F1 2010 Sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
F1 2010 Sezonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2013 Perşembe

Spa, Monza ve Ana Sponsorlar

İspanya'daki Alonso galibiyetinden bu yana Mercedes ve Red Bull sırayla birer galibiyet almaya başlamıştı, bu sefer sıra Red Bull'daydı ve lacivertler sezonun 5. galibiyetini almayı başardı. Aslında pol de uzakta durmuyordu ama yağmur işleri biraz olsun değiştirdi. İşin içinde Hamilton da olunca pol yine Mercedes'e gitti. Diğer dikkat çeken ise Button'ın 6.'lığı oldu. McLaren iki Lotus ve Ferrari'yi geride bıraktı, üstelik onlardan fazla tur atmayarak. Zaten iki RBR ve Mercedes dışında diğerlerinin ekstra tur atmaya zamanı kalmamıştı. Di Resta'ya ise yazık oldu, üst sıralarda farklı isimleri görmek her zaman güzeldir. Aslında Lotus ve Ferrari de kuru havada fena gözükmüyordu fakat işte yağmurlu sıralamalarda zamanlamanın ne kadar önemli olduğu malum. Marussia'ların ve Van Der Garde'nin de Q2'ye kalması güzel sürprizler oldu.





Açıkçası Spa-Francorchamps takvimdeki bu yerini aldıktan sonra daha bi heyecanlı hale geldi, daha doğrusu insanlar yarışı daha heyecanla bekler oldu. Hatta yaz arasının son haftasında Eau Rouge'a methiyeler düzmek yakında F1 geleneği hale gelebilir. Amma velakin 2010'u bir kenara bırakırsak özellikle de üç yıldır beklentilerin yüksek olmasından dolayı biraz tatsız tutsuz yarışlar izliyoruz. 2011 ve 2013'de Vettel, 2012'de de Button oldukça kolay galibiyet elde ettiler. 2013'ün sıkıcı Belçika Gp'si de sanırım yarıştan çok Greenpeace protestosuyla anılıcak, umarım piste çok fazla ceza gelmez. Bu arada protestonun etkisi de Türk medyası hissedildi, gazeteler normalden daha çok yer ayırdılar ve normalde hiç haber yapmayan sitelerde de Greenpeace'in protestosu haberini gördük. Bu arada Greenpeace Formula 1'i değil, Antartika'da petrol arayan Shell'i protesto etti. Shell de bilmeyenler için Belçika GP'nin ana sponsoru.






Pazar günü ilk turda liderliğini kaptıran Mercedes ilk stintte yine Red Bull'a ayak uyduramadı. Hamilton'ın kazandığı Macaristan dahil Mercedes pilotları ilk turlarda lider gittiği hiçbir yarışta Vettel gibi yarışı kopartamıyor, tabii bu W04'den kaynaklanıyor sürücülerden değil. Belki Silverstone'u farklı bir yerde tutabiliriz. Ferrari de yarış kazanacak hıza sahip gibi duruyordu fakat son stintteki hız yine de soru işareti. Evet Alonso ve Ferrari galibiyet şansı kalmadığı için limitte gitmemiş olabilir ama bu tam olarak soru işaretlerini ortadan kaldırmıyor. Mercedes de çok parlak görünmeyen yarış hızlarıyla aslında iyi bir yerde bitirdiler. Webber bütün yarışı Rosberg'in arkasında bitirirken, Button da dediği gibi podyumu zorlasa da başaramadı. Diğer puan mücadelelerinde ise Grosjean ile Perez'in olayındaki ceza birçoklarına göre ağır değil, çok ağırdı. Belki kurallara uygun olabilir ama aynı mücadele ön sıralarda olsa ve ceza gelse muhtemelen şimdi onu konuşuyorduk, o zaman biz de onu bekleyelim, başka çaresi yok gibi yoksa arka ve orta gruba verilen ağır cezalar pek gündeme gelmiyor.


Alonso nereye bakıyor ? 

Spa-Francorchamps ve Monza'nın yeri Formula 1 için her zaman ayrı oldu ama son yıllarda artan Tilke pistleriyle taraftarların gözünde ayrı bir yere sahip artık. Red Bull'un dominasyonunu da unutmamak lazım. 2009'dan bu yana en yüsek df'a sahip Newey'in araçları en çok Kanada, Spa ve Monza'da zorlandılar. Spa'nın yüsek df gerektiren ikinci sektörüyle durumu kurtarsalar da Monza biraz daha güç oldu onlar için. Yine de Red Bull'un 2012 kadar zorlanmayacağı aşikar. Geçen seneki hız eksikliği her ne kadar Monza'nın karakteristiğine bağlansa da asıl problem RB8'di sanki. Çünkü RB8 Singapur'a kadar en hızlı 2,3 veya 4. en hızlı araçtı, asıl gelişimi Singapur'dan sonra gerçekleştirdiler. Önümüzde 2011 örneği de dururken..





Monza'ya takımlar en düşük df paketiyle geldiğinden işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Üstelik yavaş ikinci sektörüyle çok komplike bir pist. Yani göründüğü gibi düzlük hızı iyi olan takımların kolayca kazanabileceği bir yarış değil. Aracın hem belli bir df seviyesi, hem de belli bir düzlük hızı gerekiyor ki Monza'da en optimum noktaya ulaşabilsin. 2010'da Ferrari'nin ve 2012'de McLaren'in en hızlı araç olması boşuna değildi. Haftaya da ibre az biraz Mercedes'i gösteriyor. Griler polü alırlarsa düzlük hızlarıyla yerlerini koruyabilirler. Monza psikolojik olarak Red Bull'a darbe vurulacak son yer gibi gözüküyor. Eğer Vettel ilk turlarda yarışı alıp gidemese düzlüklerdeki malum problemleriyle Ferrari ve Lotus tarafından büyük tehdit altında olacaktır. Hele de Lotus'un pasif DRS'si çalışırsa ortalık iyice karışabilir. Lotus'u da gözardı etmemek lazım, İtalya'da lastikler çok zorlanmasa da bu lastiklerle her zaman fark oluşturabilirsiniz. Özetle Red Bull devrilecekse burda devrilir, aksi taktirde şampiyona bitebilir. Şu an görünen takımların Singapur güncellemelerinin planları hazır ama sonrası için Monza kritik olacak. Vettel'in ilk 5 dışında kalması şampiyonayı oldukça hareketlendirecektir. Şöyle bir durum da var ki; yarışı Red Bull'un kazanması çok fazla kimseyi şaşırtmayacaktır. Bu yazıda Belçika GP'sinden çok bahsetmesek de araya yolcu alacaz.

Ana Sponsorlar

Şu an Formula 1'de sadece 4 takımın ana sponsoru var ; Red Bull, Ferrari, McLaren ve Mercedes. Bunların içinden de Marlboro Ferrari'ye ismi hiçbir yerde görünmemesine rağmen 100 milyon dolar ödüyor, İtalya gerçekten garip. Gerçek anlamda ana sponsor ise Vodafone, onun da bu yıl sözleşmesi bitiyor ve McLaren 2014 için yeni bir sponsor bulmak zorunda. Aslında sponsora en çok ihtiyaç duyanlar Lotus, Williams ve Sauber. Sauber'in ne idüğü belirsiz ama para getiren bir anlaşma yaptı Ruslarla. Lotus ve Williams ise bir türlü ana sponsor bulamadı. Tabii bir ana sponsor olmak 40 ila 100 milyon dolar arasında bir parayı gözden çıkarmak demek. Bunu ödemek için de bir şirketin en az 10 milyar dolar civarında cirosu olması lazım. O da en az. Yine de düşük miktarlarda anlaşma yapmak hiç anlaşma yapmamaktan iyi değil midir tartışılır. Takımlar parayı yeterli bulmayınca hiç sponsor almamayı tercih ediyorlar. Özellikle Lotus ve Williams'ın bir an önce ana sponsor bulmasını muhtemelen bütün F1 fanları istiyordur.


Koca Mercedes logosu hiç güzel durmuyor, belki de sponsor çağırıyor.



Lotus'un Honeywell anlaşması sezon başında yapılamadı, hala da öyle kaldı. McLaren ise Vodafone'un yerini dolduracak planımız var dedi. Önce Gillette ile Çin'de ufak bir flirt yapıldı, sonra bir gazeteciden GlaxoSmithKline'i duydum. GSK şu an zaten Lucozade ve Maximuscle ile McLaren'e sponsor. İki firmanın da McLaren'le dirsek teması var yani. Ayrıca Whitmarsh takımın 40 yılda sadece 4 ana sponsoru olduğunu vurgulaması da Telmex ihtimalini oldukça düşürüyor. Kamuoyunda böyle bir beklenti olsa da Telmex muhtemelen son kart olarak olarak çekmecede duruyordur. Red Bull'un Infiniti'si ve Mercedes'in Petronas'ı halinden memnun görünüyor. Orta sıralardan Force India Sahara'ya sahip olsa da onlar zaten takımın ortağı. Marussia ve Caterham'dan ise ses seda yok. Toparlarsak; sürekli Formula 1'in pazarlama gücünden bahsedildiği bir ortamda ciddi bir isim sponsorluğu eksikliği var. Herhangi bir Formula 1 takımına isim sponsoru olmak zor iş kabul ama görünen köy de pek kılavuz istemiyor.



15 Mayıs 2013 Çarşamba

Çok Aşınıyorsun Diyorlar - 2013 İspanya GP

- Birkaç istatistik hazırlayalım derken, şu anki ismiyle yarışan takımlardan sadece Red Bull, Ferrari ve McLaren'in duble yaptıklarını farkettik. Red Bull en son Kore 2012'de duble yaparken Ferrari olaylı Almanya 2010, McLaren de Kanada 2010'da en son dublelerini yaptı.

- İlk beş yarışta yavaş kalan McLaren, -herhalde galiba sanırsam- iki pilotuyla da bütün yarışlarda klasmana girebilen tek takım.

- Circuit de Catalunya tarihinde yarışa ilk iki sırada başlayıp 6. ve 12. bitiren ilk takımın Mercedes olma ihtimali çok yüksek.


Hafta sonu yine Pirelli'nin konuşulduğu bir haftayı geride bıraktık. Bir markanın bu şekilde ve gereğinden çok fazla konuşulması markaya olumsuz etkileri olup olmaması pazarlamacılar için harika bir araştırma konuşması olabilir. Pirelli de dayanamayıp lastikleri değiştireceğini söyledi. Hembery sürekli direk veya dolaylı olarak Red Bull'u işaret ediyor. McLaren'in kendiyle uğraştığı, Mercedes'in de muhtemelen işine gelecek bu değişime Lotus ve Ferrari karşı çıkıyor. 10 yıl önce biri başka bir takım kuralların değişmesi için baskı yapacak ve Ferrari savunmasız veya edilgen durumda kalacak deselerdi sanırım çoğumuz inanmazdık. Zaman her şeyi olduğu gibi Formula 1'i de değiştiriyor.

Cuma gününden hızlı olacağını hissettiren Ferrari cumartesi şaşırtsa da pazar şaşırtmadı. Cumartesi ise çok hızlı olan Mercedes ise iki gün de seyircileri şaşırtmayı başardı. Mercedes'in lastik aşınması 'aşırı'. Hatta kelime bile bulamıyoruz. İlk çizgiyi kapatıp yarışı 6. ve 12 bitirmeye karşılık gelen bir kelime yok. Akla ister istemez Mercedes'in ayarları geliyor. Herhalde sıralama hızından en az taviz veren takım Mercedes. Gridin orta ve arka kısmına bakalım biraz da ; Di Resta Sutil'i cumartesi yine geçmeyi başardı ama Sutil'in hala zamana ihtiyacı var. Vergne antrenmanlarda hızlı olduğu Ricciardo'dan bu sefer de az farkla da olsa yavaş kaldı. Bottas ise parıldamasa da parıldıyor. Maldonado'yu tek turda geçmek kesinlikle iyiye işaret. Arkanın lideri Van der Garde olurken Bianchi yine Chilton'ı geçmeyi başardı. Pic de kendini son sırada buldu. Takım arkadaşını sıralamalarda bütün yarışlarda geçen Bianchi ile Hulkenberg kaldı. Ricciardo Avustralya hariç Vergne'i tüm yarışlarda mağlup etti. Erken erken diyoruz da, seneye Ricciardo'nun RBR'ye, bu hafta sonu GP2'de 1. ve 2.'lik elde eden Frijns'in Toro Rosso'ya geçmesi kimseyi şaşırtmaz ya da Ricciardo ve Frijns ikilisiyle yola devam edilebilir İtalyan takım. Unutmadan Frijns Sauber'in yedek pilotu, RBR ile bağlantıları var, lafları da var.





Yarış Mercedes'lerin savunması ile başladı. Yarışın başındaki tablo Mercedes'lerin yavaş kaldığı ve bu sayede Alonso, Vettel ve Raikkonen'in birbirine iyicene yaklaşıp eğlenceli bir yarış vaat ediyordu. Ne var ki, Red Bull'un hızı yeterli değildi, Lotus da 3 piti yarışa bölerken çok kararlı değildi sanki. Yarış içinde kararlarını değiştirmiş olabilirler Ferrari'nin hızına karşılık. Orta sıralarda ise Perez bir ara 6.'lık için güçlü konumdayken 4 pitle yarışı Button'ın arkasında 9. sırada bitirdi. Yine de Q3'e kalması, iyi startıyla bu yarış biraz daha iyi gözüktü. Monaco sıralamaları ilginç olacak. Di Resta formunu korurken Gutierrez üstündeki ölü toprağını attı. Ricciardo ise yarıştaki son puanları cebe indirdi.



Evet, yarış da üstteki paragraf gibi biraz yavan oldu. Lastikleri yine güncellemelerden fazla konuştuğumuz bir yarışı geride bıraktık. Aslında 2011'de de buna benzer bir yarış olmuştu, Vettel ve Hamilton 4'er pit yaparak çok zevkli bir yarış izletmişti. O yarışın çıkan tv reytingleri istenilen hedefe ulaşıldığını müjdeliyordu. İnsanlar 2010'un aksine ilk pitlerden sonra kanal değiştirip sadece finişi izlememiş, reytingler yarışın başından beri korunmuş, hatta artmıştı. O yarış pek iyi beceremese de Vettel 2011'de ilk stintte farkı genelde açar, bütün yarışta onun ekmeğini yerdi. Zaten hep dediğimiz gibi -2011'den beri- öndeki araç ilk stintte farkı açamadıysa arkadaki araçtan ya yavaştır ya da eşit hıza sahiptir yarış için. Red Bull bu yıl ilk çizgiyi alamıyor ve trafikte kalarak yarış hızında kendinden biraz daha iyi olan Lotus ve Ferrari arasında kalıyor. 2011'de de yüksek df'li araç yüksek bozunmaya sahipti.  Bu lastiklerin esprisi de bu ama Pirelli bu sefer kantarın topuzu kaçırdı gibi. Red Bull'un eleştirisi bu noktada haklı, elindeki hızlı aracı kullanamayan her takım böyle tepki gösterirdi. Ayrıca patlayan lastikler de Pirelli'yi bu karara itmede yardımcı olabilir.



Felipe Massa

Yazının içinde birkaç cümle ile değinmeyelim dedik. Massa cumartesi Alonso'dan sadece 0.001 sn yavaş kaldı. Webber'i engellediği için 3 sıra ceza alsa da pazar günü oldukça iyiydi. Puan tablosunda Vettel 89 puanla liderken, Alonso 72 ve Massa 45 puanda. Asıl soruya gelelim; Massa yarış kazanabilecek mi ? Şu anki tabloda zor gözükmüyor, peki Ferrari buna izin verir mi ? Büyük ihtimalle izin verecektir, hem Ferrari'nin Vettel'le 17 puanı kapatmak için rekabetçi bir aracı var hem de Massa'nın şampiyonluk şansı bitmedi. Olaylar 2010'dan çok farklı yani. Massa ve Alonso arasındaki puan farkının sabit kaldığını varsayarsak ya da Vettel ile Alonso'nun, takım Massa öndeyken yaz arasına kadar bir emir vermez. Formula 1'i izleyen zengini fakiri, genci yaşlısı, Malatyalı'sı Elazığlı'sı unutması mümkün olmayan 2008 Brezilya yarışından beri galibiyet alamayan bu adamın artık bir yarış kazanmasını istiyor. Kimbilir bir yarıştan sonra arkası da gelebilir..

Aşağıdaki resimler de kıymetlimiss'in resimleri, normalde çıktısını almam, bu sefer bir çılgınlık yapayım dedim. Hayatımda aldığım en güzel çıktılardı muhtemelen...







7 Ağustos 2012 Salı

Kim Yönetiyor Lan Bu Formula 1'i ??

Formula 1 hem en prestijli motorsporları organizasyonu hem de önemli paralar döndüğünden birçok baş tarafından yönetilmeye çalışılınıyor; Fom, Fia, Fota. İşin siyasetine girmeyeceğim çünkü sporda siyaset konuşmak bir yerden sonra fazlasıyla bunaltıcı oluyor, daha da kötüsü sizi spordan soğutabiliyor. Birkaç örnek üzerinden F1'in ne kadar kötü yönetildiğini anlatmak istiyorum, özellikle biz taraftarların gözünden.

Öncelikle motor mevzuu; 2014'de V8 motorlardan vazgeçip turboşarjlı V6'lara geçilecek. Bu değişiklik Fia'nın zorlamasıyla oldu. Onlar V4 isterken ortada buluştular. Bilenler bilir, bazen bizim Futbol Federasyonunun kararları saç baş yoldurtur insana, bu da öyle bir değişiklik. Kardeşim motor sesi F1 için her şey, bu kendi ayağına kurşun sıkmaktan da beter bu durum. Motor sesinde değişiklik olmayacak deniyor, yine de risk. Değişimin en büyük amacı Volkswagen de F1'e girmesi de gerçekleşmedi. Hani internette dolanan güzel laflardan biri var ya ; 40 yıllık baliciyim böyle kafa görmedim. Başka bir şey diyemiyorum, ses eskisi gibi olmazsa ne olacak acaba, kime nasıl hesap sorulacak, halihazırda insanlar V10'ları bile özlerken...

                                            Şu sesleri duyunca daha çok sinirlendim.

Akla gelen diğer başlıca konu ; Spa-Francorchamps'ın geleceği. Böyle bir pist nasıl takvimde kalmama riski yaşar. Elbette işin içinde başka şeyler var, başka ülkelerin F1'e daha çok kaynak arayabiliyor, daha istekliler vs. Ama klasik olmak istiyorsunuz belli ritüelleriniz olmak zorunda, sanırım geçen sene Monaco bile tehdit edilmişti takvimden çıkarabiliriz diye, bunun ağza bile alınmaması gerekirdi. Valencia size yılda 20 milyon dolar fazla verebilir ama Spa yarışıyla Valencia yarışının tv'de izlenme oranları, sosyal medyada ne kadar gündeme geldiği gibi başka önemli ölçütlerde kesinlikle önemli uçurum vardır. Spa konusu niye önemli, büyük çoğunluğun bayıldığı bir pist kesinlikle takvimde kalmalı, bu pist adeta motorsporlarının mabedi. Katalunya'nın, Hungaroring'in, Sepang'ın yeri geldiğinde geleceği tartışılmalı ama Monza, Silverstone, Monaco ve Spa mevzubahis bile olmamalı.

Spa-Francorchamps


Heyecanlı geçen 2010 sezonundan sonra, F1'e daha çabuk bozulan lastikler getirilmesi kararlaştırıldı çünkü sezon heyecanlı, gerilimli olsa da yarışlar bir o kadar heyecansızdı. 10.tur civarında gelen ilk pitlerden sonra yarışta bir daha aksiyon olmuyordu olağanüstü şeyler dışında. Üzerinde DRS de getirilerek yarışlar daha heyecanlı hale getirildi. Bu Formula 1'in seyirciye ne kadar bağımlı olduğu daha doğrusu seyircilerin sporu izlerken zevk almalarının gerektiğinin önemli bir kanıtı. Çünkü insanların futbol gibi delicesine bağlı oldukları takımları görece az. Schumacher sonrası seyirci kaybı boşa olmadı, aynı şekilde Raikkonen'den sonra bazı taraftarların sporu takip etmeyi bıraktığını biliyoruz. Uzun bir paragraf oldu, işin özeti F1'in diğer sporlara göre seyircilere daha bağımlı olması. Seyircileri memnun edebilmek için değişiklikler yapılıyor da yukarıda saydığımız saçmalıklar da oluyor. Peki bu değişiklikleri kim yapıyor, bazen takımlar bazen Fia bazen Bernie.

Fota logosu

Takımlar bu işin neresinde peki ? Yani Fota. Fota bazen taraftar forumları yapıyor, yetmez ama evet. Birkaç ülkede yapılan forumlar tabii ki yeterli değil. Bir keresinde Fia'ya mail atmak istemiştim ve bir mail adresi bulamamak bana şaka gibi gelmişti. Allah'dan Fota'nın var ama benim amacım Fia'ya mail atmaktı. Neyse, geçen senelerde özellikle Whitmarsh bu sene de birçok takım patronu Pirelli'ye gelen eleştirilere karşı ağız birliği etmişcesine sporun iyiliği de sporun iyiliği diye tutturmuşlardı, hala da öyle. Birbirleriyle rekabet eden bu adamlar nereye kadar sporun iyiliğini düşünebilir, kızsak da Bernie bu konuda haklı; sporun geleceğini takımlara bırakamazsınız.

Eski Bernie...


Jean Todt'dan sonra Fia'nın F1'e daha çok müdahil olmaya çalıştığı biliniyor. FOM yeni yapılanma içinde, o değil de kim lan bu FOM demek istiyorum. İnternet siteleri yok galiba, o da şaka gibi. Hatırlayanlar bilir, Japonya 2010'da yoğun yağmurdan dolayı sıralama turları yapılmayınca pazar sabahı yapılmıştı sıralama turları. O yarıştan sonra birkaç kişiden sıralama turları pazar günü yapılabilir önerisi çıkmıştı, işte bu tarz öneriler daha önceden düşünülmeli, Türkiye'deki yöneticiler gibi felaketi yaşadıktan sonra önlem almaya benziyor bu tür öneriler. Yani o yağmur olmasa kimse F1'i nasıl daha izlenebilir yapabilir diye düşünmeyecek, tamamen rastgele. Ha bu sadece bir örnek, yoksa pazar günü sıralamalar yapılması F1'in ruhuna aykırı.

FOM'a dair nair bulunan şeylerden...


Piyasa değeri yaklaşık 10 milyar dolar olan bir organizasyonun geleceğini yöneticilerin biz F1 severlerden fazla düşündüğü kesindir de bahsettiğimiz V6 motorlar, Spa-Francorchamps gibi absürdlükler devam ediyor. Ki bunlar ilk akla gelenler, daha nicesini sayabiliriz. Özeti Formula 1 iyi yönetilmiyor, mesela ben F1'i kim yönetiyor sorusundayım hala. Daha kural değişiklikleri var, insanlar bir süre F1 izlemeyince çok rahat kopabiliyor spordan. Aslında bakarsanız Yıldırım Demirören bile yönetse F1'i durum şu ankinden daha iyi olabilirdi. 4 yılda aşık olduğumuz araçlardan ne idüğü belirsiz platipus burunlara geçmek bile absürdlüğün daniskası. Daha Concorde anlaşması bile yapılmadı, bizim milletimiz için çok yabancı bir durum değil aslında bu tarz duruma. F1 de Allah'a emanet gidiyor.

Formula 1'deki yönetim sorununu taraftarlar açısından bakacaktım ama ister istemez odak noktası F1'i kimin yönettiği sorusu oluyor. Orası da hayli karışık zaten. Özetle Formula 1'in daha iyi ve profesyonelce yönetilmesi gerekiyor, en azından teknik konular bir yana taraftarların spora ilgisini koruyacak olaylara sadece maddi yönden değil daha geniş çerçevede bakabilecek bir yönetim lazım. Taraftar olarak herhangi bir şikayet mercii bulamamak bile yeterince sinir bozucu. Bakalım ilerleyen senelerde ne olacak ama olan yine biz taraftarlara olmasın...





17 Şubat 2011 Perşembe

2010'da Ne Oldu ?

( turkiyef1.com'dan, Abu Dhabi'deki düğümü çözen olayların başlangıcı )


'Kuru' bir tabirle Redbull Racing tüm yıla damgasını vurdu denilebilir ilk başta bu soruya. Bu sezon yarışlarda genellikle ilk çizgide bu lacivert araçları görsek de diğerlerinin hakkını vererek bu 'damga'yı anlatmak gerek. Yine 'kuru' tabirle devam edersek 2010 sezonunu kabataslak giriş gelişme ve sonucunu anlatmaya başlayalım.





Sezon önceleri ulusal basınımızda televizyon, gazetelerde çıkan haberler dışında özel olarak F1'i takip etmezdim. 2010'un başında da böyle olmuştu, sadece Micheal Schumacher'in pistlere geri dönüşü ve Jenson Button'un Mclaren'e geçişi beni biraz heyecanlandırmıştı (Alonso, Kubica gibi diğer önemli transfer haberlerinden önceden haberimiz olmuştu). Sanırım ilginç bir sezon bizi bekliyordu ve her sezonun başında olduğu gibi bilinmeyenlerin çokluğu. Vettel'in ilk polü almasıyla sezon da benim için başladı. İlk yarış sonunda ise acaba sezonu Ferrari mi domine edecek soruları başlamıştı herkes için. Button'un Avustralya'daki harika galibiyeti ve RedBull'ların Malezya'daki sessiz galibiyeti ile taşlar biraz yerine oturdu.





Artık sıralama belli olmaya başlamıştı, en azından kim en hızlı biliyorduk. En hızlı Redbull'un arkasından yarıştan yarışa Ferrari-Mclaren olacaktı, arkalarından da Mercedes ve Renault'un altın çocuğu Kubica. Çin'deki harika yarış Mclaren'in dublesiyle biterken, Avrupa sezonu öncesi önemli bir özgüven sağladı. Ardından İspanya ve Monaco'daki yanına yaklaşılamaz olan Webber'in galibiyetleriyle tekrar Redbull'un sezonu domine etmesi endişeleri sardı. Bence Türkiye'deki malum olayla bu şansı teptiler. Çünkü bu yarışın kazanılması kritik bir eşik olup hafiften de olsa puan sıralamasındaki tabloyla beraber gerçekten RedBull alıp başını gitme şansını elde edecekti. İlginçtir Webber Monaco'dan itibaren puan olarak Vettel'in önüne geçip son yarışa bu yerini korudu. Art arda gelen iki Mclaren galibiyeti ile bu sefer sezona Redbull-Mclaren soruları sorulmaya başlandı. Fakat bu tahmin de yanlış çıktı çünkü bütün bunlar olup biterken Ferrari de boş durmuyordu ve sezonun iki büyük icadı egzoz beslemeli difüzör ile F-kanal'ı F10'a adapte etmeye çalışıyorlardı. Birkaç yarış geç de olsa bu uğraşların sonucunu aldı Ferrari. Valencia'da Webber'in kazası ve Vettel'in galibiyeti, Silverstone'da Vettel'in ilk turda son sıraya kadar düşmesinin sonucunda Webber'in 3.galibiyeti. Bu iki yarışta Ferrari'nin başına gelen binbir bela ile sezon ortasında RedBull'un 5 Mclaren'in 4 Ferrari'in 1 galibiyeti vardı. Tablo daha netleşmişti aslında ama Silverstone'da Mclaren'in Ferrari'den yavaş kaldığı gözüküyordu. Gerçekten öyle olduğunu çok net biçimde Hockenheim'de gördü Mclaren taraftarları ve F1 camiası. Başa güreşirken birden en hızlı üçüncü araç konumuna düşmüşlerdi. Bu konumdayken şampiyonluğu kovalayabilecek miydi griler, kovaladı kovalamasına ama başarıya ulaşması gerçekten zordu (Zaten 9.yarış Avrupa Gp'de iki pilotla podyuma çıktıktan sonra 19.yarış Abu Dhabi'ye kadar bu başarıyı tekrarlayamadılar). Kanada'dan sonra hızlanan Ferrari ise sezonun diğer bölümünde Alonso ile tam dört galibiyet aldı. Redbull da en hızlı araç ünvanını Monza hariç korudu.





Sezonun diğer kısmı nasıl mı başlıyor ? Tabiyki Hockenheim'daki takım emirleriyle. Sezon içi gelişimde genellikle Mclaren'in gerisinde kalan Ferrari ise bu sefer önemli bir yol kat ederek Hockenheim'da RedBull'u zorlayacak kıvama gelmişti. Mclaren ise bu yarışta muhtemel 5. ve 6. adayları gibi durmaya başlamışlardı. Aslında Mclaren'in 4 galibiyetine ve diğer puanlarına baktığımızda oldukça iyi bir pilotaj ve pit duvarı kararlarını görürüz. Çoğu zaman ellerindekinden fazlasını çıkarmayı başarmışlardır ve bu 4 galibiyete baktığımızda bu yarışların hepsini rakiplerden birisi kazanmış olsaydı çok da şaşırmazdık. Almanya'ya dönecek olursak, Vettel'in yine üstün sıralama turları performansıyla 0.002 sn farkla da olsa polü almayı başardı ama -deyim ağır da olsa bu duruma karşı- bir çuval inciri berbat etti. Bu noktada genel kanının aksine Alonso'nun sıralamalarda Massa'dan üstün olsa da Çin'deki ve Kanada'daki Massa aleyhine gelişen olaylar olmasa puan olarak çok yakın olabilirlerdi. Takımın tüm desteğini alıp adeta takımla bütünleşen Alonso'nun farklılaşması da gözle görülür oluyor. Bundan sonra Alonso ve Ferrari'nin yükselişini ve Mclaren'in düşüşünü görüyoruz. Açıkça en hızlı üçüncü araç olan Mclaren'in Macaristan'da bir de dayanıklılık problemleri oluşunca meydan tamamen Redbull ve Ferrari'ye kalıyor. Webber de sahneye çıkıp şimdiden 4.galibiyetini alarak sezonun son bölümüne en şanslı aday olarak giriyor.



Spa'da grilerin dönüşü ve Vettel-Hamilton ve Button'un puansız geçen yarışları ile son bölümde Webber-Hamilton çekişmesi mi izleyeceğiz derken ip yine kopmuyor ve son 5 yarışa 5 iddaalı şampiyonluk adayıyla giriyoruz. Alonso'nun İtalya ve özellikle Singapur'daki kusursuz sürüşü ve Hamilton'un sanki ona inat bu iki yarıştaki kazasının üzerine bir de Japonya'daki şanssızlıklarından sonra son üç yarışa Redbull-Alonso çekişmesi ile giriyoruz. Kore'de rakiplerinin hatasını çok iyi değerlendiren Alonso'nun galibiyeti ve Vettel Webber'e Interlagos'da yol vermeli mi diye konuşurken son yarışa ciddi manada 3 puan olarak 4 şampiyonluk adayıyla giriyoruz. Abu Dhabi'de sezonun en acemi pilotu Petrov'un 40 tur Alonso'yu arkasında tutması ve son yarışlardaki gelişimin meyvesini atı alanın Üsküdar'ı geçtikten sonra almasıyla McLaren'in de yardımlarıyla Vettel yarışı kazanarak tarihin en genç şampiyonu oluyor.

Oldukça 'kaba' bu sezon özetinin ayrıntılarını sonraya bırakarak sezonun 'en'leri ile yazıya noktayı koyalım. Çünkü böyle bir özet hem tek tek bütün takımlara ve pilotlara ayıptır.

Sezonun en iyi takımı : Red Bull Racing
Sezonun en iyi sürücüleri : Vettel, Kubica, Alonso, Hamilton
Sezonun en iyi çıkış yapan sürücüsü : Mark Webber
Sezonun en iyi çaylağı : Nico Hulkenberg (Kamui Kobayashi)
Sezonun en takım patronu : Martin Whitmarsh
Sezonun en büyük hayal kırıklıklığı : Micheal Schumacher
Sezonun sürprizi : Reanult F1 Team
Sezonun sempatiği : Lotus Racing
Sezonun çılgını : Kamui Kobayashi
Sezonun en sessizi : Di Grassi
Sezonun en iyi yarışları : Çin, Türkiye, Kanada, Kore, Abu Dhabi
Sezonun en sıkıcı yarışları : Bahreyn, Valencia
Sezonun en istikrarlısı : Rosberg, Kubica
Sezonun kötüleri : Liuzzi, Petrov, Di Grassi
Sezonun durağanları : Buemi, De La Rosa
Sezonun en iyi pit duvarı : Mclaren Mercedes
Sezonun en iyi gelişenleri : Ferrari, Williams, Sauber
Sezonun en sansasyonel olayları : Türkiye'de RedBull'ların kazası, Hockenheim'deki takım emirleri
Sezonun en kötüsü : Kore Gp'sinin son anda yetişmesi
Sezonun en iyi taktiği : Button'un Avustralya'daki kuru zemin lastiğine erkenden geçerek yarışı kazanması
Sezonun en kötü taktiği : Abu Dhabi'de Alonso'nun erken pite çağrılması
Sezonun en iyi sürüşleri : Button(Avustralya), Webber (Monaco), Hamilton (Spa), Alonso (Singapur)
Sezonun en iyi sıralama performansı : Alonso (Singapur), Vettel (Hockenheim, Abu Dhabi)
Sezonun en iyi yükselişi : Hamilton (Malezya), Kobayashi (Japonya)
Sezonun en iyi startı : Massa (Avustralya)
Sezonun en iyi geçişleri : Barrichello (Macaristan), Hamilton'un Avustralya ve Çin'deki geçişleri, Kobayashi'nin Valencia ve Japonya'daki geçişleri
Sezonun en tehlikeli kazası : Webber (Valencia)


Ayrıca Fom'un her yarışın ardından çok güzel yarış özetleri(klip) oluyor. Biz de Abu Dhabi'deki Fom'un hazırladığı bu klibin linkini aşağıya koyalım dedik.

2 Kasım 2010 Salı

Kore'de olup bitenler, Ferrari ve Interlagos'daki Hamilton

Takvimin genişlemesi aynı zamanda yağmur ihtimalinin de artması anlamına geliyor. Galiba artık son yıllara benzer yağmurlu dolayısıyla heyecanlı sezon finallerine hazır olmamız gerekiyor. Sonuçta kasım ayından bahsediyoruz. Kore'de cuma günü yağmurun olmamasını, pazar günü de olmasını istedim özellikle de sıralama turlarından sonra kirli taraftan kalkmanın buradaki oldukça fazla olan dezavantajından kurtulmak için. Piste gelirsek, bence şirin bir pist, garip bir start finiş düzlüğü özellikle tribünleri. İkinci sektörden itibaren kendinizi küçük ama hoş bir alana sıkıştırılmış ve eğleniyor hissi uyandırıyor. Tabii böyle pist anlatılmaz, yine de bu pist bende bu tür garip hisler uyandırdı. Son olarak da Yeongam'daki pist birçok pistin karışımı olmuş sanki ; Spa, İstanbulpark, Valencia, Hungaryring....


Cuma antrenmanlarından başlarsak, ilk seans pistte kaymama seansıydı. 2.20 ile başlayan tur zamanları 1.41'lik Hamilton'un turuyla bitti. İkinci seanstaki Webber, Alonso, Hamilton sıralaması bir şeylerin ipucuydu sanki. Kubica'nın sürekli iyi dereceler elde etmesi ve üçüncü seanstaki liderliği altı aracın arasına güçlü biri girebilir hissi uyandırdı. Pistin yeni olması nedeniyle takımlar arasındaki farklar biraz daha azalmış mıydı ? Antrenmanlarda her zaman olduğu gibi bir RedBull sorun yaşadı, Vettel'i pek ortalıklarda göremedik. Mclaren'de ise yeni parçalar deneniyordu ve bu sefer umut da vaat etmişti. Ferrari'yi ise bu sene kesinlikle kutlamak gerekir, geliştirme yarışında bu kadar iyi oldukları sezon çok azdır. Alonso ise gerçekte takımın bir numarası olduğunda kendisini iyi hissediyor ve takımı kendi etrafında toplamayı da beceriyor. Sıralamalarda ise yavaş yavaş gerçek hızlar ortaya çıkmış, RedBull-Ferrari-Mclaren sıralaması diğer yarışlara göre küçük farklarla da olsa kendini göstermişti. Vettel yine Webber'i kıl payı geçmiş, Alonso 3. Hamilton 4. Rosberg birer Ferrari ve Mclaren'i geçerek 5. Kubica ise beklenildiğinin aksine iyi bir sıralama turları geçirmeyip 8.oldu. Bu yarışı Japonya'ya göre kısa yazıp gazetelerdeki köşe yazıları gibi birçok konuyu yazımın içine sıkıştırmaya çalışcam.


Hepimiz pazar sabahına şokla uyandık, yağmuru geceden öğrenmiştik -Korede sabahken- ama bu kadarını da beklemiyorduk. Yarış kontrol, güvenlik aracı arkasında yarışı devam ettirmeyerek önemli bir iş yaptı ve yarışı düzenlemek için elinden gelen çabayı gösterdi kanımca. Belki son birkaç turda yarış bitirebilirdi. Güvenlik aracıyla yarış yeniden başladığında psikolojik savaş da başladı pilotlar arasında. Hamilton'un konuşmaları beni şaşırtmadı, ondan beklenilebilecek sözlerdi çünkü, ayrıca gayet mantıklıydı sözleri, yağmurun yağdığı bir pistte bir şeyler beklemenin manası yoktu. Hamilton güzel sözlerine rağmen, yağmurdaki belki de en kötü yarışını ortaya çıkardı, Rosberg'e geçilip, Alonso'nun önündeyken pist dışına çıktı. Yeni parçalar umut vaat etti demiştik ama hem Hamilton hem Button sorun yaşadılar sanki arabanın ön tarafında. Button da belirtti bunu yarıştan sonra. Hamilton da SC arkasındayken bir şeyler söyledi ve sonrasında pist dışına çıktı. Dikkatimi çeken Mclaren'in pit ekibinin Ferrari'den hızla çalışmasıydı. Alonso'nun yaşadıklarını kastetmiyorum, Massa ile kıyasladığımızda görüyoruz bunu. Webber'in güvenlik aracının ilk çıkışından biraz sonraki kazasına değinirsek, kerblerin azizliğine uğrayarak Rosberg'i de alıp götürerek Hamilton'un ekmeğine yağ sürdü özellikle. Sonrasında yeniden güvenlik aracı tabii. Kore pistine yarı cadde pist de diyebiliriz sanırım. Yarışın başında görüldü ki bugün çok şeylere gebe. İki Mclaren'in iki Mercedes'e geçilmesi de dikkatle not edilmeli ayrıca, pek normalmiş gibi gözükmüyor. Button'a yarışlar kazandıran stratejiyi yeniden deneyen Mclaren'in hesabı iki seferdir tutmuyor (diğeri Japonya). SC'den sonra Button geçiş lastiklerine geçti ama çok sürmeden birçoğumuzu üzerek Buemi Glock'u biçiverdi. 10.'luk savaşında alınacak 1 puan veya 11.lik kimbilir nelere kadirdi fakat motorsporları işte. Glock demişken değinelim,umarım seneye çok daha iyi bir arabaya oturur bence kendini fazlasıyla kanıtladı Toyota'da. Merak ettiğim başka konuysa Cosworth motoru yarış kazanabilir mi ?(Daha önce bunu başardılar mı bilmiyorum, araştırmak lazım!) Seneye bunu Williams ile yaparlarsa iki kat mutlu olurum. Button pitten sonra Kobayashili Glocklu grubun arkasına düştü, SC tekrar girince birçok takım geçiş lastiklerini taktı ; bunlara Hamilton, Massa ve Schumi gibi isimler dahil. Vettel ve Alonso'nun içeri girmemesi çok kritik olabilirdi ki diğer tur ikisi de girdi ve pitte sorun yaşayan Alonso üçüncülüğe düştü. SC'nin üçüncü ve son kez pite dönüşünden sonra Hamilton, Alonso'ya geçildi ve yarış biraz daha oturmaya başladı, Mclaren'in temposu Ferrari ve RedBull'a yakındı diğer yarışlara nazaran.



Artık meydan yine orta sıralara, özellikle de freni bozuk Sutil'in Sauberlerle çekişmesine kaldı. Kaç tane atak denemesi oldu biz bile sayamadık, Button ise bu grubun peşinde Algersuari'nin arkasında takılıp kaldı. Vet, Alo, Ham, Mas, Sch ...sıralaması bitirecek gibi gözükürken Vettel'in motorunun patlamasıyla olaylar başlayıverdi. Bu yeterince büyük şokken, tam Williams'lar 5-6 olmuş Force India'nın işi şimdi bitti dedim ki Hulkenberg lastik değiştirmek zorunda kaldı, Barrichello'ya ne oldu anlamadan Liuzzi'nin 6. olduğunu gördüm, o kadar kısa sürede gelişti ki her şey. Tabii tvden izlediğimiz için her olayı takip etmek kolay olmuyor ve bazen birçok nokta gözden kaçabiliyor, iş Fom ekibine kalmış tamamen. Barrichello 7, Kobayashi 8, Heidfeld 9 ve yine bence acemilik yapıp Heidfeld'le uğraşırken tek puanını Hulkenberg'e kaptıran Algersuari. 2012 RedBull koltuğu o kadar da kolay değil. Force India her ne kadar puan farkını üçe çıkarsa da Williams rahat biçimde puan alabilecek kapasitede duruyor. Liuzzi'nin morali ve Sutil'in devreye girmesiyle anca işi kurtabilirler belki, burada da Barrichello ve Sutil'in puanşarı eşitlendi 47'de, Schumi de aldı başını gitti 66'ya. Button da pek ortalıklarda gözükmeyerek 12. oldu. Bu kadar eleştirilmesine çok da anlam veremediğim Massa 3. Schumi 4. Kubica da 5. oldu. Alonso ise aşağıdaki yazının başlığı gibi Mclaren'den hızlı, RedBull'dan istikarlı olarak son 4 yarıştaki 3. galibiyetini alarak klasmanda liderliği kaptı. Hamilton 2. oldu fakat lider ile fark ancak 21 oldu bu sefer, artık kesinlikle kazanmak zorunda galiba.




Mclaren'den Hızlı, RedBull'dan İstikrarlı : Ferrari



Ferrari aslında Silverstone'dan beri Mclaren'den hızlı. Silverstone'dan sadece üç yarış önce Istanbulpark'da çok bariz geride oldukları Mclaren'den yani. Mclaren'in geliştirmede bu kadar kötü olduğunu ve Ferrari'nin ise geliştirmede bu kadar iyi olduğu sezonu çok az gördük galiba. Ayrıca Ferrari dayanınıklık konusunda da diğer iki rakibine göre iyi durumda motor durumu hariç. Motor da acaba 2006 gibi sürpriz yapar mı bilinmez, Ferrari ve Alonso Hockenheim'dan beri artan hızlarıyla ellerindekilerle maksimumum aldılar birçok yarışta. Aslında sezon başı ve ortasında RedBull'dan puan çalan Mclaren'in yerini Ferrari aldı. Tek ve önemli fark buydu. Mclaren'in önceden çaldığı puanları ise Hamilton öyle veya böyle yedi. (Macaristan 12, Monza 15?, Sinpapur 12 ?). Alonso ve Ferrari Monza, Macaristan, Singapur ve Japonya'da yapabileceklerinin en iyisini yaparak istikrar ne demek tekrar hatırlattı bize. Alonso dediği gibi çok iyi bir sezon geçiriyor ama Massa'yı da unutmamak lazım. Zaferlerin arasında böyle birçok durum veya kişi arada kalıp gözardı edilebilir. Artık iyice biliyoruz ki, Alonso takımın bir numarası olmayı, takımın ona yoğunlaşmasını, takımla bütünleşmeyi istiyor ve böyle olduğunda da çok daha rahat ve başarılı oluyor. Peki ya diğer pilot, nam-ı değer iki numara. İnsanlar bazen unvanlara fazla takılabiliyor, Massa bugün dünya şampiyonu da olabilirdi (Ne kadar dramatik bir sondu!). Aynı şekilde Hamilton şampiyon olamasaydı ona yeteneksiz mi diyecektik. Massa'nın Çin'deki pit olayı ve Kanada'daki şanssızlığı olmasaydı Alonso'nun dibindeydi. Bunlar başka konular ama değinmeden edemedik, konumuza dönersek Ferrari aracı sanki RedBull ve Mclaren'in karışımı gibi. Ne Monza'da RedBull kadar yavaşlar ne Singapur'da Mclaren kadar. Optimumu bulmuşlar sanki, elbette RedBull kadar hızlı değiller ama dayanıklı olduğu kesin. Kırmızılar uzun zamandır görmediğimiz şekilde iyi geliştiler, iki kere bitti denildikleri zaman geri dönmeyi başardılar. Gelişim yarışı da son yarışa kadar devam edecek, sürprizlerle dolu sezonların sonu da sürprizle biter, bakalım olacak mı ?


İnterlagos ve Hamilton
İnterlagos'da sadece üç kez yarışmasına rağmen, bu pist Massa veya Barrichello'dan bile çok Hamilton için özel bir anlam içeriyor sanırım. 2009'da podyumda neler hissetmiştir acaba diye düşünmüştüm yarışın tekranını izlerken, bu tür durumlarda ne hislerin biriktiğini anlatmak zordur, Hamilton bile ne hissettiğini anlatamazdı galiba. 2007 veya 2008'de podyuma çıkması şampiyonluk için yetecekti, birinde şampiyonluğu kaybedip, diğerinde kıl payı kazandı. 2007'de 7. 2008'de 5. 2009'da 3. oldu. Bu sene neler yapabilecek, istatistikten ister istemez 1 rakamını gördük, Lewis buraya ilk defa -2009'daki ilginç sezonu saymazsak- şampiyonada puan ve hız olarak geride ve rahat geliyor. Bu sefer gerçekten kaybedecek bir şeyi yok onun için. Kasım 7'de yapılacak yarış için yağmuru çok rahatlıkla bekleyebiliriz, yine de 1.olmadığı taktirde -diğerleri yarış dışı kalmazsa- şansı bitebilir. Azalan farkına rağmen elindeki en hızlı 3. araçla Hamilton'un işi oldukça zor, Hamilton ve Interlagos bağı bu sene yine bizi şaşırtacak mı ? Şampiyonların 4 senedir Interlagos'da belirlenme geleneği mi yoksa Hamilton'un 7-5-3-1'lik muhtemel serisi mi, yoksa boğanın geri dönüşü mü, yağmurla beraber başka bir efsane Interlagos yarışı izleyebiliriz.

19 Ekim 2010 Salı

Öncesi sonrası ve içiyle dışıyla Suzuka GP

Hava nasıl olursa olsun hüzünlü bir pazar günü. Allahtan ortamı Green Day'in popüler şarkısı Holiday ile dağıttım sayılır. Direkt ve net söylemek gerekirse iki araçla finiş görmek ve ilk iki sıra için yapacak pek bir şeyin olmaması diğer yarışlardan sonra olduğu gibi bir üzüntüye kapılmamı engelledi. Hafta sonu cuma günkü Hamilton'un kazası ve vites kutusu değişimi ile kabus gibi başladı. Bunlara bir de yeni parçaları test edememek de eklenince 'şaka mı bunlar' tepkisini vermemize neden oldu. Cumartesi sabahı da yağmur yüzünden test edemedik, daha da kötüsü sıralama turları yapılamadı. Sabah kalktıktan sonra izleyememek kötü oldu hem de yağmurda iki çok iyi pilota sahipken hayal kırıklığı daha fazla oluyor. Red Bull'un çok iyi olduğu bir pistte yağmurlu bir sıralama turları hem avantajlı hem de zevkli olabilirdi. Neyse, cumartesi gecesi hem Mclaren hem benim açımdan bir çok şeyin kötü gitmesinin ardından yine de umutluydum. O kadar yağmurdan sonra pist kurumaz ve biraz da şans bizim yanımızda olur diye düşündüm. Sabah sıralamayı öğrendiğimde pistin kuruduğundan çok iyi pozisyonlarımıza sevindim özellikle bu kadar dezavantaja rağmen Hamilton'un üçüncülüğüne. Güncellemeler işe yaramıştı sanırım, Hamilton 3, Alonso 5, Button 6 olmuştu, RedBull'u saymıyorum bile, Ferrari'yi geçmek önemliydi, bu saatten sonra bu pistte RedBull'u zaten geçemezsiniz. Vettel de öyle Webber'i açıkça mağlup edememiş sadece 0.078 saniye sn farkla polü almıştı. Fena değildi durum beş kırmızı ışık yanana kadar..

Hangi tarafın temiz olduğunu bilmiyordum ama gözüken tek sayıların yine temiz olduğuydu. Kubica'dan hiç bahsetmedik biliyorum çünkü ona ayrı bir yazı gerekiyor kesinlikle. Hamilton 8, Button 5. sıradan kalkıyor, bir iyi bir kötü. Startta Kubica Webber'i geçmiş, Alonso son anda yerini korumuş, bunlar yeterince açıklayıcıydı temiz tarafın neresi olduğunu. Hamilton Rosberg'in de kötü kalkışından yararlanarak iki sıra yükseldi. Güvenlik aracı Liuzzi, Massa, Petrov ve Hulkenberg'in kazaları yüzünden girdiğinde bu olayın Button'un sert lastik stratejisine nasıl yansıyacağını düşündüm ama pek bir sonuca varamadım işin doğrusu. Kubica yarış dışı kalmasaydı sanırım Vettel çok daha hızlı ve rakipsiz olabilirdi ama bu Kubica'nın arkasında bir tren olacağı manasına gelmezdi. Kubica'nın yarış dışı kalması Vettel hariç herkesin işine geldi, bütün rakipleri, ikişer üçer daha fazla puan kazandılar. Renault için feci bir hafta sonu, üstelik Petrov iyi bir kalkış yapmışa benziyordu, yayıncı kuruluş pek tekrarını izlettirmedi. Hulkenberg, Liuzzi, Petrov ve Massa yarış dışı daha ilk virajdan. Di Grassi de formasyon turunda ilginç bir kaza yapmış, Kubica'nın da kenara çekmesiyle daha yarışın başında altı araç yarış dışı kaldı. Kırıcı yarışları severim.

Güvenlik aracı çıktığında RedBull farkı açıyor, Alonso da hafif hafif Button'dan uzaklaşıyordu. Hamilton önde olsaydı belki tur zamanlarına bakarak Ferrari-Mclaren kıyaslaması yapabilirdik. Her şeye rağmen Mclaren biraz daha Ferrari'ye yaklaşmış gözüküyordu, sıralama turlarında ne oldu bilmiyorum ama Massa'nın 12. cepte başlaması da biraz da bunu kanıtlar gibiydi (Massa'nın şampiyonaya etkisini sonraya bırakalım). Herkes kabul eder ki, en hızlı üçüncü araca sahip olmaktansa en hızlı ikinci olmak kesinlikle daha iyidir. İşte bundan dolayı bu kritik noktanın üzerinde duruyoruz. Pit-stoplara kadar iş yine rutine bağlamıştı, Kobayashi hariç tabii. Beni sevindirse de, Kamui'nin atakları fazlaca tehlikeliydi, insanlara 11. mücadelesi hoş gelebilir ama bu tehlikeli atakları şu anki en hızlı üç takımdan birine yapsaydı olaylar çıkabilirdi. Yine de Kamui'nin atakları bazen fazlasıyla rutine bağlamış yarışları sorgulamamız gerektiğini gösteriyor da, şimdi söylemeyelim, bu da bambaşka bir konu. Algersuari'nin ikinci geçilişinde Kamui'ye yaptığı hareket nasıl cezasız kalır onu da anlamak gerçekten mümkün değil. Gözde pilotlarımdan Sutil'i geçişinde ise ne yalan söyleyim üzüldüm biraz. Mclaren acaba Hamilton'u Kobayashi'nin önünde çıkarabilir miydi, aynı soruyu Singapur için Webber olayında da sorabilirz. Button'a neden sert lastik taktiği uygulandı anlamış değilim belki de bu taktik muhtemel sıralar kaybettirdi ona, yumuşaklarla en iyi üçüncü zamanı alıp startta yer kazanmaya çalışabilirdi. Sene başlarındaki RedBull ve Mclaren takım ekipleri yer değiştirmiş sanki şu son yarışlarda. Son birkaç satırdaki yazdığımız eleştiriler tamamen fos da çıkabilir çünkü çoğu zaman Formula 1 futbol gibi basit bir spor olmayabiliyor, değişkenleri ve imkanlarınızı net görebilmemiz izleyeci olarak gerçekten çok zor.

Pitlerden sonra ne oldu, Button'un birinciliğinin dışında önde değişen bir şey olmadı. Hamilton Kobayashi'nin arkasına düşmüş ve belki de pistin en çılgın iki pilotu karşı karşıya gelmişti ki birkaç tur sonra Hamilton'un çok zorlanmadan galip geldiği bu çekişmede eminim birçok kişinin yüreği ağzına gelmiştir. Sert lastikli Kobayashi ve Button devam ederken Rosberg pit-stopların ardından kılpayı Schumi'yi geçmiş, (yarışın başlarındaki Schumi'nin Barrichello'yu geçişini unuttuk) arkada Rubens, Heidfeld, Sutil, Algersuari sıralaması devam ediyordu. İlk pit-stoplara kadar Yamamoto-Trulli-Glock üçlüsünün sık sık ekrana gelmesi de sponsorlarını baya sevindirmiş olsa gerek. Tabii bu üçlü pitlerden önceydi, sonra Trulli geçti.

Yavaş yavaş eriyen lastikleriyle Button'un, yeni lastikleriyle RedBull'a direnebileceği zaten pek mümkün gözükmüyordu. Button sayesinde ilk beş otomobil birbirine iyice yaklaşmışken pite girmesi biraz şaşırttı. Button'un MP4-25 ile beraber düşen perfomansının bir nedeni de artık yumuşak sürüş stilinin eski avantajını kaybetmiş olması. Pitten sonra zaten Hamilton ile farkı 10 sn'ye düşmüş farkı Button'u 5.düşürdü, bundan sonra da Alonso ile Hamilton'un karşılıklı en iyi tur zamanları geldi. Domenicalli'nin dediği gibi sert lastiklerle Ferrari-RedBulllar ile aynı tur zamanları yapmaya başlamış Hamilton da onlardan geride kalmamıştı. Bunca olaydan sonra Hamilton Alonso'ya yaklaşırken, geçisin oldukça zor olduğu bu pistte atak yapmaya çalışır mı diye düşünürken Hamilton'da vites kutusu sorunu baş gösterdi. O sıralar yoksa her şey bitti mi derken, Hamilton'un yarışa devam etmesi biraz olsun rahatlattı, yine de Button'a geçilme gerçeğini değiştirmedi bu. Arkadaki Rosberg-Schumi ikilisi çok çok arkadaydılar ve iki çılgından birinde yaşanan sorun nedeniyle meydan gıcır gıcır lastikleriyle Kobayashi'ye kaldı. Geçen yarıştaki Kubica olayından sonra biz seyirciler iyice pekiştirdik ki, yakıt ikmalinin yasaklanmasından sonra lastik artık çok önemli bir bileşen Formula 1'de. Kubica'nın geçişin zor olduğu bu pistte yeni lastikleriyle beş-altı kişi geçmiş, belki o pist Marina Bay değil de Monza olsaydı Hamilton da Webber'i geçebilirdi. Demek istediğim yarışın başında güvenlik aracıyla sert lastiklere geçmek artık çok çekici durmuyor. Kobayashi pitten sonra tekrar Algersuari'yi geçmiş fakat bu sefer Jaime'nin yaptıkları kesinlikle cezalık bir hareketti. Sutil ise bu sefer geçilmedi, yarış dışı kaldı, arkasından Rubens ve Heidfeld'i de geçen Kobayashi Rosberg'in de kazasıyla yarışı yedinci bitirdi ve sporun şov tarafına Japonya'da çok büyük katkısı oldu. Rosberg'in kazasından sonra ise gerçekten yüreğim ağzıma geldi güvenlik aracı girer korkusundan. İşte o zaman Hamilton için birçok şey bitebilirdi, konvoya dizilmiş güvenlik aracı çıkar çıkmaz Hamilton'u geçmek için gözlerini bürümüş pilotları hayal bile edemiyorum.

Vettel işini güzelce yapıp, Webber'i geçip birinci olmuş, Alonso, Button, Hamilton ve Schumacher ilk altıda, ardından Kobayashi, Heidfeld, Barrichello ve Buemi de diğer puanları aldılar. Scumi'nin toplamda Sutil'i geçmesi, Williams ve Sauber'in artık her yarışta puan almaları veya puana aday olmaları, Kubica'nın şanssızlığı, Massa'nın kazası ve biraz da motivasyon kaybı, pek dikkat çekmeyen Lotus'un 12. ve 13. olmaları diğer göze çarpan olaylardı Suzuka'dan. Böylelikle Lotus 10.'luklarını daha da pekiştirdiler. Yeni takımlar da formasyon turundaki Di Grassi'nin ilginç kazası dışında 6'da 5 yaparak önemli bir iş yaptılar. Liuzzi ve Massa'nın kazası da iki tane takım arkadaşına geçilmiş kısmi depresyondaki pilot için manidar oldu. Bir şey biliyorsak o da Massa'nın bu olmadığıdır, neyse bu konuyu da sonraya atalım. Mclaren'in uzun zaman sonra Ferrari'den iyi bir sıralama turu geçilmesi not edilmeli, Kore'de Red Bullların baskın olarak güçlü olmadığı bir pistte önemli bir ayrıntı olabilir. Yarıştan sonra Webber ve Alonso'dan iki güzel açıklama geldi. Webber artık kazanması gerektiğini, Alonso ise RedBull'lara uyan 16 pistten 15'inde sadece üçünde duble yapabildiklerini, sürekli olaylar olduğunu ve olaylardan yararlanabileceklerini söyleyerek bence tecrübesini konuşturdu.

Son olarak da, Hakkinen'in şampiyon olduğu 99 yılından sezonundan sonra, bir iki yıl Suzuka'yı izledikten sonra sanırım ilk defa bir Suzuka GP izledim. Arada 2003'de umut yok diyerek kalkmadığım ve 2007'deki Fuji GP'si olmak üzere iki yarış var. Trt'de Formula 1 Klubü'nde bir seyircinin dediği gibi klasik pistler gerçekten başka. İnsan bu pistlerin değerini onları yavaş yavaş kaybettikçe anlıyor. Normalde bu yazıyı yarış günü bitirecektim ve birkaç gün içerisinde bloga koymuş olacaktım, tembelliğim yüzümden bir hafta sonraki pazar günü bitirdim ve rezalet biçimde çok sonra koyabiliyorum. Herkese nacizane tavsiyem hiçbir işi ertelemeyin, zamanında yapın. Kore'de görüşmek üzere..

27 Eylül 2010 Pazartesi

Singapur Gp, Başlangıç

Hep bir şeyleri beklerim yapmak için ve hiç de istemediğim bir zamanda yapmak zorunda kalırım. niye beklersem hep sanki, oysaki insan bir an önce harekete geçmeli. Bu bloğun ilk yazısı 2010 Singapur Gp'den sonra olmasa daha iyi olabilirdi. Olabilecek en kötü şey oldu, Hamilton yarış dışı kaldı, en önemli rakiplerden Alonso birinci oldu. Alonso ile Ferrari son yarışlarda önemli bir yükselişe geçti. Bir Mclarenci olarak Ferrari ve Alonso'yu sevmiyor olabiliriz ama Mclaren ve bu spora ilgimizi bu sevmemezlik üzerine kurmamalıyız. Bu futbolda da böyle ve bu hatayı son yıllarda sık sık yapıyoruz. Son iki yarıştır Hamilton'un kazalarına gelirsek, aslında ikisi de tam anlamıyla Hamilton'un hatası değildi. Bu sene Petrov ve Vettel'de gördüğümüz türden hatalar değildi en azından. Massa ile sürtünmesinde ise şu ana kadar şikana iki aracın girdiğini çok sık rastladık, avantajlı çizgiyi koruyan araç genellikle yerini korur veya duruma göre yerini kazanırdı. Hamilton da muhtemelen bu iyi oldukları pistte Massa'yı geçip kafayı yarış birinciliğine koymuş olabilir. 2008'de hatırlarsanız yakaladağı momentumla (virajı tam hatırlayamadığımdan yazmadım ) Raikkonen'i geçerek kritik bir hamle yapmıştı. Ama bu sefer lastikler birbirine öyle bir dokundu ki sağ süspansiyon gitti. Eğer viraj çıkışında Hamilton Massa'yı geçip, Mclaren dublesi olsaydı Hamilton'a ne kadar çok övgüler dizileceğini tahmin edebiliriz az çok. Bu tür ince detaylar bazen büyük sonuçlara neden olabiliyor ama aynı futboldaki gibi 3o metreden şut çekip top direkten dönüyorsa kızamazsınız, öndeki aracın durumundan faydalanabiliyorsanız Hamilton'a da kimse dur diyemez sanırım. O yarış dışı kalmasaydı Monza baştan aşağı değişebilirdi. Demek istediğim Vettel'in Belçika'da yaptığı ile Hamilton'un Monza'da yaptığı kesinlikle aynı şey değil. Her yerde olduğu gibi bu işte de yorumlarken kolaycılığa kaçıyoruz. Sözde Singapur Gp'yi yorumlayacaktım ama aklım ister istemez önceden oluşan düşüncelere gitti. Bilinçaltı işte.



Aslında yazacak çok şey var ama yarışa dönelim. Ferrari Red Bull'u ciddi manada yakalamışa benziyor, en azından en iyi ikinci araçlar. Monzaya kadar Hamilton ve Mclaren elindekilerle inanılmaz bir iş çıkardı. Şu an en iyi üçüncü araçlar bazen ikinci oldular ama asla en hızlısa olmadılar. Mclaren'in idari patronu J. Neale Singapur'a uyum sağlayan asıl parçaların asıl verimi Suzuka'da vereceğini, verebileceğini söylemiş. Açıkçası sıralama turlarındaki 3.lük ve 4.lük bizi umutlandırmıştı çünkü Hamilton Alonso'dan 0.180 sn gerideydi. Bu Macaristan'daki 1.2-1.3 snlik Red Bull ve 0.3-0.5 snlik Ferrari farkına göre oldukça iyi bir rakam. Ama bu yarış performansına pek yansımadı. Bu arada ilginçtir ki elimin altında sürekli bir internet bağlantısı olmadığından tur zamanlarını tam inceleyemedim ve yarışı bir kez daha izleyemediğimden Alonso'dan oldukça geri olma durumumuzun incelenmesini sonraya bırakıyorum. Bu sene sıralama turlarındaki farklar yarışlara tam yansımadı. Valencia'da Hamilton Q3'te yaptığı hata ile belki de polü kaçırmış, yarışta pitten sonra Vettel ile aynı tur zamanlarını yapmaya başlamıştı. Silverstone'da 1 snlik fark yarışta Hamilton ile Webber' arasında 0.25-0.30 snidi. Hockenheim ve Macaristan'da ise sıralama turlarındaki fark ile yarıştaki fark aynıydı tabii 1 snlik performans farkı Vettel'in Alonso'yu geçmesine yetmedi ( Burası şu futbolcunun tek golü takımını kurtarmaya yetmedi gibi oldu : ) fakat bu performans farkı Webber'e galibiyeti getirdi. Monza'da ise Mclaren'in yaptığı değişik agresif hamlelerin ne getireceği ise Hamilton'un kazası ile faili meçhullere benzedi.



Singapur'da Vettel ile Alonso'nun aynı temporda gitmesi, Ferrari'nin nasıl bir gelişim gösterdiğinin de kanıtı. Monza'da da gayet iyiydiler, muhtemelen en hızlı araçtılar. Alonso hem Vettel hem Webber'i sıralamalarda geçerek, yarışta da yerini kaybetmeyerek pit duvarıyla beraber çok iyi bir iş çıkardı. Webber'in bu sene bazı yarışlarda olduğu gibi bu cumartesi de yavaş kaldı. (Bazı yarışlarda Vettel çok da zorlanmadan Webber'i geçerek polü almıştı ) Suzuka onlar için son şans olabilir. Çünkü Ferrari-Alonso ikilisi Massa'nın da rüzgarıyla gümbür gümbür geliyor. Webber veya Vettel'in ikisinden biri mutlaka kendileri için yarışı kazanmalılar. Aslında bu yarışta Vettel'in Webber'i geçmesi de Alonso'ya yaradı. Vettel'in Webber'e geçildiği olası bir durumda, puan farkı bir yarış galibiyetinden fazla olacaktı ve Vettel psikolojik olarak iyice zor bir duruma düşeceketi. Şimdi dört ayrış var ve Webber şampiyon olmak istiyorsa kesinlikle Suzuka'yı kazanmalı. Böylelikle hem Vettel'i geçip takım içi savaşı bitirecek hem Alonso'nun rüzgarını kesecek hem Mclaren'i dipsiz bir kuyua atacak, işte bütün bunlar için Suzuka çok çok iyi bir şans. Aksi taktirde yine elimize kağıt kalem alıp hesaplar yapmamız gerekebilir.


Bu ilk yazı da biraz çalakalem biraz da önceden kafamızda olanlarla garip bir yazı oldu. Singapur'u, özellikle Heidfeld'i, Sutil'in Williams'a direnişini ve daha birçok şeye uzunca değinmek istiyorum. Umarım iyi vakit geçirebiliriz.