konular demek. Monza 2010 startını izlemeye çok uğraşsam da bulamadım nette belki de ben çok dramatik hatırlamak istiyorum olayı, ne olursa olsun Hamilton'un o kazası şampiyona belirleyen önemli olaylardan oldu. Diyeceğim şudur ki, Alonso 2010'da şampiyonluğu kazanmasa da artıkın Ferrari'de Schumi'den sonra aradığımız pilotu bulduk havası vardı.

2011 İspanya Gp'si öncesi uzatılan Alonso'nun sözleşmesiyle beraber Alonso ve Ferrari mutlu bir evliliğe doğru ilerlerken Massa'nın durumu da her geçen gün kötüye gitmeye başladı. Tekrar belirtmek isterim ki yazıdaki 'adamımız' Massa, ona odaklanıyoruz ve Ferrari'nin ikinci pilot uygulamasına. Massa ve Ferrari'nin yakın görünen ayrılıklarından sonra 'Ferrari ne yapacak ?' sorusu artık herkesin tahmin yürüttüğü bir oyuna döndü. Massa'nın koltuğuna yazılmayan bir pilot kalmadı sanırsam. Önceden yazılan Kubica, Rosberg veya Button gibi pilotlar bana çok gerçekçi gelmedi, bunların hiçbiri ikinci pilotluğu kabul edecek pilotlar değil kesinlikle. Bunu niye diyorum, Ferrari Alonso ile yaptığı uzun sözleşmeyle ikinci bir Schumacher benzeri yapılandırmaya gideceğini açıkça belli etti. Takımda lider pilot artık Alonso, bunu tartışmak yersiz. O zaman takıma kim gelebilir ? Yine Schumacher - Massa dengesine benzer bir ikiliyi bu sefer Alonso ile yapmak zorundalar. Yine Schumacher gibi takımda konu tartışılmayacak bir Alonso var fakat Alonso'nun Massa'sı kim olacak ? Perez de Massa'nın Ferrari'ye gelmeden önceki halini andırmıyor değil. Schumacher'in Massa'sına karşılık Alonso'nun Perez'i.

Perez'in geldiğini varsayalım, yine Ferrari'nin ikinci pilot uygulaması ütopik gözüküyor. Ferrari en hızlı aracı yaptığında bile Alonso'nun polü aldığını düşünelim, Perez'in diğer takımları arkada tutabileceğine güvenmek zor olsa gerek. Üstelik hem gridde bu kadar iyi pilot hem de tek turda ekstra hızlı olan Hamilton-Vettel-Raikkonen üçlüsü varken. Her şeyden önemlisi kardeşim sen ikinci pilotsun demek o pilotun güveninin sarsılmasına, iddiasız bir pilot olmasına yol açarken olduğundan çok daha yavaş hale gelebiliyor. Ben başından beri Massa'daki asıl sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Bu saatten sonra iflah olmaz bir noktada bu ilişki, Massa'nın artık Ferrari sonrasını düşünmesini gerekiyor galiba, iyi bir koltuk arayışına girmeli.

Ferrari'nin bu ikinci pilot uygulamasına gün gelip son vereceğini inanıyorum ya da öyle bir fantezi kuruyorum. Bunun da Alonso - Vettel ikilisiyle olacağını düşünüyorum, en azından Ferrari'nin 2016'dan sonra Alonso'yu düşünmediğini farz edersek Alonso'nun son bir iki yılında bu iki pilotun aynı takımda kapışmasını izlettirmeleri çekişmeli ve eğlenceli olabilir. Gerçi takımların seneye hangi seride yarışacağının bile garanti olmadığı bu yarış dünyasında takımlarının hiçbirinin 2016 gibi uzak bir tarihi düşündüklerini zannetmiyorum. Sadece Ferrari'nin lider pilot politikasından vazgeçmeyip, şu an buna Alonso'dan sonra en uygun pilot gibi gözüken Vettel'le devam edeceklerini tahmin edebiliyoruz sadece.

Yine Massa yine Hockenheim yine takım emirleri...

Ferrari dedik ama F1'de her takım az veya çok takım emirlerini uygulamışlığı vardır. Ferrari'nin  hem çok popüler olması hem de takım emirlerini daha belirgin uygulaması onları bu konu açıldığında ilk akla gelen takım olmasına neden oldu. Basının da bu konu çok sevmesi, F1'de takım içi rekabeti farklı bir boyuta taşıdı. Her takımın 2 pilot yarıştırmasıyla bu F1'e özel gerginlik spora önemli ekmek getiriyor. Aslında çok sıkıcı bir sezon olan 2007'yi herkes Alonso-Hamilton rekabetiyle hatırlıyor ve hatırlayacak. Muhtemelen 1988 de sıkıcı bir sezondu ama Prost-Senna rekabeti her şeyden önemli hale gelmişti. Bu konuda bir lafım da Red Bull'a, takım emirlerinde en şeffaf olması gereken takım, isim ve sporda bulunmalarının nedeni itibariyle. Özellikle 2011'de 75 puan öndeki Vettel'in 3 puan kaybedecek diye Webber'i uyarmaları olayın geldiği kötü noktayı net bir şekilde sunuyor. F1 camiasında da 1 ve 2. pilot uygulaması yapmayan takımların şampiyon olamayacağı yönünde bir genel kanı var, üstelik bunu eski pilotların söylemesi çok sinir bozucu. 2007'de herkes Alonso ve Hamilton'un birbirini yediğinden bahseder, doğrudur bir bakıma, insanlar bu popüler konuyu severler ve her iki pilotun da bu nedenden şampiyonluğu kaybettiği düşüncesine inanır ve  biraz da buna sığınır. Oysaki 3 yarış kala Hamilton ve Alonso Raikkonen'den 13 ve 11 puan öndelerdi. Alonso'nun başını Fuji'deki kazası, Hamilton'un da Çin'de kum havuzuna saplanması yaktı. Bunlar olmasa yine ikisinden biri şampiyon olacaktı, yine RBR 2010'da takım emri uygulasa şampiyonluğu kaybedebilirdi.

F1 dünyası biraz da Türkiye gündemine benziyor. Klişe laflar, yüzeysel tartışmalar. Olayların perde arkasında inebilen yorumcu sayısı oldukça az, biz taraftarlar onların ağzından çıkacak lafları canı gönülden dinlerken onlar klişe laflarla geçiştiriyorlar olayı. Galiba daha çok eski pilotlara kızgınlığım, en basitinden Schumacher'in bu sene daha iyi olduğunu herkes görüyor, eskiden bıraksın diyenler, şimdi devam etsin diyor. Bu lafları bizim berber F1 izlese o da eder, gerçi izlemese de eder, konumuz bu değil. Takım emirlerinden buraya nasıl geldik hiçbir fikrim yok lakin yarışlar arası böyle konuları yazmak daha rahat ve eğlenceli oluyor. F1'de bu gerginlik her zaman olacak ve takım arkadaşları hiçbir zaman arkadaş olamayacaklar, takım emirleri de sporun ruhuna zarar vermeye devam edecek yapılması  mantıklı olsun veya olmasın.


29 Mayıs 2012 Salı

Kim Nerede, Nasıl, Hangi Lastikle Daha Hızlı ?

De La Rosa'nın iyi başlayan hafta sonunun sonu
Yılın şu döneminde sınavlardan pörtlemiş beyinlere iyi gelebilecek bir yarış umuduyla oturmuştuk ekranların başına. İzledik izlemesine de yarış kafamızı daha da karıştırdı. Evet, başlık kadar karışık bir F1 sezonu yaşıyoruz. Her yarış farklı pilotlar, farklı takımlar öne çıkıyor. Hemen hemen herkes adam akıllı bir tahminde bulunamıyor yarış hafta sonları öncesi, hatta cuma günü, hatta da Q2 bile tahminde bulunmamıza yaramıyor. Benim için bu kadarı çok çok fazla ve artık komik gelmeye başladı. Ya da biz F1'i yakından takip edenler için böyledir, başkaları çok zevk alıyordur yoksa F1 daha da büyük kitleleri mi hedef almaya başladı ? Üstelik bu sene F1 halka açılıyor ve ortalıkta F1'in marka değerinin tahminleri havada uçuşuyorken. Ben de yavaş yavaş komplo teorilerine kaymaya başladım sanki, bu tarz teorilerin pek meşhur olduğu ülkemizde bile ben pek kulak asmazken F1 konusunda bunlara sarılacağım gibi. Bu yazı da biraz böyle olsun.

80'lerin sonu, 90'ların başında doğanlar belki de yarısı için F1 macerasına 96 Monaco, 98 Belçika, 99 Fransa ve Avrupa, 2000 Hockenheim gibi egzantrik yarışlarla başlamıştır. Yarıştan sonra yürürken bunu düşünmüştüm, acaba kaç tane 2000'lerin başında doğan çocuk bu yarıştan sonra gönlü birilerine kaymıştır. Pek çoğu arada kalmıştır çünkü çılgınca atak yapan pek kimse yoktu önlerde, bunu deneyebilecek nadir kişilerden L. Hamilton zaten burada geçişin imkansız olduğunu kanıtladım demişti yarış öncesi, Kobayashi de startta yeteri kadar uçmuştu. Yarışa dönelim biz, antrenmanlarda esen Lotus rüzgarından sonra yarışın favorisi ilan edilmişlerdi bile. Ferrari ve Williams ise haftanın sürpriz adaylarıydı. McLaren ve Red Bull çekimser, Mercedes ise olumluydu. Mercedes'den gelen olumlu açıklamalardan sonra kuşkulanmadım değil ama polü hiç ama hiç beklemiyordum. Nihayetinde hafta sonunun en hızlı takımları da Mercedes ve Red Bull oldu gibi gibi. İspanya'da Q3'de doğru dürüst tur atmayan iki takım ne oldu da birden en hızlı oluverdiler ? Veya İspanya'da uçan McLaren bu yarışta iyi değildi, üstelik yavaş virajlardan oluşan Q3'de uçuyorken geçen yarış. Diğer bir soru sene başında neredeyse liderden 1 sn geride olan Ferrari nasıl olup dayarışta kimi bölümlerde en hızlı takımdı. Lotus Q3'den itibaren neden hız kaybetti, babam yemek yapmayı niye bilmiyor...Sorular sorular, işler gerçekten komik hale gelmeye başladı. Bütün bu sorulara Monaco'nun yegane özelliğiyle de açıklamak çok yavan kalıyor çünkü Monaco'da genelde en güçlü takım yarış kazanır, istatistikler yeterli bunu açıklamak için.

Yarışa bakarsak Schumi'nin cezası startı da baştan aşağı değiştirdi. Aslında yavaş kalan Hamilton'dı ama o yerini korumayı bildi, sıkışan Grosjean Schumi'yi sıkıştırdı. Oluşan kargaşadan Button ve Schumacher kurtulmayı bildi, Grosjean yine yarış dışı kaldı. Lotus için rüya gibi başlayan hafta sonu Kimi'nin de yarış içinde yavaş kalmasıyla felakete dönmüştü. Vettel'in 2011 model yarış kazanma taktiğini Webber hep nasıl uygulayacak diye merak etmiştim, onun gibi yapamayınca ilk stintte farkı açılmadı ve yarış da yakın gitti. Alonso'nun ise taktik belliydi, Grosjean'ı startta geç, pitlerde Hamilton'u geç. Pite girmeden son turunda morlarla gelişi de kırmızılar adına etkileyiciydi ve garipti. Vettel'in ise daha eski lastiklerde diğerlerinden daha iyi turlar atmasına da bir anlam getiremedim, neredeyse yarışı kazanacaktı. Yarışın diğer uzun kısmında da yer yer farklı pilotların lastikleri çalıştıramadığı gördük. Yarışta bazı olayları kaçırmış olabilirim, malum bu sene yayın haklarının D-Smart'a geçmesi ayrı bir darbe oldu bizlere. İngilizce anlasam bile anlamamış gibi oluyorum bazen illa ki Serhan Acar'ın açıklamasını bekliyorum. Neyse, yarışın son turlarında Web-Ros-Alo-Vet-Ham-Mas'dan oluşan uzun tren yarışa zevk kattı. Normal bir pistte olsa acaba yarışı kazanırdı, tam bir piyango sanki, kim kaparsa. Yarışın şampiyona açısından yararı ise ilk 5 pilotun artık şampiyonluk adayı olduğunu söylemek için erken de olsa gerekli diye düşünüyorum. Bu pilotlara Raikkonen ve Button'un da katılması yüksek ihtimal. M. Schumacher'in ise böyle geride kalması utanç verici. Hemen hemen her yarışta başında bir olumsuzluk vardı. Son yarışın galibi Webber'in yine düşünmek için çok erken de olsa eğer dünya şampiyonluğunu kazanırsa da son yılların en anlamlı, en zor, en fantastik... şampiyonluğu olabilir. Yarışla ilgili aklımda kalanlardan McLaren ve Lotus'ların ikinci sektörde yarışı kaybetmesiydi, özellikle de McLaren'in. Hamilton sürekli olarak en iyi ilk sektörü yapıp ikinci sektörde ciddi şekilde yavaş kalıyordu. Hafta sonu boyunca hızlı olan Massa'nın Q3'de Alonso'nun gerisinde kalarak performansını taçlandıramamış oldu ki bu fazlasıyla yeterli Ferrari için. Alonso, Hamilton ve De La Rosa takımdaşlarına 6-0 yaparak forslarını devam ettirirken, De La Rosa Pic'i de geçti bu yarış. Glock 14. olarak sevinirken, kurnaz Karthikeyan 15.olarak mutlu olmuştur. Di Resta'nın 21 puanı da gözlerden kaçmamalı. Maldonado ise ne yapmaya çalışıyor ben anlamıyorum, geçen sene de Perez'e yaptığınını daha hafifini Hamilton'a yapmıştı Belçika'da. Daha ağır bir ceza da alabilirdi yaptığının bir açıklaması yok bence. Düzlüklerin ve DRS'nin önemli olduğu pist olan Kanada'da şimdiden Mercedes'in favori olmadığını söyleyebiliriz, bu sene her şey birbirine giriyor, Mercedes'in de Kanada'da yavaş kalması kimseyi şaşırtmayacaktır sanırım.

15 Mayıs 2012 Salı

3'ü 1 Arada : Çin, Bahreyn, İspanya GP'leri

F1'de arkadan yakalanan karelerin tadı bir başka oluyor.
Çin ve Bahreyn GP'lerinin üstüste gelmesiyle ben de onları karıştırıp bir yazı yazayım demiştim ama tembelliğimden ve sınav yoğunluğundan dolayı yazıyı İspanya sonrasına bırakmaya karar verdim. Geçen sene yarışlardan sonra Fia'nın sitesinden indirirdim dökümanları, tur derecelerini falan incelerdim. Bu sene ise elim kolum bağlı hissediyorum çünkü malum lastikler her şeyin önüne geçti. Bu bakımdan biraz sezgisel yazacağım gibi. İspanya'da sıralamayı kafamda oturturum diye düşünürken çorba daha da karıştı. Çık çıkabilirsen işin içinden.

Çin'deki Mercedes galibiyetini lastiklerin çalışma aralığına bağladık, nispeten Lotus ve RBR'nin de Bahreyn'deki hızlarını da. Fakat İspanya da bu yönde pek bir açıklama gelmedi, zaten takımlar burayı avuçlarının içi gibi biliyor. Buraya gelmeden Q3 hesapları yapan Williams nasıl oldu da yarışı kazandı, Ferrari birden nasıl bu kademe atladı falan filan. Hem Williams hem Ferrari bu hıza şaşırdıklarını söyledi aynı Bahreyn'deki Lotus ve RBR'nin şaşırdıkları gibi. Yazıya başlamadan sıralama turlarını yeniden izledim, laf burda dönüp dolaşıp McLaren'e geliyor. 3.antrenmanları izleyenler bilir, Hamilton hızlı turunda iki en iyi sektör zamanıyla geliyordu fakat son sektörde trafiğe yakalanmıştı. Button ise cuma günü iyi iken cumartesiden itibaren sorunlarla uğraştı aynı Çin'de olduğu gibi. Button'un araçtan memnun olmadığı zamanlarda da maksimumu çıkarabilmesi onun için hayati olacaktır keza bu sene grid çok yakın ve Hamilton alışıldığı üzere cumartesileri çok iyi. En sıkı Lewis Hamilton fanlarının bile bu sene Button'un önde olması muhtemel dediği sezonun başından bu yana geldiğimizde McLaren'de ibre Hamilton'a kaymış durumda. Ön gruptaki McLaren-RBR-Lotus-Mercedes-Ferrari-Sauber-Williams oluşan 7 takımın hepsinin güçlü ve güçsüz yanlarını analiz etmek bile yeterince zorken lastiklerin hayati olmasıyla araçların aerosu bile bir anlam ifade etmiyor. 2010'dan bu yana takımların hızlarını karşılaştırmak için sıralama turlarına özen gösteriyorum baya, nedense izlemesi de ayrı bir zevk benim için. İspanya'da da öne çıkan Lewis Hamilton'du. Basit bir mantıkla MP4-27 griddeki en hızlı araç gibi duruyor. Bu zaten bilinen bir şey, Serhan Acar'ın dediği gibi bütün pistlerde lastikleri çalıştıran tek takım ise Lotus. Williams ve Ferrari bu performansı başka yarışlarda gösterselerdi geçici diyebilirdik ama burası Katalunya GP. Üstüne üç tane cadde yarışı bizi bekliyor, Monaco, Kanada ve Valensiya. Araçlar hakkında yine net fikir vermeyen pistler, peki ya Silverstone, o yarışa kadar da lastikleri anlayamazsa takımlar, zor bir sezon kesinlikle ve biraz da loto gibi bir sezon, can sıkıcı olmaya başladı yavaştan bu durum.

Çin'deki trafiği daha iyi anlatan bir resim bulmak zor.

Çin'e dönersek Rosberg ilk turlardan sonra farkı açarak önemli bir avantaj elde etmişti, yarışta da McLaren'lerin pitlerde ve trafikte boğuşmasıyla rahat bir galibiyet kazandı. Tur zamanlarını incelemeye kalktığımızda, hiç uğraşmayalım çünkü inanılmaz trenler oluşmuştu o yarışta ve hızlı olan araç öndekini geçinceye kadar lastiklerini normalden fazla aşındırmıştı yani incelemeye çok değmez. Bahreyn'de de gördük ki lastikleri en iyi çalıştıran Lotus. Eğer Vettel önden başlamasaydı tipik bir Vettel galibiyeti izleme şansımız çok azdı. Konu Vettel'e gelmişken bu yıl Webber'e karşı önde olmasına ve takımda tamamen ipleri almasına rağmen Webber'e karşı daha baskın olmasını beklerdim. Webber'in bu yılkı sürüşü bence bir başkaldırı. İspanya'da ise ön grup Williams-Ferrari ve Lotus diğerlerinden hızlıydı. İlk turlar Alonso'nun farkı açamamasıyla Williams'ın yarış hızında Ferrari'den bir nebze hızlı olduğunu varsayabiliriz. Tabii bu bir varsayım, geçen seneden bu yana gördüklerimizden çıkardığımız bir tahmin. Yine ilk pite geç giren Maldonado pitten sonra farkı 3.5 sn'den düzenli olarak 1.5'ye kadar düşürdü. Pirelli'den bu yana önce giren kazanır kuralı geldiğinden 2. pitlere Maldonado doğru bir zamanlamayla önce yaparak liderliği kaptı. Pirelli'yle beraber 1 tur geç girmek size 2 sn civarında avantaj sağlarken sadece stint sonunda 0.1-0.2 sn kazandırıyor rakibinize. Yine aynı düşünceyle 2 tur geç girmek ise çok daja fazla avantaj sağlıyor. Alonso ilk pitlere erken girerek 2.3 kazanmış, Maldonado ise 2 tur erken girerek 1.5 gerideyken 6.2 önde çıkarak 7.7 sn kazanmış. Pitlerden sonra 6.2 sn olan fark 4 tur içinde 7.4'e çıkmış. Bir tur sonra 32.turda ise fark 7 sn'ye inip düzenli olarak azalmaya başlıyor, bu turda ise Raikkonen zirveden 20 sn. uzakta. Alonso 40.tura kadar farkı düzenli olarak 4.2'ye kadar indiriyor. Maldonado 41. pite giriyor, Alonso ise 3 tur sonra. Raikkonen bu isimlerden biraz daha geç girerek hem onları yavaşlattı hem de son stintte 4 tur daha temiz lastiği kalmıştı, güzel bir taktik tabii öndekilerden bu kadar gerideyseniz. Raikkonen neden bu kadar geride kaldığını incelediğimizde ise 2.pitlerden hemen önce Williams'dan 9 sn. geride olan Raikkonen pitlerden sonra 17.9 sn geride, ardına lastik ısıtamadığından diğer turda 19.3 sn geride kalıyor liderden. 34.turda liderden 21.1 sn gerideyken, Maldonado'nun pite girmeden önceki turda 18.6 sn'ye iniyor fark. Bu kadar sayısal veri fazla oldu, bundan sonra son stintte Alonso ve Maldonado mücadelesini izledik. Bir ara fark 0.3 sn'ye inse de Alonso o noktadan sonra bir daha farkı kapatamadı yani geçemedi, fark ufak ufak açılmaya başladı. Raikkonen ise Maldonado'dan 7, Alonso'dan ise 4 tur pite geç girerek son stintte uçtu adeta. Grosjean'ın da uçtuğuna bakarak Lotus'un bu performansını pek adlandıramadım. Uzun sürüşlerde iyi olduklarını biliyoruz ama bu çok daha farklıydı sanki. Bütün bunların yanında Maldonado'nun hatasız sürüşünü de unutmamak gerek. Burdan bir lafım da Peter Sauber ve takımına. Malezya'da çok daha avantajlı bir durumdayken pozisyonunu korumaya çalışan Sauber nasıl bir hata yaptığının belki şimdi farkındadır. Çünkü Williams daha motive bir Alonso ve daha güçlü bir Ferrari'yi daha zor şartlarda geçmeyi bildi. Sauber belki griddeki en sempatik takım ama pilotlarına çok müdahele etmesi (Bknz. Heidfeld ve Raikkonen'in açıklamarı) benim pek sevmediğim bir yönü İsviçreli takımın.

Sayısal bilgilere son vermeden önce Lewis Hamilton'un son stintte tam 25 tur boyunca 1.29'larda dönmesi oldukça etkileyiciydi. McLaren yarışta çok hızlı gözükmedi ama bu istatistik de hiç fena değil yarış adına. Muhtemel bir yarış galibiyeti gitti McLaren'in. Özellikle son sektör olmak üzere Hamilton bütün sektörlerde en iyi dereceleri elde etti cumartesi günü. Ayrıca Pirelli bu yarışa en sert lastiğini getirdi, gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta, bu yüzden ön gruptakiler Q3'e gelmeden bütün yumuşakları bitirmişti. Q3'de Hamilton, Lotus'lar, Maldonado ve Alonso'nun (emin değilim) temiz lastikleri vardı. Bu isimler ilk beşi tamamladı zaten.

Raikkonen pite girmeden önce rakiplerine zaman kaybettirmeye çalışıyor.

Daha çok İspanya Gp ağırlıklı bir yazı oldu, bu yarıştan incelenebilecek dereceleri biraz gözden geçirdim. Rosberg'in lastiklerini neden bu kadar yediği Mercedes tarafından inceleneceği, İki RBR'nin de ön kanatlarını değiştirmesi kayda değer başka gelişmelerdi. Hulkenberg'in son turlarda Webber'e direnmesini ara sıra görebildik, Button 2 puan alabildi yarıştan, Vettel ise son turlardaki ataklarıyla 6, Rosberg 7. Hamilton ise 8.oldu. Kobayashi güzel ataklarıyla 5. olarak Perez'le farkı 3'e düşürdü genel klasmanda. Senna Q3'de elendi, takım arkadaşı ise yarış kazandı. Sezon onun için iyi başlamıştı fakat bir anda kabusa dönüşmüş olabilir aracının da yanmasıyla. Yine takımlarda herhangi bir pilotun öne çıktığını söylemek yanlış olur Ferrari dışında. Pic'in de Glock'un geçmesiyle Alonso ve Hamilton'dan başka sıralamalarda takım arkadaşına 5-0 yapan pilot yok herhalde galiba sanırsam. Bundan sonra üç cadde pistinde aklımızın daha da karışması muhtemel. Lotus ve Hamilton'un da yarış kazanacağını varsayarsak şimdiden 6 takımdan 7 farklı pilotun yarış kazandığı bir sezonun efsane olmaması için hiçbir sebep yok. 2010'da istikrarlı bir şekilde 2. ve 3. olan şampiyona lideri olabiliyordu, bu sene de neredeyse düzenli 4. ve 5.'lik sizi şampiyona lideri yapabilir, neredeyse. Lotus'lu Raikkonen'in de artık şampiyonluk adaylarından saymamak da yanlış olur, Schumacher'in ise başı dertten kurtulmuyor. İş artık kim haklı kim haksız tartışmasını geçti, Schumi de geçen sene Lewis'e olduğu gibi haklı olsun veya olmasın bir yerden sonra ağır eleştiriler almaya başlayacaktır. Oysaki sezona şanssız olsa da Rosberg'den daha iyi başlar gibi olmuştu. Muhtemel podyum ve galibiyetler hala önünde duruyor efsanenin fakat bir an önce düzenli puan almaya başlayamazsa sezonun ilerleyen zamanlarında Rosberg şampiyonluk yarışına girerse ona yardım etmek zorunda kalabilir ki bu ihtimal bile fanları için yeterince moral bozucu. Şu anda konumuz değil ama Mercedes F1'den ayrılırsa Schumacher'in ne yapacağı da şimdi aklıma gelen ilginç bir soru oluverdi. İki güzel yarıştan sonra Valencia'ya gidecek olan F1 için belki bu yarış sıkıcı da olsa bir net bir görüntü verebilir bize. Daha heyecanlı ama daha az şansa dayalı yarışlar izlemek dileğiyle...

31 Mart 2012 Cumartesi

İlk İki Yarışın Ardından F1 2012 Sezonuna Bakış

Malezya'ya damga vuran Karthikeyan 
Red Bull'un iki yıllık egemenliğinden sonra merakla 2012 sezonunu beklerken Türkiye'deki F1 yayın hakları ile uğraştık biz de. En azından F1 Türkiye'de bir yayıncı buldu tamamen da yabancı kanallara kalmadık, sözün özü 'hiç yoktan iyidir'. Sezon öncesinde McLaren ve Ferrari Red Bull'un egemenliğine son vermek istiyordu, Mercedes atılım yapmak istiyordu, Raikkonen'in dönüşüyle hepimiz heyecanlandık vs. vs. işin edebiyat kısmını geçiyorum..

Avustralya'da Q3'de ben hala Red Bull'dan bir bomba beklerken bu seferki bomba McLaren'den çıktı ve ilk iki sırayı gri araçlar aldı. İki yarışın sıralama turlarını karıştırırsak McLaren en önde, arkasında Mercedes ve çok yakın Red Bull ve Lotus. Ferrari ise ön gruptan oldukça geride, şu an Sauber ve Williams ayarında. Açıkçası yazının temelini tam bir aero pisti Sepang oluşturacaktı ama bu yağmur beni mahvetti. Hele ki yarıştaki tur dereceleri kafamı bir kat daha karıştırdı.

McLaren sanırım tablodaki en rahat gözüken takım. Geçen seneler RBR'nin yaptığını bu sene McLaren'de görcez gibi, Q1 ve Q2'de gerçek gücünü saklıyor takım, en azından derecelere bakarak bunu çıkardım ben. İki yarışta da Hamilton'un tek turla polü alması geçen seneki Vettel'i hatırlattı. İleriki yarışlarda bundan avantajlar çıkarmaya çalışabilir McLaren, açıkçası ilk yarıştaki farktan sonra Malezya'da daha rahat 1-2 olacaklarını tahmin etmiştim McLaren'in. Ufak bir ayrıntı var ki yine geçen yıl Avustralya'da 0.8 sn olan RBR-McLaren farkı Malezya'da birden 0.1 sn'e inmiş, Çin'de ise tekrar 0.7'e çıkmıştı. Belki de lastikleri en fazla yiyen Sepang da geçen yıl RBR'nin yaptığı gibi farklı ayarlarla çıkmış olabilir McLaren. Çin sanırım Malezya'dan daha net bir resim sunacaktır bize. Ayrıca Malezya'daki startta iki farklı çizgi belirleyen McLaren pilotlarını izlemek onların deyimiyle fantastikti. Bu paragraftaki teorimize katkı olarak aero pistinde aero olarak üstün denilen McLaren'in neden zorlandığıydı. Tabii Hamilton'un turunda önemli bir hata yaptığını (0.15-0.2 sn) ve sadece 1 tur attığını unutmamak lazım. 

Mercedes'e gelirsek, ben onları güç dengelerinin dışında tutacağım. Çünkü kendileri bile anlamamışken sorunlarını benim anlamam imkansız. Malezya'dan okuduklarımızla lastik sorunlarının öyle önemli boyutlarda olmadığını çıkardık fakat bu araç gerçekten bu kadar yavaş mı ? Konu sapacak ama Rosberg'i izlerken üzüldüm ben. SC'den sonra 4.olan Rosberg hem DRS hem de araçtan dolayı rakiplerine teker teker geçildi. Bir lafım da FIA'ya, yeterince geniş olan bir pistte geçen seneki tecrübelerden yararlanarak neden DRS alanı kısaltılmadı, öndeki sürücü bu durumda av bile değil, sadece zaman kaybı. DRS bazı durumlarda yapaylığı bile geçiyor, kelime bulamıyor insan. Schumacher'i ise uzun zaman sonra basın toplantısında görmek benim gibi F1 kariyerinin yarısını ona gıcık olmakla geçiren birini bile mutlu etti. Bu sene ilk polü de gelecektir, ilk podyumu da dönüşünden sonra. W03'ün iki yarıştaki performansını gördükten sonra yarış hakkında bir şey diyemiyor insan yine de kuru bir Çin'i beklemek gerekecek maalesef.

McLaren-Lotus-Red Bull grubundan sonra Ferrari-Sauber-Williams grubu, ardından Force India-Toro Rosso grubu, ardından Caterham, uzakta Virgin, en uzakta ise HRT. Lotus ayağı yere sağlam basan açıklamalar yapsa da pol ve galibiyet gelecektir eninde sonunda, Raikkonen'den de. Açık konuşmak gerekirse Lotus şampiyonluk yarışında neden olmasın ? Tek turda fena olmayan ve lastikleri iyi koruyan bir araç. Bir süre ön grubun bu üçlüden oluşacağını düşünüyorum. Bu noktada Mercedes'in rolü ne olacak, sıralamalarda hızlı ve yarışta tutunabildiği yerde kalacak olan bir araç mı, yarış stratejilerinde önemli bir bileşen olacaktır diğer takımlar için. Red Bull şu anlık geçen seneki Ferrari gibi polü alacak bir araca sahip değil ama yarıştaki hızıyla şampiyonaya tutunmaya çalışıyor. Her ne kadar en hızlı olmasalarda Avustralya'daki yarıştaki hızları ve Malezya'daki pist kuruduktan sonra hızlarıyla şampiyonluk yarışında olacaklarının önemli işaretleriydi.

Kırmızılara gelirsek ilk yarışta Alonso'nun Q2'deki spini, Malezya'da Kerssiz turu tam olarak nerede olduklarını görmemizi engelliyor. Evet gerideler ama ne kadar, Sauber ve Williams'dan yarışta hızlılar mı ? Sauber yine lastiklere nazik ve Williams da beklenenden hızlı gözüktü. Ferrari Alonso'nun hızıyla Q3'e kalacaktır ama her zaman kargaşalar onlara yaramayabilir. Orta sıralardan kalkmanın ne kadar riskli olduğunu biliyoruz. Sanırım geçen seneden bu yana tek iyi yan hızlı pit-stoplar İtalyanlar için. Peki F2012 gerçekten iyi bir potansiyele sahip mi ? Radikal araç demek hızlı bir araç demek değildir her zaman. Bu kritik sorunun cevabını tabii ki bilmemiz mümkün değil ama aracın sanıldığı kadar potansiyeli yoksa asıl kıyamet o zaman kopabilir. Domenicali yönetiminin asıl eleştirdiğim nokta geçen sene testlerin en çok turu atan takımı olarak testlerde yarış mesafesi bile gidemeyen McLaren'e göre oldukça kötü lastik ısıtmalarıydı. Büyük takımlar her sene en hızlı aracı sahip olacak diye bir şey yok ama Ferrari için lastikleri anlayamadık demenin de hiçbir açıklaması yok. Malezya'daki galibiyet takıma gerçekten umut vermiştir, her ne olursa olsun puanlar pazar günü dağıtılıyor. Massa konusu ise göründüğünden karmaşık sanki. Hiç girmeyelim.

Pirelli'nin 2012 lastikleri ise bu sene yine en büyük etken olacak başarı için. Özellikle McLaren'deki savaşta daha net görebiliriz lastiğin önemini. Lastiğini daha iyi ısıtan ve daha çabuk tüketen Hamilton'a karşı lastiklerini onun kadar ısıtamasa da daha iyi koruyan Button. Avustralya'da sezonun ilk stintinde hiç de fena gitmeyen Hamilton lastiğin o kritik noktasını geçince bir turda 1.7 sn birden kaybediyor. Öndeki pilotuna pite girme önceliği tanıyan McLaren'de ilk viraj savaşı önemli olacak. Şu an için Button formda gözükse de sıralamalarda en azından Hamilton'un ikinci hızlı turu attırması gerek uzun vadede. Hamilton içinse başarının sırrı geçen senki galibiyetlerinde yatıyor sanki. Almanya ve Abu Dhabi'de önde olan Hamilton pitlerden sonra farkı hemen açmasıyla ve doğru zamanda pite girerek lastiğini erken bitermesine rağmen bunu tolere edebildi. Bu seneki aracın üstünkörü yorumla daha fazla df ile daha fazla lastik yakacağını söyleyebiliriz, en azından diğerlerine göre. İyi hoş da ben bu lastikler kadar olayın içine giren lastik görmedim. Lastiklerine en çılgınca davranan Hamilton'u bile sadece Q3'de göreceğiz sanırım. Bu lastiklerle başarıya giden nokta optimum ısıtma-koruma. Yani ne Hamilton/McLaren kadar lastiklerinizi ısıtacaksınız ne de Perez/Sauber kadar lastiklerinizi koruyacaksınız. Uç örnekler oldu ama demek istediğim bu ikisinin birden mümkün olmadığı. Bu bağlamda dikkat çeken takım Lotus bence. Her ne kadar onların gelişim hızından şüphe edilse de 2011 yerine 2010'un onlar için daha iyi bir örnek olacağını düşünüyorum.

Bütün bunların yanında Malezya'da uçan bir Sauber vardı, yavaş bir McLaren. Öndekilerden teker teker kurtulan bir Alonso arkasındakilere teker geçilen bir Massa vardı. Sıkışık gridde cevaplanacak daha çok soru var sanırım, özellikle Malezya'da bu sorular daha da arttı. Benim kafamda Malezya'daki tur derecelerini sıkı sıkıya incelemek vardı ama olmadı. Yine de pist kuruduktan sonra dereceler Perez'inkiler hariç çok şaşırtıcı değildi. Kendimce son turları dahil etmeyerek Alonso, Perez, Hamilton, Webber ve Raikkonen'in son stintteki ortalamalarını aldım. Yine Perez'i dışarıda tutarak dörtlünün en iyisi 1.42.336 ile Hamilton, Webber 42.376, Raikkonen 42.527, Alonso 42.998. Perez'in hata yaptığı turu saysak bile yine 42.353 ile Webber ve Hamilton aynı konumda, o turu saymazsak ortalaması 1.41.972 yani Alonso'dan 1 sn. hızlı tur başına. Dikkatimi çeken bir nokta da Hamilton'un pistten çıkış turunda (piti 2 tur kabul edelim) 1.43.897 ile Webber'in çıkış turuna göre 2 sn, Raikkonen'e göre 2.8 Alonso'ya göre 2.9 sn. hızlı olması. Belki de McLaren'in cumartesi hızlarının sırrı burdadır. Perez'in derecelerini ise Hulkenberg'in 2010 Brezilya yarışına benzeteceğiz galiba. Şu anlık başka açıklaması yok çünkü Perez'in lastik ısıtması da diğerlerinden iyi. Gözler onu arayacak diğer yarışlarda, Kobayashi'nin ise bir sorunu vardı belli ki, yarıştan sonra herhangi bir açıklamaya rastlayamadım. Sauber'de de takım içi çekişme gözden kaçırılmamalı. Şu an hangi araç nerede hızlı olacak, kim hangi pistlerde öne çıkacak bilmiyoruz fakat birbirine yakın grid büyük de bir heyecan vadediyor.

Her senenin şampiyonunda olduğu gibi bu sene de istikrar belirleyici olacak. Pilotların performanslarına özel olarak yazmadım ama Alonso kaldığı yerden devam ediyor. Bunca yazıyı boşa çıkarırcasına şampiyona lideri. Hamilton iki yarışta da podyuma çıkarak ikinci durumda. Birçok kişi onun bu sene biraz kendini törpülediğini düşünüyor. Ben ondan ziyade lastiklerini korumaya çalıştığını düşünüyorum, kendi içinde küçük bir meydan savaşı yaşadığı kesin. Button'ın Malezya yarışı da bir nazar boncuğu oldu onun için. Webber de kendine tekrardan bulmuş gibi geldi, Schumacher içinse söylenecek çok bir şey yok. Şu an mükemmel benim gözümde. Rosberg iki yarışta da efsaneden geride kalsa da karar vermek için çok erken. Sadece onlar için değil takım içi savaşlarda bu sene kızgın olacak. Ferrari ve Marussia dışında hemen her takımda görebiliriz bu sene iç savaşları, bu da onlara ayrı gerginlik bize ayrı heyecan. Marussia'nın da iki yarışta 4/4 finiş görmeleri onlar için büyük F1 için küçük bir hamle. HRT'nin de Malezya'da yarışmasına sevindim, bu takımlara sempatim var benim nedense. Yağmursuz, kazasız, sıralamanın artık oturduğu bir Çin GP dileğiyle, zaten DRS ile öyle böyle ataklar izleyeceğiz..