Red Bull etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Red Bull etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2015 Pazartesi

2015 Avustralya GP

O kadar büyük bir merakla beklemediğimiz 2015 sezonununda iki yarışı geride bıraktık bile. Neden böyle dedim, çünkü sene başında Mercedes çok güçlü görünüyordu ve sıralama turlarına bir gün kala, hala Türkiye'de Formula 1'i yayınlayacak bir tv kanalı ortada yoktu. Neyseki şu an durum hem pistteki rekabet hem de yayın hakları bakımından daha iyi.

Mercedes'in Avustralya'da 3.'ye 1.4 sn fark atarak sıralama turlarınında yine ilk çizgiyi kapattığında herkes umutsuzluğa kapılmıştı. Ayrıca Marussia ve Bottas'ın yarışamaması, Kyvat ve Magnussen'in de start alamamasıyla Melbourne'de sadece 15 pilot vardı. Yarış dışılar da olunca neredeyse yarışı bitiren herkes puan aldı. Button hariç.































Bu yazıda Avustralya derecelerini inceleyelim. Öncelikle Hamilton-Vettel farkında odaklanacağız. Hamilton ile Vettel'in 2. tura girerken aralarındaki fark 2.6 saniye (sn) idi. Önemli bir ayrıntı, Vettel 4. sıradaydı ve Mercedes'lerle arasında Massa vardı. Bu dörtlü grup 21. turda Vettel'in pite girmesiyle bozuldu, 20. turdaki farklar Ros 2.4, Mas 14.7, Vet 16.3 sn şeklindeydi. Ferrari'nin Williams'tan daha hızlı olduğu görünüyordu fakat Vettel pist üstünde Brezilyalı'yı pek zorlamadı. Pitten Massa'nın önünde dönen Vettel'in önü açılmıştı. Vettel ilk stintte yaklaşık 20 turda Hamilton 14 sn yemişti ve bu da tur başına neredeyse 0.7 sn demek.

26. turda Rosberg'in pit yapmasıyla yeni sıralama da şekillenmiş oldu. 27. tura Hamilton önde girerken Ros 4.7, Vettel 15.1 ve Massa 17.2 sn gerideydi. İki Mercedes arasındaki fark ise pitlerin hemen öncesinde ve sonrasında biraz zikzak çizse de genelde 2 saniyeydi. 38. turda Ham Vet'in 20.4 sn önündeydi. 48. turda ise fark 30.3 sn olmuştu. 51. turda fark 32 sn olduktan sonra bir süre stabil kaldı ve 57. tur biterken yine 32. 7 sn idi. İkinci stintte Vettel ortalama 0.6 sn geride kalmış lider Hamilton'dan. İkinci stintte Hamilton'ın farkı azaltmış görünmesinin farklı nedenleri olabilir. Lider olduğunuzda temiz havanın avantajı ilk stintte daha çok hissediliyor, tur bindirmeler başlayınca ortalık karışıyor. Ayrıca Hamilton pitten sonraki birkaç tur yavaş kalmış, Vettel de 50. turlarda garip şekilde hızlanış öndekilere göre. Massa da Vettel'in 3.5 sn gerisinde yarışı dördüncü bitiriyor. İlk yarışa dair diğer önemli not, Rosberg'in Hamilton'a karşı 2014'e göre pazar günü daha dirençli gözükmeseydi. Alman pilotun performansı sezonun geri kalanı için kritik önemde.







Biraz da McLaren'e yani Button'ın derecelerine bakalım. İngiliz pilot yarıştan sonra son iki turdaki derecelerinden memnun olduğunu söylemişti. Button ikinci stintte 1.34-36 aralığında gezindikten sonra 1.35'le dönmeye başlıyor. MP4-30'un son üç turu 1.35.344, 1.34.240 ve 1.33.338. Button iki turda 1'er sn hızlı tur atabilmiş, muhtemelen takım burada bir deneme yaptı.  Button'ın 58. turda attığı bu turu da yarışı bitirebilen diğer pilotların en yavaşı Sainz'ın en hızlı turundan 0.5 sn daha yavaş. Sorunlar yaşayan Perez'i bir kenara bırakıp Button'ın turlarını Sainz Jr ile karşılaştırdık biz de. İkinci stinti baz aldık ve dışadüşen turları yani ortalamadan çok fazla sapan tur derecelerini dikkate almadık. Çıkan sonuca göre Sainz Jr.'ın Button'dan ortalama 1.25 sn farkla hızlı olduğunu gördük.

Sayısal verilerden sonra yarışa bir de dışarıdan bakalım. Mercedes geçen seneki hızını sürdürürken belki de McLaren'den bile şaşırtıcı performansa sahip Red Bull idi. Mercedes'lerden tur yiyen takım yarıştan sonra Renault'a hafif tabirle saydırmaya başladı. Daha ilk yarışın ardından Renault ile kanlı bıçaklı oldular. Bir yarış geçmişken hikayeleri Williams ve BMW'yi geçti. Hatta Avusturyalı takım F1'den ayrılmayı tehdidini bile savurdu.




McLaren yarışta bu kadar hızlı değildi.





























15 aracın start aldığı yarış biraz da Sauber'e yaradı. Gelişen motorla beraber Nasr arkasındaki önemli isimlere direnebildi ve ilk yarışından 5. olarak tarihteki yerini aldı. Gerçi 11 pilotun bitirdiği yarışta test yapan Button dışında herkes puan aldığı için aman aman bir olayı yok bu istatistiğin. Sainz Jr. da ilk yarışında puan alan diğer isim oldu, Verstappen de yarışı bitirse çok büyük ihtimal o da puan alacaktı. Özellikle Felipe Nasr GP2'ye hızlı geldikten sonra bir türlü beklentileri karşılayamadı. Klasman anlamında fena değildi ama Hamilton veya Rosberg'deki bir ışık göremedik. Aynı şekilde Sainz Jr. Magnussen ve Vandoorne'a karşı FR3.5'da pek varlık gösteremedikten sonra bu ikili seriden mezun olunca zorlanmadan şampiyon oldu. Bakalım çaylaklar performanslarıyla bizi utandıracaklar mı ?




Yazıda Maldonado geçiyor mu ? 




Herhalde bu sezona dair en net gelişme Ferrari'nin gelişimi oldu. Geçen sene en hızlı 4. takım olan, bazen McLaren'in de arkasına düşerek 5. takım olan İtalyanlar özellikle motorda önemli gelişme kat ederek en hızlı 2. takım olmayı başarmış görünüyor. Avustralya bize en hızlı aracı gösterse de bazen gerçekleri çarpıtabilen bir pist, bu yüzden önümüzdeki yarışlarda takımların durumları hakkında daha net yorumlar yapacağız. şimdilik görüşmek üzereç







22 Ekim 2014 Çarşamba

Üç Dönemin Hikayesi - I

Alonso'nun Ferrari'den ayrılıp 2016'da Mercedes'e geçmek istemesi ister istemez bazı soruları aklımıza getirdi. Böylesine baskın bir araç size kaç yıl şampiyonluk için yarışma garantisi verebilir, Alonso Mercedes'e geçebilirse 2016'da bu kadar güçlü bir aracı olabilir mi ?.. Bu soruların cevabını bulmak için Formula 1'in en hızlı ve popüler araçlarını yıllar içindeki performansını inceleyelim dedik. Bu araçlar McLaren'in MP4/4'ü, Ferrari'nin F2000'i ve Red Bull'un RB6'sı. Üçü de uzun yıllar sürecek hegemonyayı sağlayan araçların ataları oldular.
















Üç aracın da kendine göre hikayesi var ya da üç dönemin diyelim. McLaren'in hikayesi en bilindik, çok güçlü bir araç ve zaman içinde aradaki önemli farkın azalması. Ferrari ise 2000-2002 arası farkı artırırken 2003'teki kural değişiklikleriyle sarsılsa da şampiyonluklara devam etti. Red Bull ise kurtlar sofrasına pek alışık olmadığı için 2010'da büyük sıkıntılar çekti. Şimdi bu üç dönemi sırayla inceleyelim ve içinde bulunduğumuz Mercedes hegemonyası hakkında fikir yürütelim.

1988 sezonuna baktığımızda bir kere daha şaşırdık. Senna'nın saf hız anlamında ne kadar iyi olduğu hepimizin malumu ama McLaren'e geldiği ilk sezonda, takımda 4 sene yarışıp, bunların 2'sinde şampiyon olan Prost gibi birine karşı 16 yarışta 13 pol kazanmış. 2 pol Prost'a, 1 pol da Gerhard Berger'e gitmiş. Yani McLaren MP4/4 16 yarışta 15 pol ve 15 galibiyet elde etmiş. Ertesi sezon yine 15 pol kazanmış McLaren. Senna 13, Prost 2 ve Riccardo Patrese 1. Yarış galibiyeti sayısı ise 11'e düşmüş. Unutmadan 1989 sezonunda turbo motorlar yasaklanmıştı. 88 ve 89 sezonları Senna ve Prost rekabetiyle F1'in dünya çapında bir vites daha artırdığı yıllar olmuştu. Tarihin en iyi aracı, en iyi takım patronu ve tarihin en iyi pilot dizilimi.



Muhteşem Üçlü




1990 sezonu ise Berger'in ve Prost'un yer değiştirmesiyle başlıyor. McLaren cumartesi günleri gücünü korusa da pazar günü Ferrari koltuğundaki Profesör'ün de etkisiyle işler değişiyor ve şampiyonluk bildiğiniz gibi yine Suzuka'ya kalıyor. 90'da McLaren 12 pol kazanırken, galibiyet sayısı sadece 6. Pollerin ikisi Berger'in. '90 takımların biraz daha birbirine yaklaştığı sezon olarak da görülebilir. Williams'ın 2, Nelson Piquet ile Benetton'un 2 ve Ferrari'nin 6 galibiyeti var. Piquet son iki yarışı da kazanmış.

1991 sezonu Senna ve McLaren adına daha rahat geçmiş. Üç dönemin ortak yanlarından biri de bu, üç takım da baskınları sona ermeden önceki yılda rahat şampiyon olmuşlar/oldular. McLaren Senna'nın 8, Berger'in 2 polüyle toplam 10 pol kazanırken, 8 yarış kazanabilmiş. Williams'ın ayak sesleri ise bu seneden duyulmaya başlanmış. 6 pol ve 7 galibiyet. Mansell ve Patrese ikilisi de akla Vettel-Webber ikilisini hatırlatıyor. Gerhard Berger'in de çok güçlü 'ikinci pilot' imajı var maalesef.

Ve 1992 sezonu. McLaren Honda ortaklığı 88-92 arasında sürmüş ama bu 4 değil, 5 sezon ediyor. İnsanlar doğal olarak efsanevi '88 ve '89 sezonlarını hatırlıyor fakat 88'de ortalığı kasıp kavuran McLaren Honda ortaklığı 92'de Williams'a karşı hiçbir şey yapamamıştı. Mansell 14 pol ve 9 galibiyet elde etti. Diğer poller Senna ve Patrese'nin. İngiliz takım 15 pol ve 10 galibiyet kazandı 16 yarışta. Senna 3, Berger 2 ve Schumi de 1 galibiyet aldı. 1992 sezonu bugünlerde sıklıkla atıf yapılan Prost'un boş senesi oldu ve Fransız 1993'te Williams ile pistlere dönüp 38 yaşında dördüncü ve son şampiyonluğunu kazandı. Bu noktada Williams'ın 90'lardaki dominantlığının farkı nedir diye sorarsanız, ki sormak gerek, herhalde belli pilotla özdeşleşmemesi diyebiliriz. Anlattığımız üç dönemde de Senna, Schumi ve Vettel'in önemli katkıları var fakat Williams bu yıllarda 4 farklı pilotla şampiyon oldu ve özellikle Damon Hill ve J. Villeneuve'ün diğer şampiyonlar kadar üst düzey pilot olmadıklarını ekleyebiliriz. Özetle Williams'ın yaptığı iş daha zordu.



1992 Monaco GP : Mansell bütün yarış Senna'nın arkasındaydı, 10 sene sonra aynısını Coulthard Schumi'ye yapmıştı.





























McLaren Mercedes işbirliği ise Williams'ın güçlü formu 97'de bittikten sonra başarıya ulaştı. 1998 ve 99'da en hızlı araca sahip olan takım iki pilotlar ve bir takımlar şampiyonluğu kazandı. Belki 2000'de de en hızlı araca sahiptiler ama o yıl artık yeni bir devrin başladığı yıl oldu. Ferrari tam 21 yıl sonra pilotlarda mutlu sona ulaşırken Schumi'nin katkısı büyüktü. Rubens'in de Hockenheim'daki inanılmaz yarışı. Ferrari dominasyonunun başlangıcı diğer ikisinden bu şekilde ayrılıyor. Hem MP4/4 hem de RB6 rakiplerine göre çok üstündü fakat F2000'in koltuğunda Schumi'den başkası olsa şampiyonluk gelmeyebilirdi. 2000'den sonra 2001 daha kolay geçmiş, 2002 ise hem Schumi adına hem Ferrari adına yeni rekorlar getirmişti.

2000'de Ferrari 10 pol ve galibiyet elde etti, bunlardan 1 pol ve galibiyet de Rubens'in. Artık 17 yarışımız var. 2001'de Schumi 11 pol, Williams 5 ve McLaren 2 pol kazanmış. Galibiyet sayılarında 9 Schumi, 4 McLaren ve 4 Williams. David Coulthard kariyerinin en iyi sezonunu geçirerek şampiyonada 2. olmuştu. Hakkinen kötü geçen sezondan sonra 1 sene ara vereceğini söylemiş ve birçok kişinin tahmin ettiği gibi bir daha da dönmemişti. Sezonları incelerken Senna'nın inanılmaz baskın cumartesi performansından sonra en çok Ferrari'nin her anlamda domine ettiği 2002 sezonunda Montoya'nın Schumi ile eşit pol sayısına sahip olmasına şaşırdık. İkisinin de 7 polü varken, Rubens de 3 polle pik yapmış. Galibiyetlerde Ferrari 15, McLaren ve Williams 1. Schumi ise Williams'ın duble yaptığı Malezya Gp hariç bütün yarışları ya kazandı ya da ikinci bitirdi. Malezya'da üçüncü olmuştu yani 17 yarışın hepsinde podyumdaydı. McLaren de tek galibiyetini Coulthard'la Monaco'da aldı. Tabii Ferrari'nin baskın olduğu yıllarda yakıt ikmali yasağı yoktu, belki de Williams'ın 7 polünde hafif depoyla sıralamaya çıkmanın önemli etkisi vardır.




2000 Almanya GP : Schumi sezon ortası üç yarış üst üste yarış dışı kalmıştı, bu da sonuncusu.Rubens'in en unutulmaz zaferi




























Ferrari'nin 2003 ve 2004 yıllarıyla Red Bull yıllarını diğer yazıda anlatalım. Mercedes'in hikayesi ise en çok McLaren'inkine benziyor. Yeni kurallarla çok baskın bir araç ve iki takım arkadaşının şampiyonluk için kıyasıya mücadelesi. Mercedes'le beraber hikayelerde en garip olanın Ferrari olduğu muhakkak. Aslında Ferrari ve Schumi muhtemel bir McLaren dominasyonunu kırıyorlar 2000 yılında. Evet, Mika Hakkinen çok sevilir Formula 1 camiasında ama McLaren koltuğunda Schumi olsaydı tarih şu an çok farklı yazılmış olabilirdi. Ayrıca Newey ve McLaren uyuşmazlığı da Ferrari dominasyonuna önemli katkılar yaptı. Newey'in Formula 1'de en son çalışacağı takım belki de McLaren'dir. Ferrari 96'da Schumi'yi de katarak başladığı yeni yapılanma beşinci sezonun sonunda meyvesini vermişti ve ondan sonra da durdurulamadılar.

Etiket sıkıntısından dolayı yazıyı ikiye bölelim dedik. Genel değerlendirmeyi ve Mercedes'in geleceği ile düşünceleri de diğer yazıda paylaşacağız. Özellikle belirtmek gerekir ki Senna dönemini izleyemedik ve bilgilerimiz internetten, sağdan soldan bulduklarımızla sınırlı. Ferrari dominasyonunu izledik ama şu an o yıllar da uzak hatıralar gibi geliyor yani ayrıntılara pek hakim değiliz. O yüzden sizin de paylaşacağınız ayrıntılı bilgilerle hatalarımızı öğrenebilir, daha fazla şey öğrenebiliriz. Diğer yazıda görüşmek üzere.

1 Ağustos 2014 Cuma

2014 Sezon Ortası Analizi : 1




























Formula 1'in en çok beklenen kural değişikliği ile beraber 2014 sezonu için kollar neredeyse 3 yıl önce
sıvanmaya başlanmıştı. Belki de fazla edebiyat yapmadan dağ fare doğurdu diyelim. 4 yıldır şikayet edilen Red Bull üstünlüğünden bile daha baskın bir araçla karşımıza çıktı Mercedes. Dağ bayır, düzlük viraj her anlamda en iyiler. Bu noktada F1'in, özellikle kuralları değiştirenlerin Mercedes'e büyük bir borcu var. Bu baskın araç Red Bull'da hele de Ferrari'de olsaydı şampiyon şimdiden belli, motor sesinden rahatsız olan taraftarlarla beraber spor iyice dibe çökebilirdi. Mercedes'in de Macaristan'daki gibi sıkıntıları olsa da sağlamaya çalıştıkları rekabet Formula 1'i bu sene ayakta tutan şey oldu, umarım son yarışa kadar devam eder.

Sezon bundan sonra genelde olduğu gibi daha gerilimli olacaktır, hele de son yarış. Şampiyonluk yarışı kızışmaya devam ederse diğer şeyleri pek önemsememeye devam edebiliriz. Şampiyonluk dışında pilotlarda Ricciardo 3.'lük için şanslı duruyor, Alonso istikrarı ve Bottas Williams'ın artan hızıyla beraber diğer büyük adaylar. Bunun yanında takımlarda Red Bull ikincilik koltuğu için şanslı olsa da 3.'lük için Williams, Ferrari hatta Force India ve McLaren'in şansları var. Diğer merak edilen ise Marussia'nın takımlarda 9.'luğu kurtarma şansı. Sauber'in 3 puan alması Marussia'yı geçmesi yeterli olacaktır. Sezonun ikinci yarısı dayanıklılık da önemli olacak. Renault hızda sorun yaşadığı gibi dayanıklılıkta da sorunları var. Şimdiden bazı parçalarda limitteler. Bakalım fazla motor ve parça kullanımından verilmesi muhtemel cezalar şampiyonayı nasıl etkileyecek. Şimdi takımları sırayla ele alalım.



Mercedes 

2014'ün en iyi takımı Mercedes şampiyonaya da büyük anlamda yön veriyor. Bazı aksilikler olmazsa 11 pol ve galibiyetin hepsini kazanabilirlerdi. Avusturya, Kanada ve Macaristan'da birer fireleri oldu. Bu anlamda da MP4/4'ün rekorunu da kaçırmış oldular. Hamilton sene boyunca daha çok sorunlarla boğuşurken Rosberg daha sakin bir sezon geçirdi. Ayrıca geçen sezon Malezya'da Rosberg'e yaptığını bu sezon da Hamilton'a yapabilir takım. Her ne kadar Mercedes'i sürücüleri yarıştırma konusunda övsek de Rosberg'le yapılan yüksek meblağlı sözleşme takımdaki rüzgarın biraz değiştiğini gösteriyor. Hamilton 2011'de yaşanılanlardan sonra öz evlat olmasına rağmen McLaren'deki gücünü kaybetmişti, şimdi de üvey evlat olmasa da Mercedes'in daha bir öz evladına karşı savaşıyor. Neyse, işin spekülasyon kısmını çok konuştuk.





Hamilton'ın ilk yarışta yarış dışı kalmasından sonra üst üste 4 defa kazanması rüzgarı onun yönüne çevirmişti. Monaco'ya tam bir Hollywood starı gibi giden Hamilton Rosberg'in cumartesi günü yaptığı şikeli hareketten sonra kontrolü kaybetmiş ve rüzgarını kaybetmişti, aslına bakarsanız halen o olayın etkisinde diyebiliriz. İkili arasındaki rekabette Bahreyn, Kanada ve İngiltere kritik yarışlardı. Bahreyn'de polü alan Rosberg ilk virajda yerini kaybetmiş, yarışta da sürekli zorlamasına rağmen Hamilton yer vermemişti. Rosberg'in ilk 5 yarışta en formda olduğu yarışta bile Hamilton'ı geçememesi onu adına önemli bir dezavantajdı. İkinci dönüm noktamız Hamilton'ın en güçlü olduğu iki pistten biriydi. Monaco'dan sonra herkesin Hamilton'ın favori pistinde Rosberg'i paramparça edeceğini düşünüyordu, biz de. Rosberg hakkında düşüncelerimizin değişmesinde en önemli yarış Kanada oldu belki de. Yarışta önde olmasının avantajıyla fren sorunundan daha az etkilendi, yani Kanada'da kazanılan 18 puan sadece şansla gelmedi. Kanada'dan sonra Avusturya ve İngiltere'de Hamilton kendi hatalarıyla, Almanya ve Macaristan'da ise dayanıklılık sorunları yüzünden tam anlamıyla bir savaş olmadı ikili arasında. Bu yüzden Rosberg'in cumartesi günleri 7-4'lük üstünlüğü bir anlam taşımıyor pek fazla. Belki son iki yarışı çıkarırsak 5-4'lük bir Rosberg üstünlüğü var diyebiliriz. 

İngiltere'de Rosberg'in galibiyete giderken yarış dışı kalmasıyla iki pilot da muhtemel 25 puandan olarak durum eşitlenmişti lakin Hamilton'ın yaşadıklarıyla Rosberg yine avantaj kazandı. Son iki yarıştaki olaylar olmasa Hamilton 3-4 puan önde veya geride olabilirdi. Rosberg geçen sene de sezonun ikinci yarısı Hamilton'a göre toparlanmıştı. Yine de Hamilton'ı geçmesi için ya cumartesi ya da pazar günü olağandışı şeylere ihtiyacı var. Son yarışı bir kenara koyarsak diğer 7 yarışta Rosberg'in 3 kere Hamilton'ı geçmesi gerek. Macaristan'da Hamilton'ın önünde biterse 7 yarışın 3'ü ona yetebilirdi. Rosberg'e son yarış öncesi 15 puan gerekli. Diğer türlü tek turda hala en hızlı Hamilton'a karşı işi zor. Sanırım bu kadar Mercedes yeter değil mi ?



Red Bull

Aslında en ilginç takım içi rekabet burada. Son dört senenin şampiyonu takıma yeni katılan Ricciardo karşısında çok zorlandı. Şu an Ricciardo hem cumartesi hem pazar hem de galibiyet ve podyum sayısında son şampiyondan daha iyi konumda. Açıkçası bu başarının sırrı son yarışlarda daha sık ifade edildiği gibi Vettel ve Ricciardo'nun yaklaşımında yatıyor. Vettel'in başarılı olması için daha fazla faktörün bir araya gelmesi gerek. Ricciardo ise daha çok büyük pilotlar gibi her türlü şartta araçtan maksimumu almaya çalışıyor. Vettel son yarışlarda biraz daha toparladı gibi, sezonun ikinci yarısı Ricciardo'yu daha fazla geçebilir ama sonuçta ortada son şampiyon için gerçekten vahim bir durum var. Üstelik Vettel'in Ricciardo'yu sıralamalarda geçtiği Kanada ve Macaristan'da takım arkadaşı yarış kazandı, İngiltere'de de Ricciardo podyuma çıkarken Vettel podyum dışı kaldı.






Takımın genel performansına bakarsak, sezon içi testlerde sıkıntı yaşasalar da ilk yarıştan itibaren en hızlı ikinci takım konumunu korudular. Avusturya'da Williams'ın hızı tek yarışlık mı diye düşünürken İngiliz takım formunu korudu ve Red Bull'u geçmiş gibi görünüyor. Üstelik Ferrari de var artık. Red Bull rakiplerinin aksine iki pilotuyla da daha düzenli puan alabiliyor. Ferrari ve Williams'la yaklaşık 80 puanlık farkı onlara yetebilir. Bu konuda onları en zorlayabilecek şey Renault motorları ve diğer aksamlar. Herhangi bir cezada 10 sıra geri düşebilecek RBR pilotları griddeki Mercedes motorlu takımların sayısını da düşünürsek önemli puanlar kaybedebilir. Red Bull'un Avusturya'dan itibaren sarsılan ikinciliği de pek normal değil. Acaba Newey yine büyük bir şeyin peşinde mi ?



Ferrari

Ferrari yine bildiğimiz gibi. Bir şeyler eksik. Yıllardır Formula 1 aero şampiyonasına döndü deyip şikayet edip motorların öne çıktığı sezonda bocalıyorlar. Burada basit bir başarısızlıktan ötesi var. Üstelik takım aero anlamında Mercedes veya RBR seviyesinde olmasa da önceki sezonlara göre iyileşmiş gibi. Ferrari'nin RBR gibi müşterisi olmadığı için aslında motorlarının ne kadar kötü olduğu konusunda fikrimiz pek yok. Yani Sauber ve Marussia Ferrari motorundan pek şikayet edecek halleri yok, Ferrari de bu konuda pek dürüst değil. Sanmayin ki sadece Renault motoru kötü. Bazı pistlerde zorlansalar da Williams ve RBR ile aralarında büyük bir fark yok.

Takım içi rekabet ise bu sene en çok konuşulan konu neredeyse Ferrari için. Alonso'nun inanılmaz üstünlüğü Raikkonen hakkında birçok dedikoduya neden oluyor. Takım pilotumuzun arkasındayız dese de her an her şey olabilir. Üstelik Bianchi'nin Macaristan'da Raikkonen'i geçerek Q2'ye kalması da basit bir tesadüf olmayabilir. Sıralamalarda Alonso'yu 2 kere geçen Raikkonen yarışların hepsinde Alonso'nun arkasında kaldı. %99 sezonun ikinci yarısı onun için daha iyi olacaktır, boş konuşmayı sevmeyen Fin pilotun açıklamalarından da bunu anlıyoruz. Kalan yarışlarda Alonso'yu yeterli derecede geçmesiyle 2015'te sürpriz görmeyebiliriz. Raikkonen'in performansı ilginç bir şekilde Alonso'nun kariyerini de belirleyebilir.





Hazır bu konuya girmişken dalalım isterseniz. Alonso McLaren söylentileri ayyuka çıkmış durumda, McLaren bu konuda çok istekliyken Alonso'nun tereddütleri olduğu açık. Adam zaten yavaş araçlardan yeterince çekti, bir hataya daha tahammülü yok. Alonso'nun geleceğini, Raikkonen'in performansı, Williams'ın hızı ve McLaren'in gelişmesi belirleyecektir. Raikkonen'in ve Williams'ın hızı takımlarda üçüncülük savaşı için dolayısıyla Alonso'nun sözleşmesinin fesh etmesi için, McLaren'in de gelişmesi İspanyol pilotu ikna etmek için önemli olacak.



Williams

Son yıllarda zikzaklı bir performans çizen Williams 2010 ve 2012'den sonra yine çift sayılı bir sezonda iyi iş çıkarıyor. Başarılarının sırrı sadece motor da değil üstelik. Takım aerodinamik anlamda da oldukça iyi ve bu güçleri sayesinde son yarışlarda en hızlı ikinci takım olmayı başardılar. Monaco, Macaristan gibi düşük hızdaki pistlerde zorlanıyorlar, sezonun geri kalanında Singapur hariç hızlarını koruyabilirler. Lakin hızlı araçla küçük takım gibi yarışıyorlar. Çok fazla hata ve kazaya karıştılar. Son yarıştaki çifte puanları sayarsak önümüzde 9 yarış var ve takım için ikincilik de mümkün, dördüncülük de. Podyum ve olası bir galibiyet takımın yeni sponsorlar bulmasını ve mevcut isim sponsorunu tutmasında yardımcı olacaktır.





İngiliz takımın elinde 2005'ten beri en iyi ikili var. İngiltere'ye kadar çok yakın geçen mücadelede Bottas son yarışlarda büyük üstünlük sağlamaya başladı. Sadece Massa'nın kazaları değil Bottas'ın da artan performansı bunda etkili oldu. Williams'ın performansı sadece kendilerini değil şampiyonayı da yakında etkileyecek. Mercedes'in şu anki hızıyla pistte tek geçemediği takım Williams. Almanya'da olduğu gibi Rosberg veya Hamilton Williams'ın arkasına düşerse puan farkı 7'den fazla artabilir herhangi bir yarışta. Sorun yaşayan bir Mercedes gerilere düştüğünde iki Williams'ın da arkasında bitirip kaybı 13 puana kadar da çıkabilir. Massa'nın performansı sadece takımını değil şampiyonanın genelini de etkileyecek.



Force India 

Bu kısımda McLaren'i inceliyor olabilirdik. İki takım arasında 2 puanlık fark Macaristan'da Button'ın aldığı 1 puanla 1'e indi sadece. Force India takım olarak Macaristan'da kötü olsalar da sezonun genelinde büyük takım gibi yarıştılar. Hızlı olmasalar da iyi puanlar almayı başardılar. Bunda Hulkenberg gibi komple bir pilotun ve Perez gibi lastiklere iyi davranabilen pilota sahip olmaları etkili oldu. Bu anlamda Williams'ın tam zıddı bir noktadalar.





Sezon ortasına kadar iyi iş çıkarsalar da sezonun ikinci yarısı McLaren'e geçilmeleri muhtemel. Çünkü takım McLaren dahil öndekilerle aynı hıza sahip değil. Son yarışlarda, özellikle sıralama turlarında net şekilde geride kalmaya başladılar. Takım 2011 ve 2013'te şampiyonada beşinciliği alamamıştı, bakalım bu yıl alabilecek mi ? Bu kez daha tecrübeli ve daha iyi pilotlarla sahipler.

Takım içi rekabette ise Hulkenberg'in üstünlüğü bulunuyor. Alman pilot sıralamalarda 9-2 önde olsa da Perez Buttonvari şekilde yarışlarda durumu toparlamayı başarıyor. Bahreyn'de takımın tek podyumunu elde ederken, Kanada'da neredeyse yarış galibiyetine gidiyordu. Avusturya'da araç yavaşken herkesten farklı bir taktikle iyi puanlar almıştı. Perez bunun gibi iyi yarışlar çıkarsa da Hulkenberg'in üstünlüğü çok açık. Üstelik sıralamalarda 9 kere Perez gibi iyi bir pilotu geçmek azımsanacak bir başarı değil. Bakalım Hulkenberg de seneye artan minimum ağırlıklarla beraber daha iyi bir takıma geçebilecek mi ?




 

21 Haziran 2014 Cumartesi

Cumartesi Savaşları - 1

  • Williams'ın 2, McLaren'in 1,5 ve Ferrari'nin 1 yıldır galibiyeti yok.
  • Williams'ın 2, McLaren'in 1,5 ve Ferrari'nin 2 yıldır polü yok.
  • Üç takımın da en son ne zaman duble yaptığını ise zaten hatırlayan yok.


Red Bull'un 2009'u da sayarsak 5 yıllık hakimiyeti ve bu sene de Mercedes dominasyonuyla Ferrari ve McLaren istatistiksel olarak da kötü duruma düştü. Bugün Williams en azından pol konusundaki istatistiğini düzeltti, umarım bugünkü ilk çizgi yarın podyum ve podyumlar olarak döner. Yazımızın konusu bu değildi ya, söylemek istedik.

Rosberg 4-4 Hamilton

Rosberg Monaco'da pek hoş şekilde olmasa da Hamilton rüzgarını kırdı ve iki yarıştır da Hamilton'ı geçmeyi başarıyor. Bugünkü 3.'lük pol kadar değerli ve sıralamalarda durumu 4-4'e getirdi. Rosberg'in Hamilton'i yenmesi için 19 yarışlık takvimde en az 8'i bulması gerekiyor. Evet çok garip bir tahmin oldu fakat Hamilton'ı toplamda geçmesi zor görünüyor. Hamilton polde başlayıp yarışı bitirdiği 3 yarışı da kazandı. İlk virajı önde döndüğü 4 yarışı da kazandı. İlginç bir ayrıntı da normalde ne iyi ne kötü kalkan Hamilton'ın kirli taraftan bile Rosberg'i zorlaması. Rosberg'in bu sorunu hala çözülmemiş gözüküyor. Sezon ilerledikçe yarışlardaki bilinmezlik azaldıkça polün önemi daha da artabilir. Unutmadan son pol, deplasmanda atılan gol gibi iki gol değerinde.

Ricciardo 6-2 Vettel

Herhalde en şaşırtıcı sonuç bu olsa gerek. İki pilot için eşit şartlarda bile bu skorun çıkması şaşırtacakken, daha tecrübesiz, takımda yeni birinin 4 şampiyonluğa ulaşmış birini net şekilde geçmesi açıkçası birçok soruyu beraberinde getiriyor. Ricciardo'nun alt serilerdeki hızı da iyi olsa da Hamilton gibi muhteşem bir geçmişe sahip değil. Vettel Hamilton'la beraber gridin en hızlı tek tur pilotu olarak da biliniyordu. Webber'le geçirilen 5 seneden sonra insanların Vettel'e karşı yeterince ön yargısı varken, bu sene acaba'lar iyice arttı. Ricciardo ilk 8 yarışta 2 kere bile Vettel'i geçmiş olsaydı gerçekten önemli bir başarı sayılabilirdi. Artık Ricciardo'nun başarısına bizler kelime bulamıyoruz.

Alonso 6-2 Raikkonen 

Raikkonen Schumacher'i bir kenara koyarsak 2000'lerin en yetenekli pilotuydu muhtemelen. Ta ki Hamilton'ın gelmesine kadar. Ardından Vettel falan...Raikkonen uzun bir süredir gridin en yetenekli adamı değil ve şu anki geldiği ortamda en ufak detayların bile pilotlara önemli avantajlar kazandırabiliyor. Raikkonen'in her ne kadar eski takımı olsa da burada yeni pilot konumunda ve karşısında belki de en istemeyeceği adam var. Alonso hepimizin bildiği gibi ekmeğini taştan çıkarıyor, bu sene de değişen bir şey yok. Raikkonen'in 2014 performansını ikiye ayırmak gerekiyor, sezonun ikinci yarısı gözle görülür şekilde iyileştirmeli performansını. Raikkonen'in iddia edildiği gibi motivasyon sorunu yok, belki hiçbir zaman 2007 kadar hırslı değil ama 2008 kadar dağınık da değil. Eskiye oranla sorunlara çözüm bulması zaman alıyor ve herhangi bir zayıflık gösterdiğinizde bunu kendi lehine çevirecek pilot sayısı çok. Geçen sezon ilk yarıda duman ettiği Grosjean bile Kimi'nin pek konsantre olamadığı ikinci yarıda neler yaptı. Tabi bunda Fransız'ın kendini iyileştirmesi de etkili oldu. Hep Raikkonen'den bahsettik diye kızmayın, Alonso yine araçtan fazlasıyla performans buluyor. Onun hakkında en büyük şüphe tek turdu, acaba şimdi yine Hamilton'la aynı takımda yarışsalar cumartesi günü İngiliz pilotu ne kadar zorlar, en büyük meraklarımızdan biri bu artık.

Magnussen 4-4 Button


Magnussen Avustralya'da şanssız şekilde elenen Button'ı geçerken, Button da onu İspanya da şanslı şekilde geçmişti. İkisi de birer sorun yaşadı. Magnussen Avustralya, Monaco ve Avusturya'da kendinden beklenileni yaptı yani sadece Button'ı değil kendinden hızlı başka araçları da geçti. Önümüzdeki yarışlar; Silverstone, Hockenheim, Hungaroring, Spa ve İtalya bildiği pistler. Biraz da Abu Dhabi. 19 yarışta Button'ı 9-10 kere geçmesi yeterli olacaktır. Neden bildiği pistler önemli diyoruz çünkü aralarında devasa bir tecrübe farkı var. Mesela Button Suzuka ve Interlagos'ta 15. kez yarışacakken Magnussen bu pistlere daha izlemeye bile gitmedi. Yarışlarda Button'ın öne çıkması çok sürpriz olmaz. Şu durumda McLaren Alonso'yu ayartamazsa Button ve Magnussen'le devam edecektir. Seneye Magnussen'in performansına bağlı olarak ya ikisi ya da Button takımdan gönderilebilir.

Massa 4-4 Bottas

Ön grupta birbirine en yakın takım içi mücadele Williams'ta. Açıkçası yarıştan önce hangi Williams pilotu önde başlar diye sorsanız %55 Bottas derim. Bugün de önce polü alan o oldu fakat Massa tecrübesiyle polü Bottas'ın elinden almayı başardı. Zaten Massa'nın Fin pilota karşı en büyük avantajı da tecrübesi. Bottas'ın takımı tanıması da kendi adına küçük bir avantaj elbette. Avusturya sıralamaları hariç Bottas'ın Massa'ya attığı ortalama fark sadece 0.052 sn. İkili arasındaki mücadele sezon boyunca çok yakın geçeceği benziyor, Bottas'ın ikinci sezonu olduğunu da unutmamak gerek. Aynı McLaren'deki gibi önemli bir tecrübe farkı var. Bottas'ın geleceği için de Massa ile yapılacak kıyas çok önemli olacak. Bu rekabet iki pilotun da kariyerini belirleyecek, Massa'nın geçen sezon emekli olmayı düşündüğünü hatırlayalım hemen.

Yazının ikinci bölümüne geçmeden yarınki yarışta Williams'a şans dileyelim. İnşallah galibiyet, en azından podyum yapabilirler. Williams sene başından beri özellikle operasyonel hataları sık sık yapıyor. Yarın podyuma çıkmamak için özel çaba göstermeleri gerekir. Genel olarak Mercedes'in yarış hızı daha iyi ama Williams'ın şansı Massa'nın çok iyi start alması ve Rosberg'in polden bile iyi kalkamaması. Bottas, ciddi manada Rosberg'i arkasında tutabilecek en büyük aday. Williams Malezya'daki saçma sapan takım emirlerinden sonra Kanada'da uygulaması gereken yerde uygulanmadı. Yarın galibiyet şansı için her türlü emri uygulamalılar, umarım sakin kalırlar. Çünkü bu galibiyete ihtiyaçları var. Gördüğünüz gibi biz bile şimdiden onlardan daha heyecanlıyız. Umarım güzel bir yarış olur, en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere..

26 Mart 2014 Çarşamba

Sonunda Başladık : 2014 Avustralya GP

Normalde bir sezonu kasımda sezon bittikten sonra beklemeye başlar, martta da hevesimizi alırdık. Lakin 2014 sezonunu neredeyse 2-3 yıldır bekliyoruz. Üç yıl önce Turbo V6’ların olacağı kesinleştiğinde başlayan merak Hamilton’ın 1 sezonu çöpe atmayı göze alarak 2012 sonbaharında Mercedes’e imza atmasıyla başlamıştı aslında. 2013’ün sıkıcı geçmesiyle gözler zaten bu sezona dikilmişti. 2014 hoş mu geldi boş mu geldi bu yazıda biraz ona bakacağız fakat vizyonumuz çok dar olacak, elde sadece Avustralya GP var.



Eğer yarış bu kadar beklenildiği gibi heyecanlı geçseydi üçe bölüp yazmayı planlıyorduk fakat beklentilerin altında kaldığı için ancak bunu yazabiliyoruz. Melbourne öncesi tablodan çok çok farklı bir tablo göremedik hafta sonu.

Mercedes antrenmanlarda gösterdiği hızını yarışta da bol bol gösterdi. Antrenmanlarda ve sıralamalarda yavaş gözüken Williams için yine sezon hayal kırıklığı şeklinde geçecek diye düşünürken pazar günü de onlar şaşırttı. Oraya gelecez. Cumartesi yağmurlu geçtiği geçtiği için tek tur sıralaması yaparken ancak 2. ve 3. antrenmanlardan yararlanacağız.

Mercedes tek turda rahat şekilde önde görünüyor. Bouiller’in dediği gibi 0.5-0.75 sn fark var gibi. Hemen arkasından gelen takımlar ise Red Bull, McLaren ve Ferrari. Bu üçlüden hangisi daha güçlü belirsiz fakat Red Bull’un yağmurdaki hızı da iyiye işaret. Ricciardo Mercedes’lerle mücadele edebiliyordu. Yani tek turda Mercedes – Red Bull, McLaren, Ferrari – Williams, Force India sıralaması var gibi.

Yeni sezon öncesi çok yerine pilotlarla basın toplantısı


Yakıt ikmalinin yasaklandığı 2010’dan beri tek turda hızlı olan takımlar yarışta bu hızını kaybediyordu, en azından hız farkı yarışta azalıyordu. Bu sezon ise ilk yarışta farklı bir tablo gördük. Tabloda en şaşırtıcı takım ise şüphesiz Williams. Cumartesi günü Q3 mücadelesi veren takım Pazar günü adeta uçuyordu. Mercedes hariç herkesten hızlılardı, belki onlar kadar da hızları vardı. Cumartesi günü Ferrari’nin yavaş kalıp Pazar günü toparladığını son yıllarda çok gördük ama Williams’taki olay daha farklı gibi. Yağmura bahane bulmak istiyoruz fakat Mercedes’in yağmurda da ne kadar hızlı olduğunu gördük. Burada büyük bir soru işareti var, Malezya’da göreceğiz artık. Yarış hızına gelirsek ; Mercedes – Williams – Red Bull –McLaren – Ferrari – Force India. Kesme işaretlerine dikkat. Red Bull’un diskalifiyesi de buraya bir şerh koymamıza neden olacak. Takımın yakıt akışı ihlalinden ne kadar hız kazandığı önemli bir soru bizim için.

Red Bull dedik madem onlarla devam edelim. Bu diskalifiye çok büyük bir sorun olmayabilir, sonuçta takım bir yarış mesafesi bile kat edememişti testlerde. Onun etkisi olabilir. Önlerde programın en gerisinde olan takım yine Red Bull. Takım agresif şekilde gelişebilir, göründüğü kadarıyla güçlü bir temele de sahip. Birçoklarının beklediği gibi resmin dışında değiller kesinlikle. Programlarının gerisinde olan diğer takım da McLaren. Sürücüler bütün testler boyunca aynı araçla yarıştıklarını söylemişlerdi ve son testlerde biraz geride görünüyorlardı. Yavaş yavaş takım patronu gibi davranmaya başlayan Boullier de öncelikle dayanıklılığa önem verdiklerini söyledi. Malezya’ya önemli bir paketle gelecekleri söyleniyor. Melbourne’de Mercedes’leri bir kenara bırakırsak fena gözükmediler. Yağmurda o kadar güçlü değilken Pazar günü ne Mercedes kadar hızlı ne de diğerleri gibi yavaştılar.

McLaren’de takım içi mücedele de çetin geçecek gibi. 50. podyumuna çıkan Button hafta sonu oldukça güçlü gözüküyordu. Antrenmanlarda sürekli Magnussen’in önündeyken ve Q2’de de fena gitmiyorken Raikkonen’in neden olduğu sarı bayraklar ona patladı. Zaten pistte sarı bayrak sallanırsa ilk etkilenen Button oluyor nedense. Sarı bayraklar Button’ı vururken Magnussen’e yaradı. Button genelde daha hızlı gözüktüğü hafta sonunda Magnussen’in gerisinde başladı. Bu noktaya kadar Genç Danimarkalı pek ışık saçmadı, Q3’e zar zor geçti. İlginçtir, Q3’e kendini zor atan Magnussen başka dünyadaki Mercedes ve Ricciardo hariç herkesi geçmeyi başardı. Yani yapabileceğinin en iyisini yaptı Q3’te. Özetle Button’ın karşısında hızlı öğrenen bir genç olacak. Yine de İspanya’ya kadar Button’ın genel olarak daha önde olmasını bekliyoruz. Avrupa sezonuyla beraber Magnussen hem araca biraz daha alışmış olacak hem de bildiği pistlerde sürmeye başlayacak. Button’ın Formula 1’deki 15. sezonu olduğunu unutmayalım. Bahreyn’de 250. Yarışına çıkacak.





Takım içi mücadeleler derken Ferrari’ye değinmek olmaz galiba. 50 yıl sonra iki şampiyon pilotla yarışıyor Kırmızılar. Merakla beklenen mücadeleyi muhtemelen günlük performanslarla detaylar belirleyecek. Alonso’nun takımda 5. yılını geçirdiğini de unutmayalım. Detay sayılmayacak kadar önemli bir avantaj. Biraz es geçiliyor maalesef. Raikkonen takmaz bunları denilebilir ama işler böyle yürümüyor. Zaten Fin pilot ilk hafta sorunlarla boğuştu. Raikkonen dışında herhangi bir pilot, Alonso’ya karşı üstelik böyle sorunlarla boğuşsa psikolojik olarak çökmesi çok da zor değil. İşte konu Raikkonen olunca medyada ve internette yazılanların hiçbirisini takmayacağı için sorunlarını çözmesi çok zaman almayacaktır. Zaten kötü hafta sonunu rakibine göre en az kayıpla atlattı diyebiliriz.

Diğer çetin mücadele de Ricciardo ve Vettel arasında olacak gibi. Vettel’in sorun yaşayıp Ricciardo’nun önde olmasından anlamıyoruz bunu, Ricciardo’nun Q3 performansı son derece iyiydi. Zaten Webber ve Vettel arasındaki temel fark da tek tur hızıydı. Ricciardo muhtemelen Webber’den tek turda hızlı pilottur, ne kadar hızlı olduğunu bu sezon göreceğiz. Vettel’in aksine taraftarlar tarafından en sevilen pilot da olabilir. Red Bull’un Ricciardo’nun yalan olan podyumuyla ilgili ısrarcı ama sonuç çıkması zor gibi. Kendi evinde ve yeni takımıyla ilk yarışta alınan podyuma çok yazık oldu.

Merakla beklenen diğer konu da yeni motorların sesleriydi. Hiç kimse bu kadar kötü bir sesin çıkacağını tahmin etmedi sanırım. V10’lardan V8’e geçişteki ses kaybına alışıldı ama bu ses falan değil. Startta bile çığlıkları duyamadık. İnsanları yarışları pistten izlemek için en büyük etken belki de ses, yoksa iyi bir izleyici için yarışı takip etmek gerçekten zor oluyor pistlerde. İlk yarıştan sonra Lauda hariç hemen hemen herkes sesten şikayetçiydi, bu da biraz olsun umutları artırıyor. Formula 1’in şu anki sesi WRC’nin onboard kameradaki sesinden daha fazla değil.




Kural değişiklikleri motor sporlarında rekabeti artırmak için bol bol kullanılır. 2014’deki temelde bundan farksız değildi lakin bu çok geçici bir çözüm. Eğer Mercedes bu farkını korursa veya fark azalsa bile azalıncaya kadar önemli bir puan farkı oluşturursa yeni kurallar elde patlayabilir. Ayrıca Mercedes şu an için gridin en güçlü ikilisiyle 0.2-0.3 sn hızlı bir araçla bile sezonu domine edebilir. O zaman da 2016’da V4’lere mi geçeceğiz. Pirelli de motorlara güvenerek sert lastikler yaptı. 
Muhtemelen önceki yılları arayacak gibiyiz. Bernie –eğer kovulmazsa- Hembery’ye birkaç yarış sonra 2015’in lastiklerini yumuşak yap diyebilir. Avustralya’da görünen tablo pek iç açıcı değildi.

Malezya kendine özel iklim koşulları yüzünden net bir tablo ortaya koymayabilir. Zaten 4-5 yılda mutlaka bir şeyler oluyor ve karambol bir yarış oluyor açıkçası. Sezon biraz Bahreyn’de, asıl olarak da Katalunya’da başlayacaktır. Şimdilik Kuala Lumpur’da görüşmek üzere..


5 Aralık 2013 Perşembe

2013'ün Teknik Özeti

2013'ü bir kelimeyle özetleyecek olursak birçok açıdan 'garip' bir sezondu. Sanki birçok şey 'mış' gibi yapıldı. 2013'ün teknik incelemesine girerken üç tane ana başlığımız olacak, Mercedes'in başarılı projesi, McLaren'in başarısız projesi ve Red Bull'un sezonun ikinci yarısını domine etmesi. Sırasıyla nedenlerine bakmaya çalışalım.

Mercedes'in Hamilton dahil herkesin şaşırtan hızı nereden geldi. Gümüş grilerin 2012'den 2013'e bu kadar ivmelenmeleri en çok BMW'nin 2007'den sonra 2008'de ön gruba daha çok yaklaşmalarına benziyor. İkisinde de öndeki takımlar sezonun son virajına kadar (2007, 2012) şampiyonluk için mücadele ettiler, ikisinde de önemli kural değişiklikleri yoktu. İlk faktör Mercedes için eksiyken, ikincisi artı. Hangisinin etkisi daha fazla bilmek mümkün değil fakat Mercedes'i değerlendirirken bunları kesinlikle unutmamak gerekiyor.



























Mercedes'in artan hızına rağmen lastikleri kontrol etmede hala büyük sıkıntıları olduğunu gördük. Lastikler değişmeden önce Red Bull'la beraber en hızlı lastik ısıtan takımdılar. İlk iki yarışta pist ıslakken fena değildiler. Şu var ki, lastiklerin değişmesi Mercedes'e o kadar yaramadı. Evet, lastikleri pazar günleri erken bitmedi ama bu sefer de en ön çizgide değildiler.

Burada paragraf açalım. Lastiklerin değişmesi 2013'ün belki de en önemli 'teknik' olayıydı. Red Bull haklı çıktı, diğerlerinden fersah fersah uzaktalarmış. Peki bu değişiklik neyi ifade ediyor ? Red Bull kampının aero olarak diğerlerinin çok önünde olduklarını. Bir takım hariç, ona birazdan geleceğiz. Bu şu açıdan dehşet verici, 2012'nin başında EBD'siz RB8 diğerleriyle yakın noktadaydı, kazanan bir araç değildi. En azından böyle kazanamıyordu. İki sene sonunda aradaki fark inanılmaz. Özellikle de Ferrari ile. Hadi Lotus'un imkanlar kısıtlı, Mercedes zaten gerideydi. 2014 her ne kadar motorlarla gündeme gelse de RBR'nin bu aero gücünü hiçbir şey durduramayabilir. Hele de 2014'de Red Bull istediği gibi bir araç üretemezse Newey ve adamları 2015'i ilk yarışından bile bitirebilirler. Belki uçtuk ama Red Bull çok güçlü, bu işin şakası yok.

Mercedes'in 2013'deki hızı lastik ısıtma ve gelişen paketten oluşan bir karışımdan geldiği muhakkak. Sezonun ilk yarısı lastik tartışmalarıyla geçtiği için Mercedes'in çıkışı biraz güme gitti. Dolayısıyla nedenleri de. Her ne kadar bazı soru işaretleri olsa da bu çıkış sıradan bir çıkış değil. Takımın üzerinden 'loser' gömleğini atmasını da sağladı. Artık 2014 için daha mutlu ve umutlular. Hamilton'ın seneye daha iyi olacağı da kesin. Muhtemelen griddeki en iyi ikileye de sahipler, en azından en oturmuş. Seneye neler yapabilecekleri de başka yazıya artık.

2013'de tarihin en kötü McLaren aracını da gördük sanırım. McLaren açıklamalarıyla, özellikle de Whitmarsh'ın, biraz kapalı bir takım. Peki ne oldu da böylesine berbat bir sezon geçirdiler. Cevabı Whitmarsh'ın bir açıklamasında gizli. Dominant bir araç üretmek için yapılan radikal hamleler -muhtemelen bizim göremediğimiz- ellerinde patladı ve ortaya saçma bir araç çıktı. Yoksa MP4-27'i Marussia'a verseydiniz 2013'de bu McLaren'den daha fazla puan toplayabilirdi. Özetle McLaren'in yaşadığı şey Williams'ın yıllardır içinde bulunduğu durumdan çok farklı, merak edenler için söylüyoruz.

































Eğer McLaren herkesin gittiği yoldan gitseydi özellikle sezonun ikinci yarısı çok güzel mücadeleler izleyebilirdik, daha kötümser -aslında iyi- ifadeyle bu kadar sıkılmazdık. Belki de Button'ın gerçek şampiyonluk yarışında yetersiz olduğu düşünülüp, onun yerine Hulkenberg veya Magnussen gelebilirdi. Perez de koltuğunu koruyabilirdi. Çünkü şu an Red Bull'la aero olarak gerçekten mücadele edebilecek tek takım McLaren.

2012'de Mercedes'in iki polü ve Alonso'nun yağmurlu polleri dışında zaten bütün poller McLaren ve Red Bull arasında dağılmıştı. 2011'in ikinci yarısı yine RB7 ve MP4-26 arasında geçmişti. Tabii burda saf hız/saf aero'dan bahsediyoruz. Pirelli geldiğinden beri yarış hızı kavramı daha bi önem kazandı ki Ferrari üç yıldır biraz bundan ve Alonso'dan kurtarıyor. Keza Lotus'un son iki yıldır bu noktada olmasının sebebi de yarışta lastiklerine iyi davranması. Yetenekten başarıya giden yolda McLaren kaybediyor, Ferrari kazanıyor.

Button'ın sene boyunca berbat bir araç sayesinde hiç bakmadıkları noktalara baktıklarını söyledi. Muhtemelen daha fazla öğrendikleri şeyler vardır. Yine de kaçırdıkları şeylerin yanında bunlar Pollyanna'nın bile güleceği şeyler. Özellikle lastiklerin değişmesinden sonra takımlarda ve pilotlarda 2.'liği güle oynaya kazanabilirlerdi. 2013'ün sıkıcı olmasının asıl sebebi McLaren'dir, kesin bilgi yayalım.

Üstüne basarak söylersek MP4-28 F1 tarihinin en saçma aracı olabilir. Bunun yanında biraz da McLaren'in neden podyuma çıkamadığına gelelim. 2002, 2004 veya 2006'da da McLaren pek iyi araçlar üretmemesine rağmen galibiyetler ve podyumlar kazanmıştı. 2013'de bunları başarıamasının asıl sebebi ise önlerinde 4 takım olmasıydı, yani N.Ş.A.'da McLaren'in podyuma çıkması için 8 araçtan 6'sına anormal bir şeyler olması gerekiyordu. 2006'da ise Raikkonen'in Massa ve Fisichella'yı geçmesi için podyum yeterliydi, dayanıklılık seviyesi de bu kadar yüksek değildi. İlginçtir McLaren BMW'nin en çok turu tamamlama oranında geçerek tarihin en yüksek dayanıklılık seviyesine çıktı, yüzde 98 küsur.

Hatırlarsak birçok yarışta Button bir az pitle bazen Massa'yı bazen Grosjean'ı bazen de Mercedes'leri geçtiği yarışlar oluyordu. Ne tek tur, ne de yarış hızında öndekilerle güreşmek zordu. Dayanıklılıkta son yılların zirvesine çıkınca podyum imkansız hale geldi. Peki Hamilton olsaydı işler değişir miydi ? Belki Hindistan'da podyuma çıkabilirdi, zaten McLaren o yarış biraz daha cesur davransaydı Perez de podyuma çıkacaktı. Q3'e daha fazla kalabilirdi takım ve dolayısıyla 20-25 puan daha gelebilirdi toplamda. Q3 yarışının nasıl geçtiğini öğrenmek için Hulkenberg ve Ricciardo'nun yaptıklarına bakın.

İki Mercedes motorlu takımdan sonra Renault motorlu Red Bull'a dönelim. Aslında biraz biraz bahsettik Red Bull'dan. Newey'in de birçok kez dediği gibi değişen lastikler onları yenilgisiz yaptı. Biz de ufak bir iddia ortaya atalım madem işler bu denli sıkıcıyken. Red Bull 2014'de değişen kurallarla beraber son rahat yılını yaşıyordu ve elindeki şansı riske atmak istemedi diye düşünüyoruz. Nasıl mı oldu, yaz arasından önce çıkışta olan bir Mercedes vardı ve değişen lastikler eğer onların da işine gelseydi sezonun son kısmında önemli mücadeleler görebilirdik. Red Bull'da elindeki şampiyonluğu kaçırmamak için 2013'e daha fazla odaklandı. Diğer takımlara göre. Bunu da Newey'in sürekli geç kaldık demeçlerinden anlıyoruz. Yani ikinci yarıdaki devasa farkın ufak veya boyutu bilinmez bir kısmı da 2014 çalışmalarını biraz ötelemekten kaynaklanıyor olabilir. Gecikmelerin Newey için pek bir anlam ifade etmediği ayrı bir mevzu.





''Ferrari veya Lotus'u niye yazmıyorsuınuz lan'' diyenler olabiltir. İki takım da 2012'deki lastik koruma meziyetlerini koruyarak sezona başladı, işe de yaradı. Lastikler değişince de 3. ve 4. olarak sıralandılar. Bunun yanında görebildiğimiz büyük teknik değişikler olmadı. Lotus'un zaten parası yok. Ellerindeki paraya göre yine en iyi işi çıkartan takım oldular.

McLaren'in yanında 2013'de hayal kırıklığı yaşayan diğer takımlar Sauber ve Williams oldu. İki takım da 2012 araçlarını özlettirdi. Özellikle Sauber'in 2 yıldır lastiklerini en iyi koruyan özelliklerini kaybetmesi garip oldu, muhtemelen farklı bir yola saptılar, olmadı. Onların aksine kurnazlık edip sezonun ilk yarısında lastiklerini koruyan Force India takımlarda 6.'lığı kaptı. 2012'den 2013'e geçişte bu değişimi başarabilmiş olmaları aslında önemli başarı Hint takımının.





Toro Rosso, Marussia ve Caterham hakkında iki kelam etmek için açıkçası pek bilgi yok elimizde. Toro Rosso'nun orta grupla mücadele edemediğini gördük genellikle, Ricciardo'nun Monza'da düzlük hızıyla kazandığı puanları saymazsak. Zaten Avustralyalı genellikle ilk 10'da başlayıp 12 veya 13. bitirdi yarışları, Vergne'nin yarışlarda daha iyi olduğu imajı da biraz da burdan geliyor açıkçası. Ricciardo altındaki araçla yarışlarda direnemiyordu doğal olarak. Marussia ve Caterham da bildiğiniz gibi, yine yaklaşamadılar ön tarafa. Marussia sene başındaki hızını iyi pilotla birleştirince 10. olmayı başardı, en azından iyi pilotun hala değerli olduğunu gösterdi.

2014'de neler olabilir sorusu başka bir yazıya kalacak. 2013 parçalarının bir kısmının 2014'de de kullanılacağını düşünürsek ve Red Bull'un sezonu erkenden bitirmesi, McLaren'in çok önceden çalışmaya başlamasını da göz ardı etmemek lazım. Orta sıradakileri de. Şimdilik bizden bu kadar, diğer yazıda görüşmek üzere.





14 Kasım 2013 Perşembe

Bundan Sonra Ne Olacak 2 - Genjler

Bugünkü yazıda Kevin Magnussen, Daniel Ricciardo, Daniil Kyvat gibi pilotların geleceği ve orta ile alt sıradaki takımları tercihleriyle ilgili bir şeyler karalayalım dedik.


2010 Spa-Francorchamps



Her şeyden önce gridin çoğunun geleceği sponsorlara bağlı. Son yıllarda artış gösteren bu trend 2014'deki artan maliyetlerle pik yaptı. Şu an en çok konuşulan konu Lotus'un Quantum'la anlaşma yapıp yapamayacağı. Ona göre pilot alacaklar çünkü. 30 Milyon Euro'luk desteğiyle Maldonado sırada bekliyor, yine belki ondan daha fazla parasıyla Perez Telmex'iyle ortalığı karıştırabilir.

Lotus'a değinmeden Hulkenberg'e geçelim. Aslında ona da pek değinmeye gerek yok, yaptıkları ortada. Bugünkü haberlere göre son 2 yarışta Lotus'a geçmeyi istememiş. Lotus gelecek sene için koltuk garantisi veremiyorken çok yerinde bir karar olmuş. Sauber'e geçmekle aceleci davrandı sanki, çünkü Sauber 2012'de iyi bir performans gösterse de onun için yatay bir geçiş oldu, dikey değil. Hem de Force India'nın Sauber'e göre daha az sponsorlara bağlılığı olan bir takım. Şimdi atıp tutmak kolay tabii, belki de Sauber Ferrari'ye geçmek için bir araçtı.







Ferrari demişken Kırmızıların diğer pilotu Bianchi de Marussia'da kalmaya devam ediyor. Bianchi'nin de hayalinde muhtemelen Ferrari koltuğu vardır fakat Ferrari bu konuda biraz acımasız. Raikkonen fırsatı çıkınca Hulkenberg'i elemekten çekinmediler. 1-2 yıl sonra Bianchi bu koltuğa oturmaya hazır olunca eğer pazarda Vettel veya Hamilton fırsatı olursa Bianchi'nin yüzüne bakmayabilirler, kimse de şaşırmaz. Özetle Ferrari kendi pilotlarına karşı McLaren veya Red Bull gibi yumuşak değil, aslında Bianchi için Lotus'u düşünmüştük ama bizi pek kaale almadılar.

2013 için hem Button'la takım arkadaşlığı hem de sezonu en hızlı bitiren araca oturmasıyla Perez için rüya gibi bir sezon bekleniliyordu. Şimdi ise Perez koltuk arıyor. Peki McLaren neden Magnussen'i seçti ? Öncelikle şu habere bakmanızı öneririm. Kaba bir tabirle McLaren Perez'den yeni bir Button yapmaktansa, Magnussen'den yeni bir Hamilton çıkarmayı tercih etti. McLaren'in içinden de gelen görüşlerle takım ön sıralardaki en güçsüz pilot dizilimine sahip. Button'ın da diğer şampiyonların seviyesinde olmadığına inanılıyor. Button biraz değişik bir pilot, şimdi ona hiç girişmeyelim ama bi şekilde Button'ın ufak da olsa bir farkla diğerlerinin seviyesinde olmadığını kabul ediyoruz. Yeri geliyor bunu sebebi tek tur, yeri geliyor yumuşak stili oluyor.






Perez'in sıralamalarda sadece 9-8 geride olduğunu hatırlamak gerek, daha Formula 1'de 3. yılı. Yarışlardaki agresifliği de çekici aslında. Bu seneki şanssızlığı McLaren'in artık hataya tahammülü kalmaması. Abu Dhabi'den sonra ciddi şekilde Magnussen mi Perez mi daha iyi tartışıldığı gelen haberler arasındaydı. Perez'in takımda kalmasının diğer şartı, belki de asıl şartı, Button'la mücadele edebilmesiydi. Birçok kişiye göre yenilmiş olsa bile ortadan net bir yenilgi durumu yok. Üstelik Perez'in asıl çıkışı ancak 2014'de mümkün olabilirdi. Kararın doğruluğu veya yanlışlığı bir kenara acımasız olduğu bir gerçek, Perez ilk başta yeni bir Coulthard veya Kovalainen olarak görülebilir fakat ikisinin yapamadığı katkıyı takıma yapabilirdi. Kararın bu kadar geç verilmesi de hem onun adına hem de pazardaki diğer sürücüler için kötü oldu, Gutierrez'in şansı da hemen hemen hiç kalmadı.

Perez konusunu kapatmadan birkaç şey daha eklemek gerekiyor. Perez'in takıma alınmasında Hamilton'a misilleme amacı vardı. Hatırlarsanız Perez açıklaması Hamilton'ın Mercedes açıklamasından önce gelmişti. Bunun yanında Ferrari Akademisi'nden birini transfer etmek de rakip takıma ayrı bir çalım oluyordu. McLaren misilleme yapmak uğruna pazar günkü Singapur Gp'den sonra 4 gün içinde Perez'le tamamen anlaşıp imzayı attırmıştı. Ki, daha o günlerde Massa da Ferrari ile anlaşma imzalamamıştı. Takım birkaç yarış daha beklese muhtemelen Hulkenberg'le sözleşme imzalar ve bu sene Button'a yol görünebilirdi veya Magnussen için bu kadar zorlamazlardı. Kader işte.

Ricciardo'ya geçelim. Avustralyalı pilotun geleceği çok açık. Birçok kişi onun yeni bir Webber olacağı görüşüne sahip olsa da durum daha pozitif. Tabii Red Bull'un onu nasıl bir pilot olarak gördüğüne bağlı. Vettel gizli lider olarak devam mı edecek yoksa McLaren tipi bir savaş mı olacak. Yine de 2010 İngiltere veya 2013 Malezya gibi takımın alenen Vettel'e tutmayacağını söyleyebiliriz. Önceden de dediğimiz gibi Ricciardo'nun 4 şampiyonluğu bulunan pilota karşı savaşması ona diğer bütün koltukları açabilir, özetle Red Bull'a muhtaç olmayabilir. Mark kariyerinin sonundaydı, Daniel ise başında. Hem de Vettel'in ayrılık ihtimaline karşı Red Bull'un da geleceği. Yendiği takım arkadaşı da hiç fena kariyeri olmayan birisi. Özetle Ricciardo Webber'in devam filmi olmayacak sanki.


Sahi bu kadar gülecek ne vardı ? 


Red Bull'un diğer genç yeteneği Daniil Kyvat'a gelirsek. Hem Red Bull hem de Rus sponsorları sayesinde onun da geleceği çok açık. Sirotkin koltuğa oturamazsa gridin de en genç pilotu olacak 94'lü elemanımız. Vergne de onun için iyi bir kıyas noktası olacak. Vergne'in de son şansı olabilir, alttan gelecek sürücülere de bağlı olarak. Şu an Akademi'de ses seda yok, Felix da Costa'nın son bir şansı daha olacaktır.

95'li Sirotkin ise yaşına göre fena iş çıkartmadı bu sene. Şampiyonluğa oynayan McLaren elemanlarından 3 yaş daha küçüktü. Tam gerçek bir pilota dönüşecekken kurtlar sofrasına atmak istiyorlar onu. Biraz Raikkonen havası var, gerçekten soğuk duruyor. Eğer gerçekten Raikkonen gibiyse 1 sene er ya da geç fark etmeyecektir onun için. Şu an için takım arkadaşı belli değil ama gelecek pilota göre onun da gerçek hızını görebiliriz. Aday çok, ne desek boş şimdi.

90'lardan bahsetmişken Magnussen'e de değinelim. 2014 onun için hazırlık senesi olacak öncelikle, Hamilton efekti beklememek gerek, onunla karşılaştırmamak da. Button'ın seviyesine ulaşması bakalım kaç yarış alacak ya da ulaşabilecek mi ? Özellikle cumartesi günlerine bakmak gerekecek, Button'a birçok kişi burun kıvırsa da pazar günü ne yapıp edip aracın potansiyelinin üzerine çıkabiliyor. Hamilton'la 3 yıllık puan karşılaştırması ortadayken birinin Button'ı net şekilde geçmesini beklemek saflık olur. Hamilton'ın 2007 Avustralya'da Q3'de Alonso'nun 0.25 sn gerisindeydi, Magnussen ne yapabilecek..




















95'li Sirotkin, 94'lü Kyvat, 92'lü Magnussen, 89'lu Ricciardo, Bottas ve Bianchi. Perez'in 90'lı
olduğunu unuttuk bak. 91'li Chilton da var. Şimdi baktım da Pic de 90'lı. Kusura bakmayın Chilton + Caterham'ı pek kaale alamıyor insanlar. Bugün varlar, yarın yoklar. Gerçi Van der Garde ve Chilton'ın arkasında sağlam sponsorlar var deniyor. Caterham'ın da eğer birini değiştirecekse bu Pic olabilir. Pic'in Fransızlığı yetmeyebilir takıma, Hollandalıya karşı net bir üstünlük de sağlayamadı. Van der Garde'yi sorduğunuzu duyar gibi oluyorum, o Hamilton'la yaşıt.

Sanırım bu grid birçoğumuzu yaşlı hissettirecek cinsten. F1'e 2000 yılında giren Button ve 2001'de giren Alonso ve Raikkonen artık gridin en yaşlıları. Geçen akşam bir F1 gazetecisinin bir tweeti vardı Magnussen'in Nigel Mansell'in şampiyonluğundan sonra doğduğuyla ilgili. Hamilton, Rosberg, Vettel, Hulkenberg gibi isimler de artık orta yaşlı olacak. 2014 yukarıda saydığımız genç pilotların hepsi için çok kritik bir sene olacak, çoğunun gerçekten kıyaslamak için önemli takım arkadaşları olacak.



11 Kasım 2013 Pazartesi

Bundan Sonra Ne Olacak 1 - Veteranlar

2014 dizilimlerinin açıklanmasıyla önümüzdeki birkaç yılın şekli şemali de ortaya çıkacak gibi görünüyor. Geçen sene Hamilton'ın McLaren'den ayrılışı bu sene Webber'in emekliliği ve bozulan Ferrari Alonso ilişkisi pazarı hareketlendiren temel etkenler gibi oldu. Tabii bir de orta sıra takımlarının maddi sıkıntıları. Yazımızda sadece 2014 değil önümüzdeki yıllar pilot pazarında daha neler olabileceğini konuşacağız.

Konuya artık yaşlanan pilotlar üzerinden başlasak fena olmayacak gibi. Webber'in emekliliğinden sonra en yaşlı pilot ünvanı Raikkonen'e geçecek, en tecrübeli pilot ünvanı da Schumacher'den sonra olduğu gibi Button'da kalacak. Raikkonen 79, Button 80, Massa ve Alonso 81'li. Raikkonen büyük ihtimalle 2015 sonunda 36 yaşındayken eyvallah der. Massa da daha bugün Williams'la sözleşme imzaladı Williams'la ve F1 klasiği olarak anlaşmanın birden fazla yılı kapsadığı belirtildi. Massa'nın da Williams artık son durağı gibi. Büyük ihtimal 2, belki 3 yıl sonra o da emekli olabilir. Peki diğer şampiyonlar Button ve Alonso ne yapacak ?



Button sene sonunda 247 yarışı tamamlamış olacak. Artık Formula 1 sezonları ortalama 3-4 yarış daha uzun sürüyor. Yani Button'ın 4 sezon daha yarışması Barrichello'nun rekorunu geçmesi demek. 2014 sonunda McLaren'le yolları ayrılacak gibi. O zaman 267 yarış olsa, üç sezon daha gerekecek İngiliz pilota. Button bu yıl da fena iş çıkarmıyor, 2014 sonunda emekliliğini düşünür mü, zor. Ki, artık Formula 1 testsiz çok daha kolay bir spor. Rahatlıkla bir pilot ara vermeden 30'lu yaşların sonuna kadar iyi performans verebilir. Button ve Alonso gibi pilotların ne kadar zinde olduğunu da biliyoruz. Yine de İngilizin işi zor, çünkü ilk 4 takım dışındaki diğer takımlar sponsora bakıyor ve alttan gelen birçok yetenek veya sponsorlu pilotlar var.





Alonso ise 2016 sonunda 35 yaşında olacak ve 35 yaş onun gibi bir pilota göre emeklilik yaşı değil. Sene ortasında takımla atışmaları ve Raikkonen'in iki yıllığına takımla anlaşması artık ilişkinin eskisi gibi olmayacağını gösterdi. Özellikle Raikkonen'in iki yıllık anlaşması belki Fin pilotun takıma gelmesinden bile önemli. Kimi bir yıllığına gelseydi takıma, bir yıl daha Ferrari ile takılıp emekli olacak, bu da Fernando'ya gözdağı olacak, duruma göre de 2015'de tekrar ikinci pilot mahiyetinde birinin transfer edilebileceği şeklinde yorumlanabilirdi. Alonso iki yıl takım lideri olamayacak, son senesinde ise Vettel veya başka bir pilotun dedikodularıyla uğraşacaktır. Bu yüzden beklentiler Alonso'nun 2014'de Raikkonen'le dişediş dövüşeceği ve 2015'de McLaren'e geçeceği yönünde. İspanyol bu sefer 2007 sonunda yaptığı hatayı yapmadı, savaşıp öyle ayrılacak takımdan, eğer ayrılırsa. Görünen bir şey var, o da Alonso ve Ferrari aşkının bittiği, çünkü sadece Vettel değil, Hulkenberg, Bianchi hatta 94'lü Marciello bile İspanyol'un tahtına göz koyabilir.

Vettel'i yaşlı değil ama kurt olarak tarif edebileceğimiz için onu da konuşalım. 2015 sonunda bitecek anlaşması her an yeniden uzatılabilen cinsten. Ne sosyal medya hesabı var, ne de menajeri. Ne yapacağı hiç kestirilemese bile 2016'ya yeni bir takımda başlayabilir. Mercedes, Ferrari veya McLaren. Mercedes başarılı olursa Almanlığı, Ferrari büyüsü ve McLaren de transferde Real Madridliliği sayesinde Alman pilotu kadrosuna katabilir. Formula 1'de gelecek sene bile belli değilken 2016 üzerine hesaplar veya tahminler yapmak hiç akıllıca ve sağlıklı değil. Üzerine Vettel'in ne yapabileceğini tahmin edemiyoruz hiç. Çünkü açıklamaları falan da çok klişe, bir ipucu yakalamak çok zor. Tek söyleyebileceğimiz 2016'da artık takım değiştirmesi gerektiği yönünde. Bakalım Red Bull Newey ve Vettel sonrası için planlar yapıyor mu...







2013 sezonunda muhtemelen Vettel, Rosberg ve Hamilton dışında her pilotun geleceği hakkında yazıldı çizildi. Bu sezon beklentilere göre belki de en başarılı takım Mercedes için 2014 en kritik yıl olacak. Şu an için en stabil ikiliye sahip takım gibi görünüyorlar, belki de en güçlü.


2001'in meşhur çaylakları


Lotus ise Romain Grosjean'la devam edecek, diğer pilot ise takımın bulacağı sponsorla direk bağlantılı. Hulkenberg'in geleceği ilgili ise ne söylesek boş şimdilik. Açıkçası 2013'ün F1 gridi çok genç, seneye bile en yaşlı pilot 35 yaşında olacak. Bu yüzden Rosberg, Hamilton, Sutil veya Vettel-Hulkenberg jenerasyonuna şimdilik girmeyelim.


Öndeki takımlardan bahsetmişken Red Bull'un gelecek planlarına geri dönelim. Takımın muhtemel bir Vettel ayrılığı üzerine diğer güçlü pilotlara yönünü çevirebilir. Bu sezon RBR koltuğu için Raikkkonen, Toro Rosso koltuğu için de Vandoorne'la görüşmeleri her zaman akademiye bağlı kalmayacaklarına gösteriyor. Alonso ve Button şimdiki takımlarından ayrıldıklarında RBR ile görüşebilir. Horner'ın zamanında Button'la Toro Rosso için görüştük demesi, gelecek için de bir işaret aslında. Yukarıda belirttiğimiz gibi Button en çok yarışa çıkma rekoru için bulduğu takımla yardırabilir, gerçi tam bir İngiliz beyefendisi Button'da o hırs olur mu bilemeyiz.. Ha unutmadan Button 2014'de şampiyon olursa veya gerçekten süper bir sezon geçirirse McLaren planladığı gibi yine Alonso veya başka birini takıma getirecek mi ? Muhtemelen hayır.



Yazımızdaki düşüncelerin yüzde 80-90'ı varsayım, tahmin falan filan. Çoğu gerçekleşmeyebilir bile, onu baştan söyleyelim de. Ama şunu iddialı söyleyebiliriz ki Alonso 2016'da emekli falan olmaz. Onun için Ferrari'den sonra bir tane daha büyük takım macerası olacaktır. Alonso ve Button'ın emekli olma konusunda acelesi olmayacakları kesin gibi, yayalım.

Sanırım veteranlar için bu kadar sallama yeter. Gridin en yaşlılarının Raikkonen ve Button olacak olması da ayrı bir gariplik bizim açımızdan. Son yılların, belki de F1 tarihinin en genç gridinin göründüğü kadar pozitif bir şey olmaması da muhtemel. İkinci yazıda bu genç pilotların durumunu ele alacağız. Ve alt ve orta sıra takımların. Görüşmek üzere.


23 Ekim 2013 Çarşamba

Dr. Helmut Marko Neden Haklı ?

Daniil Kyvat'ın Toro Rosso'nun ikinci koltuğuna oturmasıyla Red Bull yine herkesi şaşırtmaya başardı. Da Costa veya Carlos Sainz Jr. konuşulurken Rus pilot Daniil Kyvat'ın koltuğu kapmasını sanırım kimse beklemiyordu. Peki Toro Rosso neden bu kararı aldı, biz de buna bakalım.







Öncelikle Toro Rosso takımının varlık sebebine değinelim. Herkesin bildiği gibi Toro Rosso Red Bull'a genç pilot yetiştirmek için kurulan bir takım. Lükse gel. Aslında Toro Rosso'nun varlık sebebi bile Red Bull'un F1'deki başarısını açıklıyor. Toro Rosso iki yıl önce de Algersuari ve Buemi'yi takımdan aniden kovarak Ricciardo ve Vergne'i koltuğa oturtmuştu. Şaşkınlığın bir nedeni de Algersuari ve Buemi'nin devam edeceği şeklinde haberlerin olmasıydı. Açıkçası Kyvat'ın şoku öncekini geçti.

Algersuari ve Buemi, biri 2009'un başından biri de ortasından beridir takımdaydı ve 2.5 yıldır birbirlerine net üstünlük sağlayamadı. Yani ikisinden de yeni bir Vettel olmayacağı belli olmuştu. Toro Rosso da yeni Vettel'ler yetiştirmek için kurulan bir takım olarak diğer adaylar Ricciardo ve Vergne'e bakmayı tercih etti. O gün herkesi şoke etse de bugün birçok kişi o radikal kararın ne kadar doğru anlamıştır sanırım. Ricciardo yeni Vettel adayı olarak üst takıma transfer oldu.

Toro Rosso'nun 2014'deki ikinci koltuğu için düşünürken aslında bu takımın gridde takımın olmasının o kadar da gerekli olmadığını düşünmedik değil. Birçok pilot harıl harıl koltuk ararken Helmut Marko koltuğa oturtacak adam bulamadı.

Antonio Felix da Costa geçen yıl Formula Renault 3.5'a geç katıldı. İlk yarışlarda gerilerde kalarak pek iyi başlayamasa da son 7 yarışta 6 podyum, 4 galibiyet bir de 4.'lüğü vardı. Abu Dhabi testlerine katıldıktan sonra Toro Rosso'nun yeni adayı olmasına kesin gözle bakıyorlardı. Aslında bu yıla da fena başlamadı. Monza bir 3.'lük ve galibiyetle başladı sezona. Aslında sene başı da en büyük şampiyon adayıydı. Monza'daki sonuçlar Da Costa'nın en büyük rakibinin McLaren programındaki Magnussen ve Vandoorne olacağını gösterdi.



Da Costa, Magnussen ve Vandoorne




Da Costa'nın şampiyon olamasa bile gerçekçi bir üçüncülüğü bile Toro Rosso koltuğuna yetebilirdi. İlk yarıştan sonra çok fazla gelgit yaşayan Portekizli iki birincilik daha alsa bile şampiyonayı 172 puanla üçüncü bitirdi. Yani Magnussen'in 102 puan gerisinde. Üstelik Danimarkalının ihracı sonucu bir galibiyet de fazladan aldı Da Costa. 17 yarışlık bir şampiyonada Magnussen'in bir ihracına rağmen 4 yarışlık farkla geride kalmak büyük bir soru işareti oldu Doktor Marko için. Sonuçta Da Costa Magnussen'leri yenmek için yetiştiriliyor.

FR 3.5'un son yarışı hafta sonu Katalunya'da yapıldı. McLaren'in Magnussen'i Japonya'ya kadar götürmesi, hafta içi sürekli onun hakkında haberler çıkması Danimarkalı'yı gevşetir mi diye düşünürken o tam tersi bir şekilde antrenmanlar, sıralamalar, yarışların hepsinde birinci olarak şampiyonayı rahat şekilde kazandı. Bir anlamda Magnussen'in baskınlığı da Da Costa'nın sonunu getirdi. Da Costa Hungaroring ve Fransa'nın ilk yarışında galibiyet ve ikinci yarışında da podyumda olmasıyla umutlanmıştı. Geçen hafta bu saatte Da Costa muhtemelen bir adım öndeydi fakat son iki performansı soru işaretlerini tekrar çoğaltmaya yetti muhtemelen Toro Rosso kampında.

Da Costa Torro Rosso koltuğuna otursaydı ne olacaktı peki ? Bunun aslında başka bir anlamı da var Red Bull akademisi için. Da Costa'nın o koltuğa oturması hak edenin değil de sırası gelenin Toro Rosso'ya geçeceği gibi bir algı oluşturabilirdi. Da Costa başarılı olduğu için değil de akademideki en yüksek seviyede yarışan genç pilot olarak o koltuğa oturacaktı.

Peki Carlos Sainz Jr. niye olmadı diye soranlar olabilir. Ünlü ralli pilotunun oğlu Alonso-Red Bull dedikodularında gündeme gelse de aslında o kadar ciddi bir aday değildi koltuk için. Bu seneki sonuçlarıyla koltuğa oturması çok zordu. 2013'de GP3 ve FR 3.5'da mücadele etti, iki seride de elle tutulur sonuçları yok, dediğimiz gibi ciddi bir aday değildi, sadece popüler bir isim şu an. Seneye FR3.5 ya da GP2'de tam sezon yarışsa daha iyi olur, çünkü bu serilere sene ortasında girip uyum sağlamak ve başarı kazanmak daha zor.



Da Costa ve Carlos Sainz Jr. iyi arkadaş




Daniil Kyvat'a gelirsek. Rus pilotun kariyerine bakınca bu çocuktan adam olabilir diyorsunuz. Geçen yıl Eurocup FR 2.0'da Vandoorne ile güzel bir çekişmeye girmiş ve şampiyonluğu Belçikalı'ya kaptırmış. 2013'de şu an GP3'de ikinci sırada ve Ferrari Akademisi'nden Marciello ve Rosenqvist'in domine ettiği F3'e ise misafir sürücü olarak katıldı. F3'de 21 yarışa katılmış, 1 galibiyeti ama 5 polü var. Son iki yarışı kalan GP3'de ise lider Facu Regalia'nın 7 puan gerisinde. 94 doğumlu bir pilot olarak başarılı bir kariyeri var. Genellikle kendinden büyük ve daha tecrübeli isimlerle mücadele etmiş, Vandoorne 92, Regalia 91 doğumlu. Üstelik Regalia'nın seride üçüncü yılı. Kyvat'ın özetle GP3/FR 2.0/F3 seviyesinde yaptığı işler önemli. Rus pilotun 2014'deki Sochi yarışı için de takıma katıldığını söyleyenler de var bu arada. Hem Rusya Gp'nin hem de Rus patronların karar verme sürecinde asıl etkenler değil de yan etkenlerden biri olması muhtemel. Yani sırf bunlar için Kyvat koltuğu kaptı demek biraz acımasızlık olur.

Marko'nun da kabul ettiği gibi Kyvat bir risk. Çünkü kendini FR 3.5 veya GP2'de kanıtlamamış bir pilot. Rus sponsorlar, 2014'de Sochi yarışı falan filan derken Toro Rosso koltuğunun satılık olduğuna kadar geldi eleştiriler. Belirttiğimiz gibi millet koltuk ararken Marko gerçekten F1'e geçecek birini bulamadı akademiden. Bi ara acaba akademi dışına çıkarlar mı diye düşündük. Zaten Vandoorne'a getirilen teklif bunun apaçık kanıtıydı. Da Costa'yı yeterli görmediklerinin de. O teklif de aslında çok ilginç ama şimdilik konumuz değil.

2014'de Felix da Costa ve Carlos Sainz Jr'ın FR 3.5'da yarışması muhtemel. Özellikle Da Costa'nın son şansı olabilir. Şöyle bir baktığımızda Vergne'in de. Sonuçta Ricciardo'ya yenilmiş bir pilot. Takım onu puan olarak net bir şekilde yenilmediği için takımda tuttu sanki. Pazar günleri biraz kurnaz pilotlardan. Yoksa tek turda Avustralyalı'nın çok gerisinde kaldı. Kendisinde Vettel'in tek tur yeteneği yok gibi görünüyor ama Button veya Alonso kumaşı olabilir. Bunun olduğunu kanıtlamak zorunda. Seneye hatasız sürmesi gerekiyor yani. Çünkü en ufak hatasında akademiden birine yerini bırakabilir.





Toro Rosso'nun 2014 sürücülerine bakarsak iki pilotun da tam anlamıyla orada olmayı hak etmediklerini söyleyebiliriz. En azından Red Bull kanunlarına göre. İşte bu yüzden acaba Toro Rosso gereksiz mi diye sorduk. Sauber gibi Ferrari ile iyi ilişkileri olan takımı tercih ederdik. Ya da en iyisi Force India.

Seneye daha çok Red Bull'a benzeyecek Toro Rosso hızlanabilir. 2008 gibi olmasa da bir kıpırdanma görebiliriz. İki Red Bull takımında da daha genç pilotlara zaman tanınacak. Ricciardo ve Kyvat bekleneni verirse belki 2016'da Red Bull'da beraber bile yarışabilirler..