Lotus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lotus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2013 Pazartesi

Bundan Sonra Ne Olacak 1 - Veteranlar

2014 dizilimlerinin açıklanmasıyla önümüzdeki birkaç yılın şekli şemali de ortaya çıkacak gibi görünüyor. Geçen sene Hamilton'ın McLaren'den ayrılışı bu sene Webber'in emekliliği ve bozulan Ferrari Alonso ilişkisi pazarı hareketlendiren temel etkenler gibi oldu. Tabii bir de orta sıra takımlarının maddi sıkıntıları. Yazımızda sadece 2014 değil önümüzdeki yıllar pilot pazarında daha neler olabileceğini konuşacağız.

Konuya artık yaşlanan pilotlar üzerinden başlasak fena olmayacak gibi. Webber'in emekliliğinden sonra en yaşlı pilot ünvanı Raikkonen'e geçecek, en tecrübeli pilot ünvanı da Schumacher'den sonra olduğu gibi Button'da kalacak. Raikkonen 79, Button 80, Massa ve Alonso 81'li. Raikkonen büyük ihtimalle 2015 sonunda 36 yaşındayken eyvallah der. Massa da daha bugün Williams'la sözleşme imzaladı Williams'la ve F1 klasiği olarak anlaşmanın birden fazla yılı kapsadığı belirtildi. Massa'nın da Williams artık son durağı gibi. Büyük ihtimal 2, belki 3 yıl sonra o da emekli olabilir. Peki diğer şampiyonlar Button ve Alonso ne yapacak ?



Button sene sonunda 247 yarışı tamamlamış olacak. Artık Formula 1 sezonları ortalama 3-4 yarış daha uzun sürüyor. Yani Button'ın 4 sezon daha yarışması Barrichello'nun rekorunu geçmesi demek. 2014 sonunda McLaren'le yolları ayrılacak gibi. O zaman 267 yarış olsa, üç sezon daha gerekecek İngiliz pilota. Button bu yıl da fena iş çıkarmıyor, 2014 sonunda emekliliğini düşünür mü, zor. Ki, artık Formula 1 testsiz çok daha kolay bir spor. Rahatlıkla bir pilot ara vermeden 30'lu yaşların sonuna kadar iyi performans verebilir. Button ve Alonso gibi pilotların ne kadar zinde olduğunu da biliyoruz. Yine de İngilizin işi zor, çünkü ilk 4 takım dışındaki diğer takımlar sponsora bakıyor ve alttan gelen birçok yetenek veya sponsorlu pilotlar var.





Alonso ise 2016 sonunda 35 yaşında olacak ve 35 yaş onun gibi bir pilota göre emeklilik yaşı değil. Sene ortasında takımla atışmaları ve Raikkonen'in iki yıllığına takımla anlaşması artık ilişkinin eskisi gibi olmayacağını gösterdi. Özellikle Raikkonen'in iki yıllık anlaşması belki Fin pilotun takıma gelmesinden bile önemli. Kimi bir yıllığına gelseydi takıma, bir yıl daha Ferrari ile takılıp emekli olacak, bu da Fernando'ya gözdağı olacak, duruma göre de 2015'de tekrar ikinci pilot mahiyetinde birinin transfer edilebileceği şeklinde yorumlanabilirdi. Alonso iki yıl takım lideri olamayacak, son senesinde ise Vettel veya başka bir pilotun dedikodularıyla uğraşacaktır. Bu yüzden beklentiler Alonso'nun 2014'de Raikkonen'le dişediş dövüşeceği ve 2015'de McLaren'e geçeceği yönünde. İspanyol bu sefer 2007 sonunda yaptığı hatayı yapmadı, savaşıp öyle ayrılacak takımdan, eğer ayrılırsa. Görünen bir şey var, o da Alonso ve Ferrari aşkının bittiği, çünkü sadece Vettel değil, Hulkenberg, Bianchi hatta 94'lü Marciello bile İspanyol'un tahtına göz koyabilir.

Vettel'i yaşlı değil ama kurt olarak tarif edebileceğimiz için onu da konuşalım. 2015 sonunda bitecek anlaşması her an yeniden uzatılabilen cinsten. Ne sosyal medya hesabı var, ne de menajeri. Ne yapacağı hiç kestirilemese bile 2016'ya yeni bir takımda başlayabilir. Mercedes, Ferrari veya McLaren. Mercedes başarılı olursa Almanlığı, Ferrari büyüsü ve McLaren de transferde Real Madridliliği sayesinde Alman pilotu kadrosuna katabilir. Formula 1'de gelecek sene bile belli değilken 2016 üzerine hesaplar veya tahminler yapmak hiç akıllıca ve sağlıklı değil. Üzerine Vettel'in ne yapabileceğini tahmin edemiyoruz hiç. Çünkü açıklamaları falan da çok klişe, bir ipucu yakalamak çok zor. Tek söyleyebileceğimiz 2016'da artık takım değiştirmesi gerektiği yönünde. Bakalım Red Bull Newey ve Vettel sonrası için planlar yapıyor mu...







2013 sezonunda muhtemelen Vettel, Rosberg ve Hamilton dışında her pilotun geleceği hakkında yazıldı çizildi. Bu sezon beklentilere göre belki de en başarılı takım Mercedes için 2014 en kritik yıl olacak. Şu an için en stabil ikiliye sahip takım gibi görünüyorlar, belki de en güçlü.


2001'in meşhur çaylakları


Lotus ise Romain Grosjean'la devam edecek, diğer pilot ise takımın bulacağı sponsorla direk bağlantılı. Hulkenberg'in geleceği ilgili ise ne söylesek boş şimdilik. Açıkçası 2013'ün F1 gridi çok genç, seneye bile en yaşlı pilot 35 yaşında olacak. Bu yüzden Rosberg, Hamilton, Sutil veya Vettel-Hulkenberg jenerasyonuna şimdilik girmeyelim.


Öndeki takımlardan bahsetmişken Red Bull'un gelecek planlarına geri dönelim. Takımın muhtemel bir Vettel ayrılığı üzerine diğer güçlü pilotlara yönünü çevirebilir. Bu sezon RBR koltuğu için Raikkkonen, Toro Rosso koltuğu için de Vandoorne'la görüşmeleri her zaman akademiye bağlı kalmayacaklarına gösteriyor. Alonso ve Button şimdiki takımlarından ayrıldıklarında RBR ile görüşebilir. Horner'ın zamanında Button'la Toro Rosso için görüştük demesi, gelecek için de bir işaret aslında. Yukarıda belirttiğimiz gibi Button en çok yarışa çıkma rekoru için bulduğu takımla yardırabilir, gerçi tam bir İngiliz beyefendisi Button'da o hırs olur mu bilemeyiz.. Ha unutmadan Button 2014'de şampiyon olursa veya gerçekten süper bir sezon geçirirse McLaren planladığı gibi yine Alonso veya başka birini takıma getirecek mi ? Muhtemelen hayır.



Yazımızdaki düşüncelerin yüzde 80-90'ı varsayım, tahmin falan filan. Çoğu gerçekleşmeyebilir bile, onu baştan söyleyelim de. Ama şunu iddialı söyleyebiliriz ki Alonso 2016'da emekli falan olmaz. Onun için Ferrari'den sonra bir tane daha büyük takım macerası olacaktır. Alonso ve Button'ın emekli olma konusunda acelesi olmayacakları kesin gibi, yayalım.

Sanırım veteranlar için bu kadar sallama yeter. Gridin en yaşlılarının Raikkonen ve Button olacak olması da ayrı bir gariplik bizim açımızdan. Son yılların, belki de F1 tarihinin en genç gridinin göründüğü kadar pozitif bir şey olmaması da muhtemel. İkinci yazıda bu genç pilotların durumunu ele alacağız. Ve alt ve orta sıra takımların. Görüşmek üzere.


13 Ekim 2013 Pazar

Bir Galibiyetin Anatomisi - 2013 Japonya GP

4 yarış sonra Vettel'in ilk turu lider bitirmediği ilk yarışı izledik. Her ne kadar sonu farklı bitmese de. Yarış çok heyecanlı geçmese de taktik savaşlarına sahne oldu, biz de Vettel'in nerede kazandığına ve Grosjean ve Webber'in nerede kaybettiğine bakalım.

Grosjean'ın liderliği almasından sonra ilk stint sakin geçti. Webber 11, Grosjean 12 ve Vettel 14. turda ilk pitini yaptı. Grosjean Webber'den atak yemedi fakat farkı da çok fazla açamadı bu zamana kadar. Zaten ilk turlarda öndeki pilot farkı açamıyorsa arkadaki ondan daha hızlı demek zor değil. Lotus orta sertlerle fena değilken sert lastikle Red Bull'un temposuna ayak uyduramadı. Bugün Grosjean'ın yarışı kaybetmesindenki en büyük ve birinci etken buydu.


Box this lap !




























kinci stintte Mark 2 sn civarında dolaşırken pite girmeden önceki 4 tur içinde 1.5 sn fark kapatarak Lotus'un 0.8 sn arkasına kadar geldi ve pite daldı. Bu noktada hepimiz trend acaba 3 pite mi dönüyor diye sormaya başladık. 2 numaralı araç pite 25. tur geldi. Sadece 14 turluk bir sert lastik stintiydi. Yarışın başında full depoyla 11 turun ardından, daha sert lastikle 14 turluk stint çok akıllıca değildi. Aslında şu karşılaştırmadan bile biraz zorlama duruyor 3 pit taktiği.

Gelelim en çok şaşırdığımız ve belki de birçok kimsenin gözden kaçırdığı noktaya. 20 turun ardından 5 sn civarında dolaşan Vettel ve Grosjean farkı ilk birkaç tur ortalama 0.4 sn azalırken, sonrasında Vettel'in Webber'in önünde çekildiğinde iyice vites yükseltmesiyle ortalama 0.6 sn azaralarak 27. turda 1.3 sn'ye kadar düştü. Vettel'in gaza iyice yüklenmesi de Webber'in pite girmeden bir tur öncesinde başlıyor. Öyle ki Vettel 23. turda birden farkı 0.8 sn indiriyor. Ardından 0.7 ve bir 0.7 sn daha. Ortalama 0.6 sn olmasının nedeni de bi ara tur bindirirken zaman kaybetmesi. Webber'in 3 piti tartışmaları bir yana Vettel'in yarışı kazanmasında Webber'le aynı takımda olmasının etkisi de inkar edilemez, Vettel cephesinin Webber'in ne yapacağını bilmesi onlara yardım etti.

Daha en şaşırtıcı yere gelmedik. 29. turda Grosjean'ı da içeri soktuktan sonra Vet, Web, Gro sıralaması oluştu. Grosjean'ın temiz lastikleri taktığı söylendi. Pitten çıktıktan sonra Grosjean'ın Vettel'le farkı 20.9 sn idi. 30. turdu. Vettel ise 37. tur içeri geldi. Girmeden bir tur önceki farkı ise, 36. tur, 19.5 sn. 6 turda sadece 1.4 sn kapatabildi Grosjean. Hem de temiz lastiklerle hem de gridin en iyi lastik koruyan aracıyla. Vettel'in 15 tur daha eski lastikle yaptıklarına bakınca boşa heyecanlanmışız biz dedim. Webber'in piti ve Vettel'in piti arasındaki sürede Lotus garajında olmak istemezdim. Galibiyet için savaşırken 2.'liğin bile gideceğini o an anlamıştır Lotus elemanları. Bir yanda yeni lastiklerle hızlı ve taktik değiştiren Webber, bir yandan aniden hızlanan Vettel.






























Vettel 37. tur pite giriyor. Yani 12 tur temiz lastikleri var Webber'e göre. Grosjean'ı zaten geçecek. Zorlanmadı da. 13 tur kala Webber'le fark 14.5 sn. Kesinlikle riske girmeye değer. Fakat Red Bull kampı bu riske girmiyor ve Avustralyalı'yı içeri alıyor. O noktadan sonra da Webber Grosjean'ı erken geçse bile Vettel'e yetişemezdi diye düşünüyordum ki işin aslı öyle değilmiş. Webber pitten sonra 2 turda 2.8 sn fark kapatmış Vettel'e göre. Fakat 8 numaralı Fransızın arkasında fazla kalınca galibiyet şansı kalmadı.

Öndeki üçlünün dışında diğerleri kafalarına göre takıldılar. Geçiş, bol bol ceza falan vardı. Hulkenberg bu sefer direnemedi, Gutierrez'le beraber 6-7 oldular. Rosberg 8, Button 9 ve Massa 10. Genel bir yarış değerlendirmesi değil de galibiyet mücadelesine odaklandık, bugünlük kusura bakmayın. Dumanlı Hindistan GP'de görüşmek üzre..


Birkaç Gereksiz İstatistik

  • Hulkenberg 4 yarıştır üst üste puan alıyor.
  • Gutierrez 2013'ün puan alan ilk çaylak pilotu oldu.
  • Webber takım arkadaşı Vettel'i sıralamalarda ilk defa geçmeyi başardı.
  • Vettel Suzuka'da yarıştığı 5 yarışın 4'ünü kazandı, 1'inde 3. oldu.
  • Ferrari Suzuka'da kazanamama serisini 9 yıla çıkardı.
  • 12 yıl sonra ilk defa Japonya Gp'de bir Japon pilot yarışmadı



Hafta Sonu Boyunca Top 3

1. Romain Grosjean
2. Nico Hulkenberg
3. Esteban Gutierrez

13 Eylül 2013 Cuma

Taht Oyunları

Geçen yıl Hamilton'ın McLaren'den Mercedes'e geçişi, bu yıl da Webber'in emeklilik kararı bütün gridi birbirini katacağı düşünülüyordu. Nispeten de öyle oldu. Fakat özellikle Webber'in emekliliği domino etkisi yapmadı, onun yerine Ricciardo geldi, Toro Rosso'dan boşalan koltuğa da yine Red Bull'un programdan bi eleman gelecek. Madem önce Red Bull dedik, buradan başlayalım isterseniz.

Ricciardo RBR'ye gelince onlarca 2. pilot esprisi yapıldı. Bi tane de biz yapmayacağız. Yani insanların zihninde oldukça kötü bir Red Bull algısı var. Red Bull'un iki zıt uçtaki Ferrari ile McLaren arasında kalan politikası 2010'dan beri çok konuşuluyor. İstanbulparkt'tan beri aslında. RBR ne tam anlamıyla birinci pilot uyguluyor ne de tam anlamıyla eşitlik politikası. Bunda Webber'in kendine has yapısı çok önemli. Webber Red Bull ailesi içinde yetişmedi. Vettel de bildiğiniz gibi has eleman. Red Bull'un Ferrari gibi ölümcül olmayan lider pilot uygulaması onlara 2010 ve 2012'de şampiyonluklar getirdi. Çok ince bir denge var aslında. Webber özellikle bu iki yılda Vettel'le sonuna kadar savaşmış, bi yerden sonra da mağlup olmuştu. Zaten takım içindeki yalnızlığı ve 2010'da son yarışta kaybedilen şampiyonluk takım arkadaşına göre feci bir 2011 sezonu geçirmesine neden oldu. Fakat Ferrari'deki gibi sert olmayan politikası sayesinde Webber ezilmemiş ve 2012'de yine önemli bir çıkış yakalamıştır. Bu sezon da yine kötü olmasa da 2011'i hatırlatıyor. Red Bull'un Webber'e yaptıklarını diğer Avustralya'lıya neden yapamayacağını veya neden yapmayacağına gelelim.


Ricciardo ve Vergne 2008 Yılında Renault Dünya Serisi'nde



Öncelikle Ricciardo Webber gibi üvey evlat değil. O da Vettel gibi bu ailede yetişti. Vur ensesine al lokmayı yok. Aslında Webber de RBR'den çekip giderdi ama kariyerinin sonuna gelmişti ve orta sıra takımı bulmak yerine kazanan bir araçta olmak çok daha cazip gelmiş olmalı, yoksa Webber'i hepimiz biliyoruz. Ayrıca Ricciardo bir kanadının Vettel'e takılması veya Multi21 olayı yaşadığında takımı ona haksızlık ederse çekip gidebileceği yerler olabilir. Kendisini Vettel'e karşı kanıtlamış biri olarak gridde birçok takım ona kancayı atabilir, yani RBR'ye muhtaç değil tam anlamıyla. Vettel'in 2015'de bitecek anlaşmasıyla Ricciardo göstereceği performansla yeni Vettel olabilir. Takım birçok yönden Ricciardo'ya daha iyi davranmalı, yoksa Ricciardo vakası birçok açıdan Webber vakasına benzemeyebilir. Kardeş takımdaki boşluğa gelirsek, Vergne'in koltuğu sağlam gibi gözüküyor. Yanına gelmesi en muhtemel isim Felix Da Costa ise hem iyi görünmüyor hem de McLaren'in elemanlarının (Magnussen, Vandoorne) gerisinde görünüyor. Dr. Helmut Marko Felipe Nasr'ı da eledi, Daniil Kyvat için de F1 erken. Aynı şekilde Carlos Sainz Jr. için de, yine de sezonun geri kalanında Formula Renault'da da göstereceği performansla koltuğa göz kırpabilir genç İspanyol. Keşke Frijns'ı düşünse Red Bull kampı ama Marko'nun o malum sözlerden sonra Hollandalı'yı düşünür mü, çok zor.

Sezon boyunca Lotus ve Red Bull arasında gidip gelen Raikkonen sonunda Ferrari ile anlaştı. Ferrari 50 yıl sonra yine iki şampiyon pilotla yarışacak. Normalde bir çok hızlı pilotunun yanına, bırak şampiyonu onun ayarında bir pilot dahi almayan Ferrari herkesi şaşırttı. Herkeste aynı soru ; şimdi ne olacak ? Sorunun cevabını Alonso'da aramak gerekiyor ? Takıma ne kadar kızgın veya yaptığından pişman mı ? Dediği laflardan. Çünkü Raikkonen'in takıma alınması Alonso'dan bağımsız değil. Daha geçen sene 2. pilot için Alonso'ya danışıyoruz denmişti, bu sene Raikkonen'i aldılar. Alonso'ya danışılmadığı kesin. Üstelik Raikkonen'in anlaşması 2 yıllık. Belki de anlaşmanın yapılmasından bile önemli. Bilindiği gibi Alonso'nun sözleşmesi 2016 sonu, Vettel'in ve Raikkonen'in de 2015 sonu bitiyor. Yani artık istediği gibi takımda lider pilot olmayabilir. İlk başta danışılan pilot olmayabilir. Bu da Alonso'nun 2016 öncesinde takımdan ayrılmak isteyebileceği ihtimalini doğurabilir. Evet çok kolay bir ihtimal değil, zor da değil. Eddie Jordan McLaren'le Alonso'nun görüştüğünü yazdı 2015 için, Button da çıtlattı basına, arada kaynadı. McLaren ve Alonso yanyana eğri durabilir fakat McLaren'in şu anki kadrodan memnuniyetsizliği ve Alonso'nun huzursuzluğu çok şiddetli boşanan iki tarafı birbirine yakınlaştırmışa benziyor. Formula 1'de asla asla demeyeceksiniz. (Kimi Ferrari dedikoduları yayılmaya başladıkça Alonso'nun 2015 için McLaren'i düşünebileceğini Eddie'den önce söylemişliğimiz vardır, ehem ehem).





McLaren'de Button'ın sözleşmesi daha uzatılmadı. Muhtemelen uzatılacaktır, böylesine zor bir senede Button hemen hemen her yarışta bir şeyler deneyerek daha çok puan almaya çalıştı, fena da iş çıkartmadı. Perez keza öyle. Her ne kadar McLaren'in pilot kadrosuna burun kıvrılsa da kötü değillerdi kesinlikle. Perez şu an sadece 18 puan toplamış olsa da sıralamalarda sadece 7-5 geride. Ve kesinlikle kolay lokma değil, zamanında Coulthard'ın Hakkinen'e, Kovalainen'in Hamilton'a yapamadığı yardımı Perez Button'a yapabilirdi. Üstelik daha 23 yaşında. Genç yetenek Ricciardo ise 24. Sponsor desteğiyle de 2-3 sene daha McLaren'de yarışabilir. McLaren de muhtemelen 2014 sonunda Button'la yolları ayırabilir. Button'ın son zamanlardaki sözleşme şikayeti, hatta McLaren Alonso ile ilgileniyor demesi boşuna değil. Özetle McLaren'in aracı en büyük sorun olsa da özellikle Ferrari ve Mercedes'in yanında pilot kadrosu da çok güçlü durmuyor.


S. Vandoorne ve K. Magnussen



Madem taht oyunlarından bahsediyoruz McLaren'in genç yeteneklerine de gelelim. Şu an Formula Renault 3.5'da şampiyonluğa oynayan iki pilot da McLaren Genç Sürücü Programı'nda, Kevin Magnussen ve Stoffel Vandoorne. Eski F1 pilot Jan Magnussen'in oğlu Kevin'e McLaren koltuk da arıyor. En uygun koltuk da Marussia gibi görünüyor. McLaren ve Marussia'nın ortaklığı Magnussen için bir avantaj. Ayrıca Magnussen'in Jack&Jones'u da var. Muhtemelen Chilton'ı ekarte etmeye çalışacaklardır. 2014'de koltuk bulabilecek başka bir genç de Felipe Nasr. Brezilyalı'nın sağlam sponsorları var. O da herhangi bir boşlukta en büyük adaylardan. McLaren'in 2014'de de aynı dizilişe sahip olması yüksek ihtimal. 2015 ve sonrası için Vettel veya Hulkenberg'e yönelebilirler.

Lotus ise daha bugün Di Resta, Massa ve Hulkenberg gibi bir pilot havuzuyla ilgilendiklerini açıkladılar. Lotus'un hiç düşünmeden Hulkenberg ile en az 2 yıllık bir anlaşma yapması herhalde en mantıklı seçim. Nico da bu teklifi reddetmeyecektir çünkü diğer dört takımın kadrosu bir süre boşalmayacak gibi. Lotus da yarış kazanabilen bir takım. Grosjean ve Hulkenberg de kulağa fena gelmiyor. Ferrari'den ayrılan Massa içinse Force India ve Sauber seçenekleri göze çarpıyor. Brezilyalı muhtemelen bulabileceği sponsorlarla bu iki takımdan birisine geçebilir. Sauber'de Sirotkin'in yanında Gutierrez'in geleceği soru işareti. Performansı hiç yeterli değil, Telmex'in vereceği paraya bağlı olarak koltuğunu koruyabilir. Force India da halinden memnun gibi. Zaten onlar eğer kadroyu değiştirirse geleneksel biçimde üçüncü pilotlarını getiriyorlar, James Calado yani. Massa'nın geleceği şu an çok açık, ne desek boş kıvamında.



Force India yine son dakikaya kadar bekler pilotlarını açıklamak için, Sauber paraya bakar, Toro Rosso malum, beklemede. Caterham iki sponsorlu pilotuyla devam eder, Marussia'yı da söyledik. Eğer Chilton giderse muhtemel bir Bianchi-Magnussen çekişmesi de güzel olabilir, biri Ferrari'li bir McLaren'li. Yine de Bianchi 89, Magnussen 92'li, 3 yaş genç pilotlar için çok önemli, hele de alt serilerde. Ferrari genç sürücü programı için de çok naz yapıyor, Bianchi Chilton'ı ezdi geçti bu sezon, en azından daha üst bir takıma geçmesi için zorlamalılar. Son dört senenin şampiyonu Red Bull Ricciardo'yu getirdiyse Ferrari neden getirmesin. Aynı şekilde Hamilton Ferrari programında yetişseydi ne olurdu acaba diye de düşünmekten edemiyor.

Her sene olduğu gibi 2014'de de büyük bir merakla izleyeceğimiz mücadeleler şimdiden hazır ; Alonso-Raikkonen, Vettel-Ricciardo. Daha yenileri de eklenecektir bu listeye. Bakalım sene sonunda tahta kim çıkacak..






29 Ağustos 2013 Perşembe

Spa, Monza ve Ana Sponsorlar

İspanya'daki Alonso galibiyetinden bu yana Mercedes ve Red Bull sırayla birer galibiyet almaya başlamıştı, bu sefer sıra Red Bull'daydı ve lacivertler sezonun 5. galibiyetini almayı başardı. Aslında pol de uzakta durmuyordu ama yağmur işleri biraz olsun değiştirdi. İşin içinde Hamilton da olunca pol yine Mercedes'e gitti. Diğer dikkat çeken ise Button'ın 6.'lığı oldu. McLaren iki Lotus ve Ferrari'yi geride bıraktı, üstelik onlardan fazla tur atmayarak. Zaten iki RBR ve Mercedes dışında diğerlerinin ekstra tur atmaya zamanı kalmamıştı. Di Resta'ya ise yazık oldu, üst sıralarda farklı isimleri görmek her zaman güzeldir. Aslında Lotus ve Ferrari de kuru havada fena gözükmüyordu fakat işte yağmurlu sıralamalarda zamanlamanın ne kadar önemli olduğu malum. Marussia'ların ve Van Der Garde'nin de Q2'ye kalması güzel sürprizler oldu.





Açıkçası Spa-Francorchamps takvimdeki bu yerini aldıktan sonra daha bi heyecanlı hale geldi, daha doğrusu insanlar yarışı daha heyecanla bekler oldu. Hatta yaz arasının son haftasında Eau Rouge'a methiyeler düzmek yakında F1 geleneği hale gelebilir. Amma velakin 2010'u bir kenara bırakırsak özellikle de üç yıldır beklentilerin yüksek olmasından dolayı biraz tatsız tutsuz yarışlar izliyoruz. 2011 ve 2013'de Vettel, 2012'de de Button oldukça kolay galibiyet elde ettiler. 2013'ün sıkıcı Belçika Gp'si de sanırım yarıştan çok Greenpeace protestosuyla anılıcak, umarım piste çok fazla ceza gelmez. Bu arada protestonun etkisi de Türk medyası hissedildi, gazeteler normalden daha çok yer ayırdılar ve normalde hiç haber yapmayan sitelerde de Greenpeace'in protestosu haberini gördük. Bu arada Greenpeace Formula 1'i değil, Antartika'da petrol arayan Shell'i protesto etti. Shell de bilmeyenler için Belçika GP'nin ana sponsoru.






Pazar günü ilk turda liderliğini kaptıran Mercedes ilk stintte yine Red Bull'a ayak uyduramadı. Hamilton'ın kazandığı Macaristan dahil Mercedes pilotları ilk turlarda lider gittiği hiçbir yarışta Vettel gibi yarışı kopartamıyor, tabii bu W04'den kaynaklanıyor sürücülerden değil. Belki Silverstone'u farklı bir yerde tutabiliriz. Ferrari de yarış kazanacak hıza sahip gibi duruyordu fakat son stintteki hız yine de soru işareti. Evet Alonso ve Ferrari galibiyet şansı kalmadığı için limitte gitmemiş olabilir ama bu tam olarak soru işaretlerini ortadan kaldırmıyor. Mercedes de çok parlak görünmeyen yarış hızlarıyla aslında iyi bir yerde bitirdiler. Webber bütün yarışı Rosberg'in arkasında bitirirken, Button da dediği gibi podyumu zorlasa da başaramadı. Diğer puan mücadelelerinde ise Grosjean ile Perez'in olayındaki ceza birçoklarına göre ağır değil, çok ağırdı. Belki kurallara uygun olabilir ama aynı mücadele ön sıralarda olsa ve ceza gelse muhtemelen şimdi onu konuşuyorduk, o zaman biz de onu bekleyelim, başka çaresi yok gibi yoksa arka ve orta gruba verilen ağır cezalar pek gündeme gelmiyor.


Alonso nereye bakıyor ? 

Spa-Francorchamps ve Monza'nın yeri Formula 1 için her zaman ayrı oldu ama son yıllarda artan Tilke pistleriyle taraftarların gözünde ayrı bir yere sahip artık. Red Bull'un dominasyonunu da unutmamak lazım. 2009'dan bu yana en yüsek df'a sahip Newey'in araçları en çok Kanada, Spa ve Monza'da zorlandılar. Spa'nın yüsek df gerektiren ikinci sektörüyle durumu kurtarsalar da Monza biraz daha güç oldu onlar için. Yine de Red Bull'un 2012 kadar zorlanmayacağı aşikar. Geçen seneki hız eksikliği her ne kadar Monza'nın karakteristiğine bağlansa da asıl problem RB8'di sanki. Çünkü RB8 Singapur'a kadar en hızlı 2,3 veya 4. en hızlı araçtı, asıl gelişimi Singapur'dan sonra gerçekleştirdiler. Önümüzde 2011 örneği de dururken..





Monza'ya takımlar en düşük df paketiyle geldiğinden işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Üstelik yavaş ikinci sektörüyle çok komplike bir pist. Yani göründüğü gibi düzlük hızı iyi olan takımların kolayca kazanabileceği bir yarış değil. Aracın hem belli bir df seviyesi, hem de belli bir düzlük hızı gerekiyor ki Monza'da en optimum noktaya ulaşabilsin. 2010'da Ferrari'nin ve 2012'de McLaren'in en hızlı araç olması boşuna değildi. Haftaya da ibre az biraz Mercedes'i gösteriyor. Griler polü alırlarsa düzlük hızlarıyla yerlerini koruyabilirler. Monza psikolojik olarak Red Bull'a darbe vurulacak son yer gibi gözüküyor. Eğer Vettel ilk turlarda yarışı alıp gidemese düzlüklerdeki malum problemleriyle Ferrari ve Lotus tarafından büyük tehdit altında olacaktır. Hele de Lotus'un pasif DRS'si çalışırsa ortalık iyice karışabilir. Lotus'u da gözardı etmemek lazım, İtalya'da lastikler çok zorlanmasa da bu lastiklerle her zaman fark oluşturabilirsiniz. Özetle Red Bull devrilecekse burda devrilir, aksi taktirde şampiyona bitebilir. Şu an görünen takımların Singapur güncellemelerinin planları hazır ama sonrası için Monza kritik olacak. Vettel'in ilk 5 dışında kalması şampiyonayı oldukça hareketlendirecektir. Şöyle bir durum da var ki; yarışı Red Bull'un kazanması çok fazla kimseyi şaşırtmayacaktır. Bu yazıda Belçika GP'sinden çok bahsetmesek de araya yolcu alacaz.

Ana Sponsorlar

Şu an Formula 1'de sadece 4 takımın ana sponsoru var ; Red Bull, Ferrari, McLaren ve Mercedes. Bunların içinden de Marlboro Ferrari'ye ismi hiçbir yerde görünmemesine rağmen 100 milyon dolar ödüyor, İtalya gerçekten garip. Gerçek anlamda ana sponsor ise Vodafone, onun da bu yıl sözleşmesi bitiyor ve McLaren 2014 için yeni bir sponsor bulmak zorunda. Aslında sponsora en çok ihtiyaç duyanlar Lotus, Williams ve Sauber. Sauber'in ne idüğü belirsiz ama para getiren bir anlaşma yaptı Ruslarla. Lotus ve Williams ise bir türlü ana sponsor bulamadı. Tabii bir ana sponsor olmak 40 ila 100 milyon dolar arasında bir parayı gözden çıkarmak demek. Bunu ödemek için de bir şirketin en az 10 milyar dolar civarında cirosu olması lazım. O da en az. Yine de düşük miktarlarda anlaşma yapmak hiç anlaşma yapmamaktan iyi değil midir tartışılır. Takımlar parayı yeterli bulmayınca hiç sponsor almamayı tercih ediyorlar. Özellikle Lotus ve Williams'ın bir an önce ana sponsor bulmasını muhtemelen bütün F1 fanları istiyordur.


Koca Mercedes logosu hiç güzel durmuyor, belki de sponsor çağırıyor.



Lotus'un Honeywell anlaşması sezon başında yapılamadı, hala da öyle kaldı. McLaren ise Vodafone'un yerini dolduracak planımız var dedi. Önce Gillette ile Çin'de ufak bir flirt yapıldı, sonra bir gazeteciden GlaxoSmithKline'i duydum. GSK şu an zaten Lucozade ve Maximuscle ile McLaren'e sponsor. İki firmanın da McLaren'le dirsek teması var yani. Ayrıca Whitmarsh takımın 40 yılda sadece 4 ana sponsoru olduğunu vurgulaması da Telmex ihtimalini oldukça düşürüyor. Kamuoyunda böyle bir beklenti olsa da Telmex muhtemelen son kart olarak olarak çekmecede duruyordur. Red Bull'un Infiniti'si ve Mercedes'in Petronas'ı halinden memnun görünüyor. Orta sıralardan Force India Sahara'ya sahip olsa da onlar zaten takımın ortağı. Marussia ve Caterham'dan ise ses seda yok. Toparlarsak; sürekli Formula 1'in pazarlama gücünden bahsedildiği bir ortamda ciddi bir isim sponsorluğu eksikliği var. Herhangi bir Formula 1 takımına isim sponsoru olmak zor iş kabul ama görünen köy de pek kılavuz istemiyor.



24 Temmuz 2013 Çarşamba

Twitter'da Formula 1 - 2013

Sosyal medya araştırmalarında sıra Twitter'da. Twitter Formula 1 için Facebook'dan daha uygun bir platform sanki, en azından sayılar onu gösteriyor. Özellikle antrenmanlarda Formula 1 takipçilerinin zaman tüneline tamamen F1 tweetleri hakim oluyor. Sadece takımlar veya pilotlar değil, haber siteleri ve gazeteciler de sürekli tweet atıyorlar bu zamanda. Sıralama turları ve yarışlar için de bu durum geçerli ama insanlar ekrana daha çok kilitli oluyor o zamanlarda. En azından ben.


Sayıların yüksek olmasından, daha doğrusu Facebook'a oranla daha fazla olmasının bir nedeni taraftarların sadece kendi takımlarını değil, başka takımları ve pilotları da takip etmesi. Taraftar olarak gözlemim bu fakat mutlaka sosyal medyalarda insanların 'follow' veya 'like' üzerine eğilimleriyle ilgili araştırmalar vardır, bu tarz araştırmalar bu görüşü ne kadar destekler bilemeyiz. Sadece görünen, taraftarların Twitter'da hesapları takip ederken Facebook'a oranla daha esnek olduğu.



Twitter'da Formula 1 başlıklı haber var mı diye aratırken bir grafik buldum. 2011 yılında yapılmış, bizde de 2012 ve 2013 var. daha sağlıklı kıyaslama yapılabilir bu grafikle (5. grafik). Ayrıca f1fanatic'in takımların ve pilotların adresinden, takım çalışanlarının hesaplarına, gazetecilerden eski F1 pilotları ve pistler ve diğer serilerin hesapları dahil çok güzel bir yazı hazırlamış, mutlaka bakmanızı öneririm.



Takımların son bir senedeki artış seviyesi ortalama neredeyse %100. Pilotlar için de aynısını söyleyebiliriz. Üç şampiyon Alonso, Hamilton ve Button 1.5 milyonu geçmiş durumdalar. Yarım milyonla 1 milyon arasında pilotlar var. Barrichello yine klasmanda ilk sırada hem de 2 milyon takipçisiyle. Brezilyalılar önemli sayılara ulaşmış durumda, listede bu sene olmayan Bruno Senna'nın da 600 bin takipçisi var. Twitter'ı en aktif şekilde kullanan Alonso bu sene ikinciliğe yükseldi, seneye de liderliği alması olası. Aslında sadece 'it was a good race' tweetine bile yüzlerce RT alabilecek bir isim var ki, 1.5 yıldır tweet atmıyor maalesef. Hepiniz tahmin ettiniz sanırım. Takımlarda Ferrari bu sefer önde. McLaren de birkaç ay önce TheFifthDriver'dan McLarenF1 adresine geçerek önemli artış sağlamıştı. Hatta FakeFifthDriver da takipçilerine sorup adresini FakeMcLarenF1 olarak değiştirdi. Lotus'un burdaki artışı daha sınırlı olmuş.


Geçen yıldan bu yana Twitter'da çok fazla bir değişiklik olmadı aslında. En çok dikkat çekenlerden biri Lewis Hamilton'dan Button'a neden beni unfollowladın şikayetiydi. Aslında Button onu hiç takip etmemişti. Bir de Ferrari'nin HorseWhisperer adresiyle rakiplerine laf atmaları. Tabii ki Lotus'un hashtagları da. Benim favorim Silverstone'da kullandıkları #GodSaveOurTyres'dı.
Macaristan için de sabırsızız.








Sürücüler klasmanında hemen Vettel'in olmaması dikkat çekmiştir. Vettel'in ne bir menajeri ne de bir sosyal hesabı var, sadece bir facebook hesabı. Red Bull'a çalışsa da kendileri biraz profesyonelce işleri yürütse iyi bir marka olabilir, daha iyi paralar kazanabilir. Yine de 4. şampiyonluğuna 26 yaşında giden biri için bu devirde, yan, imajın her şey olduğu 21. yüzyılda bu tarz pazarlama işlerinden uzak durması saygı duyulası bir davranış. Yine diğer Alman efsane Schumi'nin de herhangi bir hesabı yok.

2011 Ağustos, Red Bull'un gelişimi daha net görülüyor.

Takımlar ve pilotlara topluca bakarsak ; sadece Toro Rosso ve sürücülerinin 100 bin sınırının altında takipçi sayısı var. Facebook'da görüldüğü gibi bu sene daha çok ön planda olan Perez ve Rosberg kendilerini ikiye katlamış. Heikki de koltuğunu kaybetmesine rağmen yine ön sıralarda. Çaylaklar da fena sayılara sahip değil. Yakın zamanda 100 bini geçerler onlar da. Tabii koltuklarını kaybetmezlerse. Formula 1'den ayrılan De La Rosa ve Karthikeyan'ın da kariyerleri açısından önemli sayılara ulaştığını da gözden kaçırmayalım.



2013'de durum böyle. Seneye bu zamanlar görüşmek üzere.


* Sayılar ... bindir.
** Barrichello'ya saygı.
*** Kimi'nin hesabı var mı yok mu belli değil.
**** Sayılar 23-24 Temmuz 2013 tarihlerinde, 2012 sayıları da 14 Temmuz 2012'de alınmıştır.


17 Temmuz 2013 Çarşamba

Facebook'da Formula 1 - 2013

Hatırlayanlar olur geçen sene de bu vakitler yine Facebook istatistikleri ile ilgili yazımız vardı. O yazıyı 11 Temmuz 2012 rakamlarını baz alarak yazmıştık, 2013 yılında ise 17 Temmuz 2013 rakamlarını baz alıyoruz, merak edenler için takımların ve pilotların fan sayılarını küsurat olarak 500'ü geçince yuvarladık.



Takımlar geçen yıla göre önemli bir artış yakalamış durumdalar. Red Bull sosyal medyada da farkını ortaya çıkarmış durumda. Yazıyı yazmadan önce 1 milyona ulaşmasını bekledik, yetişmedi. Ama yakındır, teyakkuzda olun. Diğer yandan ikinciliklerin takımı McLaren yerini korurken, Ferrari sanırım sayfasını kapatmış. Ferrari yol otomobilleri veya Formula 1 takımı diye kesin ayrımda bulunmuyor. Kibar deyimle kaçak dövüşüyor. İki tane resmi Scuderia Ferrari sayfası da mevcut. Ayrıca kendi beğendikleri Alonso sayfası ile Alonso'nun twitter sayfasında yazan adres birbirini tutmuyor. İtalyanlar geçen seneki gibi yani, sosyal medyada rahat edebilmiş değiller. Gönüllerin şampiyonuna gelirsek, Lotus F1 Team. Lotus'un sosyal medya hesabını kim veya kimler yönetiyorsa çok iyi iş çıkarıyor. Sadece facebook değil, diğer sosyal ağlarda da öyle. Lotus facebook sayfası geçen bir yılda fan sayısını %300'ün üzerinde artırmış, 125 Binden 560'e çıkmış. Yakında McLaren'i de tehdit edebilirler. Red Bull yine neredeyse iki katına çıkmış, McLaren %50, Mercedes de iki katına yakın durumda. Diğer takımlar da daha az sayıya sahip oldukları için yüzde olarak önemli artış sağlamış durumdalar. Yeterli mi, tabii ki değil. Özellikle Williams'ın.

Takımların 2012 ve 2013'deki fan sayıları


Bu da değişimleri daha iyi görebilmek için grafiğimiz :





Sürücülerde ise geçen sene olduğu gibi resmi sayfa oldukça az. Lewis Hamilton'dan sonra Vettel de 1 milyon sınırını geçmiş durumda üstelik Vettel'in sayfasında hiçbir aksiyon yok, sadece facebook tarafından resmi sayfa olduğu onaylanmış. Sayfalar profesyoneller tarafından geçen yıla oranla kaydadeğer bir değişme yaşanmamış. Sadece daha çok göz önünde olan Rosberg ve Perez fan sayılarını ikiye katlamış. Oysaki işi bilenler tarafından yönetilen bir Schumacher, Raikkonen veya Vettel sayfası 2 milyonu geçip 5 milyona falan yaklaşabilir. Karşılaştırmak doğru olmayabilir ama Nadal ve Federer'in 10 milyonu aşkın fan sayısı var, ikisi de orijinal sayfa. Formula 1 özetle kendi potansiyelini kullanmıyor ya da kendini abartıyor, aynı Türkiye futbolu gibi. Artık sayılara geçelim isterseniz :





Çaylaklar ve geçen sene listede olmayanlar


Geçen sene takımların ve pilotların da facebook linklerini yazıya eklenmesi tarzında eleştiriler almıştık. Tam anlamıyla yapamasak da bu kelimelerin üzerine tıklayarak Williams, Ayrton Senna ve Formula 1'in hesaplarına ulaşabilirisiniz. Formula 1 hesabı aslında bize birçok şey anlatıyor. Bu hesap vikipedi sayfasından alınan bilgilerle oluşturulmuş, direkt oraya bağlı yani. Bir şey paylaştığı yok. Buna rağmen 6 küsur milyon kişi beğenmiş sayfayı. Yani adam akıllı bir sayfa olsa 15-20 milyon arası beğeniye ulaşabilirdi. Belki daha fazla. 2014'de görüşmek üzere o zaman.

Not 1 : Sayılar ... bin'dir.
Not 2 : Sıralamalar 2012 yılına göre yapılmıştır.
Not 3 : Williams'a pozitif ayrımcılık yapılmıştır, el atalım.

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Sezon Ortası Karalamaları

Tarihin en absürt sezonunda sezonun orta noktasına yeni geldik. Macaristan'da 35. tur biterken sezonu yarılamış olacağız. Sezonun yarısı bitti ama kimse ne olup bittiğinin farkında değil. Kim niye hızlı, kim niye yavaş, eski lastikler kime yarıyordu, Pirelli lastikleri değiştirdi mi, yeni lastikler ne olacak.. Sadece Pirelli de değil sezonu absürt yapan, 2013 sezonu takvim açısından da bir garip. Üç hafta bekliyorsunuz, sonra üst üste iki yarış sonra tekrar üç hafta. Bunun sebebi tam anlamıyla lojistik de değil, takvimdeki pistler son yıllarda hemen hemen aynı, en fazla bir iki değişiklik oluyor. En somut örneğinden, 2013'de sadece 2012'den farklı olarak Valencia Gp yok. Bu yılın tek iyi tarafı sezon arasının 5 hafta değil 4 hafta olması. Sanki New Jersey'in takvimde olmaması her şeyi mahvetmiş gibi.

2009'da değiştirilen kurallardan ağzı yanan takımlar, hele de o yılın Red Bull'un uzun yıllar sürecek hegemonyasını temelinin atılacağını bilselerdi acaba 2008 sezonunda bu kadar uğraşırlar mıydı bilinmez. 2014 öncesinde ise herkes planlamasını yapmış durumda. Şampiyonluğa oynayan takımlar da. Yine de tamamiyle 2014'e odaklanmak başka iş. Sürücüleri şampiyonluğa oynayan Red Bull, Lotus ve Ferrari 2013 sezonunu bırakmadı. Mercedes ise önce İspanya'dan sonra tamamen 2014 denmişti, sonrasında artan performansla takım bütçesinin 145 USD'den 190'a çıktığını duyduk. Şu an için tamamen 2014'e odaklanan tek büyük takım McLaren. Öndeki üçlünün diğer takımları dert etmesine gerek yok, çünkü onlar motor parası bulmak için uğraşıyorlar. 2013 sezonunun nasıl şekilleneceği 2014'ü de derinden etkileyecek. Yine de 2009 gibi bir sezon beklemek seyircileri hayal kırıklığına uğratabilir. 2014'de Red Bull veya Brawn GP'nin yaptığı gibi bir araç çıkmayacağı varsayımıyla 2013 sezonu 2014'ü direkt etkileyebilir. En azından değişikliklerin Williams'a yarayacağını umut edelim. Gelecek sezonki önemli değişikliklere bakacağız bir ara.



Macaristan için seçilen sert değil aşırı sert lastiklerden sonra Pirelli yumuşama yapsa da lastikler hala yeterli değil. Eğer bu yarışta Vettel yine farkı açarsa Pirelli biraz daha cesur davranabilir sezonun ikinci yarısında. Gerçi onların da elleri kolları bağlı. Yaşadıkları sorun Michelin'in neden olduğundan çok daha fazla işte ama..şartlar. Pirelli'nin garip lastikleri Silverstone'da beklenilen eğlenceyi vermese de Almanya'da yüzleri biraz olsun güldürdü. Nürburgring Silverstone kadar olmasa da lastikleri zorlayan bir pist. Geçen pazar gördük ki bazen pistin karakteristiğinden çok sıcaklık daha fazla etki edebiliyor lastiklere. Sıcak hava da özellikle Lotus'a yarıyor.

Ferrari'nin sertle başlamasından biraz kafa karıştırsa da Alonso yeterli hızımız yok diye konuştu. Sıcak havadan etkilenen ise yine Mercedes oldu. Diğer yandan lastikleri iyi saklayan Force India garip şekilde yavaştı. Force India'nın bu tür havalarda geçen seneki Sauber etkisi yapması gerekir, az da olsa. Kanada ve İngiltere'de daha serin havalarda lastikleri diğerleri kadar iyi çalıştıramayan McLaren sıcak havada kendine geliyor. Bu seneki en iyi sonuçları Bahreyn, İspanya ve Almanya'da aldılar, sanırım tesadüf değil. Pirelli gerçekten bütün ezberleri bozuyor, seyirci olarak gördüğümüz kadarıyla Force India gibi takımların asıl bu tür havalarda kendini belli etmesi lazım ya neyse.

Paul Di Resta

Biraz daha kafa karıştırıcı konu ise ; gelişim. Mercedes'in nasıl olur da bu derece hızlı olduğu, arkasındaki üçlünün gelişim hızı veya McLaren'in gelişip gelişmediği. Özellikle Mercedes'in hızının kaynağı, bir tane güzel bir yazı bulamadım bu konuyla ilgili, herkes lastiklere boğulmuş durumda. 2013 aracı ile yapılan testten hafif ceza ile yırtmaları, üç senenin ardından gelen üstelik kuralların pek değişmediği sezonda birden net şekilde en hızlı araca sahip olmaları ister istemez komplo teorileri uydurmaya uygun bir ortam oluşturuyor. Aslında demek istediğim, Formula 1 ve Fia'nın Mercedes'i kaybetme lüksü yok. Çünkü griler Ferrari'yi özel konumundan dolayı saymazsak griddeki tek üretici takım. Akla ister istemez 2008 sezonunun ikinci yarısında hızlanan Renault'a karşı Fia'nın bazı şeyleri görmezden geldiği dedikoduları geliyor. Tabii bu görüşün dayandığı hiçbir somut delil yok fakat yıllar sonra birileri bunu ima eden açıklama yapsa bile F1'i yakından takip edenler şaşırmayacaktır.

Sezon içi gelişime gelirsek; Mercedes sene başındaki farkını genel olarak koruyor, McLaren ise bir türlü beklenilen adımı atamadı. Son iki yarışa baktığımızda mesela, İngiltere'de sene başında neredeyse 1 sn'ye yakın fark yediği Lotus ve Ferrari'nin dibindeydi, Almanya'da işler tersine döndü veya normale. Dediğimiz gibi garip bir sezon yaşıyoruz. Son yarışlarda artan performansıyla Toro Rosso da dikkat çekmeye başladı. Özellikle Ricciardo. Avustralyalı oldukça şanssız, Vergne Kanada'da grid pozisyonunu yarıştaki şartların da yardımıyla korumaya başarırken Ricciardo aynı derecede şanslı değil. Son yarışlarda hem Toro Rosso hem de Force India yarış hızında yeterli değil. Açıkçası artık yarışlardan önce ne olacağını tahmin etmek çok daha zor, yarışın ilk 5-10 turu kimin lastikleri iyi kullandığı belli oluyor, ona göre tahminlerde bulunuyorsunuz.

Roman Grosjean

Yarın başlayacak sezon içi testler ve pit yolundaki hız limiti şampiyonayı derinden etkilemese de yansımaları olacaktır. Hız limiti çok önemli değil gibi görünse de Lotus, Button ve Hulkenberg gibi bir az pit yapmaya çalışan pilotlara pit yolunun uzunluğuna bağlı olarak 3 sn civarında bir süre kazandırabilir. Aslında şu anki şartlar en çok Vettel'i işaret etse de Lotus için de fena değil durumlar. Özellikle tek turda Ferrari'nin biraz daha önüne geçmişler gibi, Kimi'nin şampiyonluğu için Grosjean'dan daha iyi kullanmaları lazım. Almanya'da Grosjean'a yarış kazandırmak yerine Vettel'i durdurmaları öncelik olmalıydı. Macaristan için Mercedes ve RBR'nin ilk iki cebi kapmaları zor olmayacaktır. Geçen sene de gördük, Hungaroring'de geçiş zor. Vettel Alonso'dan 34, Raikkonen'den 41 puan önde, farklar 40 ve 50 puan olabilir yarış sonunda. Umalım ki sezonun heyecanı erkenden bitmez, çünkü bu 2014'ün heyecanını da etkileyebilir. Heyecanlı sezonlara..



28 Eylül 2012 Cuma

Işıklı Dramaya Devam : 2012 Singapur GP


2008 : Massa pitte yaşanan sorunla şampiyonluğu bıraktı.
2010 : Hamilton Webber’le yaşadığı kaza sonunda yarış dışı kalarak şampiyonluğu bıraktı.
2012 : Hamilton vites kutusuyla yarış dışı kaldı…

Sıcaklıkların yükseldiğini ve basıncın arttığını gördük. Acı çekerek bir kaç tur sonra bunun olacağını biliyorduk. Martin Whitmarsh yarış sonrası




Her çifte yılda dramatik anlara sahip olan Singapur bu sene de boş durmadı. Çok iyi bir haftasonu geçiren Lewis Hamilton vites kutusu sorunuyla yarış dışı kaldı. 6 yarış çok olsa da grid son yarışlarda şampiyonluğu kazanmış ya da kaybetmiş isimlerle dolu ki herkes temkinli, ne kimse mücadeleyi bırakmış ne de kimse kazandım diye seviniyor. Singapur biraz olsun geçen yılı hatırlattı. Lastikleri daha hızlı ısıtan, lastiklerini daha çabuk yemeye başladı ve lastikler 2012 genelinden çok daha hızlı aşındı. Singapur’un kendine has etkisinin yanında öndeki ikilinin özellikle Button gibi lastiklerini koruyan bir pilota göre lastiklerini daha çabuk tüketmesi lastiklerde çok önemli bir mesafenin aşıldığının gösterir gibiydi. Çünkü bu sene cuma günü yapılan ayarlar o kadar önemli hale gelmişti ki, aracın performansını aştığı olmuştu. Yine Button üzerinden, İngiliz Kanada’da daha sert lastikleri bile rakiplerinden hızlı aşındırmıştı. N.Ş.A.’da bunu görmek pek mümkün değil. Bunun üzerine akla ister istemez  Lotus’un düşük performansı da bunla mı ilgili sorusu geliyor fakat Lotus’un D-DRS üzerine yoğunlaşmasıyla yanlış ata oynamış olabilir demek daha doğru olur. Japonya ve Kore’deki güncellemeleri beklemek gerekecek. 

Tam bu sırada öğrendiğimiz transfer haberleriyle yazmanın da pek bir manası kalmadı sanki. Özet geçmek gerekirse; geçen yılki gibi lastiği hızlı ısıtanın hızlı bitirdiği bir döneme girersek, sezonun geri kalanında farklı şeyler görebiliriz. Bu yıl İngiltere'deki gibi ayarlar doğru olmayınca McLaren gibi lastiklerini hızlı ısıtabilen, yağmurda oldukça iki iyi pilota sahip bir takım bile 2 sn. civarında fark yiyebiliyor, üstelik havanın soğuk ve pistin takıma uygun olmasına rağmen yarışta da lastikleri saklayamıyorlardı. Diğer önemli şey ise Lotus'un gelişimi. Şu an kabaca 3. en hızlı olan Ferrari için Lotus eski hızına dönerse 4. hızlı takım durumuna düşecek ve Alonso'nun o zaman bu farkla şampiyon olması çok zor olabilir. Üstelik kimi yarışlarda Sauber ve Williams gibi takımlarla da baş edemediğini gördük İtalyanların. Lotus hem kendi şampiyonlukları için hem de şampiyonın gidişatı için kritik öneme sahip. 2010'da F1 için küçük McLaren için büyük arka kanat güncellemesi onları şampiyon yapmadı ama bir nevi şampiyonu değiştirdi...

14 Eylül 2012 Cuma

Avrupa'ya Gri Veda : Spa ve Monza GP'leri

İlk tur, son sektör

Macaristan : McLaren - Lotus
Belçika : McLaren - Red Bull
Monza  : McLaren - Ferrari
McLaren son üç yıldır klasikleşen 'Valencia-İngiltere-Almanya Performans Kaybetme Şenlikleri'nden sonra sazı eline aldı. Hatta üç yarışta kazanırken hepsinde farklı takımlarla mücadele etti. Spa ve Monza'da kazanarak iki şampiyonluğu da daha heyecanlı hale getirdi. Her ne kadar Spa'da Button rahatça kazandıysa da Vettel'in performansı gözlerden kaçmadı. Bu yarışa dair anlatacak pek bir şey yok Grosjean'ın sebep olduğu kaza haricinde. Grosjean'ın cezasını hemen hemen herkes haklı buldu da hukuki olarak tamamen skandal. Şampiyonanın önde giden adaylarını saf dışı bıraktı açıklaması bazı pilotların daha fazla adalete sahip olduğunu gösteriyor. Lotus bu noktaya itiraz edebilirdi, en azından basın önünde dile getirebilirdi. Button'un McLaren'le ilk podyumu ve Hamilton'ın twitter skandalı ise unutulmayacak başka şeylerdi.

Spa ve Monza yüksek hızlı pistler olsa da F1'in en teknik pistlerinden. Özellikle de Monza'da takımın doğru ayarları bulması gerçekten zor iş. Düşük df, yüksek düzlük hızı gibi bir basit bir denklem yok işin içinde, evet pist sizden bunu istiyor ama aracınız buna ne kadar uygun ? Monza için dersine iyi çalışmak önemli, pistin istedikleriyle aracınızın özelliklerinizi örtüştürmeniz lazım. 2010'da herkes McLaren galibiyeti beklerken Ferrari kazanmış, 2011'de ise dersine iyi çalışan Red Bull herkesi şaşırtarak adeta uçmuştu. 2012'de ise Ferrari dersine daha iyi çalışmış gibi gözüktü. Son iki yarışta McLaren'in 0.7 sn civarında geri kalan takım Monza'da pol mücadelesine girişti. Belki McLaren de dersine iyi çalışmamış olabilir çünkü yüksek df ve fena olmayan bir düzlük hızıyla daha rahat ayar yapma şansına sahiptiler.

Patroınlar konuşuyor.


Q3'de sorun yaşayan Alonso'nun yarışta kazanacak bir hıza sahip olması şampiyona için kritik olabilir çünkü kağıt üstünde McLaren'in en zorlanacağı yarıştı Monza. Tabii bu yıl neyin ne olduğu belli olmadığı için her yarış farklı bir tablo görebiliyoruz. Yine de son yarışlarda lastiklerden eskiye nazaran çok daha az bahsedildiğinden de takımların lastikleri anladığının varsayabiliriz. McLaren'i bir kenara koyarsak Lotus, Red Bull ve Ferrari'nin sürekli değişen sıralaması kilit olacaktır. Lotus'un son iki yarışta lastik koruma konusunda kendi performanslarının gerisinde kaldığını gördük, aksine McLaren'in de lastiklerini hemen harcamadığını, Red Bull ve Ferrari'nin de sırasıyla Belçika ve İtalya'da McLaren'le boy ölçüştüğü ise gözlerden kaçmadı. Peki Sauber'in Belçika gibi ön sıralardan kalktığı yarışlarda ön grup onların lastik korumasıyla boy ölçübilecek mi ? Şampiyona açısından yine önemli olabilecek bir mücadele. Sauber'in ön sıralardan kalktığı bir yarışı kazanabilir demek de kolay değil, Spa bunun için önemli bir ölçüt olacaktı, orada acaba yarış performansından fedakarlık ettiler mi, ettilerse ne kadar ettiler bilemiyoruz.

Uçtu uçtu Vergne uçtu..


Button, Vettel ve Webber'in yarış dışı kaldığı günde Perez günün tartışmasız en çok konuşulan ismi oldu. Yarışa 8. sıradan başlayan Kobayashi 6.turda Perez'e geçiliyor -muhtemelen çok sorun çıkarmamıştır. - ve her tur yaklaşık yarım saniye geride kalıyordu Meksikalıya göre. Perez'in performansından gözlerden kaçan bu fark çok normal gelmedi açıkçası. Kobayashi ilk 10'a girmenin cezasını mı çekti ? Taktikleri belirlerken Pirelli'nin lastik hamurları arasında bazen hiç fark olmuyor, böyle durumlarda sert lastikler daha bir avantajlı oluyor. Kobayashi 20.tur pite girerken Perez 29.tur içeri girdi. Checo Alonso'dan  9 tur, Hamilton'dan 5 tur temiz lastikleriyle 8.sıradan başlayarak önündekilere teker teker geçmeyi başladı. Ancak 36.turda Raikkonen'den kurtularak önünü açabildi. Önü açılan Perez ön gruptan 1.5 sn çalarak geliyordu. İki Ferrari'yi geçince McLaren tempoyu yarım saniyeye yakın artırdı ve Hamilton Monza'da ilk defa kazandı. Açıkçası tur derecelerini incelemek de pek işe yarar bir şey değil mücadele olmadıkça. Özellikle de McLaren'in son iki yarışta rahatça lider gitmesinden dolayı. Üstelik Monza ve Spa biraz kendine has pistler, önümüzdeki yüksek df pistler için tam bir gösterge sayılmaz. Ne yazık ki F1 takviminde pistler gittikçe birbirine benziyor, acaba neden ?

Lotus'un kendi geliştirdiği D-DRS'si yarışta kullanamaması ve Red Bull'un bir türlü beklenen güncellemeyi yapamaması gelişim yarışının belirleyicileri oldu Uzak Doğu öncesi. Red Bull'un sezon arası öncesi aldığı yasaklar sanki bünyede yavaş yavaş kendini hissettiriyor. Hızlanmanın önemli olduğu pistlerde sene başındaki gibi güçlü olamayan Red Bull var. Yine de derli toplu değerlendirmek için Singapur'u beklemeliyiz, çünkü Macaristan'dan yaklaşık 2 ay ve 3 yarış sonra daha sıkıcı ve karanlık başka bir Macaristan GP'si izleyeceğiz. Bu arada yavaş yavaş yaklaşan bir Sauber galibiyeti ve ilginç şekilde hala galibiyeti olmayan bir Lotus var.

Görünmeyen Rekabetler

Grosjean renk vermedi..
Arka ve orta sıralardaki rekabete başlamadan önce Raikkonen'in ve Schumacher'in son yarışlardaki muazzam performansı da gözlerden kaçmıyor. Schumacher en büyük eksisi sıralama turlarını düzelttikten sonra Rosberg'in önünde yer almaya başladı, Raikkonen hem kendi gelişimi hem de Grosjean'ın hatalarıyla takımın lider pilotu oldu. Grosjean ve Maldonado sürekli kazalara karışsa da grid için önemli pilotlar çünkü ikisi de tek turda iyi. Pilotlar tecrübeyle tek turdaki hızını -yani yeteneğini- pek fazla geliştiremeseler de yarışlarda daha akıllı davranmayı öğreneceklerdir. En azından hızlı bir şekilde öğrenmelerini umalım.

Podyuma çıkamayan takımlardan Force India'da son yarışlarda Hulkenberg göz kamaştırmaya başladı. Hem cumartesi günü İskoç takım arkadaşını geçiyor hem de Belçika, Valensiya gibi olaylara karışmadan iyi yerlerde bitiriyor. Di Resta sanki medyanın biraz abartısı mı diye de düşünmeden edemiyor insan. Yine de erken. Toro Rosso'da ise Ricciardo 10-3 yaptı sıralamalarda. Vergne Monza'dan önce iki yarış Avustralyalıyı geçince acaba demiştik. İlginçtir Vergne'in 8 puanına karşılık Ricciardo'nun 4 puanı var. Diğer mücadele ise Marussia'da. Sıralamalarda 8-4 önde olsa da Glock, Pic diğer takım arkadaşlarından daha dişli çıktı. Belçika'daki mücadele ve Glock'un açıklamalarıyla kendi çaplarında gündem oldular. İkilinin mücadelesine de arada bakmak gerekiyor. Gridin sonundaki HRT ise Caterham ve Marussia gibi 3 yıldır bir tane 'iş bilen' bir tane paralı pilotları olsaydı şimdi daha güçlü olabilirlerdi. Ayrıca Marussia Glock'la Belçika'da Petrov'a 0.4, İtalya'da 0.150 sn uzaklıktaydı, kim bilir yakında Marussia garajında da bir kutlama görebiliriz..






31 Temmuz 2012 Salı

Tatsız tuzsuz bir yarış : 2012 Macaristan GP


MP4-27 Avustralya, Malezya, İspanya ve Macaristan'da polü aldı. Bütün bunların ortak yanı farkların önemli ölçüde olmalarıydı, Hamilton Avustralya ve Malezya'da Q3'de ikinci turu atmaya gerek görmedi (bu yüzden fark daha az gözüküyor). Peki McLaren'in son iki yarıştaki gelişiminde lastikler ne kadar etkiliydi, sezonun geri kalanında ne olacağını tahmin etmek için çok önemli bir soru. Yine onlara benzer bir takım Mercedes'de ise takım Monaco'da neredeyse en iyi araca sahipken Macaristan'da döküldüler. Araç 180 dereceli virajları sevmiyormuş, ilk defa duyuyorum böyle bir sorunu da. Yine de Mercedes'in lastikleri daha iyi anladıklarında büyük bir adım atacağını düşünüyorum, burada beklenenden çok yavaş kaldılar.

Cuma günü McLaren'in üstünlüğüyle geçerken, Lotus da sinyalleri vermişti. Lotus alışıldığının aksine bu sefer tek tur üzerine de çalıştı, normalde cuma günlerini listenin sonlarında bitirirlerdi. Unutmadan Lotus'un D-DRS'si şampiyonluğu değiştiren hamle olabilir, akıllara hemen Lotus'un F-Kanalı geliyor, Lotus'un iyi bir teknik kadroya sahip olduğu belliydi 2010 ve 2011 yılından, geride kalmalarının nedeni geliştirilemeyen önden çıkışlı egzozdu. Lotus'un bu sene tecrübe kazanmalarını ve asıl patlamayı 2013'de yapacakları gibi bir tahminde bulunulabilir, aynı Red Bull'un 2010 ve 2011 performanslarının belirgin farklılığı gibi. Sıralamalarda daha Q1'de belliydi kimin polü alacağı. Q3'deki ilk turunda Hamilton'un hata yapması planları aksatsa da zorlanmadı. Hamilton S1 ve S3'de en yakın rakibinden 0.2 sn daha hızlıydı, daha temiz bir turla fark 0.5-0.6 sn bile olabilirdi. Cumartesi başka iyi iş çıkaran Grosjean ve Vettel olurken, Ferrari'nin yavaşlığı dikkat çekti. Gary Anderson'un Almanya'da kuru zeminde sıralamalar yapılsaydı eğer Ferrari üçüncü çizgide olabilirdi demesi doğruymuş meğer, araç Almanya'da yarış hızında fena değilken Hungaroring'de geride kaldı, iki yıldır Ferrari araçlarının en büyük kozu yarış hızı, onlar için üzerinde durulması gereken asıl nokta bu yarışla ilgili yarış hızıydı sanki. Pirelli'den itibaren aslında yakıt ikmalinin yasaklanmasından itibaren sıralama hızıyla yarış hızı birbirinden çok farklı olabiliyor, özellikle bu sene de bunun örneğini çok gördük. Vergne, Hulkenberg ve Pic'in takım arkadaşlarını geçmesi ise gözden kaçırılmaması gereken olaylardı cumartesi için.

Lotus bunu yarışta yapamadı...

Yarışın başında Hamilton ve Grosjean farkı açarak galibiyetin tek adayı görüntüsü verdiler. Jenson Button aracın ayarlarda bir türlü istediği noktayı bulamaması yüzünden lastiklerini koruyamıyor, böylece rakiplerine göre en büyük avantajı ortadan kalkıyor. Bu yarışta da lastiklerini Hamilton'a göre erken bitirdi, sorunu devam ediyor, bu sefer aracın hızıyla sorun gizlendi biraz. İlk piti yapan 16. turda Button oldu, sonra 18. Vettel ve Alonso, 19. Hamilton, 20. Grosjean, 21.turda Webber ve Raikkonen pite girdiler. Pit çıkışı Ham-Gro-But-Vet-Rai-Alo-Web sıralaması oluştu, asıl macera da bundan sonra başlıyordu çünkü Lotus'lar ve Vettel yumuşak lastikleri takmıştı. Evet, Hamilton ilk turunda 1.27.857 yaparken Grosjean tam 1.26.725 yapıyordu. Sene başından beri birçok kez iki hamur arasında pek fark olmazken ilk defa yumuşaklar sertlerden bu kadar hızlıydı. Lotus galibiyeti için tüm şartlar hazırdı aslında. Yumuşak-sert-sert sıralaması yumuşaklar belirgin şekilde hızlıyken yumuşak-yumuşak-sert'e mi dönecek yoksa bunu sadece Lotus mu yapabilir, takımların üzerinde duracağı kritik bilgiler olabilir. Lotus yumuşaklarla adeta uçuyordu, bunu Grosjean'dan değil ama Raikkonen'den görebiliriz, Fin pilot ilk pitlerden sonra Alonso'nun önünde çıktıktan sonra Ferrari'den daha hızlı turlar atmaya başladı. Hamilton'la olan farkı 28.tura kadar 13 sn civarında gezindi, o turdan itibaren fark erimeye başlayıp 38.turda 6.5 sn'ye kadar düştü. Diğer tur ise Raikkonen tam 1.5 sn aldı Hamilton'dan. 40.tur Grosjean pite girerken, 41.tur Hamilton pite girdi (Fia Hamilyon 40.tur pite girdi diye gösteriyor yani bitirdiği turu göre kayıtlara geçiriyor, benim de başladığı tur yani 41.turu söylemek daha kolayıma gidiyor). 3.lük savaşındaysa Vettel, Button'ın arkasında kalmışken üstelik sürekli radyodan takıma bir şeyler deneyin diye baskı kurarken McLaren İngiliz'i pite çağırdı. Turlar 34.turdan 35.tura geçişi gösteriyordu. F1 gibi belki de dünyanın en teknik sporunda takımları eleştirmek için 10 kere düşünmek gerekir ama McLaren'in bu hamlesi bana çok manasız geldi, Vettel'in ekmeğine yağı sürmeyi bırakın direk tereyağlı ekmeği yedirdiler. Vettel de önü açıldıktan sonra hem Button'dan hızlı turlar atmayı başardı hem de öndekilere yaklaşmaya başladı. 3 tur içinde 2.1 sn farkı azaltan Vettel'in dramatik düşüşü başladıüı anda ve bir tur içinde 1.3 sn kaybedince Grosjean'dan bir tur önce pite girdi.

Jenson Button'un 2.8 sn'lik pitine rağmen Senna'nın arkasında çıkmasının bir nedeni olabilir, Senna'nın Button'dan daha hızlı turlar atmaya başlaması; Button'un son üç turu; 27.3, 27.4, 28.0 iken Senna'nın 27.3, 27.5, 27.6. Her şeye rağmen Button'ın 3 pite dönmesi çok mantıklı değil gibiydi, bir de sanki ondan da mantıksız duran Webber'in 3 pit stratejisi vardı. Stratejileri değerlendirirken Senna'yı da anmamak yanlış olur, rakibim değil diyerek rakiplerinin geçmelerine izin vermedi ve onları rakibi yaptı. Webber ve Massa'nın önünde bitirmesi Senna adına gelecek için bir umut olsa gerek. Yarıştaki diğer güzel mücadelelerden biri de iki Lotus'un pit çıkışında birbirleriyle pozisyon savaşına girmeleriydi. Özellikle Serhan Acar'ın dediği gibi Lotus'un telsizinden gelen mesajlar çok güzeldi. McLaren'in 2.piti de bu sene yarışlar nasıl kaybedilir'i öğrendikten sonra nasıl kazanılır'ı da öğrenmeye başladıklarını gösterdi, Hamilton'un piti Grosjean'dan 1.2 sn daha hızlıydı bu da onu Alonso'nun önüne çıkartarak Grosjean tehlikesinden kurtardı. Raikkonen ise sessiz sedasız çok iyi turlar atarak hem pitlerde iki pilotu birden geçmeye başardı hem de yarış galibiyetine aday oldu. Pit çıkışıında da 6 tur içinde Hamilton'la farkı 4.4 sn'den 0.9 sn'ye düşürdü. Gerisi bilindik hikaye..Bir de Grosjean'ın tur zamanlarına bakınca bazı turlar ciddi dengesizlikler göze çarpıyor, bazı turlar 1 sn'ye yakın kayıplar var, önemli hatalar da yapmadı Grosjean, sebebini kestiremedim. Pit savaşları şeklinde geçen Macaristan aslında pek tatsız tutsuzdu.



Sıralama turlarında takım arkadaşlarını geçen Hulkenberg ve Pic yarışta da takım arkadaşlarına geçilmediler, Ricciardo ise Vergne'ni yarışta geçmeyi başardı. Schumi içinse felaket dolu bir haftasonu geçti, Rosberg yine sadece bir puan alabildi, Mercedes Monaco'dan beri ön sıralardan uzak kalıyor, lastikleri anlayamadıkları gibi gelişim yarışında da geri kalmış gibiler. Artık 2010'a benzer 5 şampiyonluk adaylı bir şampiyonluk yarışına giriyoruz. 3 ay içinde 9 yarış var, üst üste birçok yarış izleyeceğiz. Spa'ya her takım önemli güncellemeler getirecektir, Lotus'un çifte DRS'si şampiyonluk yarışını etkileyen bir gelişim olabilir, en azından Lotus için biçilmiş kaftan. Artık taraftarlar ve takımlar sezonun ilk yarısını muhasebesine girmeye çalışıyorlar, yine de tutalım kendimizi. Heyecanlı bir sezonun son kısmını izlemek dileğiyle, sahi Williams'da Barrichello ya da Heidfeld olsaydı şu an kaç puanları olurdu ?..

16 Haziran 2012 Cumartesi

Çok Pit Stop az Pit Stopu yener : 2012 Kanada GP

Massa belki de sezonun en iyi sonucuna giderken bu spinle yarışını mahvetti.
Birkaç istatistik;
  • 7.yarışta 7.kazanan Lewis Hamilton oldu.
  • Lewis Hamilton bir pistte ilk defa hattrick yapmış oldu.
  • McLaren bu pistteki son 5 yarışta 4. galibiyetini aldı.
  • Whitmarshlı McLaren 62.yarışında 15.yarışını kazandı.
  • Ferrari 2004'den bu yana bu pistte yarış kazanamıyor.
  • F. Alonso bir sezondur her yarıştan puan çıkarıyor, en son Kanada 2011'de kazaya karışmıştı.
  • Perez ve Grosjean kariyerlerinin 2. podyumuna çıktılar.
  • Sezonun en istikrarlı pilotları bütün yarışlardan puan alan Alonso ve Hamilton olurken, Mercedes de Schumacher'in aracındaki istikrarlı sorunlarıyla ikiliyi takip ediyor.
5 farklı takımdan 5 galibiyet geldikten sonra sanırım 2.tura başlamış bulunuyoruz. Red Bull ve McLaren ikişer kez kazanan ilk takımlar oldular. Sezonun yavaş yavaş oturmaya başladığı şu zaman diliminde -ki ben hala şüpheliyim- Red Bull'un oldukça güçlü olduğunu gördük cumartesi günü. Cuma günü ise Lewis Hamilton iki antrenman turlarında da en hızlıydı. Cumartesi artan sıcaklıkla McLaren cumartesi önceki hızına erişemedi, iki gün arasındaki sıcaklık farkı 20 dereceye yakındı. McLaren'in yavaşlamasına rağmen Lotus ise beklendiği kadar hızlanamadı. Cumartesi Q1 ve Q2'deki tablo Red Bull, Ferrari ve McLaren'i gösteriyordu arkasından da bu hafta sonu hızlı olması beklenen Mercedes'di. Grilerin Monaco'da en hızlı olmaları ne kadar garipse burda da yavaş olmaları o kadar garipti, bu sene garipliklere oldukça alışan F1 dünyası da bu yavaşlığı pek sorgulamadı zaten. Yine de cumartesiden elimizde kalan bilgi Red Bull'un çekişte en iyi araç olduğuydu. Max. hız da en arkada olsalar da bu cumartesi önemli bir dezavantaj getirmezken pazar günleri kimi anlarda atak yapmakta sıkıntı çektiklerini gördük. Kanada'daki sıralama Valencia'da çok değişmezse eğer takımların lastikleri anlamakta yol kat ettiklerini varsayabiliriz yok İspanya ve Monaco gibi şaşırtan sonuçlar olursa diyecek bir şey yok. O zaman Horner haklı çıkabilir.

Mercedes'in sıralamalarda hızlı olduğunda yarışlarda da hızlı olduğunu gördük ilk iki yarış dışında, Kanada'da da yavaş bir cumartesiden sonra Rosberg ilk turlarda yine yavaş kaldı. Massa DRS'ye bile gerek kalmadan ikinci turda geçti Rosberg'i. Yine yarışın ayrıntılarına girmeden Lotus ve Sauber'in lastikleri korumada farklı dünyalarda olduğunu gördük. Önümüzdeki yarışlar muhtemelen daha da sıcak olacak, cumartesi biraz daha hızlı olabilirlerse Lotus'ları durdurmak çok zor olabilir, üzerine Kimi'nin direksiyon problemleri çözülürse şampiyonluk adayıdır benim gözümde. Diğer sıkıntılı pilot Massa da podyuma çıkabileceği yarışı heba edip sadece 2 puan alabildi. Yine de son iki yarıştaki gözle görülür ilerlemesi bir iki yarış içinde çok iyi bir sonuçla taçlanabilir Brezilyalının. M. Schumacher'in ise yarış sonu nasıl oldu da kendi garajını basmadı ben hala şaşırıyorum, bu kadar hataya denilecek bir laf yok artık. Mercedes hem Schumacher'in şampiyonluk şansını heba etti hem de takımlar klasmanınında sene sonunda bir sıra kaybettirebilir takıma kaçan puanlar. 

Yarışın galibi Hamilton'un son 4 galibiyeti de (Çin, Nürburgring, Abu Dhabi 2011, Kanada 2012) benzer özellikleri taşıyor. Hamilton'un yerinde ve kritik hamleleriyle ve pit duvarında kazanılan yarışlar. Son üçünde de Ferrari'ye karşı kazanılmış zaferler ; evet Ferrari bu sene pit stratejilerinde daha iyiler ve daha az hata yapıyorlar fakat öldürücü darbeyi henüz vurabilmiş değiller, İspanya'da Williams'a burda da McLaren'e karşı pit duvarında kaybediş. Red Bull ise açık ara pit stratejilerinde en iyi olan takım. Az veya çok, önce veya geç pit yapıp, bir şey yapıp edip pitlerden avantajlı çıkmayı beceriyorlar, bu yarış aldatıcı olabilir, bu sezon geriden başladıkları birçok yarışta önemli hamleler yaparak potansiyellerinden fazla puan kazandılar, bu açıdan hem McLaren'den hem de Ferrari'den daha iyi şekilde 'büyük takım' gibi yarışıyorlar.

Taktik Savaşları

Yarışa gelirsek, startta değişmeyen sıralama pitlere kadar devam etti. 17.turda pite önce Vettel, 18.turda Hamilton ve 20.turda da Alonso girdi. Pirelli ile alışageldiğimiz 'önce giren kazanır' burada tam tersi işledi, sıralama tam tersine dönmüşken Hamilton Alonso'yu aynen geçen seneki Nürburgring'deki gibi kritik bir hamleyle geçerek liderliği ele geçirdi. Sonrasında farkı yavaş yavaş açarak bi ara farkı 4 sn.'e kadar çıkarmaya başardı. McLaren'in rakibi iki takıma karşı pit çıkışlarında lastiklerini daha kolay ısıtması onları taktik savaşlarında bir adım öne çıkarıyor. Hamilton'un stintin başlarında farkı açması geçen sene kazandığı yarışlarda da benzer şekillerde olmuştu. Stint sonlarında azalan farkı da önce pite girerek tolere eden McLaren ve Hamilton bu yarışları kazanmayı başardı. Kanada'da ilk pitlerden sonra Hamilton Alonso'yu geçtikten sonra uçarken Alonso ve Vettel bir süre DRS bölgesinde birbiriyle çekiştiler. Yarış öncesi kimsenin aklında olmayan Grosjean ise 22.turda pite girdi. Yani Alonso'dan iki tur sonra. Raikkonen ve  Perez de 4. ve 5. giderken Webber'in önemli zaman kaybetmesini sağlayıp 40. ve 41.turda pite girdiler. Grosjean ön gruptan yavaş kalan Webber'in arkasında zaman kaybediyordu ikinci pitlere kadar, muhtemelen bunu o dahil yarış esnasında kimse bilmiyordu. Webber'in 52.turdaki pitinden sonra Grosjean rahatlamış ve daha iyi dereceler yapmaya başlamıştı. 53.turda 16.1 sn olan Alo-Gro farkı 63.turda 6.9'a indi. Zaten Alonso'daki kritik düşüş 53.turdan itibaren başladı ve o andan sonra bir daha 1.17'li turlar atamadı. Fransız ise son 20 tur bir iki istisna dışında hep 1.17'li turlar attı.

Lotus ve Sauber'in son turlarda farklarının ortaya çıkması bir set lastiğin bu denli uzun süre kullanılmasıyla oldu. Şayet takımlar iki pit yapsalardı eğer, Lewis de 3, son turlarda farklar öldürücü derecede olmayacaktı. Ne olursa olsun pit yolunun kısa, DRS ile geçişin kolay olduğu bir pistte az pit yapmak çok istisnai durumlar dışında düşünülmemesi gereken bir seçenek olmalı. Hamilton'ın pite girdikten sonra avantajlı olan taraf yine de Alonso ve Vettel gibi duruyordu. Hamilton tur başına 1 sn. ile gelse bile geçiş yapmak zorunda kalacağı için liderliği alması zor gözüküyordu. 58. turdan itibaren Hamilton artık tur başına 1.6-1.7 sn hızlı olmaya başlamıştı ki o noktadan sonra her şey çok kolay oldu McLaren için. 61.turda Hamilton'a geçilen Vettel'in 2 tur sonra pite girmesi Red Bull'un ne kadar ince bir hesap yaptığını ortaya koydu. Red Bull ne olduğunun farkındaydı ve en azından Alonso'yu geçmek için pite girdiler, Red Bull her ne kadar geç kalsa da şu hamleyi yapabilmeleri gerçekten alkışlanması gereken bir olay.  Vettel pitten çıktıktan sonra Alonso'dan tur başına 2.5-4 sn hızlı gelip 4.olarak her puanın önemli olduğu sezonda 2 puan daha fazla kazandı, 99'da hep Irvine'ın Fransa'da Schumi'ye yer vererek kaybettiği 1 puanın sene sonunda ne kadar önem kazandığını sık sık ahlar vahlar içinde anıldığını hatırlarsak Red Bull'un ince bir işçilik çıkardığını söyleyebiliriz.

Romain sadece tek pit yapan diğer pilotlardan hızlı değildi, aynı zamanda kendisinden fazla pit yapmış Hamilton'dan sadece 0.4-0.7 sn aralığında yavaştı. Yarışın başında 45 derece olan pist sıcaklığının 39 dereceye kadar düştüğünü de söyleyelim. Çok da sıcak değil aslında. -Merakla bekliyoruz Valencia'yı.- Yarışın kısa özeti ise çok pit az piti yendi. Kanada'daki taktik savaşı hem sezonun geri kalanını da hem de seyir zevkini etkileyecek. Alonso ve Vettel'in önemli kayıplarından sonra daha az pit-stopu tercih etmek konusunda takımlar daha ihtiyatlı olacak ve 2010'u andıran tek pitle yarışı bitirmeye çalışanlar Lotus ve Sauber dışında pek görülmeyecek gibi, en azından ben öyle ümit ediyorum. Daha fazla pit-stop daha fazla heyecan demek oluyor bizler için yani yarışın tek galibi Hamilton değildi, diğer kazananlar Pirelli, Fom ve taraftarlar oldu. Eğer elimizdeki lastikler -şimdilik- bunlar ise daha fazla piti kesinlikle tercih ederiz (günün birinde Pirelli tartışmalarının 'yakıt ikmali yasağı' ile eklemleneceğini düşünüyorum, hadi inşallah).

Yarışın en kritik bölümüne tekrar dönersek ; Hamilton'ın ikinci pitinden önce Alonso ile farkının 3 sn. civarında dolaştığını gördük fakat McLaren'in pitten önceki son turunda Alonso'dan 0.6 sn yavaş kalmıştı üstelik önünde trafik yokken. Bu tur 49.turdu ve Hamilton 1.18.5 yaparken Alonso 1.17.8 yaptı. Alonso bu tur hızlı olsa da 48. ve 50.turda 1.18.1'de kaldı. Hamilton 50.turdan 51.tura geçiş yaparken pite girdi, 50.tur içerisinde ilk iki sektörde ne yaptığını öğrenemedim maalesef ; yarışta o tur içerisinde farklar gösterilmiyordu. Kaba saba hesapla 0.3-0.4 sn yine yavaş kaldığını düşünürsek 50.tur içinde McLaren doğru bir zamanlamayla Hamilton'ı içeri aldı. Pit stratejilerindeki üç anahtarın ; doğru zamanda içeri gelmek, özellikle bu yıl gridin birbirine yaklaşmasıyla pit çıkışlarındaki trafiği kontrol etmek ve stintin başlarında lastiği ısıtmak. Lastikleri ısıtmanın zor olduğu pistlerde erken girmek dezavantajlı hale gelebiliyor, Nürburgring ve Kanada gibi. İspanya'da Maldonado'nun erken pitlerle ne kadar avantaj kazandığını görmüştük, burda da Vettel erken girerek iki sıra kaybetti. Öyle ki yeni lastiklerle Vettel, Hamilton ve Alonso aşınmış lastikleriyle Grosjean'la aynı dereceleri yaptılar. Şayet Lotus Grosjean'ı bu üçlüyüyle savaştığını hesap ederek pistte tutabildiği kadar tutsaydı yarışı kazanmaları içten bile değildi. Bu sene denklemde o kadar çok bilinmeyen var ki, herkesin herkesi hesap etmesi gerekiyor. Önümüzdeki yarışlarda Lotus ve Sauber'e özel bir dikkat kesileceği kesin büyük takımların. Kanada'dan sonra 'Bekara karı boşamak kolay' düsturuyla atıp tutmak kolay gözüküyor, Gilles Villeneuve pisti takımlar için bir ders oldu, bu tip taktik savaşları izlettirme konusunda daha muhafazakar davranacaklardır.

McLaren uzun zamandır bu kadar sevinmemişti sanırım.
Yine yeniden lastiklerin büyük bir faktör olmayacağını varsayarak Valencia'da Kanada benzeri bir sonuç görebiliriz, takvimin açık ara en boğucu pistinde aerodinami son iki yarıştan daha çok öne çıkacak, geçen sene RBR'nin son sektörde neler yaptığını hala hatırlıyoruz. McLaren'in biraz daha güçlü olması beklenebilir, Hamilton sezon arası öncesindeki 5 yarıştan belki de en yavaş kalacakları pistte (McLaren'in yarış hızı da oldukça şaşırtıcı ve iyiydi) yarışı kazanarak bir avantaj elde etti keza özellikle Silverstone olmak üzere diğer yarışlarda ön plana çıkmaları muhtemel. Ferrari önemli adımlar atarak bulunduğu noktaya kadar geldi, onların da gerçek hızı Silverstone'da daha net belli olacaktır RBR ve McLaren'e göre. Ne olursa olsun sene başında Q3'e kalmaya çalışan takımın yavaş yavaş pol mücadelesine girmesi bile kesinlikle alkışlanması gereken bir gelişme. Maalesef 2012'nin Formula 1'nde lastikleri konuşmaktan kimin hangi güncellemeyi getirdiğiyle ilgilenmiyoruz bile. Puanlara bakarsak ; Hamilton'un 88 puanla lider olduğu şampiyonada ortalama 12.5 puan yapmış, 2010'da Vettel ortalama 13.5 puanla şampiyon olduğunu hatırlarsak, bu gidişle 2010'dan bile daha az puanla şampiyon olabilir bir pilot. Bu arada Vettel 2011'de 392 puanla şampiyon oldu. Vettel geçen sene bu zamanlar 161 puanla uçup gidiyordu. Unutmadan HRT Q1'de liderden sadece 2.8 sn yavaştı, De La Rosa iki Marussia'yı da geçerken, Vergne iki Caterham'a da geçildi.Pistin kısa olmasının etkisi olsa da hiç yoktan güzel bir gelişme. Benzersiz sezonda madem herkes yarış kazanıyor, Lotus ve özellikle Sauber'in de yarış kazanmasını isterim, hazır böyle bir sezon yakalanmış, iyice rekorları alt üst etsin bari. Lastiklerin daha çok anlaşılması dileğiyle...