A. Valverde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A. Valverde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2014 Perşembe

2014'ün En Güzel Turu : Vuelta a España

2012 ve 2013 Vuelta'nın ardından 2014'ün Vuelta'sı da sezonun en çekişmeli geçen büyük turu oldu. Oldu olmasına da hep biraz gölgede kalıyor İspanyolların turu. Bisikletin de kendine göre bir dünyası var, yani Tour de France her ne olursa olsun hep gözde. Gerçi bunu anlatmak niyetim değildi ama özellikle son 3 yıldır Tour ne liderlik çekişmesi açısında ne kadar kısır geçiyorsa Vuelta da bir o kadar heyecanlı oldu Hele bu seneki mücadele uzun zaman hatırlanacaktır. Biz şimdi ağustosun ortalarına gidelim.

En büyük favoriler Quintana ve Froome iken, Valverde formsuz, Rodriguez şüpheli ve Contador katılmıyor diye biliyorken bir sabah El Pistelero'nun üç haftalık Vuelta'ya katılacağını öğrendik büyük bir şaşkınlıkla.Tahminler ve İspanyolun açıklamaları Genel Klasmandan(GK) ziyade etap galibiyetiydi, ben de öyle düşünüyordum. Yine de 5 büyük favori insanın ağzını sulandırmıyor değildi. İspanya Turu'na yine takım zamana karşı ile başladık ve klasikleşmiş bir Movistar zaferi gördük ilk etapta.

Etaplar ciddileşirken Contador'un aslında o kadar kötü olmadığını ve Quintana'nın da o kadar iyi olmadığını gördük. Quintana da geçen sene Nibali gibi Giro'dan sonra pek forma giremedi sanki. Aslında TT'ye gelmeden dağlarda Contador optimum performansı sergilemişti. Her tırmanışta bir favori az da olsa geride kalırken Contador hep önde kalmıştı. Quintana'nın 3 sn önde olması ilk etapta kazanılan takım zamana karşıdan (TTT) kazandığı saniyelerle olmuştu biraz da. Contador 2 sene önce olduğu gibi yine çok iyi bir zamana karşı ile güçlü olduğunu göstermişti. 2012'de Froome ile en büyük aday gözükürken, İngiliz o etapta bekleneni verememiş ve Tour'daki domestikliğin yorgunluğu baskın gelmişti. O etaptan sonra da liderlik mücadelesinden uzakta kalmıştı.

TT demişken Quintana'nın kötü kazası ve diğer etapta da yine kaza yaparak yarış dışı kalması turun önemli anlarındandı. Quintana çok güçlü değildi ve bence kazanamayacaktı yine ama yarış dışı kalması muhtemel podyuma mal olmuş olabilir. Kolombiyalı için daha 24 yaşında Tour baskısına girmeden Giro'yu kazanması onun için büyük bir avantaj. Şöyle ki; artık büyük tur kazananı, daha tecrübeli ve Tour'a hem mental hem fiziksel olarak daha güçlü gidebilir. Genç Fransızlar gibi medyadan da çekmedi. Ayrıca takım Valverde'ye son bir şans verdi Tour için ve o da bunu hiç iyi kullanamadı. Vuelta'yı kazanamasa da Quintana'nın geleceği adına harika bir sezon geçti. Hep diyoruz ama yine diyelim; seneye Tour harika olabilir!



Quintana için her şey güzel başlamıştı.































TT'de liderliği alan Contador ileriki etaplarda mayoyu öncelikle Valverde'ye karşı korumak zorundaydı. İspanyol ilginçtir Tour yorgunluğuna rağmen burada daha formdaydı. Zaten Movistar'da önemli ağırlığı var, yeni sözleşme de imzaladı. Bu seneki tek günlük performansıyla beraber, 2015'ten itibaren klasiklere ve Vuelta'ya odaklanması geleceği adına en uygun opsiyon gibi. Vuelta bonus puanlarıyla Valverde ve Rodriguez'e çok uyan bir tur. El Purito'nun 2012'deki güçlü formunun yanında Vuelta'nın bu özelliği de baya yardım etmişti. Düz sprinterlere uygun nadir etaplar dışında, geçiş etaplarında bile son birkaç km'deki eğimler bu iki İspanyola çok uyuyor. Zaten ikisi de önemli bonuslar elde etti. Contador ve Froome ancak belirgin farklar oluşturduğu etaplarda bonusları alabilmişti. 2. haftanın sonundaki pazartesi günü yapılan etapta Froome bu sefer iyi gözüktü ve Contador'la beraber diğerlerini silkeledi. Froome uzun süre Contador'u düşürmeye çalıştı, aslında Contador da pek iyi gözükmüyordu ama son km'ye kadar direndi ve sonunda atağını yaparak etabı ve 10 sn bonusu aldı, yarışı da kopardığı an bu 16. etaptı.

Contador'un Froome karşı bu taktiği Dauphine'de de uygulamış, hatta Contador daha Nibali falan dökülmeden tamamen Froome'a odaklanmıştı. Sonuna kadar Froome düşüremişti lakin Froome etabı almıştı. 2014 Vuelta, 2015 Tour için de önemli ipuçları içeriyor bu yönden. İyi bir Froome'n TT'de Contador'dan bir nebze daha iyi olduğu biliniyor, zaten o da son günlerde 2015 için Alberto'yu TT'de geçmem lazım demiş. Eğer 2015 beklendiği kadar heyecanlı geçerse ikili arasında ufak detaylar yarışı belirler, hatta TT'nin hangi etapta olacağı bile çok kritik çünkü eğer ikisi de formda olursa birbirlerini düşürmeleri çok zor oluyor ve önde olan sadece savunma yapması yeterli olduğu için günbegün mental olarak daha güçlü hale geliyor.

16. etap üç günlük dağlık etabın sonuncusuydu. Önceki günlerde Froomey pek iyi gözükmemiş ama belli bir tempoda çıkarak kaybı minimum tutmuştu. Contador da vatandaşlarına kızarak Froome'u düşürmeliydik, ileride ben değil, siz pişman olacaksınız diye uyarıyordu. Bunda Contador'un zeki bir bisikletçi olmasının yanında bence biraz da Kenyalı sporcunun 2013 Tour'da gösterdiği insanüstü performans da etkili. Froomey insanların gözünü fena halde korkutmuş durumda, bu sene o kadar formda olmasa bile Tour öncesi birçoklarına göre Contador'un bir adım önündeydi.

Alberto'ya gelirsek. Şu an 32 yaşında, geçen seneki kötü performansı ve doping cezası sonrasında eskiyi aratması ona karşı şüphelerin artmasına yol açmıştı. 2014 hem yaş hem de form olarak Tour galibiyeti için belki de en önemli şanstı. Kazasından sonra hem Tour galibiyeti için üzülmüştüm, ayrıca sakatlığını ağırlığını öğrenince Vuelta için de ayrı üzülmüştüm. Contador sadece mental olarak değil güç olarak da iyi durumda olduğunu gösterdi bu turda. Kariyerinin çok kritik bir noktasında geldi Vuelta galibiyeti. Güçlü bir takımda ve 3 yıl daha ciddi aday olabilir Tour için. Ayrıca büyük tur galibiyetleri sayısında da önemli isimlere yaklaştı. Contador'un Giro, Vuelta ve Tour'u en az birer kere daha kazanacağını inanıyorum.

Hem Vuelta'yı hem de favorileri genel olarak değerlendirdik galiba. Son haftada ise Froome son hamlesini yaptı 20. etapta. Yine Valverde ve Rodriguez kaldılar, Froome son 5 km'de önemli ataklar yaptı ve hepsi de Contador'un klasik danslarıyla karşılık buldu. İki farklı stil çarpıştı ve bu sefer klasik stil, Contador'unki kazandı. Zaten bu sefer Froome etapları hep ayağa kalkarak yaptı. Froomey'in geçen seneki üstün formuna biraz da Contador'un gerçekten kötü olması, Quintana'nın da gereksiz atakları yardımcı olmuştu. Team Sky'ın da artık itici gelen tarzıyla yenilmez olmuşlardı. Bu sene antrenman metotlarını değiştiren Contador, 20. etapta da 16. etapla aynı taktiği kullanarak son km'de atağını yaptı ve 2 önemli etap kazanarak 2014 Vuelta'yı kazandı. Böylelikle son TT etabı da biraz formalite oldu.




2014 Vuelta'nın en hatırlanacak fotoğrafı


























Aru'yu da unutmadık. Erken yaşta birçok etapta öndeki çok güçlü GK adaylarıyla baş başa kaldı. Tam anlamıyla gelecek için mesaj verdi. Yaşına göre müthiş performans sergiledi. Sadece 4.48 gerisinde bitirdi Contador'un. Seneye muhtemelen Nibali'ye yardım edecek, ondan sonrası için önü açık. Gerçi son haberler Giro'da lider de olabileceğini söylüyor.

2014 Vuelta Bisikletin GK anlamında en büyük iki isminin çarpıştığı bir tur oldu. Contador ve Froome henüz tam anlamıyla birbirlerine karşı mücadele edemediler yine de. 2013 Tour'da Contador çok formsuzdu, 2014 Vuelta'da ise ikisi de sakatlıktan yeni çıkmıştı. 2014 sezonu büyük turlar açısından çok ilginç geçti, çok uzun zaman sonra Tour'un en büyük favorileri kazayla yarış dışı kaldı. İtiraf etmek gerekirse ikisi dışında başka birinin Tour'u kazanma olasalığını %2'den fazla değil diye düşünüyordum. İnşallah seneye o merakla beklediğimiz epik mücadeleler olur büyük isimler arasında. Bu arada Eurosport'un D-Smart'a dönmesini istiyoruz, bu dileğimiz ilgililere ulaşır belki, vallahi yarışları izleyecem diye anam ağladı bu sene, sonraki yazıda görüşmek üzere.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Mütevazi Bir Büyük Tur : Vuelta a España 2013

Vincenzo Nibali eğer turu kazansaydı yazının başlığı da kötünün iyisi türünden bir şeyler olacaktı. İyi ki de olmadı. Ne tarafından bakarsan bak ilginç geçen turu Chris Horner kazandı. Biz de turun genel bir fotoğrafını çekelim dedik.







Vuelta yönetimi 'tutan' dağlık etaplar sonrası bu sene 13 zirve finişiyle rekor kırdı galiba. Öyle ki
dümdüz etapların sonuna bile birkaç km'lik yokuş koyarak etapları farklı hale getirmişler. Zaten sprinterlerin gelmeme nedeni de bu. Yine de turun şöhretleri baya fazlaydı, Giro'dan daha iyiydi en azından. Nibali, Rodriguez, Valverde, Mollema, Ten Dam, Sanchez, Basso, Anton, Scarponi, Horner, Roche, Cancellara, T. Martin, T. Pinout, Uran, Henao.. Bunda Tour için Giro'ya katılmayıp, Tour'da gazı alıp Vuelta'ya gelenlerin etkisi çoktu. Zaten başta Kreuziger olmak üzere Belkin'liler falan patladı.

Daha ilk etaptan Astana etabı kazanarak kırmızı mayonun en büyük adayı olduklarını göstermişlerdi. Astana da diğer GK takımı Sky gibi takım zamana karşıda gayet iyiler, Giro'da da beklenenden iyiydiler. Takım zamana karşıdan sonra Roche, Horner ve Moreno'nun etap galibiyetleri birer hoş seda olarak kalacak zannettik ama öyle olmadı. Roche ve Horner hayatlarının en iyi büyük turunu geçirdiler. GK açısından olmasa da Daniel Moreno da iki etap ve kırmızı mayoyla tip yaptı. Moreno geçen sene bile domestik olarak geldiğinde 5. olarak birçok takım liderini geçmeyi başarmıştı. Sürekli Purito nereye, o oraya. Muhtemelen seneye Purito'nun arkasında Giro, Vuelta yapacaktır. En azından bir büyük turda takım liderliği yapsa fena olmaz. Zaten insanların bu merakı hissedilmiş olacak ki kazandığı bir etap sonrası neden GK adayı olmuyorsun diye sorulunca, Moreno Purito'ya yardım etmekten memnunum dedi. Gerçekten alkışlanacak bir duruş Moreno'dan.







Sprinterler ilk etabını Michael Matthews ile 5. etapta alırken 2013 Vuelta'nın Horner ile en çok hatırlanacak olayı 6. etapta yaşandı. Tony Martin'in tek kişilik kaçışı son 20 km'de yakalanacak gibi görünürken pelotonun gevşemesi ve Martin'in bitmeyen enerjisiyle son 10 km'ye kadar taşındı. Zaten bu seneki Vuelta'da tam anlamıyla bir sprint takımı yoktu, belki Orica. Önde belirli çalışma olmayınca bazen çok ilginç finişler gördük. Tony Martin'in muhteşeme sürüşü de buna eklenince yıllarca unutulmayacak bir anı yaşadık. Pelotondan tek tük kaçışlar da eklenince Martin son km'ye lider olarak girdi. Hem sprintlerin hızı hem de Cancellara'nın da atağıyla son 30 m'de yakalandı Martin. Galiba izlediğim en dramatik finişti. Etabı Saxo Tinkoff'un Danimarkalısı Michael Morkov kazandı. Etap sonunda Spartacus'e baya tepki vardı twitter'da. 7. etabı Eneco şampiyonu formdaki Stybar kazanırken, 8. etabı Leopold König aldı. 9. etapta kırmızı mayo tekrardan Moreno'ya giderken İspanyol ikinci etabını aldı. Asıl GK savaşı sanki 10. etapta başladı. O etapta Horner'in atağı insanları şaşırtsa da yayında Sarper Günsal'ın dediği gibi birçok kişi Nibali'nin Horner'ı bir ara alt edeceğini düşünüyordu. Yeter ki diğer rakiplerini durdurabilsin.







Aslında Nibali'nin dalgalı performansı onun kesinlikle Giro'daki kadar formda olmadığını gösteriyordu. Ne fiziksel ne de zihinsel olarak. Yoksa Fransa yorgunu İspanyollarla veteranları N.Ş.A'da geçmesi gerekiyordu. Zamana karşıda Horner'a attığı fark da olmasa çok önceden kırmızı mayoyu kaybedebilirdi. Bütün bunları değerlendirirken Horner'ın üstün performansını gözardı etmek de ayıp olur. Cadel'e yaşlandı derken ondan 4-5 yaş büyük birisi büyük tur kazandı, üstelik 13 zirve finişli bir büyük turu.

GK haricinde Argos'un 22 yaşındaki Warren Barguil'in iki etap kazanması, 24 yaşında Daniele Ratto'nun herkesin kırıp döküldüğü yağmurlu 14. etabı kazanması da hatırlanacaklar arasına girdi. Bisikletin güzelliklerinden birisi de bu, aynı anda GK savaşı yaşanırken diğer yandan genç bir bisikletçi hayatının en önemli anını yaşıyo. Tur böyle güzel güzel giderken son zamanların en iyi Basso'nun abondane olması çok üzdü herkesi. Turu kazanamasa bile podyum yapabilirdi.







Sky'sız bi büyük tur izlemek de kötü olmadı açıkçası. Biraz da kendi takıntılarına kurban gittiler, takımın lideri Uran olmalıydı. Yine de Kiryienka ile bir etap almayı başardılar. Turun büyük kaybedenleri olmasa da kazananları çok oldu. Özellikle de Thibaut Pinot. Fransa'daki büyük hayal kırıklığının ardından buradaki 7.'lik çok iyi gelmiştir Fransız'a. Birçok etapta GK adaylarına son noktaya kadar direnmeyi başardı. Şartlar biraz daha lehine gelişseydi 5. de olabilirdi. Pinot gibi isimlerin takım dezavantajını da unutmamak gerek. Mesela Saxo-Tinkoff Fransa'da Froome'a karşı zaman kazandıktan sonra, burda  da Pozzovivo ve Pinot'a karşı zaman kazanarak Roche'u rahatlattılar. Yine Majka son hafta podyum için savaşanların bile düzgün domestiği yokken Roche'a yardım ediyordu. Horner'ın da takımdan güçlü bir destek gelmediğini söylemek lazım. Katusha ve Movistar da fena değildi.







Vuelta bisiklet dünyasında algılandığı gibi mütevazi ve sessiz geçti aslında. Yine zaman farkları olarak Tour ve Giro'ya göre çok daha heyecanlıydı. Özellikle Pireneler olmak üzere geçen seneki seyirci kesinlikle yoktu. Bir şeyler eksikti sanki. Bazı günler bir haftalık tur havasını da hissettik. Tarihin en yaşlı büyük tur kazananı, Martin'in efsane kaçışı, Nibali'nin 20. etaptaki atakları derken turu bitirdik. Nibali de 2008'de Contador'un Giro-Vuelta dublesinden sonra, dubleye en çok yaklaşan isim oldu. Köprünün altında akacak çok suyun olmasına rağmen 2014'de kariyerleri, sürüş stilleri ve her şeyiyle birbirine benzemeye başlayan Valverde ve Rodriguez'in çekişmesini izlemek sürpriz olmaz, yakışır. 2014 Ağustos sonu görüşmek üzere...







2 Ağustos 2013 Cuma

2013 Fransa Bisiklet Turu : Giriş ve İlk Hafta

100. Edisyon, benim için birinci aslında. Maşallah bir etap hariç hepsini izledim, gönül rahatlığıyla bir şeyler karalayabilirim artık. Tour'u üç haftaya ayırdım ben de, her haftanın genel gündemi farklı olduğu için daha rahat anlaşılabilir geldi bu yöntem. Önce Tour başlamadan önceki genel tabloya bakalım.

Sezonun ikinci büyük turu başlamadan herkesin dilinde Contador-Froome düellosu vardı, aslında Froome vardı ya...Zincirlerinden -Wiggins'den- sonunda kurtulan Froome Tour öncesi neredeyse bütün yarışları domine etti. Sadece Nibali'ye kaybettiği bir Tirreno-Adriatico yarışı vardı, düşünün artık Nibali de nasıl formda. Froome'un müthiş temposunun yanında Contador'un da müthiş bir temposuzluğu vardı, ne dağlarda ne zamana karşılarda iyi değildi. Tour'a gelmeden katıldığı turlarda da genellikle kaybettiği zamanları atak yaparak telafi etmeye çalıştı ki, formunuz olmayınca agresif olmak pek bir işe yaramıyor, bu agresiflik ona sadece Tour de San Luis'de bir etap kazandırdı o kadar. Bu ikilinin dışında Cadel Evans, Quaquim Rodriguez, A. Valverde ve Quintana, Bauke Mollema diğer favorilerdi. Benim ve milletin genel olarak sürpriz adayları ise başta Tejay Van Garderen, Andrew Talansky ve Jurgen Van den Broeck'di.



Sprintte ise Mark Cavendish, Andrei Greipel, Marcel Kittel ve Peter Sagan arasında mücadele bekleniyordu, öyle de oldu. En iyi sprinterlerin buraya gelmesiyle sprint etaplarının tadı bile çok güzel oldu. Tour zaten en popüler yarış, üzerine 100. edisyon olmasıyla işler iyice çığırında çıktı. En azından Giro'daki Cavendish baskınlığını görmedik. 29 Haziran'dan önce durum böyleydi, benim tek beklentim 2012 gibi bir tur olmasın da nasıl olursa olsundu. Nasıl soğuttuysalar beni, hala gıcığım Wiggins'e de..

1. Hafta

100. turun gazıyla başladık Corsica'da. İlk üç etap Corsica'da, 4. tetap akım zamana karşı, tekrar üç tane sprinterlere uygun etap ve iki tane Pireneler'de dağlık etap. İlk haftanın etap profilleri böyleydi. İlk etap Sakin sakin geçerken Johnny Hoogerland'in kazasıyla bütün aksiyon başladı. Orica GreenEdge takım otobüsünün finişte platforma takılı kalmasıyla ortalık karıştı, Türkiye'de sürekli yeniden asfaltlanan yollarla beraber pek uzak değiliz aslında bu duruma. O otobüsü gördüğüm İlk andan itibaren 100. edisyon olmasında dolayı sürekli paylaşılan anılara bir yenisi eklendi diye düşündüm. Tour'un 200. edisyonu olursa mutlaka Orica GreenEdge'nin otobüs şoförü hatırlanacaktır. Bu olaydan sonra finiş önce 3 km öncesine alındı dendi, sonra otobüs sorunu halledildikten sonra finişin eski yerine alındığı duyuruldu. Fakat peloton sprint havasına girmişti çoktan ve her şey çok aniden oluverdi. Önce birçok GK (Genel Klasman) iddialısının ve etabın favori sprinterleri Peter Sagan ve Mark Cavendish'in de içinde büyük bir kaza oldu ve ardından diğer favori Andrei Greipel de bisikletinde sorun yaşadı. Geriye tek bir isim kalıyordu, Marcel Kittel. Alaman sprinter de sarı mayoya hayır demedi. Kazaların şiddetini bir yana koyarsak ilk etaptan bizlere çok güzel anılar kalmış oldu.



İkinci etabı oldukça akıllıca bir atakla kazanan Jan Bakelants oldu. Üçüncü etapta rakiplerine göre daha iyi tırmanan Peter Sagan etabı alacak gibi gözüküyordu fakat turun sürpriz takımı Orica Green Edge'den Simon Gerrans etabı ve sarı mayoyu almayı başardı. 4. ve 5. etapta sarı mayoyu taşıyan Gerrans 5. etabın sonunda büyük kıyak yaparak sarı mayoyu takım arkadaşı Darl Impey'e bıraktı. Zaten 4. etap takım zamana karşıydı ve Orica GreenEdge 0.75 sn farkla Omega Pharma'yı geçerek sarı mayoyu korumıştu, etabı da almışlardı. Eğer Omega Pharma etabı alaydı sarı mayo genç Polonyalı Michal Kwiatkowski'ye gidecekti. 5. etap Cavendish'e, 6. etap Greipel'e gitti. 7. etapta ise Kittel, Cavendish ve Greipel'in yokuşlarda tıkanmasıyla meydan Sagan ve Degenkolb'e kaldı. Degenkolb'un almasını o kadar çok istedim ama Sagan daha iyi bir zamanda sprinte başlayarak Alaman sprinteri geçerek ilk ve tek galibiyetini aldı. Bugün yürürken aklıma geldi Argos Fransa'da yeşil mayoyu Degenkolb'le alabilir, çünkü şu an Sagan'ın tırmanış yeteneklerine ancak o karşı koyabilir, evet biraz Degenkolbcu'yum. Sagan da artık gördük ki diğer üçlü sprinter kadar güçlü değil, belki bunun sebebi verdiği kilolardır. Düz zamana karşı da gösterdiği performansla ileriki yıllarda neden bir GK olmasın dedirtti.

8. etaptan


Gelelim dağlık etaplara, 8. etap GK'nı şekillendiren ilk adam gibi etaptı. Aslında turu bitiren de. Alemin bütün tırmanışçılarının tel tel döküldüğü bir etap oldu. Şaka gibiydi. Sky son tırmanışta öyle bir tempo yaptı ki neredeyse Peter Kennaugh biraz daha dayansaydı Porte'a kalmadan bütün rakipleri dökecekti. Önce Van Garderen, Evans, Kwiatkowski, Schleck, Purito'lu grup düştü. Porte tempoyu aldıktan sonra hiç kimse dayanamadı. Porte etabı Froome'un arkasında bitirince herkes acaba 2012'nin tekrarı mı olacak diye düşünmeye başladı. İnanılmaz bir dominasyondu çünkü. Ertesi etapta Sky'ın o kadar da güçlü olmadığı ortaya çıktı, takım olarak, Froome'dan bahsetmiyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki, Sky'ın domestikleri bile diğer takımların liderlerinden daha fazla konuşulur hale geldi. Froome zaman kaybetmese de Porte 9. etapta 8 dk fark yiyerek denklemin dışına çıktı, Kirilenka zaman sınırına takıldı, daha da önemlisi Sky'ın yenilmez kimliği yıkıldı. Yine de Froome çok güçlü gözüküyordu, bütün sezon olduğu gibi, ona karşı koyacak isimler ise kendi standartlarının çok altındaydı. Hadi Contador formsuzdu, Purito'nun daha ilk etapta bu kadar geriye düşmesi çok şaşırtıcıydı. Valverde ise yine aradan sıyrılarak ilk haftayı ikinci kapattı. Unutmadan 9. etabı Fuglsang'la beraber kaçan Daniel Martin kazandı.



11 Eylül 2012 Salı

Vuelta a Espana 2012

Evvet, ilk günden son güne birkaç etap hariç hepsini izlediğim ve daha önemlisi izlerken büyük keyif aldığım 2012 İspanya Bisiklet Turu, yani Vuelta. Contador'un dönüşüyle mi, Joaquin Rodriguez'in performansıyla mı hatırlanacak bilinmez ama çok da dramatik oldu. Tur öncesine gelirsek 4 Ağustos'da Eneco Tour'la geri dönen Contador bir hafta ısındıktan sonra az biraz İspanya Bisiklet Turu'na hazır hale gelmişti, olağan şüphelilerden diğerleri de Katusha'dan Rodriguez, Sky'dan Froome ve azıcık Movistar'dan Valverde. Asıl mücadelenin daha çok Froome ve Contador arasında geçmesi bekleniyordu.

Vuelta 2012'yi kafanızda toparlamanız o kadar zor ki; şu an hangi etapta ne oldu diye düşünürken bütün hafızam birbirine girmiş durumda. Bütün dağlık etaplarda ataklar vardı, ataklara karşı cevaplar ve hepsinin ayrı bir hikayesi. 11.etaptaki bireysel zamana karşıya kadar El Purito (Rodriguez) çalabildiği kadar zaman çalmış, Froome'un 53 sn, Contador'un 1 dk, Valverde'den de 1 dk 7 sn önüne geçmişti. İçinde tırmanış da olan etapta herkes Froome'un kırmızı mayoyu alacağını zannederken Contador dörtlünün içinden öne çıkan olup sadece 1 sn farkla genel klasmanda ikinciliğe yerleşmişti.  Tabii ilk 10 etabı böyle geçiştirmek ayıp olur, birçok etapta Contador'un ataklarını gördük, hemen hepsinde Rodriguez, Froome ya da Valverde'nin birinden cevap geldi, dörtlü içinden patlayıcı gücü en yüksek olan isim Rodriguez de etap sonlarında verilen bonifikasyonlarla liderliği almayı bildi. Aslında turun başında Froome'a odaklanan Contador ve ekibininin tur bittikten sonra atıp tutmak kolay olsa da yanlış bir taktik izlediğini söyleyebiliriz, en azından medya bu rekabete odaklanmıştı, doğal olarak biz de.

2012 Vuelta'nın özeti

Çok şey var; El Purito'nun müthiş performansının yanında etapların sonundaki sert eğimler, üstüne verilen bonifikasyonlar hep onun lehineydi. Contador da birçok kez denemesine rağmen düşüremeyince Purito bonifikasyonları kaptı. Contador bir etabın sonunda su içmediği için atağa cevap veremediğini söylerken, birkaç kez de tam etabı kazandım derken ya Valverde ya da Purito tarafından yakalanıp geçildi. 1 sn'lik fark da ikinci haftanın üst üste üç dağlık etabında onca atağa rağmen azalmadı ve Purito'nun etap sonlarındaki ataklarıyla 28 sn'e çıktı. Valverde de çoğu kez ikiliye karşı cevap verebildi, Froome'un ise artık düştüğünü gördük. İkinci haftanın sonunda Purito Contador'un 28 sn, Valverde'nin 2 dk 4 sn, Froome'un 4 dk 52 sn ise önündeydi. Birçok kişi Purito'nun artık bu noktadan sonra bırakmayacağını üstelik moral olarak da Contador'dan çok daha iyi olduğunu düşünüyordu. Söylemeden geçmeyelim ilk hafta domestikleri iyi gözüken Sky'ın yerini ikinci hafta Saxo Bank kurmayları aldı, üç dağlık etapta da iyi çalıştılar ama olmadı.

3 günlük tırmanış etaplarında böyle kardeş kardeş tırmandılar

Genel klasmana en heyecanlı yerinde ara verip tam 5 etap kazanan Degenkolb'u de unutmamak lazım, hatta bir etapta peloton'un kaçış grubu ile olan farkını 30 sn'ye indirmişken cıvımasaydı 6 etap bile olabilirdi. Takımı Argos-Shimano da finishlere çok iyi getirdi Degenkolb'ü. Şimdi düşünüyorum da büyük tur da harbiden büyük tur, ilk iki hafta yaşananlar ne kadar da uzak geliyor, ilk etaplar, Aragon pistinde finish, hatta ITT(Bireysel Zamana Karşı) bile hayal meyal geliyor şu an. Büyük tur tecrübesi bu olsa gerek. Unutmadan Movistar'dan Quintana Valverde'yi dağlık etaplarda taşıması da aklıma kazandı, Kolombiyalı sempatik birine benziyor. İlk 10'da ise Moreno Gesink'den 5.liği alırken, Talansky 7, Ten Dam 8, Anton 9, Intxausti 10 sıralaması oluştu. Rabobank'dan Gesink ise başka sevdiğim bir isim oldu, umarım bir büyük tur kazanabilir. Moreno da domestik olarak geldiği turda 5. olarak iyi bir performans sergiledi. Rabobank da ne kadar Hollanda Milli Takımı'na benziyor..Bu saydıklarım turun sonundaki klasman, yanlış olmasın.

Bir paragraflık dinlenme gününden sonra aklımda sprint etabı olarak kalan 17.etapta Eurosport'un yayına geç girmesiyle bir şey anlayamadım ilk başlarda. İlk gördüğüm Contador'un kaçışıydı, etabın daha iyi bir değerlendirmesi için şuraya bakabilirsiniz. Contador'un kaçışı efsaneydi de takımın taktikleri hiç yabana atılır mı. Contador ilk başta 10 kişilik bir grupla kaçmış sonra tempoyu beğenmeyerek geçen sene etap zaferi hediye ettiği Tirolongo ile beraber çalışarak ayrı bir kaçış gurubu oluşturmuştu. Her açıdan özel bir etaptı. Saxo Bank suluklardan bir tanesini Tirolongo'ya vermesi. Benim izlediğim en efsane etaptı sanırım. Peloton'dan da Valverde Rodriguez'den kurtulmayı başarmıştı. Şu an etabın başını seyredemediğim için oldukça karışık geliyor ama Saxo Bank kurmayları müthiş bir iş çıkardılar. Dağılan peloton ise işin en güzel tarafıydı. Böylelikle Contador'u yakalama şansı çok azaldı Rodriguez'in. Güzellik dediysem atağın güzelliği. Yaklaşık 10 kişilik Rodriguez grubundan Katusha'nın son domestiği Losada da düşünce Purito için her şey daha kötü oldu, bundan sonrası üçlü için bir TT etabına dönmüştü. Contador son 15. km'de Tirolongo'dan da kurtulup solo kaçışa başladı, Valverde 4 kişilik grubu kendi taşırken Rodriguez de 3 kişilik grubu kendi taşımak zorunda kaldı. Hatta Rodriguez ironik bir biçimde Saxo Bank'dan Herhandez'i neredeyse son 20 km. taşıdı. Diğer isimse Movistar'dan Quintana'ydı. Aslında Saxo Bank bir elemanını da Valverde'ye göz kulak olsun diye gönderdi ama Valverde onu silkelemeyi başardı. Contador Valverde'nin grubundan 6 sn, Purito'nun 2 dk 38 sn önünde lider bitirerek kırmızı mayoyu kaptı ve bir daha hiç çıkarmadı.

Turun en anlamlı sırıtışı


Belki de asıl kraliçe etabı olan Bola Del Mundo ise insanüstü bir tırmanış etabıydı. Ben böyle sert bir etap görmedim, bildiğin tepeye bisikletle tırmanıyorlar, başka bir şey değil. 2012 Vuelta'nın da şanına yakışır bir son buldu, Rodriguez atağını yaptı ve Contador cevap veremedi. Hatta bir ara helikopter kamerasından fark olağanüstü gözüküyordu fakat fark 35 sn olarak ekranlara yansıdı. Her ne kadar sürekli yarışın içinde olsa turun popüler olmayan adamı Valverde ise ilk başta atağa cevap veremese de sonradan yine kendine gelip en azından Contador'u geçmeyi başardı. Rodriguez'e ikincilik şansı bırakmadı. Oldukça heyecanlı biten finişten sonra bisikletçilerin adım atacak hali yoktu, vay ki sprinterlerin haline...

Ahanda burası Bola Del Mundo

Purito'nun 17. etap öncesi : ''Çok sakin gözüktüğümü biliyorum. Çünkü Contador’un hâlâ beni geçebileceğini düşünüyorum. Contador’un arkasından ikinci olmak normal biri insanın arkasından ikinci olmak gibi değildir. Bu büyük bir başarıdır. '' demesi ise sanki geleceği gördüğüne inandırıyor insanı. Ve El Pistolero kazandı. Doping davasıyla ona karşı iyi duygular beslemeyen insanlar artmış olsa da yani klişe deyimle seven ya da sevmeyen herkes onu izleyince heyecanlanıyordur, hele ölü gibi geçen bir Fransa Bisiklet Turu'ndan sonra ilaç gibi geldi Contador ve İspanyol arkadaşları. Çok güzel bir turdu, yıllar sonra da hep aklımda kalacak bir tur olacağına eminim. Artık gözümüz Dünya Şampiyonası'nda olacak. Ve her zamanki gibi teşekkürler Eurosport...

                                   Orica GreenEdge'den süper bi Call Me Maybe klibi