Barrichello etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barrichello etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Twitter'da Formula 1



Facebook'dan sonra Formula 1'in daha hareketli olduğu Twitter'dayız. Twitter'da daha çok resmi sayfanın bulunması araştırmayı daha gerçekçi kılsa da twitter biraz 'tweet' atmaya bakan bir platform, ünlü olmanız yanında ne kadar çok tweet attığınız da önemli. Hemen takımlara bakalım ;

Takımlar Sıralaması 

1. Scuderia Ferrari                          : 303 Bin
2. Vodafone McLaren Mercedes    : 209 Bin
3. Mercedes AMG F1 Team          : 137 Bin
4. Red Bull Racing                          : 133 Bin
5. Lotus F1 Team                           : 118 Bin
6. Caterham F1 Team                     : 80 Bin
7. Marussia F1 Team                      : 73 Bin
8. Williams F1 Team                       : 69 Bin
9. Sahara Force India                      : 69 Bin
10. Sauber F1 Team                       : 63 Bin
11. HRT                                         : 54 Bin
12. Toro Rosso                              : 44 Bin

Takımların 'follower' sayısı kısaca az. Kesinlikle daha fazla olmalı, facebook'dan az sayılara ulaşılması da ayrıca şaşırttı beni. Ferrari ve McLaren belki biraz daha fazla sayıya ulaşabilirdi çünkü Ferrari '@InsideFerrari' McLaren de daha zorunu '@TheFifthDriver' hesabını kullanıyor. Ferrari facebook'daki durgunluğuna rağmen Twitter'da İngilizce, İtalyanca, İspanyolca tweetler atarak oldukça aktif, McLaren'in de cuma günleri #SocialFriday etkinliği var. Red Bull ve Toro Rosso da ayrıca bir takımlarına bir 'spy' adresi (@RedbullSpy, @ToroRossoSpy) de alarak padoktan ve fabrikadan son dedikoduları aktarıyor, Red Bull'un ruhuna uygun. Zaten Toro Rosso'nun yukarıdaki sayısı 'spy' hesabı. Takımların follower sayılarına bakarken, McLaren ve Mercedes dışında isminde sponsoru bulunan takım yok. Yani birçoğunun ana sponsoru yok. Böyle önemli bir gelir kapısının olmaması son derece şaşırtıcı, daha da şaşırtıcısı ise Ferrari'nin isminde bile gözükmeyen Marlboro'nun Ferrari'ye kamyon yüküyle para ödemesi. Geçen sene bir haber çıkmıştı, oradaki ücret 100 milyon Euro'nun üzerindeydi, belirtelim ki bu resmi değil. Yine de hala sponsporluk için para ödemesi Marlboro'nun şaşırtıcı. Konudan saptık, pilotlara geçelim ;

    Rubens Barrichello'nun Twitter hesabından...
                                             

Pilotlar Sıralaması*

1. Rubens Barrichello**                   : 1.741 Milyon
2. Jenson Button                              : 1.029 Milyon
3. Lewis Hamilton                            : 906 Bin
4. Fernando Alonso                         : 849 Bin
5. Bruno Senna                                : 449 Bin
6. Mark Webber                              : 390 Bin
7. Nico Rosberg                               : 178 Bin
8. Sergio Perez                                 : 232 Bin 
9. Pastor Maldonado                        : 229 Bin
10. Heikki Kovalainen                       :161 Bin
11. Paul Di Resta                              : 137 Bin
12. Pedro De La Rosa                      : 154 Bin
13. Kimi Raikkonen***                    : 125 Bin
14. Felipe Massa                              : 123 Bin
15. Narain Karthikeyan                     : 120 Bin
16. Timo Glock                                 : 76 Bin
17. Nico Hulkenberg                         : 75 Bin  
18. Kamui Kobayashi                        : 63 Bin
19. Romain Grosjean                         : 55 Bin
20. Daniel Ricciardo                          : 38 Bin
21. Jean Eric Vergne                         : 26 Bin
22. Charles Pic                                 : 15 Bin



*Micheal Scumacher ve Sebastian Vettel'in resmi twitter hesapları yok.
** Rubens'e bakmak, isminin James Allen'ın buna benzer bir haberinde geçmesiyle aklıma geldi, onun yaptığı araştırmada Rubens 1 milyon civarındaydı, Brezilyalılar twitter'da oldukça fazla olmalı
*** Kimi bildiğimiz Kimi, en son tweeti ocak ayında 'Good to be back', F1'e dönmese onu da atacağı yok (burda gülücük koymak isterdim). Bu yüzden follower sayısı az.

Pilotların Twitter'ı etkin şekilde kullanmasıyla hem kendilerinin Facebook hesaplarını hem de takımlarının follower sayılarını geçmişler. En etkili kullananı da muhtemelen Fernando Alonso, demek ki Alonso'yu ve hatta Massa'yı tutan Ferrari'ymiş önceden, Alonso kısa sürede ualaştı bu sayıya. Jenson ve Lewis zirvede olmalarına rağmen pek uğramıyorlar, diğerleri de ne az ne çok tweet atıyorlar.

Önemli Not : Sayılar 14.07.2012 tarihinde alınmıştır, değişen sayılar olursa blogumuzun sorumluluğunda değildir.


28 Ocak 2012 Cumartesi

Benim Yalnız, Favori İkililerim (Takım Arkadaşları)

Formula 1'i izlediğim son 10 yılda her zaman aklımın köşesinde yer edinen, şampiyonluk yarışında izleyemediğimiz için medya tarafından sık sık gündeme getirilmeyen pilotlar ve takımlar vardı. Bugün işte bu takımlarda yarışan nispeten dengeli bulduğum takım arkadaşlarını sıralayacağım. Sıralamayı yaparken nesnel bir ölçüt kullandığım söylenemez, bir nevi kalbimdeki sıralamalar, yine de sıralamadaki takım arkadaşlarını orta veya arka grupta yarışta söylenebilir. Bu yüzden Ferrari, McLaren, Renault veya Red Bull gibi şampiyonluk yaşamış takımların ikililerine bakmadım hiç, en belirgin ölçüt bu. Zaten sıralamayı gördüğünüzde az buçuk ne dediğimi anlayacaksınız, belli başlı isimler var şimdiden söyleyeyim. Yine de benim için bir numara tartışılmaz diyebilirim.

10. T. Glock - J. Trulli | Toyota | 2008-2009


2007'de Ralf Schumacher'in emekliliğinden sonra, GP2 şampiyonu Glock Toyota'ya katıldı. 2008 ve 2009 yılında Trulli ile Glock iyi bir ikili oluş
turan takım, kimi zaman farklı taktikler denemesiyle aklımda yer etti. Trulli'nin tek turuna güvenen takım ona ve Glock'a tek pit-stop taktiği uyguladı bazı zamanlar. Glock da yağmurlu yarışlarda farklı şeyler denemeyi seven bir isimdi. Birçok kişi onu 2008 Brezilya ile hatırlasa da beni Malezya 2009 ile etkilemişti. Herkesten 2 tane az pit-stop yaparak unutulmaz yağmurlu yarışta podyuma çıkmayı başarmıştı. Takım Bahreyn 2009'da ilk iki sırayı almıştı fakat yine galibiyet gelmedi. F1'in en hüzünlü takımı bu hoş ikiliyle F1'e veda etti işte. Yine de ben geri döneceklerine eminim uzun bir zaman alsa da.


9. S. Bueami - J. Algersuari | Toro Rosso | 2009-2011


Aynı resimdeki gibi. Birbirlerine diş geçiremeyen Buemi ve Algersuari 2012 yılında artık yoklar. Takımın kararı ilk başta herkesi şok etse de sonradan birçok kişi hak verdi Toro Rosso'ya. 2009 sezonunun ortasında takıma katılan Algersuari birçok kişinin sempatisini kazanda da Buemi'ye net bir üstünlük sağlayamadı. 2008 yılındaki Vettel'i izleyenler de ikilinin misyonlarının artık sona erdiğini daha net bir biçimde anlamışlardır. Sürekli koltuklarını kaybetme korkusuyla F1'in en gerilimli takım arkadaşlarından biriydi ve araları hiç iyi olmadı. Genç ikili kendilerine koltuk bulabilirler mi bilmem ama F1'in denk ikililerinden biriydi galiba.


8. R. Barrichello - J. Herbert | Stewart Ford | 1999

Birçok kişi ikiliyi Nurburgring'de yapılan Avrupa Gp'den hatırlayacaktır. Herbert'ın 1. ve Barrichello'nun da 3. olduğu yarışta takımın duble yapmasını engelleyen kariyerinin çoğunda savunma yapmak zorunda kalan Trulli olmuştu. Pilotlarda 7. olan Barrichello biraz daha öne çıkarak 2000 yılı için Ferrari koltuğunu kapmıştı. Herbert da Benetton'daki iki galibiyetinden sonra son galibiyetini bu yarışta almıştı. İkiside Schumacher'in takım arkadaşı olmuş ve ilginçtir Schumacher bütün şampiyonluklarını bu ikiliyle yaşamış.


7. M. Webber - D. Coulthard | Red Bull | 2007-2008


Bir İskoçyalı biri Avustralyalı iki pilotun ortak noktası Güneş Batmayan İmparatorluktan mı geliyor bilmiyorum ama tam denk bir ikili gibi durdular hep gözümde. İkisi de hayatının belirli dönemlerinde güçlü takımlarda geride kalan pilot rolünde olmuş, sanırım bize hep iyi bir 'iki' numara imajı veriyorlar. Yarışlar kazanmış ama şampiyonluğa gelince olmamış iki pilot. Neyse bu ayrı bir dosya, uzun mu uzun. 2007'de Coulthard daha fazla puan toplarken, Webber 2008'de daha fazla ön plana çıkmış, 2007'nin aksine daha net bir puan farkı vardı ortada.


6. G. Fisichella - A. Sutil | Force India | 2008-2009


Midland'dan sonra Force India'ya dönüşen takım Fisichella'yı da kadrosuna katıp yavaş yavaş istikrara kavuştu. Aslında Force India'nın başarısı en geriden gelip orta sıralarda tutunup üstüne Mercedes gibi bir büyük takımı nasıl zorlarsınızın bir kanıtı. Takımın Fisichella ile bir polünün olması ve ardından Sutil ile gelen İtalya'da dördüncülük en göze çarpan sonuçları. Fisichella takım ile devam etseydi şayet şimdi çok daha etkili bir ikili olabilirlerdi. Küçük bir takım için gayet iyi bir çift Alman ve İtalyan. Şu an ikisi de gridde değil, Sutil'in olmaması ise ayrı bir trajik vaka. Sanırım bu ikili şu an Caterham'ın da doğru yolda olduğunu gösteriyor. Bana Arrows'u da hatırlatmıyor değildi bu ikili ve o takımı.


5. R. Barrichello - J. Button | Honda | 2006 -2008

Birisi Ferrari'de ikinci pilotluktan bıkıp gelmiş, birisi başarıya aç bir İngiliz. İkisinin de şansı pek yaver gitmemiş denilebilir ve diğer başarıya aç takım, Honda. 2006'yı saymazsak felaket bir üç yıl geçiren ikili her şeye rağmen bir takım patronu için ideal bir ikili sanırsam. 2009'da ise kader onlara çok iyi bir araç vermiş bunca yılın intikamını alın dercesine. J. Button o sene ölümcül darbeyi indirir artık ve iki yıl sonra geldiğimiz nokta ise acıklıdır. Birbirlerini iyi buldular açıkçası, nasıl bir ilişkileri vardı takımda, medya pek gündeme getirmedi. İkilinin toplam galibiyeti ise 20'yi geçiyor. Listedekileri gördükçe bu rakam insanı az da olsa mutlu ediyor.


4. H. Frentzen - J. Trulli | Jordan | 2000

2000 yılının Jordan'ı zihnimde sıralamalarda güzel performanslar çıkartan ve pazar günü bunu batıran bir takım olarak yer etti. Frentzen ile 99'da coşan takım için ertesi yıl hayal kırıklığıydı. Oysaki zinde bir ikiliyle hedefler yüksekti Eddie'nin takımı için. Bu yıldan sonra da Jordan bir türlü kendine gelemedi. Belki de çocuk aklımla değerlendiriyorum, öyle veya böyle takım daha iyisini hak ediyordu o sene. Frentzen ile gelen iki podyum da tek tesellileri oldu. 2001'de takımdan ayrılan Frentzen için de sonun başlangıcıydı milenyumun ilk yılı.


3. P. De La Rosa - J. Verstappen | Arrows | 2000

Arrows'un bu ikilisi Kanada'da Verstappen'in performansıyla mı, yoksa turuncu renklerin Hollandalı Verstappen'in ile uyumundan mı ukde kalmış bende, arada kaldım. 11 takım içinden 7. olan Arrows için fena bir yıl değildi takım için 2000. İtalya'daki kazada da (F1'in ölümle sonuçlanan en son kaza, bir itfaiye görevlisi ölmüştü) kendilerini göstermeleri ön sıraları iki pilotuyla zorladıklarının garip bir göstergesi. Benim orta sıralardaki tek favorimdi Arrows o seneler ve yeri geldiğinde Minardi'ye karşı da az desteklemedim. Arrows'u izlediğim yıllarda en iyi pilot dizilimi işte bu ikiliydi benim için.


2. F. Alonso - J. Trulli | Renault | 2003-2004


2003 yılında daha baskın bir sezon geçiren Alonso ve 2004 yılında karşısında daha dinç bir Trulli buldu. Takımın o sene 3 pol ve 1 galibiyet almıştı, Trulli 2 polle ve Alonso da Fransa'daki performansıyla ön plandaydı. Sanırım en fantastik ikililerdendi benim için, sezon sonunda Biatore ile de arası kötü olan Trulli yeni bir yapılanmaya giden Gascoyne'lu Toyota'ya katılmıştı. Oldukça yüksek rekabette geçen sezonda Trulli Toyota'ya geçmeden 46 puandaydı ve Alonso da 45'di, rakamlar yetiyor sanırım rekabeti anlatmaya. Gönül isterdi ki ikisi de şampiyon olsa ama burası F1, fazlasıyla acımasız. İnternette gezinirken farkettim ki Alonso'nun Minardi'den buralara gelmesi de arka sıralardaki o kadar kaybolan sürücüyü gördükten sonra ayrı bir takdir edilmesi gereken başarı.


1. N. Heidfeld - R. Kubica | BMW | 2006-2009

İşte en favori ikilim. Her yanıyla bir hikaye. Eski şampiyon J. Villeneuve'nin yerine 2006'nın ortasında takıma dahil olan Kubica o sene İtalya'daki podyumuyla hatırlanır. Heidfeld sene sonunda basının Kubica'ya olan merakından dert yanmış, evet podyuma çıktı ama beni unutuyorsunuz diye. Mario Theissen genç Vettel yerine Kubica'yı seçmişti takıma, yine de bu doğru bir kıyas değil çünkü Vettel o zaman 19 yaşındayken Kubica 22 yaşındaydı. 2007 yılında Heidfeld'in üstünlüğüyle geçen yılda, 2008 yılda takım duble yapmış ve Kubica şampiyonluk yarışında gidebildiği yere kadar gitmişti. Takım yarış kazansa da McLaren ve Ferrari ile baş edebilecek güçte değildi. 2009 ise onlar için felaket geçmiş, BMW de bu bahaneyle bavulunu alıp gitmişti F1'den. İkilinin yarış sonuçlarına bakarsak birbirlerine ne kadar yakın bir ikili olduğunu daha iyi de anlayabiliriz. İkilinin beraber yarışmaya başladıkları 2006'da İstanbulpark'daki yarıştan (Macaristan'ı saymadım çünkü Kubica o yarışta diskalifiye edilmiş) 2009'un sonuna kadar Heidfeld 147, Kubica 137 puan toplamış ki bu fark Kubica'nın sonradan takıma katıldığı ve 55 yarış düşünülürse yok denecek kadar az. Ek olarak Mario Theissen bıyıklarıyla bende ayrı bir sempati toplamış, hep eski Batı Almanya futbolcularını hatırlatmıştır, F1'de en sevdiğim patronlardandı, geçen sene emekli olmuş işinden. Heidfeld'i, Kubica'yı, o canım BMW araçlarını, bıyıklı patronlarını fazlasıyla özleyeceğim, bitmemiş bir hikaye BMW'ninki. Hayatta kalan tek BMW'li Kubica'nın dönmesi dileğiyle...


19 Ekim 2010 Salı

Öncesi sonrası ve içiyle dışıyla Suzuka GP

Hava nasıl olursa olsun hüzünlü bir pazar günü. Allahtan ortamı Green Day'in popüler şarkısı Holiday ile dağıttım sayılır. Direkt ve net söylemek gerekirse iki araçla finiş görmek ve ilk iki sıra için yapacak pek bir şeyin olmaması diğer yarışlardan sonra olduğu gibi bir üzüntüye kapılmamı engelledi. Hafta sonu cuma günkü Hamilton'un kazası ve vites kutusu değişimi ile kabus gibi başladı. Bunlara bir de yeni parçaları test edememek de eklenince 'şaka mı bunlar' tepkisini vermemize neden oldu. Cumartesi sabahı da yağmur yüzünden test edemedik, daha da kötüsü sıralama turları yapılamadı. Sabah kalktıktan sonra izleyememek kötü oldu hem de yağmurda iki çok iyi pilota sahipken hayal kırıklığı daha fazla oluyor. Red Bull'un çok iyi olduğu bir pistte yağmurlu bir sıralama turları hem avantajlı hem de zevkli olabilirdi. Neyse, cumartesi gecesi hem Mclaren hem benim açımdan bir çok şeyin kötü gitmesinin ardından yine de umutluydum. O kadar yağmurdan sonra pist kurumaz ve biraz da şans bizim yanımızda olur diye düşündüm. Sabah sıralamayı öğrendiğimde pistin kuruduğundan çok iyi pozisyonlarımıza sevindim özellikle bu kadar dezavantaja rağmen Hamilton'un üçüncülüğüne. Güncellemeler işe yaramıştı sanırım, Hamilton 3, Alonso 5, Button 6 olmuştu, RedBull'u saymıyorum bile, Ferrari'yi geçmek önemliydi, bu saatten sonra bu pistte RedBull'u zaten geçemezsiniz. Vettel de öyle Webber'i açıkça mağlup edememiş sadece 0.078 saniye sn farkla polü almıştı. Fena değildi durum beş kırmızı ışık yanana kadar..

Hangi tarafın temiz olduğunu bilmiyordum ama gözüken tek sayıların yine temiz olduğuydu. Kubica'dan hiç bahsetmedik biliyorum çünkü ona ayrı bir yazı gerekiyor kesinlikle. Hamilton 8, Button 5. sıradan kalkıyor, bir iyi bir kötü. Startta Kubica Webber'i geçmiş, Alonso son anda yerini korumuş, bunlar yeterince açıklayıcıydı temiz tarafın neresi olduğunu. Hamilton Rosberg'in de kötü kalkışından yararlanarak iki sıra yükseldi. Güvenlik aracı Liuzzi, Massa, Petrov ve Hulkenberg'in kazaları yüzünden girdiğinde bu olayın Button'un sert lastik stratejisine nasıl yansıyacağını düşündüm ama pek bir sonuca varamadım işin doğrusu. Kubica yarış dışı kalmasaydı sanırım Vettel çok daha hızlı ve rakipsiz olabilirdi ama bu Kubica'nın arkasında bir tren olacağı manasına gelmezdi. Kubica'nın yarış dışı kalması Vettel hariç herkesin işine geldi, bütün rakipleri, ikişer üçer daha fazla puan kazandılar. Renault için feci bir hafta sonu, üstelik Petrov iyi bir kalkış yapmışa benziyordu, yayıncı kuruluş pek tekrarını izlettirmedi. Hulkenberg, Liuzzi, Petrov ve Massa yarış dışı daha ilk virajdan. Di Grassi de formasyon turunda ilginç bir kaza yapmış, Kubica'nın da kenara çekmesiyle daha yarışın başında altı araç yarış dışı kaldı. Kırıcı yarışları severim.

Güvenlik aracı çıktığında RedBull farkı açıyor, Alonso da hafif hafif Button'dan uzaklaşıyordu. Hamilton önde olsaydı belki tur zamanlarına bakarak Ferrari-Mclaren kıyaslaması yapabilirdik. Her şeye rağmen Mclaren biraz daha Ferrari'ye yaklaşmış gözüküyordu, sıralama turlarında ne oldu bilmiyorum ama Massa'nın 12. cepte başlaması da biraz da bunu kanıtlar gibiydi (Massa'nın şampiyonaya etkisini sonraya bırakalım). Herkes kabul eder ki, en hızlı üçüncü araca sahip olmaktansa en hızlı ikinci olmak kesinlikle daha iyidir. İşte bundan dolayı bu kritik noktanın üzerinde duruyoruz. Pit-stoplara kadar iş yine rutine bağlamıştı, Kobayashi hariç tabii. Beni sevindirse de, Kamui'nin atakları fazlaca tehlikeliydi, insanlara 11. mücadelesi hoş gelebilir ama bu tehlikeli atakları şu anki en hızlı üç takımdan birine yapsaydı olaylar çıkabilirdi. Yine de Kamui'nin atakları bazen fazlasıyla rutine bağlamış yarışları sorgulamamız gerektiğini gösteriyor da, şimdi söylemeyelim, bu da bambaşka bir konu. Algersuari'nin ikinci geçilişinde Kamui'ye yaptığı hareket nasıl cezasız kalır onu da anlamak gerçekten mümkün değil. Gözde pilotlarımdan Sutil'i geçişinde ise ne yalan söyleyim üzüldüm biraz. Mclaren acaba Hamilton'u Kobayashi'nin önünde çıkarabilir miydi, aynı soruyu Singapur için Webber olayında da sorabilirz. Button'a neden sert lastik taktiği uygulandı anlamış değilim belki de bu taktik muhtemel sıralar kaybettirdi ona, yumuşaklarla en iyi üçüncü zamanı alıp startta yer kazanmaya çalışabilirdi. Sene başlarındaki RedBull ve Mclaren takım ekipleri yer değiştirmiş sanki şu son yarışlarda. Son birkaç satırdaki yazdığımız eleştiriler tamamen fos da çıkabilir çünkü çoğu zaman Formula 1 futbol gibi basit bir spor olmayabiliyor, değişkenleri ve imkanlarınızı net görebilmemiz izleyeci olarak gerçekten çok zor.

Pitlerden sonra ne oldu, Button'un birinciliğinin dışında önde değişen bir şey olmadı. Hamilton Kobayashi'nin arkasına düşmüş ve belki de pistin en çılgın iki pilotu karşı karşıya gelmişti ki birkaç tur sonra Hamilton'un çok zorlanmadan galip geldiği bu çekişmede eminim birçok kişinin yüreği ağzına gelmiştir. Sert lastikli Kobayashi ve Button devam ederken Rosberg pit-stopların ardından kılpayı Schumi'yi geçmiş, (yarışın başlarındaki Schumi'nin Barrichello'yu geçişini unuttuk) arkada Rubens, Heidfeld, Sutil, Algersuari sıralaması devam ediyordu. İlk pit-stoplara kadar Yamamoto-Trulli-Glock üçlüsünün sık sık ekrana gelmesi de sponsorlarını baya sevindirmiş olsa gerek. Tabii bu üçlü pitlerden önceydi, sonra Trulli geçti.

Yavaş yavaş eriyen lastikleriyle Button'un, yeni lastikleriyle RedBull'a direnebileceği zaten pek mümkün gözükmüyordu. Button sayesinde ilk beş otomobil birbirine iyice yaklaşmışken pite girmesi biraz şaşırttı. Button'un MP4-25 ile beraber düşen perfomansının bir nedeni de artık yumuşak sürüş stilinin eski avantajını kaybetmiş olması. Pitten sonra zaten Hamilton ile farkı 10 sn'ye düşmüş farkı Button'u 5.düşürdü, bundan sonra da Alonso ile Hamilton'un karşılıklı en iyi tur zamanları geldi. Domenicalli'nin dediği gibi sert lastiklerle Ferrari-RedBulllar ile aynı tur zamanları yapmaya başlamış Hamilton da onlardan geride kalmamıştı. Bunca olaydan sonra Hamilton Alonso'ya yaklaşırken, geçisin oldukça zor olduğu bu pistte atak yapmaya çalışır mı diye düşünürken Hamilton'da vites kutusu sorunu baş gösterdi. O sıralar yoksa her şey bitti mi derken, Hamilton'un yarışa devam etmesi biraz olsun rahatlattı, yine de Button'a geçilme gerçeğini değiştirmedi bu. Arkadaki Rosberg-Schumi ikilisi çok çok arkadaydılar ve iki çılgından birinde yaşanan sorun nedeniyle meydan gıcır gıcır lastikleriyle Kobayashi'ye kaldı. Geçen yarıştaki Kubica olayından sonra biz seyirciler iyice pekiştirdik ki, yakıt ikmalinin yasaklanmasından sonra lastik artık çok önemli bir bileşen Formula 1'de. Kubica'nın geçişin zor olduğu bu pistte yeni lastikleriyle beş-altı kişi geçmiş, belki o pist Marina Bay değil de Monza olsaydı Hamilton da Webber'i geçebilirdi. Demek istediğim yarışın başında güvenlik aracıyla sert lastiklere geçmek artık çok çekici durmuyor. Kobayashi pitten sonra tekrar Algersuari'yi geçmiş fakat bu sefer Jaime'nin yaptıkları kesinlikle cezalık bir hareketti. Sutil ise bu sefer geçilmedi, yarış dışı kaldı, arkasından Rubens ve Heidfeld'i de geçen Kobayashi Rosberg'in de kazasıyla yarışı yedinci bitirdi ve sporun şov tarafına Japonya'da çok büyük katkısı oldu. Rosberg'in kazasından sonra ise gerçekten yüreğim ağzıma geldi güvenlik aracı girer korkusundan. İşte o zaman Hamilton için birçok şey bitebilirdi, konvoya dizilmiş güvenlik aracı çıkar çıkmaz Hamilton'u geçmek için gözlerini bürümüş pilotları hayal bile edemiyorum.

Vettel işini güzelce yapıp, Webber'i geçip birinci olmuş, Alonso, Button, Hamilton ve Schumacher ilk altıda, ardından Kobayashi, Heidfeld, Barrichello ve Buemi de diğer puanları aldılar. Scumi'nin toplamda Sutil'i geçmesi, Williams ve Sauber'in artık her yarışta puan almaları veya puana aday olmaları, Kubica'nın şanssızlığı, Massa'nın kazası ve biraz da motivasyon kaybı, pek dikkat çekmeyen Lotus'un 12. ve 13. olmaları diğer göze çarpan olaylardı Suzuka'dan. Böylelikle Lotus 10.'luklarını daha da pekiştirdiler. Yeni takımlar da formasyon turundaki Di Grassi'nin ilginç kazası dışında 6'da 5 yaparak önemli bir iş yaptılar. Liuzzi ve Massa'nın kazası da iki tane takım arkadaşına geçilmiş kısmi depresyondaki pilot için manidar oldu. Bir şey biliyorsak o da Massa'nın bu olmadığıdır, neyse bu konuyu da sonraya atalım. Mclaren'in uzun zaman sonra Ferrari'den iyi bir sıralama turu geçilmesi not edilmeli, Kore'de Red Bullların baskın olarak güçlü olmadığı bir pistte önemli bir ayrıntı olabilir. Yarıştan sonra Webber ve Alonso'dan iki güzel açıklama geldi. Webber artık kazanması gerektiğini, Alonso ise RedBull'lara uyan 16 pistten 15'inde sadece üçünde duble yapabildiklerini, sürekli olaylar olduğunu ve olaylardan yararlanabileceklerini söyleyerek bence tecrübesini konuşturdu.

Son olarak da, Hakkinen'in şampiyon olduğu 99 yılından sezonundan sonra, bir iki yıl Suzuka'yı izledikten sonra sanırım ilk defa bir Suzuka GP izledim. Arada 2003'de umut yok diyerek kalkmadığım ve 2007'deki Fuji GP'si olmak üzere iki yarış var. Trt'de Formula 1 Klubü'nde bir seyircinin dediği gibi klasik pistler gerçekten başka. İnsan bu pistlerin değerini onları yavaş yavaş kaybettikçe anlıyor. Normalde bu yazıyı yarış günü bitirecektim ve birkaç gün içerisinde bloga koymuş olacaktım, tembelliğim yüzümden bir hafta sonraki pazar günü bitirdim ve rezalet biçimde çok sonra koyabiliyorum. Herkese nacizane tavsiyem hiçbir işi ertelemeyin, zamanında yapın. Kore'de görüşmek üzere..