Michael Schumacher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Michael Schumacher etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2014 Çarşamba

Üç Dönemin Hikayesi - I

Alonso'nun Ferrari'den ayrılıp 2016'da Mercedes'e geçmek istemesi ister istemez bazı soruları aklımıza getirdi. Böylesine baskın bir araç size kaç yıl şampiyonluk için yarışma garantisi verebilir, Alonso Mercedes'e geçebilirse 2016'da bu kadar güçlü bir aracı olabilir mi ?.. Bu soruların cevabını bulmak için Formula 1'in en hızlı ve popüler araçlarını yıllar içindeki performansını inceleyelim dedik. Bu araçlar McLaren'in MP4/4'ü, Ferrari'nin F2000'i ve Red Bull'un RB6'sı. Üçü de uzun yıllar sürecek hegemonyayı sağlayan araçların ataları oldular.
















Üç aracın da kendine göre hikayesi var ya da üç dönemin diyelim. McLaren'in hikayesi en bilindik, çok güçlü bir araç ve zaman içinde aradaki önemli farkın azalması. Ferrari ise 2000-2002 arası farkı artırırken 2003'teki kural değişiklikleriyle sarsılsa da şampiyonluklara devam etti. Red Bull ise kurtlar sofrasına pek alışık olmadığı için 2010'da büyük sıkıntılar çekti. Şimdi bu üç dönemi sırayla inceleyelim ve içinde bulunduğumuz Mercedes hegemonyası hakkında fikir yürütelim.

1988 sezonuna baktığımızda bir kere daha şaşırdık. Senna'nın saf hız anlamında ne kadar iyi olduğu hepimizin malumu ama McLaren'e geldiği ilk sezonda, takımda 4 sene yarışıp, bunların 2'sinde şampiyon olan Prost gibi birine karşı 16 yarışta 13 pol kazanmış. 2 pol Prost'a, 1 pol da Gerhard Berger'e gitmiş. Yani McLaren MP4/4 16 yarışta 15 pol ve 15 galibiyet elde etmiş. Ertesi sezon yine 15 pol kazanmış McLaren. Senna 13, Prost 2 ve Riccardo Patrese 1. Yarış galibiyeti sayısı ise 11'e düşmüş. Unutmadan 1989 sezonunda turbo motorlar yasaklanmıştı. 88 ve 89 sezonları Senna ve Prost rekabetiyle F1'in dünya çapında bir vites daha artırdığı yıllar olmuştu. Tarihin en iyi aracı, en iyi takım patronu ve tarihin en iyi pilot dizilimi.



Muhteşem Üçlü




1990 sezonu ise Berger'in ve Prost'un yer değiştirmesiyle başlıyor. McLaren cumartesi günleri gücünü korusa da pazar günü Ferrari koltuğundaki Profesör'ün de etkisiyle işler değişiyor ve şampiyonluk bildiğiniz gibi yine Suzuka'ya kalıyor. 90'da McLaren 12 pol kazanırken, galibiyet sayısı sadece 6. Pollerin ikisi Berger'in. '90 takımların biraz daha birbirine yaklaştığı sezon olarak da görülebilir. Williams'ın 2, Nelson Piquet ile Benetton'un 2 ve Ferrari'nin 6 galibiyeti var. Piquet son iki yarışı da kazanmış.

1991 sezonu Senna ve McLaren adına daha rahat geçmiş. Üç dönemin ortak yanlarından biri de bu, üç takım da baskınları sona ermeden önceki yılda rahat şampiyon olmuşlar/oldular. McLaren Senna'nın 8, Berger'in 2 polüyle toplam 10 pol kazanırken, 8 yarış kazanabilmiş. Williams'ın ayak sesleri ise bu seneden duyulmaya başlanmış. 6 pol ve 7 galibiyet. Mansell ve Patrese ikilisi de akla Vettel-Webber ikilisini hatırlatıyor. Gerhard Berger'in de çok güçlü 'ikinci pilot' imajı var maalesef.

Ve 1992 sezonu. McLaren Honda ortaklığı 88-92 arasında sürmüş ama bu 4 değil, 5 sezon ediyor. İnsanlar doğal olarak efsanevi '88 ve '89 sezonlarını hatırlıyor fakat 88'de ortalığı kasıp kavuran McLaren Honda ortaklığı 92'de Williams'a karşı hiçbir şey yapamamıştı. Mansell 14 pol ve 9 galibiyet elde etti. Diğer poller Senna ve Patrese'nin. İngiliz takım 15 pol ve 10 galibiyet kazandı 16 yarışta. Senna 3, Berger 2 ve Schumi de 1 galibiyet aldı. 1992 sezonu bugünlerde sıklıkla atıf yapılan Prost'un boş senesi oldu ve Fransız 1993'te Williams ile pistlere dönüp 38 yaşında dördüncü ve son şampiyonluğunu kazandı. Bu noktada Williams'ın 90'lardaki dominantlığının farkı nedir diye sorarsanız, ki sormak gerek, herhalde belli pilotla özdeşleşmemesi diyebiliriz. Anlattığımız üç dönemde de Senna, Schumi ve Vettel'in önemli katkıları var fakat Williams bu yıllarda 4 farklı pilotla şampiyon oldu ve özellikle Damon Hill ve J. Villeneuve'ün diğer şampiyonlar kadar üst düzey pilot olmadıklarını ekleyebiliriz. Özetle Williams'ın yaptığı iş daha zordu.



1992 Monaco GP : Mansell bütün yarış Senna'nın arkasındaydı, 10 sene sonra aynısını Coulthard Schumi'ye yapmıştı.





























McLaren Mercedes işbirliği ise Williams'ın güçlü formu 97'de bittikten sonra başarıya ulaştı. 1998 ve 99'da en hızlı araca sahip olan takım iki pilotlar ve bir takımlar şampiyonluğu kazandı. Belki 2000'de de en hızlı araca sahiptiler ama o yıl artık yeni bir devrin başladığı yıl oldu. Ferrari tam 21 yıl sonra pilotlarda mutlu sona ulaşırken Schumi'nin katkısı büyüktü. Rubens'in de Hockenheim'daki inanılmaz yarışı. Ferrari dominasyonunun başlangıcı diğer ikisinden bu şekilde ayrılıyor. Hem MP4/4 hem de RB6 rakiplerine göre çok üstündü fakat F2000'in koltuğunda Schumi'den başkası olsa şampiyonluk gelmeyebilirdi. 2000'den sonra 2001 daha kolay geçmiş, 2002 ise hem Schumi adına hem Ferrari adına yeni rekorlar getirmişti.

2000'de Ferrari 10 pol ve galibiyet elde etti, bunlardan 1 pol ve galibiyet de Rubens'in. Artık 17 yarışımız var. 2001'de Schumi 11 pol, Williams 5 ve McLaren 2 pol kazanmış. Galibiyet sayılarında 9 Schumi, 4 McLaren ve 4 Williams. David Coulthard kariyerinin en iyi sezonunu geçirerek şampiyonada 2. olmuştu. Hakkinen kötü geçen sezondan sonra 1 sene ara vereceğini söylemiş ve birçok kişinin tahmin ettiği gibi bir daha da dönmemişti. Sezonları incelerken Senna'nın inanılmaz baskın cumartesi performansından sonra en çok Ferrari'nin her anlamda domine ettiği 2002 sezonunda Montoya'nın Schumi ile eşit pol sayısına sahip olmasına şaşırdık. İkisinin de 7 polü varken, Rubens de 3 polle pik yapmış. Galibiyetlerde Ferrari 15, McLaren ve Williams 1. Schumi ise Williams'ın duble yaptığı Malezya Gp hariç bütün yarışları ya kazandı ya da ikinci bitirdi. Malezya'da üçüncü olmuştu yani 17 yarışın hepsinde podyumdaydı. McLaren de tek galibiyetini Coulthard'la Monaco'da aldı. Tabii Ferrari'nin baskın olduğu yıllarda yakıt ikmali yasağı yoktu, belki de Williams'ın 7 polünde hafif depoyla sıralamaya çıkmanın önemli etkisi vardır.




2000 Almanya GP : Schumi sezon ortası üç yarış üst üste yarış dışı kalmıştı, bu da sonuncusu.Rubens'in en unutulmaz zaferi




























Ferrari'nin 2003 ve 2004 yıllarıyla Red Bull yıllarını diğer yazıda anlatalım. Mercedes'in hikayesi ise en çok McLaren'inkine benziyor. Yeni kurallarla çok baskın bir araç ve iki takım arkadaşının şampiyonluk için kıyasıya mücadelesi. Mercedes'le beraber hikayelerde en garip olanın Ferrari olduğu muhakkak. Aslında Ferrari ve Schumi muhtemel bir McLaren dominasyonunu kırıyorlar 2000 yılında. Evet, Mika Hakkinen çok sevilir Formula 1 camiasında ama McLaren koltuğunda Schumi olsaydı tarih şu an çok farklı yazılmış olabilirdi. Ayrıca Newey ve McLaren uyuşmazlığı da Ferrari dominasyonuna önemli katkılar yaptı. Newey'in Formula 1'de en son çalışacağı takım belki de McLaren'dir. Ferrari 96'da Schumi'yi de katarak başladığı yeni yapılanma beşinci sezonun sonunda meyvesini vermişti ve ondan sonra da durdurulamadılar.

Etiket sıkıntısından dolayı yazıyı ikiye bölelim dedik. Genel değerlendirmeyi ve Mercedes'in geleceği ile düşünceleri de diğer yazıda paylaşacağız. Özellikle belirtmek gerekir ki Senna dönemini izleyemedik ve bilgilerimiz internetten, sağdan soldan bulduklarımızla sınırlı. Ferrari dominasyonunu izledik ama şu an o yıllar da uzak hatıralar gibi geliyor yani ayrıntılara pek hakim değiliz. O yüzden sizin de paylaşacağınız ayrıntılı bilgilerle hatalarımızı öğrenebilir, daha fazla şey öğrenebiliriz. Diğer yazıda görüşmek üzere.

30 Ekim 2012 Salı

Michael Schumacher ve Lance Armstrong

İkisin de efsaneydi, ikisinin de yedi şampiyonluğu vardı, ikisi de emekli oldu ve ikisi de geri döndü : Michael Schumacher ve Lance Armstrong. Kimilerine göre ikisi de kariyerlerini zedeledi. Bu satırlar  belki Lance Amstrong'un doping davasından önce yazılsaydı mantıklı olabilirdi, şimdi ise asla.

Michael Schumacher 2006 yılında 7 şampiyonluk, 91 galibiyet ve ardında sayısız rekorla emekli olurken, Lance de 2005 yılında Fransa Bisiklet Turu'nda 7. şampiyonluğunu kazanıp emekliliğini açıkladı. İkisi de üç sezonun ardından, Lance 2009'da, Schumi 2010'da kendi çöplüklerine geri döndü. İkisi de ikinci kariyerlerine başarılı olamadı, devrin hızlı elemanlarına geçildi. İkisi de karizmalarını çizdirdi birçoğuna göre.

Japonya 2006

Neyse artık, son günlerde cümle alem Lance Armstrong'un doping yaptığını ve bunun için arkadaşlarını da zorladığını öğrendi, şu an dünyanın en dibindeki insan kesinlikle Lance Amstrong'dur. Neyse ki ben şanslıyım, zamanında Amstrong'u ancak haberlerden takip ettim, müthiş! tırmanışlarından hiçbirini izlemedim.

Bisiklet denilince akla ilk gelen Fransa Bisiklet Turu olmasına rağmen aslında İspanya ve İtalya Bisiklet turuyla beraber üç büyük tur var. Armstrong Amerikalıların sadece Fransa Turu'yla ilgilendiği için sadece Fransa'da yarıştı. Benim gözümde asıl sporcu bu üç büyük turda da yarışmalı, hepsinde kendini göstermeli.

şu resme uzun uzuun bakarım hep...

Schumi'nin niye döndüğü ise Behzat Ç.'nin Ç'si gibi hep bir bilinmez olarak kaldı. Çok kafa yordum üzerine, sonra baktım olmuyor, akışına bıraktım. Yine de kafasında Hamilton, Vettel gibi yeni nesil pilotlara kafa tutmak vardı, en azından bir köşesinde.

İyi ki döndü, azmi, mücadelesi, savunmalarıyla onu izleyemeyenlere yeni bir fırsat sundu. Nasıl 7 şampiyonluğu kazandığını Formula 1'i takip etmeyenlere anlatamadıysak şimdi de niye 'kaybettiğini' anlatamıyoruz, onu dert etmeye gerek yok. 2012 performansıyla kaybetmediğini gösterdi de.



Seveni kadar sevmeyeni de çoktu Schumi'nin. Yıllarca domine etmesinden özellikle. Ben dahil birçok ona gıcık kapan Formula 1 izleyicileri artık onu sevmeye başladılar, bizler için Michael Schumacher'den Schumi'ye evrildi.



Kendisi çok güzel özetledi, ikinci kariyerimde kaybetmeyi öğrendim dedi Alman. İkinci kariyerinde birçok kazaya karıştı, cezalar aldı. Aracın hızı bu deyip pes etmedi, yol vermedi ama üzerine bir de DRS eklenince arkasındaki hızlı pilotlara direnemedi. Kötü bir zamanda dönmüştü Formula 1'e. İlk kariyerinin aksine hep yanlış zamanda hep yanlış yerdeydi.

Bu ikilinin deli gibi bir yağmurda kapışmasını izlemek güzel olurdu..

Lance Armstrong sadece bisiklete değil, spora karşı yapabilecek en kötü şeyi yaptı. Arkasında inancını yitirmiş birçok sporsever bıraktı. Kanserle savaşla ve spor için bir efsaneydi, bir sporcudan daha fazlasıydı. Şimdi ne yapıyor, basına bir açıklama yapacak mı, ortalıkta görünecek mi..Sanırım bundan sonra para kazanabileceği tek şey kitap yazmak olur.



Michael ise 2000'li yıllarda birçok pilotun deneyemeyeceği, denemiyeceği, hele hele böyle bir kariyere sahipken aklına bile getirmeyeceği bir işe girişerek birçok kişinin gönlünü kazandı. 155 podyum kazanan bir pilottan bahsediyoruz, birçok F1 pilotu bu kadar yarışı bile göremezken.. Eskiden birçok kişi onun başarılarına saygı duyuyordu, şimdi onu seviyor da. Bu önemli bir fark, kolay kolay kazanılabilecek bir fark da değil. Sayısal ayrıntılara girmeye gerek yok, dediğim gibi önceki başarıları nasıl insanlara anlatılamadıysa özellikle 2012'deki başarılı performansı da anlatılamayacak.

Schumacher ve Armstrong'un aynı yazıda ele almak yadırganabilir, lakin onları bir araya getiren kader oldu sanırım.

Lance ve Schumi, Monaco 2006


UCI(Uluslaraası Bisiklet Birliği) Başkanı Lance Armstrong için unutulmayı hak ediyor demişti. Schumacher içinse tam tersi, her zaman hatırlanmayı hak ediyor, edecek. Yazımızı artık sadece NBA için değil bütün sporlar için klasikleşen Rudy Tomjanoviç'in sözüyle bitirelim : ' Bir şampiyonun yüreğini asla hafife almayın.'

7 Tour de France....






29 Eylül 2012 Cumartesi

Lewis Hamilton Transfer Sözlüğü


Button, Jenson : Takımda artık liderliği ele geçiren Button kuralların pek değişmeyeceği 2013 yılında da en hızlı araca sahip olabilir. Üstelik 2013 yılı aracı da çoğunlukla ona göre tasarlanacaktır. McLaren’in Button-Perez ikilisi tek turda çok iyi bir görüntü sunmasa da İngiliz Hamilton gibi tek tur ustası bir pilotun baskısından kurtulacağı için bir nebze performans bulabilir. Kariyeri 2009 yılına kadar hep ‘yanlış zaman yanlış insan’ modunda giden Button Hamilton’ın gidişinden en karlı çıkan isim muhtemelen.

Doyurucu : İlkin yazıyı ‘doyurucu’ sıfatı çerçevesinde yazmak istiyordum, vazgeçtim. Hamilton’ın takımda mutlu olmaması, takımdan orjinal kupaları istemesi, Mercedes’de daha fazla kazanacak olması, 2014 kural değişiklikleri, geçen sene yaşananlar …Bunların hiçbirisi tek istediği daha fazla şampiyonluk olan bir pilotun daha güçsüz bir takıma gitmesi için ‘doyurucu’ nedenler değil. 2013 yılında Mercedes’in en büyük numarası D-DRS’nin de çöpe gittiğini hesap edersek seneye Hamilton’un şampiyon olma ihtimali yok gibi. Üstelik en büyük iki rakibi 2012 ve 2013’de birer şampiyonluk alsa Alo 3, Vet 3, Ham 1 olacak, onun için daha kötü senaryoda Alo veya Vet 4 Ham 1 olacak..2012 için de takım ve Hamilton’ın eski konsantrasyonunu toplaması zor olacaktır, büyük sürpriz olmazsa.2015 içinse Mercedes kısmını bekleyelim.

Luca ne düşünüyor acaba..


Ferrrari : Aslında her şey Ferrari’nin tek pilot üzerine odaklanmayı bırakıp bırakmayacağı üzerinde duruyor. Massa en fazla bir sene daha yarışabilir, 2014 için takım gerçekten Vettel’le anlaştı mı veya anlaşmaya çalışacak mı ? Hatta daha ileri gitmek istiyorum, takım 2016 aralık ayında Alonso ile devam etmek isteyecek mi ?  Eğer Ferrari iki güçlü pilotla yarışırsa 2017 yılı için Ferrari-Hamilton birlikteliği uzak değil, bu fikrin diğer parçaları diğer harflerde olacak.

Grid : Hamilton transferi öyle bir hareket getirdi ki gride, HRT hariç bütün takımların pilot dizilimini değiştirebilir iki yılda. Halihazırda üç takımın dizilimi değişti, Ferrari’nin kararına bağlı olarak hem kendileri hem RBR, muhtemel Kimi boşluğu için Lotus, RBR koltuğu için bir STR pilotu, orta sıralarda boşluk için Kovalainen ya da Marussia ikilisinden biri….Bu işten tamamen karlı çıkacak basın olabilir.

Force India İkilisi : Her ikisi de McLaren koltuğunu kapamamış olsalar da şu an belki de hayatlarının savaşını veriyorlar. Kim kaybederse geleceğini de kaybetmiş olacaktır. Kazanan taraf büyük ihtimal daha iyi bir koltukta şampiyonluk veya yarış kazanmak için yarışacak diğeri ise puan mücadelesine devam edecektir.

Haug Amca

Haug, Norbert : Haug ile Schumacher ilişkisi bir türlü olmayan bir ilişki. Haug tarihin akışını değiştirmeyi istiyorsa bunu 90’ların sonunda yapacaktı. Sanırım zamanında Schumi’yi McLaren’e transfer etmek isteyen Haug 2010’da bu emeline ulaştı fakat beklenileni veremedi. Daimler Hamilton transferin daha çılgın bir şey yapmak isterlerse CEO’su sayın Dieter Zetsche Haug’u gönderir, BMW’den emekli olan Mario Theissen’ı alabilir.Akıllarında bulunsun yani...

HRT : Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Kobayashi, Kamui : Geçen seneki etkileyici performansından sonra tek turda da hızını geliştiren Japon pilot, ilginç şekilde takım arkadaşının gerisinde kaldı. Şu an kimse ondan bahsetmiyor, belki de aracın yumuşak yapısı ona hiç uygun değil. Bunu demek de pek ‘doyurucu’ değil çünkü kimi zaman o da iyi performanslar gösterdi benzer taktiklerle, tam olarak belli bir neden de olmayabilir. Daha hiçbir şey bitmedi onun için..

Lost – Lost : McLaren Hamilton birlikteliğinin bitmesi iki taraf için lost-lost oldu. Hani bir anlaşmada iki taraf da ne kadar kaybedebilirse o kadar kaybettiler. Hangi tarafın daha az zararla kapatacağını zaman gösterecek. Zaten bu birlikteliğin bitmesine insanlar iki taraf da zararlı kapatacağı için inanmıyordu ama bitti…

McLaren : Hamilton çocukluğundan beri içinde bulunduğu takımını bıraktı. Adrian Newey varken bir takıma en iyi teknik kadroya sahip demek kolay değil ama Newey’i Lotus James Allison’u veya Ferrari’nin Pat Fry’ı gibi bir seviyede kabul edersek en iyi teknik kadro McLaren’de diyebiliriz. 2013 için de çok iyi bir temele sahipler. Perez anlaşmasıyla Vodafone konusunda elleri güçlenecek. Perez hamlesini Mercedes’den bir saat önce duyurarak bir nevi çalım attılar, oldukça politik bir hamleydi. Hem de Ferrari’nin yeteneğini kaptılar. McLaren motor konusunda ise sanıldığı kadar dezavantajlı olmayacaktır. Eğer Mercedes’le anlaşamazlarsa yeni bir partner arayabilirler ya da kendileri üretebilir. Sonuçta Mercedes hala kendi kazanamasa da McLaren’le kazanmaya devam ediyor ve McLaren motor için Force India ile aynı ücreti ödemek istemeyecektir. ‘Maliyeti çıkarma’ adına 2-3 yıl bir geçiş dönemi olabilir sonrasında seçeneklere bakılabilir. Motor konusuna Mercedes’le devam edelim..

Mercedes : Herkesin beklentisi 2014’deki kural değişiklerinin 2009 gibi bir fark yaratması. Fakat unutulmaması gereken önemli olan noktanın motor gelişimine izin verip vermeyecekleri veya ne kadar izin verecekleri. Motor gelişimi yasak olduğu takdirde beklentileri pek fazla büyütmeye gerek yok sanki. 2014 yılı için oluşacak muhtemel dayanıklılık sorunlarıyla geçiş yılı olabilir. Ayrıca motor çok ön plana çıkacaksa bundan avantaj takım dayanıklı motorlarıyla Ferrari veya dayanıklılık konusunda şu aralar sıkıntı da olsa sürekli zorlayan Renault olması daha kuvvetli bir ihtimal. Üstelik Mercedes’in bu konuda pek de iyi bir şöhreti yok. Yine 2014’de Mercedes son yarışa kadar şampiyonluk için savaştı, peki ya 2015’de bunun devam edebileceğinin garantisi var mı ? Brawn’ın kurduğu Aldo Costa, Geoff Wills gibi önemli isimlerle kurduğu kadronun performansı motorlardan da önemli olabilir. Mercedes Hamilton transferiyle bir anlamda günü kurtardı, hem devam ediyoruz mesajı verdi hem de tekrardan takımın üzerindeki beklentileri ve ışıkları artırdı. Yine de seneye aynı noktada başladığı takımlarla oluşan fark şampiyonluk isteyen bir takım için hiç iyi gözükmüyor. Üstelik tek galibiyetleri de biraz lastik ve McLaren’in hataları kokarken..

Maldonado, Pastor : Pastor Maldonado 2013’de McLaren’de. Bu sene iyi performansıyla göz dolduran Venezüellalı pilot Lewis Hamilton’un Mercedes’e geçmesiyle McLaren’e transfer oldu. Güçlü sponsporu PDVSA’yı da yanında İngiliz takıma götüren Maldonado 2013’de şampiyon olmak istiyorum dedi… Şimdi şaka gibi gelen şu haber eğer Maldonado yarışlardaki saçma hataları olmazsa hiç de uzak değildi. Williams ile 2013 için sözleşmesi var galiba ama biz fanteziyi bozmayalım. Venezüellalı olası seçenekler içerisinde McLaren’in 2013 koltuğu için en içe sinecek seçenek olabilirdi. Çünkü takım arkadaşına bu denli üstünlük kuran bir pilot yok olası adı geçen isimler arasında. Doğru zamanda doğru yerde olmak çok önemli, nasıl  Button zamanını beklediyse her zaman elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız Formula 1’de. Size de bir gün şansın geleceğini bilerek, isteyerek..

Perez, Sergio : Şu anda dünyanın en mutlu insanı. Elinde müthiş bir fırsat var, artık son 6 yarışta bile göz önünde olacak. Daha çok genç, öğreneceği çok şey var ve şampiyonluk kazanabileceği bir araçta olabilecek en iyi takım arkadaşına sahip. Söylenebilecek çok bir şey yok…


Raikkonen, Kimi : Bu seneki performansıyla göz dolduran Kimi eğer yeniden bırakmazsa onu kapmak için 2013 sonrasında McLaren – Red Bull – Lotus savaşı yaşanabilir. Eğer Lotus ona düzgün araç verirse büyük takımla uğraşmamak için tercihinin Lotus olması küçük bir ihtimal değil. Pilot pazarının gözdesi olacak  gibi duruyor.


Red Bull : 2014 için büyük soru işaretleri oluşan takımda boş durmayacaktır. Eğer Vettel’i kaptırırlarsa Raikkonen için sıkı bir savaşa girebilirler. Toro Rosso sürücüleri seneye daha iyi olacaktır ayrıca. 2008’deki STR aracı hiç fena bir araç değildi, 2012’de STR pilotlarının Vettel gibi bir patlama yapmaları kolay değil. Ricciardo bu formunu devam ettirebilirse Webber’in koltuğunu devralabilir. Yine de takım bir yıldıza ihtiyaç duyacaktır. Şu anki denklemde Red Bull zayıf görünse de kesinlikle boş durmayacaklardır…

Dostluklarını devam ettirmeleri zor olacak.

Rosberg, Nico : Oluşan durumdan mutsuz olan isimlerden biri, belki de en mutsuzu. Üç yılda özellikle Schumacher taraftarlarına antipatik gelen birçok açıklamaları olsa da pistteki başarısızlığı ‘ben de Schumacher’i geçtim ne yapayım’ diyerek savuşturmaya çalıştı. Ne olursa olsun Schumacher’le yarışmak insanı yıpratır, hadi Schumacher geçici bir projeydi Mercedes için. Bu takım Rosberg’in etrafında kuruldu, peki Hamilton nereden çıktı şimdi diye düşünecektir. Yine bir yıpranma dönemi Rosberg için..O muhtemelen Di Resta’yı beklerken karşısında bu takıma oldukça şaşaalı şekilde ve şampiyon olmak için gelen bir Hamilton var. Şu an çok onun işi zor..

Sarı Kask : Artık sarı kaskla özdeşleşmiş Hamilton'ın sarı kaskına devam edip etmeyeceği başka bir soru. Bildiğiniz gibi Rosberg de daha açık olsa da sarı kask kullanıyor. İkisi de aynı renkte kask takar mı bilinmez. Son yarışa beyaz kaskla çıkan Hamilton acaba gece yarışı bahanesiyle taraftarlarını bu kaska mı alıştırmaya çalışıyor ? Evet, kasklar yarış kazandırmaz ama Hamilton'un sarı kaskı onun agresif yapısı kadar Hamilton'u Hamilton yapan özelliklerden biri.

Sauber : Formula 1’in Porto’su, eskinin Ajax’ı… Raikkonen, Massa, şimdi de Perez. Yetiştirdiği bir başka yetenek de büyük takıma gidiyor. Keşke F1’de bonservis olsa diyesi geliyor insanın Sauber’i görünce. Şimdi de Perez’in koltuğunu kimle dolduracak, Ferrari’den sonra en çok konuşulan konu olacaktır. Eğer Schumacher olmazsa Kovalainen güzel bir seçenek olabilir.

Sauber düşünceli..

Schumacher, Micheal : Schumacher’in karar verememesi olayların başlangıcı oldu. Veya Hamilton gibi bir ismin gelecek sene boşta gözükmesi Mercedes’in iştahını kabartmış olabilir. Rosberg gibi tek turda iyi pilotu sıralamalarda geçiyorsa Schumi bırakması için hiçbir neden yok. Onu Sauber’de görürsek çok mutlu olacağım şahsen, 2010’da bıraksaydı bir şey diyemezdik fakat şu performansa yazık olur gerçekten. Gitmemesi şu an tek dileğim..

Vettel, Sebastian : Pilot pazarının artık yeni gözdesi, kilit ismi. Acaba 2014 için ön sözleşmesi var mı ? Yoksa zamanında Raikkonen’i, Montoya’yı, Alonso’yu ve en sonunda Perez’i kapan McLaren   pilotlarının olası düşük performansa karşı Vettel’e yönelebilir. Vettel için yine Ferrari – McLaren – Red Bull savaşı görebiliriz. Tabii Perez’in anlaşması için multi-year dendi, 1+1 olduğunu varsayıyoruz. Eğer Vettel RBR’den ayrılmak isterse Ferrari’de Alonso ile kapışmak yerine McLaren’i tercih edebilir. Red Bull’un ne teklif edeceği de şimdilik muamma.







15 Ağustos 2012 Çarşamba

Oynat Uğurcum ; Hamilton'la Raikkonen'in Dansı : Spa-Francorchamps 2008





F1'in son on yıldaki en efsanevi anı hangisi derseniz ben Hamilton'la Raikkonen'in 2008 yılında Spa-Francorchamps'da son 3 turdaki mücadelesi derim. F1'in son 10-15 yılındaki sanırım yine Spa'da 2000 yılındaki Hakkinen'in Schumacher'i geçişinden bu yana en unutulmaz anıdır bu mücadele. Her iki mücadelenin de McLaren-Ferrari çekişmesi olsa tesadüf olmasa gerek.





Yarış ikinci turunda spin atan Hamilton'u geçen Raikkonen baştan sona üstünlüğüyle geçmişti ki son pitlerin ardından Hamilton farkı azalmayı başarmıştı. Son üç tura girerken Hamilton Raikkonen'e iyice yaklaşmış ve turun sonundaki düzlükte ilk atak denemesini yapmıştı. Son şikanı kesen Hamilton start-finish düzlüğünde yerini Raikkonen'e vermişti. İşte tam bu anda yerini verdikten sonra tekrar atağa kalkan Hamilton'un ve savunmada olan Raikkonen'in öyle güzel iki hareket yapmışlardı ki; adera dans ediyorlardı. En çok da bu anlarını sevdim mücadelenin. Ve son 2 tura girerken Hamilton öndedir ama daha önemlisi bir Spa klasiği olan yapmur başlamıştır. Raikkonen ilk sektörün sonundaki düzlükte denemiştir ama olmamıştır. Les Combes'den itibaren yağmur iyice hissedilmeye başlanmış, ilk kontralar da verilmiştir. Pouhon'da ikisi de pist dışına çıkmış, Fagnes'de ise piste dönmeye çalışan Rosberg, pistin dışına doğru sürüklenen Hamilton ve yolunda giden Raikkonen ise neredeyse birbirine girecekken kazadan son anda kurtulmuşlardır. Hamilton'un çimlere sürüklenmesiyle Raikkonen tekrar liderliği almıştı. Almıştı almasına da hemen ardından spin atan Raikkonen liderliği tekrar vermişti Hamilton'a.



Biraz olsun mücadele sakinleşse de -10-15 saniyecik o da- üçüncü sektörün sonundaki düzlükte yani mücadelenin başladığı yerde Raikkonen pist dışına çıkıp aracın kontrolünü kaybederek diğer taraftaki duvara kadara kayıp ön kanadını parçalayarak yarış dışı kalmıştı. Artık Hamilton son tura rahat giriyordu girmesine de hafif yağmur devam ediyor, bazı pilotlar intermediate lastiklere geçiyordu. Öyle ki son turda üçüncü olan Bourdais yarışı 7. bitiriyor, son tura 8.giren Heidfeld ise podyuma çıkıyordu. Diğer yağmur lastiği takan isim Alonso ise son metrelerde Vettel'i geçerek 4.oluyordu. Sıradan bir Belçika Gp'si son üç turda efsane oluvermişti.





Yarışın sonunda ise Hamilton'a 20 sn cezası gelerek üçüncü sıraya düşmüştü ve yarışın kazananı ise Massa olmuştu. Şu an cezanın nedenini tam olarak hatırlamıyorum ve de bu tatsız konuya hiç girmek istemiyorum. Böyle mücadeleler yıllar sonra da hatırlanacak, birçok pilot adayına ilham olacak. Bugün bile Spa'daki iki efsanevi mücadele birçok yılın tüm yarışlarından daha çok hatırlanıyor, benim 2004, 2005, 2009 gibi yıllardan hatırladığım doğru dürüst heyecanlı anlar yokken bu iki mücadele direk aklıma geliverir. Aklımdan çıkması mümkün değil ki. Böyle daha birçok mücadele görmek dileğiyle, Formula 1 işte böyle eğlenceli, böyle yarış sporu oluyor...


7 Haziran 2012 Perşembe

Ferrari'nin Ütopyası

Kırmızı ağırlıklı bir yazı olacak..
Ferrari'nin ütopyasına yani 2.pilot politikasını üzerine kafa yormuşluğum az değildir. Çıkış noktam ise F. Massa oldu. Massa'nın özellikle 2011'den itibaren yaşadıklarıyla şekillenen bu düşünceyi Ferrari'nin 2. pilot politikasının günümüz Formula 1'inde ütopyaya benzetmeye başladım. Şimdi geriye salalım, 2006'ya Schumacher - Massa ikilisine.

Aslında 99'a saradabiliriz kasedi, ne alaka diyeceksiniz. 99'un son yarışında M.Hakkinen'in şampiyonluğu için yarışı kazanması gerekiyordu ve yarışa ikinci sıradan başlıyordu, İngiltere'de kaza yaparak birçok yarışı ve şampiyonluk şansını kaçırmış Schumi'nin arkasında. Startta zorlanmadan Schumi'yi geçmiş ve yarışı kazanarak şampiyon olmuştu, Irvine da üçüncü olarak şampiyonluğu iki puanla kaybediyordu (İkinciliği bir anlam ifade etmiyordu Hakkinen'in kazanmasıyla). O zaman NTV'de yarışı anlatan Okay Karacan ilginç şekilde Schumi'nin yıllar sonra bu yarışla ilgili yapacağı itiraflar olabileceğini söyleyip durmuştu (yoksa bir iki kere mi söyledi, tam hatırlamıyorum). Açıkçası konumuzla direkt bir alakası yok ama aklıma gelmişken yazayım dedim, F1'de yok yoktur. Kimseyi zan altında bırakmak istemem, zaten F1 dünyasının beni ipleyeceğini de zannetmiyorum. Demek istediğim klişelerle zaman kaybetmeyelim -öyle demek istememiştim cart curt- blog yazısı yazıyoruz, köşe yazısı falan değil.

Massa İstanbulpark'da ilk galibiyetini omuzlarda kutluyor.

2006'da ise Kırmızılarda tam 7 şampiyonlu M.Schumacher ve çiçeği burnunda bir Ferrarili F. Massa vardı. İşte bu pilotlar Ferrari'nin ütopyasını gerçekleştirebilecek ikiliydi. M. Schumacher hızlı aracıyla en önde, Massa ise hem onu zorlayamayacak ama ardından gelen takımın hızlı isimden de hızlı olabilecek kapasitede bir pilottu. Çok çok ince bir denge. McLaren'in Kimi'yi 2005 yılında şampiyon yapamamasında mekanik arızalarının yanında Montoya'nın bu rolü yerine getirememesinin de etkisi vardı (Zaten Montoya da o tarz pilot değil). Türkiye'deki ilk yarışın sonlarında Montoya 2. giderken son turlarda yerini Alonso'ya yerini kaptırması McLaren taraftarlarına 'Biz neyle uğraşıyoruz arkadaş' tepkisi verdirtmiş muhtemelen. İtalyanlara dönersek, 2006 yılında Schumacher'in 26 puandan geri dönüşünde Massa'nın da katkısı önemliydi.

                                                           1999 Japonya GP Startı

2006 yılındaki bu uyumun önemli bir sebebi belki de M. Schumacher'in kariyerinin sonunda olmasıydı. Kim gelirse gelsin Ferrari'de Schumacher'in yerini tartışamazdı yani biri Ferrari'ye geldiğinde ikinci pilot görevini de bir nevi kabul etmiş oluyordu.-Benim şu kısa spor tarihimde en çekindiğim rakiplerdi; Schumacher'li Ferrari ve Del Bosquet'li Real Madrid, aman Allah'ım- Massa ilk sezonunda fena bir iş çıkarmamış, Türkiye ve Brezilya'daki pol ve galibiyetleri gelecek için iyi işaretler olarak okundu. 2007'de ise genelikle Kimi ile başabaş bir iş çıkarmış fakat sonunu getirememiştir. F1'deki en büyük yanılgılardan biridir Massa'nın Kimi'nin yanında ikinci pilot görülmesi özellikle de Massa'nın 2008 performansını Kimi'nin kötülüğüne bağlamakla. 2007 yılında İtalya'ya kadar yani 17 yarışın 12'si bittiğinde Massa Raikkonen'den 1 puan öndeydi. İlk 4 pilotun da 3'er galibiyeti vardı, Massa'nın şu an gridin en yetenekli üç pilotu olarak düşünülen pilotlarına karşılık iyi bir performans çıkardığını görüyoruz. İtalya'da Massa'ya yarış dışı kalmış internetten öğrendiğim kadarıyla ve Ferrari'nin McLaren'in ultra istikrarlı iki pilotuna karşı tek bir pilota odaklanması gerekiyordu artık çünkü 10 puanın üzerinde gerideydiler. Son yarışta herhangi bir McLaren'in Ferrari'lerin arasına dalması şampiyonluk için yeteceğini hesaba katarsak da Massa'nın çok hassas bir iş çıkardığını görebiliriz. Bu kısa 2007 analizi de Schumacher - Massa dengesinin ne kadar ince olduğunu gösteriyor.
2010 Hockenheim sonrası gerginliği yakalayan çok iyi kare.

2010'a gelindiğinde ise Ferrari 'böyle ikililer bize yaramıyor arkadaş' deyip Alonso'yu takıma lider olarak getirdiler. Massa da taa o zaman biliyordu ki Alonso bu takımın asıl pilotu olacağını. 2010'da da Hockenheim'a kadar Massa Alonso'ya kıyasla fena bir iş çıkartmadı ve yine Ferrari'nin bir seçim yapması gerekiyordu ve doğal olarak puan olarak öndeki Alonso'yu seçtiler. Hızlanan ve form tutan Alonso ve Ferrari tam şampiyonluk yarışına girmişken Alonso'nun Belçika'daki kazası o seneki şanslarını bitirecekken Ferrari'nin kendi evindeki yarış çok önem kazandı. Ferrari cumartesi 1-3 yaparak hızını gösterdi fakat Button'un iyi kalkıp liderliği aldığı startta Alonso yavaş kalmıştı, bundan yararlanmak isteyen Massa -bence- takım emirlerine hiçe sayarak Alonso'yu geçmeye çalıştı ama takım arkadaşıyla çekişirken boşluktan yararlanmak isteyen Hamilton'un süspansiyonun kırarak ilk turda yarış dışı kalmasına neden olarak istemeyerek de olsa Alonso'ya yardım etmiş oldu. Zira Hamilton'un yarış dışı kalmadığı bir durumda işler çok fena karışabilir Ferrari'nin mükemmel hafta sonunu mahvedebilirdi McLaren. Kazaya tabii ki Lewis'in kamerasından bakmıyoruz, tamamen Massa'nın aracının üzerindeki kameradayız, çünkü diğer kameralar diğer konular demek. Monza 2010 startını izlemeye çok uğraşsam da bulamadım nette belki de ben çok dramatik hatırlamak istiyorum olayı, ne olursa olsun Hamilton'un o kazası şampiyona belirleyen önemli olaylardan oldu. Diyeceğim şudur ki, Alonso 2010'da şampiyonluğu kazanmasa da artıkın Ferrari'de Schumi'den sonra aradığımız pilotu bulduk havası vardı.

2011 İspanya Gp'si öncesi uzatılan Alonso'nun sözleşmesiyle beraber Alonso ve Ferrari mutlu bir evliliğe doğru ilerlerken Massa'nın durumu da her geçen gün kötüye gitmeye başladı. Tekrar belirtmek isterim ki yazıdaki 'adamımız' Massa, ona odaklanıyoruz ve Ferrari'nin ikinci pilot uygulamasına. Massa ve Ferrari'nin yakın görünen ayrılıklarından sonra 'Ferrari ne yapacak ?' sorusu artık herkesin tahmin yürüttüğü bir oyuna döndü. Massa'nın koltuğuna yazılmayan bir pilot kalmadı sanırsam. Önceden yazılan Kubica, Rosberg veya Button gibi pilotlar bana çok gerçekçi gelmedi, bunların hiçbiri ikinci pilotluğu kabul edecek pilotlar değil kesinlikle. Bunu niye diyorum, Ferrari Alonso ile yaptığı uzun sözleşmeyle ikinci bir Schumacher benzeri yapılandırmaya gideceğini açıkça belli etti. Takımda lider pilot artık Alonso, bunu tartışmak yersiz. O zaman takıma kim gelebilir ? Yine Schumacher - Massa dengesine benzer bir ikiliyi bu sefer Alonso ile yapmak zorundalar. Yine Schumacher gibi takımda konu tartışılmayacak bir Alonso var fakat Alonso'nun Massa'sı kim olacak ? Perez de Massa'nın Ferrari'ye gelmeden önceki halini andırmıyor değil. Schumacher'in Massa'sına karşılık Alonso'nun Perez'i.

Perez'in geldiğini varsayalım, yine Ferrari'nin ikinci pilot uygulaması ütopik gözüküyor. Ferrari en hızlı aracı yaptığında bile Alonso'nun polü aldığını düşünelim, Perez'in diğer takımları arkada tutabileceğine güvenmek zor olsa gerek. Üstelik hem gridde bu kadar iyi pilot hem de tek turda ekstra hızlı olan Hamilton-Vettel-Raikkonen üçlüsü varken. Her şeyden önemlisi kardeşim sen ikinci pilotsun demek o pilotun güveninin sarsılmasına, iddiasız bir pilot olmasına yol açarken olduğundan çok daha yavaş hale gelebiliyor. Ben başından beri Massa'daki asıl sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Bu saatten sonra iflah olmaz bir noktada bu ilişki, Massa'nın artık Ferrari sonrasını düşünmesini gerekiyor galiba, iyi bir koltuk arayışına girmeli.

Ferrari'nin bu ikinci pilot uygulamasına gün gelip son vereceğini inanıyorum ya da öyle bir fantezi kuruyorum. Bunun da Alonso - Vettel ikilisiyle olacağını düşünüyorum, en azından Ferrari'nin 2016'dan sonra Alonso'yu düşünmediğini farz edersek Alonso'nun son bir iki yılında bu iki pilotun aynı takımda kapışmasını izlettirmeleri çekişmeli ve eğlenceli olabilir. Gerçi takımların seneye hangi seride yarışacağının bile garanti olmadığı bu yarış dünyasında takımlarının hiçbirinin 2016 gibi uzak bir tarihi düşündüklerini zannetmiyorum. Sadece Ferrari'nin lider pilot politikasından vazgeçmeyip, şu an buna Alonso'dan sonra en uygun pilot gibi gözüken Vettel'le devam edeceklerini tahmin edebiliyoruz sadece.

Yine Massa yine Hockenheim yine takım emirleri...

Ferrari dedik ama F1'de her takım az veya çok takım emirlerini uygulamışlığı vardır. Ferrari'nin  hem çok popüler olması hem de takım emirlerini daha belirgin uygulaması onları bu konu açıldığında ilk akla gelen takım olmasına neden oldu. Basının da bu konu çok sevmesi, F1'de takım içi rekabeti farklı bir boyuta taşıdı. Her takımın 2 pilot yarıştırmasıyla bu F1'e özel gerginlik spora önemli ekmek getiriyor. Aslında çok sıkıcı bir sezon olan 2007'yi herkes Alonso-Hamilton rekabetiyle hatırlıyor ve hatırlayacak. Muhtemelen 1988 de sıkıcı bir sezondu ama Prost-Senna rekabeti her şeyden önemli hale gelmişti. Bu konuda bir lafım da Red Bull'a, takım emirlerinde en şeffaf olması gereken takım, isim ve sporda bulunmalarının nedeni itibariyle. Özellikle 2011'de 75 puan öndeki Vettel'in 3 puan kaybedecek diye Webber'i uyarmaları olayın geldiği kötü noktayı net bir şekilde sunuyor. F1 camiasında da 1 ve 2. pilot uygulaması yapmayan takımların şampiyon olamayacağı yönünde bir genel kanı var, üstelik bunu eski pilotların söylemesi çok sinir bozucu. 2007'de herkes Alonso ve Hamilton'un birbirini yediğinden bahseder, doğrudur bir bakıma, insanlar bu popüler konuyu severler ve her iki pilotun da bu nedenden şampiyonluğu kaybettiği düşüncesine inanır ve  biraz da buna sığınır. Oysaki 3 yarış kala Hamilton ve Alonso Raikkonen'den 13 ve 11 puan öndelerdi. Alonso'nun başını Fuji'deki kazası, Hamilton'un da Çin'de kum havuzuna saplanması yaktı. Bunlar olmasa yine ikisinden biri şampiyon olacaktı, yine RBR 2010'da takım emri uygulasa şampiyonluğu kaybedebilirdi.

F1 dünyası biraz da Türkiye gündemine benziyor. Klişe laflar, yüzeysel tartışmalar. Olayların perde arkasında inebilen yorumcu sayısı oldukça az, biz taraftarlar onların ağzından çıkacak lafları canı gönülden dinlerken onlar klişe laflarla geçiştiriyorlar olayı. Galiba daha çok eski pilotlara kızgınlığım, en basitinden Schumacher'in bu sene daha iyi olduğunu herkes görüyor, eskiden bıraksın diyenler, şimdi devam etsin diyor. Bu lafları bizim berber F1 izlese o da eder, gerçi izlemese de eder, konumuz bu değil. Takım emirlerinden buraya nasıl geldik hiçbir fikrim yok lakin yarışlar arası böyle konuları yazmak daha rahat ve eğlenceli oluyor. F1'de bu gerginlik her zaman olacak ve takım arkadaşları hiçbir zaman arkadaş olamayacaklar, takım emirleri de sporun ruhuna zarar vermeye devam edecek yapılması  mantıklı olsun veya olmasın.


19 Ekim 2010 Salı

Öncesi sonrası ve içiyle dışıyla Suzuka GP

Hava nasıl olursa olsun hüzünlü bir pazar günü. Allahtan ortamı Green Day'in popüler şarkısı Holiday ile dağıttım sayılır. Direkt ve net söylemek gerekirse iki araçla finiş görmek ve ilk iki sıra için yapacak pek bir şeyin olmaması diğer yarışlardan sonra olduğu gibi bir üzüntüye kapılmamı engelledi. Hafta sonu cuma günkü Hamilton'un kazası ve vites kutusu değişimi ile kabus gibi başladı. Bunlara bir de yeni parçaları test edememek de eklenince 'şaka mı bunlar' tepkisini vermemize neden oldu. Cumartesi sabahı da yağmur yüzünden test edemedik, daha da kötüsü sıralama turları yapılamadı. Sabah kalktıktan sonra izleyememek kötü oldu hem de yağmurda iki çok iyi pilota sahipken hayal kırıklığı daha fazla oluyor. Red Bull'un çok iyi olduğu bir pistte yağmurlu bir sıralama turları hem avantajlı hem de zevkli olabilirdi. Neyse, cumartesi gecesi hem Mclaren hem benim açımdan bir çok şeyin kötü gitmesinin ardından yine de umutluydum. O kadar yağmurdan sonra pist kurumaz ve biraz da şans bizim yanımızda olur diye düşündüm. Sabah sıralamayı öğrendiğimde pistin kuruduğundan çok iyi pozisyonlarımıza sevindim özellikle bu kadar dezavantaja rağmen Hamilton'un üçüncülüğüne. Güncellemeler işe yaramıştı sanırım, Hamilton 3, Alonso 5, Button 6 olmuştu, RedBull'u saymıyorum bile, Ferrari'yi geçmek önemliydi, bu saatten sonra bu pistte RedBull'u zaten geçemezsiniz. Vettel de öyle Webber'i açıkça mağlup edememiş sadece 0.078 saniye sn farkla polü almıştı. Fena değildi durum beş kırmızı ışık yanana kadar..

Hangi tarafın temiz olduğunu bilmiyordum ama gözüken tek sayıların yine temiz olduğuydu. Kubica'dan hiç bahsetmedik biliyorum çünkü ona ayrı bir yazı gerekiyor kesinlikle. Hamilton 8, Button 5. sıradan kalkıyor, bir iyi bir kötü. Startta Kubica Webber'i geçmiş, Alonso son anda yerini korumuş, bunlar yeterince açıklayıcıydı temiz tarafın neresi olduğunu. Hamilton Rosberg'in de kötü kalkışından yararlanarak iki sıra yükseldi. Güvenlik aracı Liuzzi, Massa, Petrov ve Hulkenberg'in kazaları yüzünden girdiğinde bu olayın Button'un sert lastik stratejisine nasıl yansıyacağını düşündüm ama pek bir sonuca varamadım işin doğrusu. Kubica yarış dışı kalmasaydı sanırım Vettel çok daha hızlı ve rakipsiz olabilirdi ama bu Kubica'nın arkasında bir tren olacağı manasına gelmezdi. Kubica'nın yarış dışı kalması Vettel hariç herkesin işine geldi, bütün rakipleri, ikişer üçer daha fazla puan kazandılar. Renault için feci bir hafta sonu, üstelik Petrov iyi bir kalkış yapmışa benziyordu, yayıncı kuruluş pek tekrarını izlettirmedi. Hulkenberg, Liuzzi, Petrov ve Massa yarış dışı daha ilk virajdan. Di Grassi de formasyon turunda ilginç bir kaza yapmış, Kubica'nın da kenara çekmesiyle daha yarışın başında altı araç yarış dışı kaldı. Kırıcı yarışları severim.

Güvenlik aracı çıktığında RedBull farkı açıyor, Alonso da hafif hafif Button'dan uzaklaşıyordu. Hamilton önde olsaydı belki tur zamanlarına bakarak Ferrari-Mclaren kıyaslaması yapabilirdik. Her şeye rağmen Mclaren biraz daha Ferrari'ye yaklaşmış gözüküyordu, sıralama turlarında ne oldu bilmiyorum ama Massa'nın 12. cepte başlaması da biraz da bunu kanıtlar gibiydi (Massa'nın şampiyonaya etkisini sonraya bırakalım). Herkes kabul eder ki, en hızlı üçüncü araca sahip olmaktansa en hızlı ikinci olmak kesinlikle daha iyidir. İşte bundan dolayı bu kritik noktanın üzerinde duruyoruz. Pit-stoplara kadar iş yine rutine bağlamıştı, Kobayashi hariç tabii. Beni sevindirse de, Kamui'nin atakları fazlaca tehlikeliydi, insanlara 11. mücadelesi hoş gelebilir ama bu tehlikeli atakları şu anki en hızlı üç takımdan birine yapsaydı olaylar çıkabilirdi. Yine de Kamui'nin atakları bazen fazlasıyla rutine bağlamış yarışları sorgulamamız gerektiğini gösteriyor da, şimdi söylemeyelim, bu da bambaşka bir konu. Algersuari'nin ikinci geçilişinde Kamui'ye yaptığı hareket nasıl cezasız kalır onu da anlamak gerçekten mümkün değil. Gözde pilotlarımdan Sutil'i geçişinde ise ne yalan söyleyim üzüldüm biraz. Mclaren acaba Hamilton'u Kobayashi'nin önünde çıkarabilir miydi, aynı soruyu Singapur için Webber olayında da sorabilirz. Button'a neden sert lastik taktiği uygulandı anlamış değilim belki de bu taktik muhtemel sıralar kaybettirdi ona, yumuşaklarla en iyi üçüncü zamanı alıp startta yer kazanmaya çalışabilirdi. Sene başlarındaki RedBull ve Mclaren takım ekipleri yer değiştirmiş sanki şu son yarışlarda. Son birkaç satırdaki yazdığımız eleştiriler tamamen fos da çıkabilir çünkü çoğu zaman Formula 1 futbol gibi basit bir spor olmayabiliyor, değişkenleri ve imkanlarınızı net görebilmemiz izleyeci olarak gerçekten çok zor.

Pitlerden sonra ne oldu, Button'un birinciliğinin dışında önde değişen bir şey olmadı. Hamilton Kobayashi'nin arkasına düşmüş ve belki de pistin en çılgın iki pilotu karşı karşıya gelmişti ki birkaç tur sonra Hamilton'un çok zorlanmadan galip geldiği bu çekişmede eminim birçok kişinin yüreği ağzına gelmiştir. Sert lastikli Kobayashi ve Button devam ederken Rosberg pit-stopların ardından kılpayı Schumi'yi geçmiş, (yarışın başlarındaki Schumi'nin Barrichello'yu geçişini unuttuk) arkada Rubens, Heidfeld, Sutil, Algersuari sıralaması devam ediyordu. İlk pit-stoplara kadar Yamamoto-Trulli-Glock üçlüsünün sık sık ekrana gelmesi de sponsorlarını baya sevindirmiş olsa gerek. Tabii bu üçlü pitlerden önceydi, sonra Trulli geçti.

Yavaş yavaş eriyen lastikleriyle Button'un, yeni lastikleriyle RedBull'a direnebileceği zaten pek mümkün gözükmüyordu. Button sayesinde ilk beş otomobil birbirine iyice yaklaşmışken pite girmesi biraz şaşırttı. Button'un MP4-25 ile beraber düşen perfomansının bir nedeni de artık yumuşak sürüş stilinin eski avantajını kaybetmiş olması. Pitten sonra zaten Hamilton ile farkı 10 sn'ye düşmüş farkı Button'u 5.düşürdü, bundan sonra da Alonso ile Hamilton'un karşılıklı en iyi tur zamanları geldi. Domenicalli'nin dediği gibi sert lastiklerle Ferrari-RedBulllar ile aynı tur zamanları yapmaya başlamış Hamilton da onlardan geride kalmamıştı. Bunca olaydan sonra Hamilton Alonso'ya yaklaşırken, geçisin oldukça zor olduğu bu pistte atak yapmaya çalışır mı diye düşünürken Hamilton'da vites kutusu sorunu baş gösterdi. O sıralar yoksa her şey bitti mi derken, Hamilton'un yarışa devam etmesi biraz olsun rahatlattı, yine de Button'a geçilme gerçeğini değiştirmedi bu. Arkadaki Rosberg-Schumi ikilisi çok çok arkadaydılar ve iki çılgından birinde yaşanan sorun nedeniyle meydan gıcır gıcır lastikleriyle Kobayashi'ye kaldı. Geçen yarıştaki Kubica olayından sonra biz seyirciler iyice pekiştirdik ki, yakıt ikmalinin yasaklanmasından sonra lastik artık çok önemli bir bileşen Formula 1'de. Kubica'nın geçişin zor olduğu bu pistte yeni lastikleriyle beş-altı kişi geçmiş, belki o pist Marina Bay değil de Monza olsaydı Hamilton da Webber'i geçebilirdi. Demek istediğim yarışın başında güvenlik aracıyla sert lastiklere geçmek artık çok çekici durmuyor. Kobayashi pitten sonra tekrar Algersuari'yi geçmiş fakat bu sefer Jaime'nin yaptıkları kesinlikle cezalık bir hareketti. Sutil ise bu sefer geçilmedi, yarış dışı kaldı, arkasından Rubens ve Heidfeld'i de geçen Kobayashi Rosberg'in de kazasıyla yarışı yedinci bitirdi ve sporun şov tarafına Japonya'da çok büyük katkısı oldu. Rosberg'in kazasından sonra ise gerçekten yüreğim ağzıma geldi güvenlik aracı girer korkusundan. İşte o zaman Hamilton için birçok şey bitebilirdi, konvoya dizilmiş güvenlik aracı çıkar çıkmaz Hamilton'u geçmek için gözlerini bürümüş pilotları hayal bile edemiyorum.

Vettel işini güzelce yapıp, Webber'i geçip birinci olmuş, Alonso, Button, Hamilton ve Schumacher ilk altıda, ardından Kobayashi, Heidfeld, Barrichello ve Buemi de diğer puanları aldılar. Scumi'nin toplamda Sutil'i geçmesi, Williams ve Sauber'in artık her yarışta puan almaları veya puana aday olmaları, Kubica'nın şanssızlığı, Massa'nın kazası ve biraz da motivasyon kaybı, pek dikkat çekmeyen Lotus'un 12. ve 13. olmaları diğer göze çarpan olaylardı Suzuka'dan. Böylelikle Lotus 10.'luklarını daha da pekiştirdiler. Yeni takımlar da formasyon turundaki Di Grassi'nin ilginç kazası dışında 6'da 5 yaparak önemli bir iş yaptılar. Liuzzi ve Massa'nın kazası da iki tane takım arkadaşına geçilmiş kısmi depresyondaki pilot için manidar oldu. Bir şey biliyorsak o da Massa'nın bu olmadığıdır, neyse bu konuyu da sonraya atalım. Mclaren'in uzun zaman sonra Ferrari'den iyi bir sıralama turu geçilmesi not edilmeli, Kore'de Red Bullların baskın olarak güçlü olmadığı bir pistte önemli bir ayrıntı olabilir. Yarıştan sonra Webber ve Alonso'dan iki güzel açıklama geldi. Webber artık kazanması gerektiğini, Alonso ise RedBull'lara uyan 16 pistten 15'inde sadece üçünde duble yapabildiklerini, sürekli olaylar olduğunu ve olaylardan yararlanabileceklerini söyleyerek bence tecrübesini konuşturdu.

Son olarak da, Hakkinen'in şampiyon olduğu 99 yılından sezonundan sonra, bir iki yıl Suzuka'yı izledikten sonra sanırım ilk defa bir Suzuka GP izledim. Arada 2003'de umut yok diyerek kalkmadığım ve 2007'deki Fuji GP'si olmak üzere iki yarış var. Trt'de Formula 1 Klubü'nde bir seyircinin dediği gibi klasik pistler gerçekten başka. İnsan bu pistlerin değerini onları yavaş yavaş kaybettikçe anlıyor. Normalde bu yazıyı yarış günü bitirecektim ve birkaç gün içerisinde bloga koymuş olacaktım, tembelliğim yüzümden bir hafta sonraki pazar günü bitirdim ve rezalet biçimde çok sonra koyabiliyorum. Herkese nacizane tavsiyem hiçbir işi ertelemeyin, zamanında yapın. Kore'de görüşmek üzere..