Martin Whitmarsh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Martin Whitmarsh etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2014 Pazartesi

Alonso, Ferrari, McLaren ve Daha Bir Sürü Şey

2 sene önce yine bir Singapur GP sonrası Formula 1'in dengeleri değişmişti. Hamilton belki o yarışı kazansa ve sezon sonu şampiyon olsa bugün McLaren koltuğunda, belki de Schumi.. Açıkçası bu cümleye başlamadan Schumi hakkında hiçbir şey geçmemişti aklımdan..Hamilton'ın o gün kararı vermesi gibi benim de bu cümleyi yazmam tesadüf değil demek ki. Nasipten ötesi yok.

Hamilton'ın o günkü kararı ne kadar amatörse Alonso bir o kadar profesyonelce davranıyor, herhangi birini övmek için söylemiyoruz, sonuçta her ikisinin de tarzları farklı, hatta birbirine zıt. Lewis o gün Mercedes'e geçerken 2013 aracıyla sürünmeyi göze almıştı, çünkü gridin en hızlı aracından o günkü koşullarda Sauber'den de yavaş bir takıma gidecekti. Mercedes'in özellikle 2012'deki başarısızlıktan sonra Toyota, Honda, BMW'de olduğu gibi 'çok para harcayıp hiçbir şey başaramayan' üretici takımlar mezarlığında yerini birkaç sene içerisinde bulacağı gibi bir algı da vardı, Daimler yönetim kurulunda çekilelim diyenlerin sayısı artıyordu ve muhtemelen 2014 onlar için son şanstı. Oysa Mercedes Honda'dan devraldığı 'loser' kimliğinden kurtularak çok önemli iş başardı ve şu an her anlamda gridin en iyi aracına sahipler. Yine de 2013'teki başarı 2014'ten daha fazla şaşırtıyor insanı.




2012 Singapur GP




Fernando Alonso ve Ferrari ilişkisi ise 2013'te İspanyol pilotun RBR ile görüşmesi ile büyük yara aldı. Ferrari sırf buna karşılık vermek için en önemli ilkelerinden birini bırakıp iki şampiyon pilotla yarışma kararı almıştı. Gerçi bu da Alonso'yu durduramadı ve Kimi Raikkonen şimdilik Massa'dan daha fazla zorlamadı Alonso'yu. 5. yılında da istediği araca sahip olamayan Alonso artık yeter, söz milletin dedi.

McLaren'in 2013'deki başarısızlığı takımda ve gridde büyük bir güven sarsıntısı meydana getirdi. Şunu tekrar belirtelim ki, 2012'deki aracı herhangi bir takıma verseniz 2013'de RBR'un arkasından güle oynaya 2. olabilirdi ama McLaren daha zor bir yolu tercih etti. Whitmarsh'ın bu kararı neden aldığını anlamak gerçekten zor. Belki de 2014'de nasıl olsa başarılı olamayız diye baskın araç üretmek istediler. Bunu herkese anlatamayız ama 2013'deki başarısızlığın sebebinin MP4-27'yi çöpe atıp 2013'e yeni bir araçla başlamak olduğunu F1'i uzun zamandır izleyen kitle rahatlıkla anlayabilir diye düşünüyoruz. Horner'ın da dediği gibi kimse bir gecede cahil olmaz. Peki bunu niye anlattık; Alonso'ya dönelim.

Aslında geçen sene sona yaklaşan Alonso-Ferrari ilişkisi daha erken bitebilirdi, bitmemesinin nedeni Alonso'nun McLaren'in iyi bir araç üreteceğine zor inanması. Eğer 2013'te McLaren yukarıda anlattığımız çılgınlığı yapmayıp başarılı olsaydı, bu seneki başarısızlık Mercedes'in ana takımı olmamaya bağlanabilirdi ve Alonso içi daha rahat bir şekilde Woking'e gidebilirdi.



2007'den kalan nadir güzel anlardan




Tekrar dönelim Ferrari'ye. James Allison şasi ve motorun koordineli bir şekilde yürütülmesinden sorumlu müdür oldu, neyse artık o.* Ferrari birkaç sene önce de Pat Fry ile yeniden yapılanıyordu, 2 sene önce İngiliz teknik adam yeni atamaların yapıldığı ve bunların meyvesini yakında vereceğini söylüyordu. Şimdi de aslında kimin teknik patron olduğu belli olmayan bir yapıda Fry ve Allison Matiacci'nin altında çalışıyorlar. Gönderilenler arasında motordan sorumlu Marmorini, Domenicali ve Montezemelo var. Montezemelo'nun gönderilişi tünelin sonundaki ışık olabilir. 2010'da Chris Dyer'ın, 2011'de Aldo Costa'nun gönderilmesinde baş aktör olduğu düşünülen kişi, yani bizim futbol yöneticileri gibi kısa vadede tepkileri dindirmek için önemli hatalar yapan Luca gitti.

Bu yazıda normalden iddialı konuştuk, o zaman devam edelim. Formula 1'de Newey hariç hiçbir teknik adam önemli farklar oluşturamaz. O bile McLaren'de, RBR'de başarılı olurken belli zaman bekledi. Ferrari'nin üst yönetimi çok güven vermiyor, Bob Bell ya da Brawn gelip de Matiacci'nin de başkan olması Ferrari için en iyi opsiyon gibi duruyor.

Formula 1'de elinizde konuşmak için veri oldukça sınırlıdır. Bu yüzden, özellikle Ferrari'nin bu seneki motor tercihinde niye küçük motor istediğini anlamak güç. Motorların önemli olacağı bir yılda motoru riske atıp aerodinamikten kazanmak kimin fikriydi gerçekten merak ediyoruz. Böyle bir riske niye girdiler, düşünüyorum bulamıyorum, bir fikri olan varsa gerçekten söylesin. Motor gücü konusunda sıkıntı yaşasalar da bu sene aerodinamik anlamda biraz daha ön gruba yakınlar. Ferrari'nin gerçekten aeroda ilerlediğini ancak gelecek sene rahatlıkla söyleyebiliriz. Seneye motorlar da birbirine yaklaşacaktır. Ferrari nedense ümit veriyor fakat küçük motor olayı kafamızı kurcalıyor.

McLaren'e gelirsek, İngiltere'de durumlar karışık. Takım patronluğundan, alt kademelere ve pilotlara kadar. Lakin bu karmaşa o kadar kötü huylu değil. Ron Dennis takımın kontrolü ele geçirdikten sonra kendisiyle uyumlu çalışması zor olan Whitmarsh'ı gönderdi (bizdeki Erdoğan-Gül olayı aslında buna en iyi örnek). Bouiller açık olarak denmese de takımın pistteki patronu. Aslında Whitmarsh'dan sonra Jonathan Neala ya da Tim Goss ya da başka büyük bir kellenin daha gitmesini bekliyorduk ama olmadı. 2013'te McLaren Lotus ve Sauber'den Prodromou kadar büyük olmasa da bazı transferler de yaptı. Yani Woking'de de yeni bir yapılanma var.




2014'ün kazanan motoru.





Alonso'yu ikna eden de Honda ve bu yapılanma olabilir. Burdan biraz da şu sonuç çıkıyor; Alonso'nun 2015'ten de vazgeçmesi. Honda her ne kadar para harcasa da rakipleri 1 yıl önemli bilgiler elde etmiş olacak. Başa güreşen bir takım olmaları hiç kolay değil. Diğer yandan rakipler gelişme yasağından sonra Mercedes'in motorunu kopyalayamadılar, motor konusunda 2014'deki gibi büyük farkları bir daha görmemiz zor olacaktır, bu da bir avantaj Honda için. McLaren Honda projesinde para ve adanmışlık artı yönler, yeni motorlara bir sene geç başlamak ise önemli bir eksi yön gibi duruyor.

Renault'un bu seneki başarısızlığından örnek verirsek, Fransızların muhtemelen ne Mercedes kadar şevkleri var ne de onlar kadar para harcamaya istekliler. Ferrari'nin ise niye daha az güç üreten ve daha ağır bir motor ürettiğini ise bilemiyoruz. Honda'nın turbo konusundaki tecrübesi, isteği 2015'te olmasa da 2016'da önemli başarıları getirebilir. McLaren de RBR egemenliğindeki geçen yıllarda Newey'in araçlarına en yakın aracı üreten takımdı ama çok fazla iniş çıkış gösterdi, en güzel örneği de 2012 sezonudur. Takımın güçlü rüzgar tüneliyle aerodinamik anlamda Ferrari'ye göre üstünlüğü var ve belki genel olarak teknik yapıda daha iyiler. Alonso'da bu bilgilerden daha fazla olduğu muhakkak. Ayrıca McLaren Ferrari'ye göre daha yenilikçi ve agresif. Ferrari'nin yıllardır tasarım konusunda çok tutucu davranıldığı bilinirken, McLaren 2009, 2010 ve 2012 aracını çöpe atmaktan çekinmedi ve ertesi senelere yeni araçlarla başladı. Hepimizin izlediği gibi bazen olumlu bazen de olumsuz sonuçlar verdi bu kararlar. Alonso'nun Lotus, RBR ya da Mercedes'e transferi konusunu ise pek gerçekçi bulmadığımızdan değerlendirmedik.

Alonso'nun her şey bir kenara Ferrari hikayesinin bittiğini hissedip, yeni bir başlangıç yapmak istemiş de oalbilir. Son ihtimal, McLaren'in Specialized tarafından üretilen S-Works bisikletleri ile Alonso'yu kandırması. Bilindiği gibi bu bisikletlerin geliştirilmesinde McLaren'in de payı var, özellikle kask teknolojisinde beraber önemli işler yaptılar. Ayrıca Alonso hamlesiyle McLaren'e Movistar ya da daha güçlü bir şekilde Santander sponsorlukları da gelebilir.

Madem bu konulara daldık, motorlardan bahsetmemek olmaz. Önceden belirttiğimiz gibi 2015'te Ferrari ve Renault önceki hatalardan ders çıkarıp, Mercedes'e daha fazla yaklaşacaktır, muhtemelen 2014'deki gibi motorlar bir daha önemli farklar oluşturmayacaktır. Aynı şekilde takımların şaside de Mercedes'e yakınlaşması bizleri şaşırtmaz. Geçmişteki bazı örnekler gibi Mercedes'in W05'i birkaç sene şampiyonluğa oynayabilecek bir araç. RBR'nin Mercedes'e yakınlaşacağını gönül rahatlığıyla söyleyebiliyoruz. Ferrari konuştuğumuz gibi muallak, aynı şekilde McLaren de. Williams ise asıl sınavını 2015'te verecek. Bu beşlinin farklarının azalması en muhtemel seçenek gibi duruyor ve gelecek yıllar şampiyonluk açısından çok daha renkli geçebilir. Lotus'un da bu seneki kadar kötü olmayacağı da %99.9 söyleyebiliriz.



Jenson Button seneye gridde olacak mı ?




Pilot pazarına ise Alonso'nun takım değiştirmesi domino etkisi yapabilir. Ferrari'nin 2016 için Vettel ya da Hamilton'ın istediği biliniyor, bilinmesine de gerek yok, en mantıklı seçenekler onlar. Raikkonen emeklilik konusunda o kadar net konuşmadı son açıklamasında, onun 2015'teki performansı kritik olacaktır. Aynı şekilde Alonso'nun yerine geçecek kişinin de. En büyük aday Bianchi gibi duruyor. Hamilton'ın Mercedes'te mutlu olmadığı da konuşulan diğer konulardan. Yine de Hamilton'ın durumu belli olmaz, şampiyon olursa devam edebilir. 2016 için Rosberg ve Ricciardo haricinde önemli değişiklikler olabilir. Olası bir Vettel transferinde RBR Ricciardo-Kyvat ikilisine güvenmeyip transferde agresifleşebilir. 2012'de Hamilton'ın transferi beklenen domino etkisini yapamamıştı, Alonso transferi ise 2016'da bu hareketin öncüsü olabilir. Gerçi Bottas'ı unuttuk ama onu Williams'ta kabul ediverelim. Sonuçta hem pistte hem de pist dışında bizi güzel mücadeleler bekliyor, yeter ki Fia, Bernie ve saz arkadaşları bizi saçma kurallarla uğraştırmasınlar..

* Ferrari'nin organizasyon şeması konusunda daha net bilgisi olanlar bizimle paylaşabilirse çok yararlı olabilir.

** Alonso Ferrari'den ayrılmazsa bu yazıyı o kadar ciddiye almayın.

17 Mart 2013 Pazar

Ben Nerde Hata Yaptım ? - McLaren 2013

Galatasaray'ın gol yiyeceği o kadar belliydi ki, siz bile oturduğunuz yerden bir oyuncu değişikliğine ihtiyaç olduğuna görebiliyordunuz. Futbol böyle bir şey iste, Formula 1 ise muhtemelen en teknik spor olarak taraftarların yorum yapması en zor olduğu motorsporları ve spor dalı. Normalde Malezya'dan önce Formula 1'e elimi atmayacaktım ama baktım McLaren'de alarm var, boş durmayalım dedik. Önemli not ; bu yazı daha çok McLaren üzerinde duruyor, Avustralya'nın raporu Malezya'ya ile birlikte bu pazar günü elinizde olacak umarım.

McLaren 2013'de MP4-27'nin gelişiminin sonuna geldiğini ve sezon boyunca gelişim açısından büyük bir potansiyeli olan MP4-28'i bir evrim aracı değil, yeni bir araç olduğunu söyledi. Peki McLaren'in girdiği yol, yol mu ?



Ondan önce; McLaren'in Whitmarsh'la yeni bir yüze kavuştuğu malum. Her efsanenin ardından olduğu gibi Ron Dennis'in arkasından da her kötü sonuçta dön sesleri oluyor. Whitmarsh da Dennis'le kıyaslanmaktan kurtulamıyor. Burası dursun bi, McLaren'in geçen seneki baskın aracı Pirelli'nin ne idüğü belirsiz lastikleri yüzünden -neredeyse- heba oldu. Artı kendi hataları. Ama McLaren basın önünde bunun şov için iyi olduğunu söyleyerek Pirelli'yi hiç eleştirmedi. McLaren yerine özellikle Ferrari başta olmak üzere, Red Bull, Mercedes hatta Lotus lastikler yüzünden sezonu heba olsaydı muhtemelen Formula 1 yönetimini ve Pirelli'ye daha ağır eleştirilerde bulunurdu. Tabii bütün bunlar basından öğrendiklerimiz, suyun görünen yüzü. Mesela Red Bull'un şampiyonlukları sıradan şampiyonluklar değil, Red Bull yönetimi geçmişte McLaren ve Williams'ın güçlü olduğu zamanlarda kullanmadığı politik gücünü kullandı, en azından böyle bir gücü elde etmek için uğraştı. Şu an 2005'de olduğu gibi Ferrari ve diğerleri değil, beş büyük takım ve diğerleri var. Çok derin ve tarih bilgisi içeren bir konu, tablodan kısaca bashettik, parantezi kapatalım. Tekrar gelelim Whitmarsh'a ; Martin dışarıdan romantik ve yumuşak gözükse de 2014 motorları konusunda turbo V6'yı öneren, egzoz beslemeli difüzör kararını geri aldırmadı etkili olan, Red Bull ve Ferrari FOTA'dan çıkmasına rağmen birliği dağıtmayan kişi olarak önemli bir patronluk örnekleri sundu. 4 yıllık kariyerinde şampiyonluk kazanamasa da 75 yarışta 20 galibiyet kazandı. Önemli bir oran. Whitmarsh ve Formula 1'de Politika hakkında uzun zamandır kafamdakileri boşalttığıma göre asıl mevzuya dönelim.




2011'de MP4-26 ile birlikte son 20 yılın en kötü kışı yaşadığını söyleyen Martin ve arkadaşları iki yıl sonra yine benzer yolu seçti. Bu sefer MP4-25'in aksine oldukça iyi olan bir araç MP4-27'yi bir bakıma çöpe attılar. Bu noktada konuşmak çok zor işte. Mantıklı 'gözüken' 27'yi evrim geçirtip 28'i yapmaktı. Üçüncü yılına giren bir araç ne kadar eskidir ? Red Bull hala neredeyse RB5'den yiyor. Orası farklı konu gerçi. Peki McLaren'in aracı söylenildiği gibi radikal bir araç mı ? 26 kadar olmadığı kesin. Üstelik bu araç testlerde doğru dürüst teknik bir arıza da yaşamadı. Testlerin ilk günü birçok kişinin hayran kaldığı bir tur da attı. O turun yanlışlık sonucu atıldığına dair bir haber bile çıktı. Yanlış bir ayar olabilirmiş. Avustralya'da aracın çekişte, tutuşta, akışta her şeyde kötü olduğu olduğu söylendi. Q2'de ıslak Q3'de kuruyan pistte Button Vettel'den 3 sn. gerideydi. Öncelikle Avustralya'daki dereceleri unutun gitsin. Hem pist ıslaktı, hem ilk yarışın getirdiği muammalar çok fazlaydı. Yarıştan sonra  Horner ayarlarda yanlış yapmış olabileceklerini söyledi. Ayar ? 2012 ? Çalışma aralığı ? Whitmarsh'ın yeni aracın çalışma aralığının dar olduğunu söyledi. Ee, MP4-27'nin sorunu da oydu ki zaten. Şu an ortalıkta çok fazla bilgi dolaşıyor ; biz ayarlara gelelim. McLaren ayar bulmada sorun yaşıyor olabilir, geçen sene gördüğümüz gibi iyi bir ayar tutturamayan araç yarışta sürünmeye mahkum oluyor. En büyük soru bu şu anda, 2013 lastikleri bize neler anlatacak ? Hatırlayın, geçen sene Albert Park'da her şey normal gözüküyordu, çalışma aralığını Malezya'dan sonra ilk defa Horner'dan duyduk. Hatta Hamilton'la Button arasında 1988 ve 89''un bir tekrarını yaşar mıyız diye düşünmeye başlamıştım Melbourne'den sonra. Sonra Malezya'da yağmurda bir şeyler oldu, Rosberg Çin'de ince bir ayar buldu, Bahreyn'de ise işler iyice garipleşmeye başlamıştı.


Hep Pirelli'ye yükleniyoruz da acaba lastikleri sürekli yumuşatmaya çalışırken bazı şeyleri kaçırmış da olabilirler. Acaba İtalyanlardan istenilen çok mu ütopik ? Bu açıdan hiç bakmıyoruz galiba.

Red Bull'un sıralamalarda uçup yarışta öndeki ikiliyle aynı tempoyu tutturamamasının asıl nedeni neydi ? Testlerden çok daha fazla soruya sahibiz artık. Şöyle temiz, kuru bir Malezya muhteşem olur. Hafta içi yapılacak açıklamaları ve Malezya'ya bakacağız artık.



Woking'dekiler Avustralya'da 0.3-0.5 sn geride başlayıp İspanya'da iyice kendimize geliriz diye düşündü muhtemelen. Peki ne oldu da bu kadar geride kaldılar/zorlandılar. Eğer asıl iş ayarda bitiyorsa McLaren büyük adımlarla gelişebilir, ayarda bitmiyorsa o kadar büyük adımlarla olmasa da yine hızlı gelişir. Bu arada 2014 ne olacak, McLaren bu aracı yaparken tabii ki 2014'ü de düşünmüştür. Her şey MP4-27'nin gelişim olarak ne evrede olduğu konusuna gelip düğümleniyor. Bu konuda da çeşitli söylentiler var, bir aracın gelişimini tamamladığını söylemek de zor. Ve McLaren herkes Mersin'e giderken tersine gitmeyi seven bir takım. Bugün Q2'de aracın son seansa kalması bile zorken yine Mersin'e gitmeyip farklı lastikler denemeye çalıştılar. McLaren'i bu duruma düşüren Mersin'e gitmeme huyu fakat bu durumdan kurtulması da yine bu huyları sayesinde olacak. Son olarak Perez'in Q2'de gayet iyi turlar atıyorken stratejiye kurban gitmesi, yarış hızının Button'dan iyi olması ve özellikle son stintte pistin en hızlılarından olması ufak ayrıntılar olarak kalsın şimdilik.



Evvet, çözümden çok sorularla dolu bir yazı oldu. Çünkü elde doğru düzgün bir veri yok. İnsan Malezya'ya da güvenemiyor ki. Bakalım Mersin doğru adres miymiş...

McLaren'in B Planı Hazır..

7 Ağustos 2012 Salı

Kim Yönetiyor Lan Bu Formula 1'i ??

Formula 1 hem en prestijli motorsporları organizasyonu hem de önemli paralar döndüğünden birçok baş tarafından yönetilmeye çalışılınıyor; Fom, Fia, Fota. İşin siyasetine girmeyeceğim çünkü sporda siyaset konuşmak bir yerden sonra fazlasıyla bunaltıcı oluyor, daha da kötüsü sizi spordan soğutabiliyor. Birkaç örnek üzerinden F1'in ne kadar kötü yönetildiğini anlatmak istiyorum, özellikle biz taraftarların gözünden.

Öncelikle motor mevzuu; 2014'de V8 motorlardan vazgeçip turboşarjlı V6'lara geçilecek. Bu değişiklik Fia'nın zorlamasıyla oldu. Onlar V4 isterken ortada buluştular. Bilenler bilir, bazen bizim Futbol Federasyonunun kararları saç baş yoldurtur insana, bu da öyle bir değişiklik. Kardeşim motor sesi F1 için her şey, bu kendi ayağına kurşun sıkmaktan da beter bu durum. Motor sesinde değişiklik olmayacak deniyor, yine de risk. Değişimin en büyük amacı Volkswagen de F1'e girmesi de gerçekleşmedi. Hani internette dolanan güzel laflardan biri var ya ; 40 yıllık baliciyim böyle kafa görmedim. Başka bir şey diyemiyorum, ses eskisi gibi olmazsa ne olacak acaba, kime nasıl hesap sorulacak, halihazırda insanlar V10'ları bile özlerken...

                                            Şu sesleri duyunca daha çok sinirlendim.

Akla gelen diğer başlıca konu ; Spa-Francorchamps'ın geleceği. Böyle bir pist nasıl takvimde kalmama riski yaşar. Elbette işin içinde başka şeyler var, başka ülkelerin F1'e daha çok kaynak arayabiliyor, daha istekliler vs. Ama klasik olmak istiyorsunuz belli ritüelleriniz olmak zorunda, sanırım geçen sene Monaco bile tehdit edilmişti takvimden çıkarabiliriz diye, bunun ağza bile alınmaması gerekirdi. Valencia size yılda 20 milyon dolar fazla verebilir ama Spa yarışıyla Valencia yarışının tv'de izlenme oranları, sosyal medyada ne kadar gündeme geldiği gibi başka önemli ölçütlerde kesinlikle önemli uçurum vardır. Spa konusu niye önemli, büyük çoğunluğun bayıldığı bir pist kesinlikle takvimde kalmalı, bu pist adeta motorsporlarının mabedi. Katalunya'nın, Hungaroring'in, Sepang'ın yeri geldiğinde geleceği tartışılmalı ama Monza, Silverstone, Monaco ve Spa mevzubahis bile olmamalı.

Spa-Francorchamps


Heyecanlı geçen 2010 sezonundan sonra, F1'e daha çabuk bozulan lastikler getirilmesi kararlaştırıldı çünkü sezon heyecanlı, gerilimli olsa da yarışlar bir o kadar heyecansızdı. 10.tur civarında gelen ilk pitlerden sonra yarışta bir daha aksiyon olmuyordu olağanüstü şeyler dışında. Üzerinde DRS de getirilerek yarışlar daha heyecanlı hale getirildi. Bu Formula 1'in seyirciye ne kadar bağımlı olduğu daha doğrusu seyircilerin sporu izlerken zevk almalarının gerektiğinin önemli bir kanıtı. Çünkü insanların futbol gibi delicesine bağlı oldukları takımları görece az. Schumacher sonrası seyirci kaybı boşa olmadı, aynı şekilde Raikkonen'den sonra bazı taraftarların sporu takip etmeyi bıraktığını biliyoruz. Uzun bir paragraf oldu, işin özeti F1'in diğer sporlara göre seyircilere daha bağımlı olması. Seyircileri memnun edebilmek için değişiklikler yapılıyor da yukarıda saydığımız saçmalıklar da oluyor. Peki bu değişiklikleri kim yapıyor, bazen takımlar bazen Fia bazen Bernie.

Fota logosu

Takımlar bu işin neresinde peki ? Yani Fota. Fota bazen taraftar forumları yapıyor, yetmez ama evet. Birkaç ülkede yapılan forumlar tabii ki yeterli değil. Bir keresinde Fia'ya mail atmak istemiştim ve bir mail adresi bulamamak bana şaka gibi gelmişti. Allah'dan Fota'nın var ama benim amacım Fia'ya mail atmaktı. Neyse, geçen senelerde özellikle Whitmarsh bu sene de birçok takım patronu Pirelli'ye gelen eleştirilere karşı ağız birliği etmişcesine sporun iyiliği de sporun iyiliği diye tutturmuşlardı, hala da öyle. Birbirleriyle rekabet eden bu adamlar nereye kadar sporun iyiliğini düşünebilir, kızsak da Bernie bu konuda haklı; sporun geleceğini takımlara bırakamazsınız.

Eski Bernie...


Jean Todt'dan sonra Fia'nın F1'e daha çok müdahil olmaya çalıştığı biliniyor. FOM yeni yapılanma içinde, o değil de kim lan bu FOM demek istiyorum. İnternet siteleri yok galiba, o da şaka gibi. Hatırlayanlar bilir, Japonya 2010'da yoğun yağmurdan dolayı sıralama turları yapılmayınca pazar sabahı yapılmıştı sıralama turları. O yarıştan sonra birkaç kişiden sıralama turları pazar günü yapılabilir önerisi çıkmıştı, işte bu tarz öneriler daha önceden düşünülmeli, Türkiye'deki yöneticiler gibi felaketi yaşadıktan sonra önlem almaya benziyor bu tür öneriler. Yani o yağmur olmasa kimse F1'i nasıl daha izlenebilir yapabilir diye düşünmeyecek, tamamen rastgele. Ha bu sadece bir örnek, yoksa pazar günü sıralamalar yapılması F1'in ruhuna aykırı.

FOM'a dair nair bulunan şeylerden...


Piyasa değeri yaklaşık 10 milyar dolar olan bir organizasyonun geleceğini yöneticilerin biz F1 severlerden fazla düşündüğü kesindir de bahsettiğimiz V6 motorlar, Spa-Francorchamps gibi absürdlükler devam ediyor. Ki bunlar ilk akla gelenler, daha nicesini sayabiliriz. Özeti Formula 1 iyi yönetilmiyor, mesela ben F1'i kim yönetiyor sorusundayım hala. Daha kural değişiklikleri var, insanlar bir süre F1 izlemeyince çok rahat kopabiliyor spordan. Aslında bakarsanız Yıldırım Demirören bile yönetse F1'i durum şu ankinden daha iyi olabilirdi. 4 yılda aşık olduğumuz araçlardan ne idüğü belirsiz platipus burunlara geçmek bile absürdlüğün daniskası. Daha Concorde anlaşması bile yapılmadı, bizim milletimiz için çok yabancı bir durum değil aslında bu tarz duruma. F1 de Allah'a emanet gidiyor.

Formula 1'deki yönetim sorununu taraftarlar açısından bakacaktım ama ister istemez odak noktası F1'i kimin yönettiği sorusu oluyor. Orası da hayli karışık zaten. Özetle Formula 1'in daha iyi ve profesyonelce yönetilmesi gerekiyor, en azından teknik konular bir yana taraftarların spora ilgisini koruyacak olaylara sadece maddi yönden değil daha geniş çerçevede bakabilecek bir yönetim lazım. Taraftar olarak herhangi bir şikayet mercii bulamamak bile yeterince sinir bozucu. Bakalım ilerleyen senelerde ne olacak ama olan yine biz taraftarlara olmasın...