Serhan Acar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serhan Acar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2013 Salı

Macera Dolu Hungaroring - Macaristan GP 2013

Neden macera dolu Hungaroring ? Neden Hungaroring'i bu kadar sevmeye başladım. Eskiden burun kıvırdığım Silverstone falan neden göz bebeğim oldu. Tabii o zaman küçüktüm, Avrupa yarışlarını genelde sevmezdim, insanın çok olan şeye talebi harbiden az oluyormuş. Yıllar geçtikçe Avrupa yarışları bir bir takvimden düşerken, Asya ve Ortadoğu'dan yarışlar takvime girmeye başladı. Zaman değişti, Bernie değişmedi. Hatta Formula 1'de her şey değişti, Bernie değişmedi. Ve işler öyle bir hale geldi ki ben Macaristan'da yarış var diye sevinir oldum.

Peki Macaristan neden daha güzel görünmeye başladı gözüme ? Şöyle ki artık pist üzerinde rakibinizden daha temiz lastiğiniz varsa, DRS ile beraber öndekinin size direnme şansı kalmıyor. Macaristan hem bol virajları hem de dar yapısıyla geçişe hiç izin vermiyor. Hatta bunun sebebi daha çok pistin dar yapısıyla ilgili olabilir. Hungaroring aynı virajları ile çok daha geniş bir piste sahip olsa geç frenlemeyle herhangi bir virajı içeriden alarak öndeki rakibinizi geçebilirdiniz. Önümüzdeki yarış Spa mesela, neredeyse üç sektörü de geçişe elverişli kocaman kocaman asfaltıyla. Neyse, demem o ki Formula 1'in farklı pazarlama açılma gayretleri ve spora getirilen yeniliklerle beraber tam bir soğuk savaş mimarisini andıran Hungaroring takvimin en değişik karakterli pisti oluverdi. Pitten çıkışta trafiğe takılmamak neredeyse Monaco kadar önemli oluverdi, bu da takvimdeki diğer pistlerden farklı bir yarışa ortam sağlıyor. Pistin sözleşmesi de 2022'ye kadar uzatıldı. Bu arada Allah aşkına her Macaristan yarışında Serhan Acar'a şu pistle ilgili sorular sormayı bırakım, sevmeye bakalım.



3 haftalık aradan sonra geldiğimiz Macaristan'da etkili bir kalabalık vardı, sevmemin nedenlerinden biri de bu. Pirelli'nin kararını değiştirerek yumuşattığı lastikler harbiden işe yaradı. Aslında Hungaroring lastikleri zorlayan bir pist değil. Eğer lastikleri biraz daha zorlayan bir pist olsaydı 4 piti görebilirdik. Hem hızlı virajların çok olduğu hem de sıcaklığın yüksek olduğunda ortaya Barcelona 2013 çıkıyor. Macaristan'da ikisinden biri olmamasına rağmen aşınma oldukça yüksekti. Silverstone'da ise sıcaklık yoktu, Nürburgring'de ikisinden de biraz biraz vardı. Hava sıcaklığının 30'u, pist sıcaklığının 50'yi geçtiği yarışta herkes pistin yapısından dolayı cumartesiyi düşünürken Mercedes pazar gününü düşünüyordu. Biraz da bu yüzden pol için umutları çok yoktu ama yok da değildi. Sonuçta elinizde Hamilton varken her zaman polü düşünebiliriz, eğer Vettel'in altında RB6 veya 7 yoksa.

Antrenmanlarda oldukça iyi gözüken Ferrari aslında pek öyle değilmiş. Grosjean Almanya'da aldığı moralle hafta sonu boyunca oldukça iyi gözüktü, sıralamalardan sonra yarışın gizli favorisiydi, sahi Grosjean hala yarış kazanamadı. Pol mücadelesi yine Red Bull ve Mercedes arasında geçti. Biraz da Grosjean. Cumadan itibaren gözüken diğer nokta da McLaren'in gelişmesi idi. İlk dört takımın arkasından bu sefer gerçekten beşinciydiler. Button her ne kadar Q3'e kalamasa da McLaren Force India ve Toro Rosso'lardan kurtulmuş gözüküyor. Force India ise kaybettiği puanlara çok ağlayacak gibi, beşinciliğin kaybedilmesi yüksek olası görünüyor. Ricciardo ise yine Q3'e kalarak göz doldurdu, acaba bu adamdaki yetenek Vettel'in tek tur yeteneği kadar var mı, onu düşünmeye başladım. Ricciardo harbiden iyi mahsul, sonu Algersuari veya Buemi gibi olmamalı. Cumartesi günü diğer göze çarpanlar ; Perez'in Button'ı da geçerek Q3'e kalması ve Webber'deki bitmek bilmeyen kers problemi oldu.

loosewheelnut'dan.


Pazar günü çoğunluk Mercedes'lerin bu sıcakta lastiklerini koruyamayacağını düşünüyordu. Start sonrası dizilime göre Vettel ve Grosjean'ın, hatta genelde iyi kalkan Ferrari'siyle Alonso'nun favori olduğu söyleniyordu. Startta ilk üç değişmese de Massa ile temas yaşayan Rosberg 12.'liğe kadar düştü ve ilk tur sonunda Ham-Vet-Gro-Alo-Mas-Rai-Web-But-Ric-Per sıralaması oluştu. Öndeki üçlü tempoyu belirlerken Ferrari özellikle ilk stintte geride kaldı. Anlaşılan o ki Ferrari hem sıralamalarda hem yarışta hızından birer parça kaybetmiş. Sıralama ve yarış hızında gelişen takım ise McLaren olmuş. Takımın problemi bulduğu ve korelasyon sorunlarını hallettiği söylendi. Yine de McLaren öndeki dörtlü bir sorun yaşamadığı taktirde ilk sekizi kapattığı için ancak 9 ve 10. sıra için mücadele edebiliyor. Button 2 pit taktiği ve Rosberg'in sorun yaşamasıyla 9'dan 7.'liğe çıktı, Perez de yine patlayan Mercedes motoruyla 9. sırayı kaptı. Maldonado da Williams'ın ilk puanını. Sezonun en iyi yarışı çıkardı Venezüellalı. Hungaroring'de bir aracın arkasına takıldığında yaptığınız tur dereceleri çok anlamsız hale geliyor, bu yüzden yazıda sayısal değerleri pek fazla göremeyeceksiniz.

Yarışın kaderini belirleyen de trafik oldu zaten. İlk pitlerden sonra Button'ın arkasında dönen ve ertesi turda hemen onu geçen Hamilton'ın aksine yaklaşık 15 tur Button'ın arkasında kalan Vettel galibiyet şansını kaçırmış oldu. Aynı şekilde Grosjean da. Sadece Button da değil pitlerin çıkışında iki kere üstelik aynı yerde Webber'i geçen Hamilton Macaristan'da 7'de 4 yapmayı başardı. Geçen seneki gibi sessiz sedasız yarışı iyi götüren Raikkonen Vettel'in önünde finiş görerek 3 puan fark kapattı. Webber'in yarış içinde 3 pite dönmesi de garip oldu, biraz daha cesur davranıp 2.'liği alabilirdi takım. Massa da öndeki rakibini geçmeye çalışırken Raikkonen'e geçildiğini gördük, bir de anladığımız kadarıyla Button'a pitlerde kaybetti. Perez de Rosberg ve Massa ile Maldonado'nun arkasına takılmasından dolayı mücadele edemedi, galiba. Bu arada Grosjean'a verilen iki ceza da çok ağır geldi sanki, hadi Massa'yı geçişi kuralla uygun olsa da Button'la temasındaki ceza ağır oldu, en azından puan kaybetmedi. Lotus Grosjean'ın yükselen formuyla takımlarda ikinciliğe aday oldu. Sanırım Massa'nın 2014 koltuğu için takımlar şampiyonasına yaptığı katkı önemli olacak, zaten rakiplerinden puan çalabilirse sadece takımına değil Alonso'ya da yardım etmiş olacak.



Artık yaz arası sezonun son kısmına değil, sezonun ikinci kısmına hazırlık anlamına geliyor. 10 yarış geçti, daha 9 yarış var. Vettel'den Hamilton'a 50 puan içinde dört pilotun şampiyonluk savaşı, takımlarda da Mercedes, Lotus ve Ferrari'nin ikincilik savaşı olacak. Peki Mercedes ve Hamilton mücadeleye gerçekten dahil olabilecek mi ? Net bir cevap vermek zor tabii ki fakat Mercedes'in Katalunya'da yaşadığını bir daha yaşaması zor. Sıradaki yarışlardan Spa, Kore ve Hindistan'da genelde serin havalar oluyor. Monza'da da lastikler pek zorlanmıyor. Diğer yarışlar ise ya sıcak hava veya nemin ya da hızlı virajların olduğu pistler. Özellikle Nürburgring'deki aşınmaya yakın sonuçlar görebiliriz, Almanya'daki aşınması seviyesinin de Çin, Bahreyn veya İspanya'daki kadar yüksek olmadığını da unutmamak gerek. Açıkçası en olası tablo Mercedes'in ciddi manada şampiyonluğa dahil olamasa dahi tek tur hızıyla Lotus ve Ferrari'nin yoluna taş koyması. Yani bu lastik aşınmasıyla Mercedes yarış kazanamasa dahi yarışları 3-4-5 civarında bitirerek ortalığı karıştırabilir. Şampiyonluk yarışı için birçok şey söylenebilir şu an ama Vettel'i durdurmak için tek turda fena olmayan Lotus ve Raikkonen daha ön planda gibi. Özellikle Raikkonen tek turda kendi limitlerini aşmalı, aynı şekilde Alonso da. Çünkü Vettel'i yenmek için ekstra bir şeyler lazım gözüküyor, aksi taktirde bu adam 26 yaşında 4. şampiyonluğuna ulaşabilir. Sezonun son kısmına girmeden puan farkı 50 puan civarına çıkarsa Pirelli de daha agresif davranacaktır, bu da şampiyonayı dolaylı değil derinden etkileyebilir. Hepimize iyi tatiller o zaman.






9 Aralık 2012 Pazar

Motorsporları Kültürü ve İstanbulpark

Son günlerdeki yoğun Formula 1 gündeminden sonra Türkiye'deki spor veya motorsporları kültürü daha da geneli futbol dışındaki spor kültürlerini sorgular hale geldik. Şu zamana kadar belki ilginin düşmeye başladığı 2007 yılından itibaren genelde birbirine benzeyen, kısır çözümler veya teşhisler ortaya konuyor. Elbette bir yazıyla her şey değişmez ama daha bir derinlemesine ve klişe olmayan şeyler bulmaya çalışalım.

Öncelikle motorsporları kültürü dediğimiz şeyin ülkemizde pek fazla olmadığı aşikar. Fakat bırakın motorsporlarını futbol dışındaki bütün sporlarda da bir kültürümüz yok. Ha birileri diyebilir futbolda ne kültürümüz var, o konuda da haklısınız, futbol kültürümüz falan yok, sadece gereğinden fazla futbola bir ilgimiz var, bu ilgiden de bir halt olduğu yok. Kamunun, özel sektörün kaynakları futbola oluk oluk akarken ortada somut bir başarı yok. Basketbolda da son 5-10 yılda 3 büyüklerin daha çok ilgilenmesi, Efes'in basket kültürü, milli takımın başarıları ve NBA'in karşı koyulamaz ihtişamı sayesinde basında futboldan arta kalan yeri kaplamaya çalışıyor. Geçenlerde D-Smart'ın Ceo'suyla yapılan röportajda Türkiye'deki sporların önem sırasında ilk sıraya futbolu konup 2-3-4-5'den sonra diğer sporların geldiğini söylüyordu, yazık ki haklı gibi. Yani motorsporlarından önce bir spor kültürü olması lazım ki sonra basketbol, voleybol veya motorsporları kültürü oluşabilsin.


Türkiye'nin 2005 yılından itibaren düzenlediği Formula 1'e ilk iki yıl 100 binin üzerinde bir talep oldu. 2007 yılından itibaren pistin işletmesini Ecclestone'a bırakdıktan sonra her geçen yıl talep azaldı, 2011'de ise son yıl dedikodularından dolayı nispi bir artış oldu sanki. Pistin işletmesini Bay E'ye bırakmak demek yılın 352 günü pistin boş olmasına neden olmak demekti. Diğer yandan yarışın Türkiye'deki reklamını ise sıfır noktasına indirdi. Özetle F1'in Türkiye'deki macerasında sonun başlangıcı oldu bu hamle. Pisti Bay E'ye bırakmayla ilgili ayrıntıları hatırlamasam da Türkiye'de motorsporları kültürü yok, seyirci gelmiyor diyeceksek bu olayı unutmamamız ve başlangıç noktası almamız gerekiyor.

Eski yıllardan


2010'daki Dünya Basketbol Şampiyonası'nda Kaan Kural Türkiye'nin dışındaki maçlara kimselerin gelmediğini şikayet ediyordu. Tahmin etmesi zor olmasa gerek. Bugün almaya çalıştığımız 2020 Olimpiyatları için de bazı sporlarda da olması kaçınılmaz. Eğer yeterli turist gelmezse vay halimize. İş organizasyon getirmekle spor kültürü yerleşir mi noktasına geliyor, o zaman bu organizasyonları getirmeyelim yaklaşımı da olmamalı tabi ki. Bu tartışmayı spor adamlarının güzelce tartışması gerekiyor, dikkat futbol adamları değil. Türkiye'nin sorunun artık para değil, burada da anlaşalım, paramız ve enerjimiz var, artık seviye atlama zamanı, belki de en zor olanı; o kültürü aşılamak. Aslında şu tartışma sadece bir akşam Telegol'de tartışılsa önemli bir mesafe alınır ya, neyse. Konumuz Formula 1 bizim daha çok.

Sürekli söylenen vatandaş gelmiyor eleştirilerine de daha farklı pencereden bakalım. Mesela 2011'de telafuz edilen 42 bin seyircinin göründüğü kadar kötü olmadığından başlayabiliriz. Toplamda 115 bin seyirci gelmiş ayrıca. Burda bir sıkıntı var sanki, F1'in genel kuralı pazar günü gelen  seyirci sayısı > cumartesi > cuma pek geçerli gibi durmuyor. Ya da Istanbulpark'a gelen F1 seyircisi fazlasıyla sadık F1'e. F1'in popüler olmadığı ve pahalı olarak bilindiği bir ülkede 115 veya 42 binlik sayı hiç de fena değil. Bugün şampiyonluğa oynayamadığı sezonlarda üç büyüklerin stadlarını görüyoruz, satılan kombine sayısından bile düşük sayılar çıkabiliyor. (Futbol sevgimiz hakkında Zeki Çol'un şöyle güzel bir yazısı vardı). Bahsettiğimiz sayı üstelik doğru dürüst tanıtım olmadan ulaşılmıştı. Futbolla yatıp kalktığımız halde doluluk oranlarının %50'ye bile ulaşmadığını düşünürsek 42 bine az diyemeyiz. Sorun motorsporları kültüründe değil, bu ülkenin spor kültüründe. Bu sorunu ne çözer bilmiyoruz ama 18 Bin devirlik makinelerde sorun olmadığını biliyoruz. Üstelik ilk iki seneki devasa seyirci de ortada.


İstanbulpark'a gelen seyirci sayısını futbolla karşılaştırmak yanlış olsa da hep futbol üzerinden örnekler verildiği için -belki de bize böyle anlatması daha kolaydır- böyle devam ediyoruz. Halep ordaysa arşın da burada. O seyircilerin içinde turistler de var diyenler olacaktır, eh Formula 1'in de o kadar fiyakası olsun değil mi! Hatta İstanbulpark'ın bilmem kaç futbol sahası büyüklüğünde olduğu falan da söylenirse hiç fena olmaz. Ya da olmadı, en son çare olarak Seda Sayan'dan yardım istemek olabilir, ne de olsa Türkiye'nin en güvenilir kişisi.

Geçen yıl Türkiye için tablo kötü iken iyi de bir isim sponsoru bulmuştuk; DHL. DHL aynı zamanda F1'in ulaşım partneri, önemli de işbirlikleri var. Bu yıl da Vural Ak'lı Intercity Istanbulpark'ın işletme hakkını kazanınca oldukça olumlu bir atmosfer oluştu Formula 1'i tekrardan Türkiye'ye getirmek için. FIA galasının Türkiye'de olması, Bernie'nin anlaşma için gelmesi, hatta ve hatta F1 takviminde bir Avrupa yarışı için yer açılması. Vural Ak'ın hazırlayıp, al da attığı topu hükümet gole çeviremezse hepimiz saçımızı başımızı yolacağız. Çünkü kaçan pozisyon büyük olacak, bir daha böyle bir pozisyonu bulamayabiliriz kapalı defans arasında. Spor Bakanı, dünyanın en liberal ve büyük ekonomisinde bile devletin desteklediği F1 yarışlarını özel sektöre havale etti son açıklamasında. Yani geçen seneki verilen parayı bile kabul etmiyor Suat Kılıç. Açıkçası bu istemiyoruz demenin resmi hali. O yüzden yorumlamaya bile gerek yok aslında. Yine de Başbakan'ın son sözünü beklemek gerekiyor, Erdoğan'ın da FIA galasına gelmemesi umutları büyük ölçüde söndürdü ama bekleyelim. Bugüne kadar hem siyasetin kendine has tarafgirliği hem de sıkı bir F1 izleyicisi olarak objektif olamama endişesiyle pek yorum yapmamaya çalıştım. Özellikle bakanın açıklamasından sonra benim kayışlar koptu, geçen sene verileceği taahhüt edilen miktarı vermemek de neyin nesi. Ayrıca Serhan Acar'ın dediği gibi sözleşme uzatma işi neden Türk refleksiyle son seneye bırakıldı. Formula 1 gibi bir platforma, hadi onu geçtik Bernie gibi bir adama küstüm oynamıyorum tavrı fazlasıyla anlamsız. Yeterli paraya vermedikten sonra her ilde bir tane araba otomobil fabrikası olsa da bir işe yaramaz, üstelik Bernie'nin nasıl bir insan olduğu gayet iyi biliniyor, bu işlerin de para ile döndüğü de. F1 Amerika'yı bile gözden çıkardı zamanında.
Kimi Raikkonen

Oldukça geniş konulara daldık. Bu yazı ancak bir başlangıç olabilir, spor medyasının içinden birilerinin spor kültürümüz hakkında daha kapsamlı yazılarına ihtiyacımız var açıkçası. Gittikçe derinleşen bir konu zira. Hazır taraftarlık konuları açılmışken Türkiye'deki F1 fanlığının (taraftardan daha iyi bir kelime sanki) en zor yılı olan 2012'den bahsedelim. Pisti kaybetmenin üzerine belki de daha önemlisi F1 Yayın Hakları bir paralı platforma geçti. Bu olay İngiltere'deki gibi olsaydı yani D-Smart para kazanmak için F1'i alsaydı gerçekten sevinilecek bir durumdu. Her koşulda yarışların açık bir kanaldan yayınlanması paralı bir platformdan daha fazla seyirci çeker. Zaten F1'in yeterli seyirciye ve ilgiye sahip olmadığını konuşurken insanların F1'e en kolay ulaşabileceği mecrayı kaybettik. Bu da doğal olarak insanların ilgisini ve yarış izleme konforunu azalttı veya kaybettirdi. Şu ortamda bir F1 fanı kolaylıkla aman ben yarış izlemiyorum diyebilir. Cidden kolay değil yarışları takip etmek. O yüzden Serhan Acar'a bile reklam yapıyorsun diyenlerin çıktığı bir ortamda ben de imkanı ve şartlara sahip olanlara D-Smart almalarını tavsiye ediyorum. Artık ne olursa olsun modundayım, devletin, özel sektörün, TRT'nin, NTV'nin burun kıvırdığı F1'i yayınlamaları çok önenmli. Yarın birgün Flash Tv de yayınlarsa gider Yalçın Abi'yi tebrik ederim. Yine başından beri NTV'nin almasını istemiştim yayın haklarının, sabah akşam her yerde NTV Spor açık, insanlar bu şekilde daha fazla ilgi gösterebilirlerdi Formula 1'e ülkemizde. Böylelikle 'Abi yarışları en son NTV gösteriyordu di mi' diyen geyikçi tayfadan da kurtulmuş olurduk...

Evet 2012 çok zordu ama tablo o kadar kötü değil aslında. Bi kerem, bundan daha kötüsü olamaz. D-Smart'a öyle böyle alıştık, yarışları çoğu kez internetten takip ettik, twitterdan canlı tartışmalar yapıldı(tekrar büyük teşekkürler Metin Mete'ye ve diğer arkadaşlara). 2013 ve ilerleyen yıllarda daha kolay olacaktır, umarım ileride 2011 ve 2012'yi Türkiye'deki F1 macerasının fetret devri olarak anarız. Bütün bu zorluklara rağmen F1 ve motorsporları ilgili siteler işlerini yapmaya devam etti, çekirdek ama çok güçlü bir kitle de F1'i takip etmeye devam etti. Twitter'daki son TT çalışmaları da bunu gösteriyor, Türkiye'de F1'den daha fazla basketbol veya tenis meraklısı var mesela, yine de hiçbirinin bu kadar organize ve ateşli olabileceğini zannetmiyorum, daha doğrusu hissetmiyorum. Sadece TT çalışmaları değil, geçen sene ülkemize Senna filmini de getirmişti sosyal medyadaki örgütlenme. Herkesin sadece bir iş için birleşmesi pek görülen şeylerden biri değil Türkiye'de. Aman nazar değmesin.

Doğu Avrupa Pist şampiyonası - Haziran 2012

Özellikle Vurak Ak'ın sahip olduğu Intercity'nin pistin işletmesini aldıktan sonra insanlar pistin geleceğine daha olumlu bakmaya başladı. Formula 1 gelmese bile belki başka seriler gelebilir, hem şu meşhur motorsporları kültürü açısından, hem de ileride F1'in tekrar gelmesi açısından Vural Ak'ın çıktığı yolda destek vermek gerekir motorsporları severleri olarak. Ak'ın eski lisanslı sürücü olması da ayrı bir sevindirici haber. Bu işlerin içinden gelmesi motorsporları tecrübesinin yanında normal bir iş adamından daha tutkulu olmasını sağlayacaktır. Köprünün altından daha çok sular akacak gibi...Şimdilik son olarak pistin uzak olması bahanesiyle bitirelim. Evet pist merkeze uzak ama yarışlar da pazar günü yapılıyor. İnsanlar bütün hafta sonunu ayıramasa da pazar günü rahatlıkla yarışa gelebilirler. Yani pistin uzak olması yarışı izlemeye engel değil. Bir futbol maçına gitseniz bile yine gününüzün çoğunu vermeniz gerekebiliyor. Belki biz F1 fazla haşır neşiriz ama uzak diye böyle bir organizasyona burun kıvırmak samimi gelmiyor. Benim için F1 önemli değil demek daha dürüstçe. Avrupa Yakası'nın diğer ucundaki Autoshow veya Kitap fuarına gitmekten de çok farklı değil hani. Mesela bu seneki Autuoshow'u yarım milyon insan ziyaret etmiş ve muhtemelen ziyaretlerin çoğu da haftasonu olmuştur. Yani istenince uzaklık da pek dert olmuyormuş. Daha Formula 1'in pahalı bir spor olmadığı mevzusu vardı, zaten o da motorsporları kültürüyle ilgili...

#F1Discuss
#Formula1TürkiyeyeDonmeli
#Formula1TürkiyeyeYakışır
















10 Temmuz 2012 Salı

2012 Britanya GP : Yağmurlu Sıralamanın Yağmursuz Yarışı

Geçen sene (2011) testlerde en fazla turu atıp lastikleri anlayamayan Ferrari büyül hayal kırıklığıydı; kötü bir araç yapabilirsiniz fakat herkesten fazla tur atıp lastikleri anlayamamanın bir açıklaması yoktu benim açımdan. Bu sene de o ödül McLaren'e gidebilir. Çünkü takım ne lastikleri anlayabilmiş durumda ne de önemli bir gelişim kaydetti sene başından bu yana. İkisinden birini yapabilmeliydi düzgün olarak, yine de erken bir teşhiste bulunmayalım. Cuma günü ajanslara bir haber düştü, Ross Brawn'un aerodinamiden çok lastikleri anlamaya odaklandıklarını, bunun getirisinin daha fazla olduğunu söyledi. Evet sıralama nispeten oturdu ama yarışın galibi yine lastikler tarafından belirlendi. Elbette sürücüler her şeyi belirlemiyor, belirleyemez ama bu işin tadının ne zaman kaçacağını merak ediyorum, bu başlı başına ayrı bir yazı konusu, o yüzden bırakalım şimdilik.

Wimbledon'u da kaçırmıyorlar...
2011'in aksine bu sene trend yumuşaklardan hemen kurtulmak. Geçen sene bazen 1.5 sn'ye yakın farklar oluyordu iki hamur arasında. Bu yüzden daha sert olan lastikler yarışın son bölümlerinde kullanılıyordu genelde. Bu sene farkların azalmasıyla yumuşak lastiği kullanmanın hiçbir manası kalmadı. Zaten belirgin bir dayanıklılık farkı varken bu iki hamur arasında, bu sene pratikte 0.5 sn olan iki hamur arasında bazen fark mark kalmıyor. Kalsa bile birkaç tur 0.2 sn hızlı gitmek için kimse yumuşakları takmıyor. Tabii Sauber ya da Lotus değilseniz. Yarışı internetten izlediğim için çok bir şey anlamadım, sonradan ordan burdan izleyenlerdin yorumlarıyla az buçuk bir şeyler çıkarabildim. Bizi bu duruma düşürenlere ateş püskürten bir yazı yazacam, haber sitelerinde dolaşmayacak bu yazı ama ben yine de yazacam. Bir ara yeniden izleyeceğim yarışı, en azından Serhan Acar'ı dinlemek insana mutluluk veriyor, aynı Caner Eler gibi. Allahtan pek inceleyecek bir şey yok yarışa dair. Olay yumuşak-sert lastikleri doğru yerde doğru zamanda kullanmaktan ibaretti dün(anladığım kadarıyla).




İngiltere'nin beşiği olduğu şüpheli ama Formula 1'in beşiği olduğu kesin. O yağmurda 80 bin kişi antrenmanları izlemeye geldi, üzerine diyecek bir şey yok. Üstelik büyük çoğunluğu Hamilton ve Button için gelen fanların haftasonları buruk bitti. McLaren İngiltere ile bütünleşmeye çalışması -bilmiyorum belki ben böyle yorumluyorum- önemli bir hamle. Birçok takımın merkezi orada ama İngiltere biraz McLaren ile anılır oldu. McLaren'in, Mercedes'in sürücü seçimi gibi planlı olmasa da iki tane Britanyalı şampiyonun takımda olması onları bu yola itmiş olabilir, her ne olursa olsun İngiltere'de var olmak F1 için çok önemli, belki de bu konuda Williams geç kalmıştır. Üzerine Lewis Hamilton yarıştan sonra olimpiyat meşalesini taşıdı. Bu gelişmeleri de not edip başka yazıya saklayalım. İngiltere'nin yayın haklarına sahip SKY Sport taraftarlardan gelen birkaç resmi de paylaşacağız bu arada. Sözde İngiltere yerine Britanya'yı kullanacaktım, olmadı, alışmışız bir kere. Yine pist dışı bir haber olarak McLaren pilotlarının kendilerini seslendirdiği bir animasyon yapmış, Sky Sport'da yayınlandı, Ron yine iyi çalışıyor. Silverstone her sene şovun önemli bir parçası olmayı sürdürüyor, daha iki sene önce pistin takvimden düşme ihtimali olduğunu hatırlamak bile insanın tüylerini ürpertiyor. Takvime doluşan ruhsuz pistlerden sonra eskiden hiç sevmediğim bu piste şimdilerde aşık olmuş durumdayım.





Büyük resmin bir kenarında da Romain Grosjean ve Lotus gerçeği var. Yine yarış kazanacak bir hıza sahiptiler, yine olmadı. Soğuk havada iyi olmaları da ayriyeten şaşırttı. Ben Raikkonen'den bahsetmek istiyorum, sanırım bu sene kafasında sadece yarışıp tekrar forma girmek var. Kendisinden beklenenden çok daha sakin, etliye sütlüye karışmadan devam ediyor. Buz Adam'ın kafasında muhtemelen başka şeyler var ya da hala araçla sorun yaşıyor. Yine de şu ana kadar oldukça iyi iş çıkarıyor, bu sene olmasa bile seneye patlama yapma ihtimali yüksek. Onun değerini gittikten sonra anladım, şu anki grid tadından yenmiyor zaten. Sauber'in hızı da bu yarış fena değildi, belki de Lotus'dan sonra 4.takımlar. Sene başı ilk 4 yarıştaki antrenmanların hepsinde Mercedes motorları kazanırken ben de çetelesini tutuyordum, sanırım 12'de 12 yapmışlardı. İngiltere'de de ilk 7 takım içinde Williams'la beraber Mercedes ve McLaren grubun son kısmını oluşturuyorlardı. Orta grubun yalnız kovboyu Toro Rosso'da da Ricciardo yine Vergne'in önünde tamamlamayı başardı yarışı, 3.Antrenmanlarda fena gözükmeyen Marussia ve HRT'nin de gerçek hızlarını göremedik yağmurdan, yine de Marussia büyük güncellemeleriyle HRT'nin önüne geçmiş gibi, HRT 2 tur yerken onlar 1 tur yedi. Sıralama turlarında da Alonso, Hamilton ve De La Rosa'nın 9-0 üstünlüğü devam ederken, Webber Vettel'e karşı 5-4 yaptı. Yine ceza yiyen Maldonado'ya da yeteri kadar laf söylendi ama bir pilot ne kadar agresif olursa olsun bir yere kadar sorun olmayabilir, hatta bu fazlasıyla taraftar da toplar size, Maldonado'nun yaptığı ise çok farklı, Belçika 2011 ve Monaco 2012. Kasıtlı olarak rakibinin üzerine sürdü bu iki olayda, iyimser bir yaklaşımla olayı açıklamaya çalışanlar oldu lakin açıklayacak pek bir şey yoktu. Ne yapmaya çalıştığı konusunda bir fikrim yok, yakında Fia onun yüzünden cezalarda yeni yaptırımlara gidebilir, aklıma ilk gelen yılda 5 defadan fazla ceza alan pilotun puanlarının silinmesi gibi birsürü ceza türetilebilir. Ne olursa olsun sorun Maldonado'nun iyi niyetli olmayan sürüşleriydi, F1'in en agresif sürücüleri bile böyle kötü niyetli değillerdi hiç bir zaman.

Bu da en sanatsalı..
Yarışın sonucu ; 1.Webber 2.Alonso 3.Vettel 4.Massa 5.Raikkonen 6.Grosjean 7.Schumacher 8.Hamilton 9.Senna 10.Button. Pilotlarda Alonso liderliğini korurken, takımlarda da Red Bull önde bulunuyor (tarihe not).





30 Kasım 2011 Çarşamba

2012'de Formula 1 TV Yayın Hakları Ne Olacak ? Ne olabilir ?


Yarışların heyecanlı sezonun sıkıcı olduğu bu ilginç sezonun ardından değerlendirme yapmak isterdim fakat önümüzde büyük bir sorun var. 90'ların ortasından bu yana Türkiye'de tv'lerde yayınlanan Formula 1 bu sene sahipsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya. Istanbulpark'ı kaybettiğimizden beridir bir de bu telaş sardı beni. Bu yüzden sezon değerlendirmesinden önce bu konuda küçük de olsa bir destek vermek gerek diye düşündüm. F1 severler Senna filmini nasıl Türkiye'ye getirdiyse bunda da bir etkisi olacak diye düşünüyorum. Türkiye'de toplumsal hareketler yavaştır ve etkisizdir genelde bu yüzden ufak çapta da olsa sıkı bir hareket etkili olacaktır Senna örneğinde olduğu gibi. Ben Ntv'den başlayarak Türkiye'de Formula 1'in Tv evrimiyle yazıya başlayayım.

Ntv'den önce Formula 1 nerede yayınlandı bilmiyorum ama Emre Tilev'in anlattığı Cine5 kayıtlı bir video görmüştüm. 6-7 yıllık Ntv yayının ardından 2005 yılında yayın haklarını Doğan Grubu Cnn Turk aracılığıyla almıştı. Bu yıldan sonra cumartesi günleri de basın toplantısı izlemeye başladık. Ben mesela o sene öğrenmiştim cumartesi de basın toplantısı olduğunu. Yarış dışı yayınlar Ntv'ye göre arttı. 4 yıllık Cnn Turk macerasından sonra Serhan Acar'ın anlattığı gibi kriz dolayısıyla çok umutsuz bir durum varken Trt olaya el attı ve yayın haklarını aldığı gibi F1Racing'in yeniden Türkiye'de çıkmasına ön ayak oldu. Trt burda klasını gösterdiği gibi yarış dışı yayınları artırarak F1'e değer verdiğini gösterdi bence. Trt HD'de yarış izlemek de ayrı keyif verici olduğunu söylemeden olmaz bu arada. Ve yıl 2011 sonu. 2012'de Formula 1'i hangi kanalda izleyeceğimizi bilmiyoruz.

Bu tarihçeden sonra tabloya bakarsak F1 Türkiye'den gitmişken kanallara pek çekici gelmeyebilir yayın haklarını almak. 2008'e nazaran durum daha umutsuzken ben nedense pek öyle olumsuz bakmıyorum olaya. Bunda spor kanallarının artmasının yanında Doğuş Grubu'nda yaşanan gelişmeler de umudumu artırdı. Doğuş Grubu Ntv'nin yanına Star'ı da alarak kendi kanalını kurmaktan vazgeçti. Burada çok durmayarak Ntv Spor'a gelmek istiyorum. Her ne kadar futbol odaklı da olsa Ntv Spor reklamlarında farklı spor dallarını kullanıyor. Yani Futboldan başlayarak, basketbol, voleybol görüntülerinin yanında bir tenis, bir motorsporları koymak işte gerçek spor kanalı imajına önemli katkıda bulunuyor. Burda Ntv'nin samimiyetini sorgulamıyorum kesinlikle çünkü bence elllerinden geldikçe diğer sporları da yayınlamaya çalışıyorlar. Kenan'ın gidişinden sonra MotoGp yayınlarını almayacaklardır ve motorsporları yayınına ihtiyaçları var bence. Üstüne üstlük Türkiye'ye biraz olsun motorsporları kültürü aşılayan -aynı atletizm gibi- Ntv'nin F1'e F1'in de Ntv'ye ihtiyacı var Türkiye'de. F1'in Türkiye'de futboldan sonra bu kadar uzun süredir tv'den naklen verilen tek spor olduğunu unutmayalım ayrıca. Çok ilginç ama doğru, basketbol, voleybol ve hentbol bazen yayınlandı bazen yayınlanmadı. Şu an da basketbol yayınlanıyor ama Digiturk'den. Diğer sporlar bir var bir yok tv'de. Bu da iyi kötü Türkiye'de bir F1 izleme kültürü yaratmış durumda yani aşinalığı.


Muhtemel bir Ntvspor ve F1 evliliği çok uzak durmuyor aslında ama en önemli konu Ntv'nin niyeti bu konuda. Şu an düşünmüyor olabilirler ki öyledir, bu konuda da aklıma hep Serhan Acar'ın bu işlerin Türkiye'de hep son dakikada yapıldığını aklıma gelip tekrar ümitleniyorum. İşte bu yüzden işi baştan sıkı tutup küçük ama etkili F1 lobisiyle bu konuda baskı yapabilirsek en azından bu işi biraz daha garantilemiş olabiliriz.

Her şeye rağmen umutsuz olmaya gerek yok kesinlikle, Ntv olmazsa Sports Tv var, o olmadı Top Gear'in yayın haklarını alan Digiturk var. D-Smart da zor durumda gözüküyor, F1 onlara bir bakımdan çekici gelebilir vs. vs... F1'i Türkiye'de kaybetmemek için facebook'da da bir sayfa açılmış durumda, linkini aşağıda paylaşacağım. Ne kadar çok olursak o kadar iyidir.

Benim gönlüm Ntv'den yana çünkü kafelerde, evlerde, marketlerde denk geldiğimiz her yerde Ntv Spor açık, ister istemez F1'in Türkiye'de izleyeci sayısı artacaktır ve çevremizdeki Hakkinen-Schumacher nostaljisi yapan eski izleyicilerin kalmadığını göreceksiniz. Umarım internetten takip etmek zorunda kalmayız diyerekten yazıya nokta koyalım.