Spa-Francorchamps etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spa-Francorchamps etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2013 Perşembe

Spa, Monza ve Ana Sponsorlar

İspanya'daki Alonso galibiyetinden bu yana Mercedes ve Red Bull sırayla birer galibiyet almaya başlamıştı, bu sefer sıra Red Bull'daydı ve lacivertler sezonun 5. galibiyetini almayı başardı. Aslında pol de uzakta durmuyordu ama yağmur işleri biraz olsun değiştirdi. İşin içinde Hamilton da olunca pol yine Mercedes'e gitti. Diğer dikkat çeken ise Button'ın 6.'lığı oldu. McLaren iki Lotus ve Ferrari'yi geride bıraktı, üstelik onlardan fazla tur atmayarak. Zaten iki RBR ve Mercedes dışında diğerlerinin ekstra tur atmaya zamanı kalmamıştı. Di Resta'ya ise yazık oldu, üst sıralarda farklı isimleri görmek her zaman güzeldir. Aslında Lotus ve Ferrari de kuru havada fena gözükmüyordu fakat işte yağmurlu sıralamalarda zamanlamanın ne kadar önemli olduğu malum. Marussia'ların ve Van Der Garde'nin de Q2'ye kalması güzel sürprizler oldu.





Açıkçası Spa-Francorchamps takvimdeki bu yerini aldıktan sonra daha bi heyecanlı hale geldi, daha doğrusu insanlar yarışı daha heyecanla bekler oldu. Hatta yaz arasının son haftasında Eau Rouge'a methiyeler düzmek yakında F1 geleneği hale gelebilir. Amma velakin 2010'u bir kenara bırakırsak özellikle de üç yıldır beklentilerin yüksek olmasından dolayı biraz tatsız tutsuz yarışlar izliyoruz. 2011 ve 2013'de Vettel, 2012'de de Button oldukça kolay galibiyet elde ettiler. 2013'ün sıkıcı Belçika Gp'si de sanırım yarıştan çok Greenpeace protestosuyla anılıcak, umarım piste çok fazla ceza gelmez. Bu arada protestonun etkisi de Türk medyası hissedildi, gazeteler normalden daha çok yer ayırdılar ve normalde hiç haber yapmayan sitelerde de Greenpeace'in protestosu haberini gördük. Bu arada Greenpeace Formula 1'i değil, Antartika'da petrol arayan Shell'i protesto etti. Shell de bilmeyenler için Belçika GP'nin ana sponsoru.






Pazar günü ilk turda liderliğini kaptıran Mercedes ilk stintte yine Red Bull'a ayak uyduramadı. Hamilton'ın kazandığı Macaristan dahil Mercedes pilotları ilk turlarda lider gittiği hiçbir yarışta Vettel gibi yarışı kopartamıyor, tabii bu W04'den kaynaklanıyor sürücülerden değil. Belki Silverstone'u farklı bir yerde tutabiliriz. Ferrari de yarış kazanacak hıza sahip gibi duruyordu fakat son stintteki hız yine de soru işareti. Evet Alonso ve Ferrari galibiyet şansı kalmadığı için limitte gitmemiş olabilir ama bu tam olarak soru işaretlerini ortadan kaldırmıyor. Mercedes de çok parlak görünmeyen yarış hızlarıyla aslında iyi bir yerde bitirdiler. Webber bütün yarışı Rosberg'in arkasında bitirirken, Button da dediği gibi podyumu zorlasa da başaramadı. Diğer puan mücadelelerinde ise Grosjean ile Perez'in olayındaki ceza birçoklarına göre ağır değil, çok ağırdı. Belki kurallara uygun olabilir ama aynı mücadele ön sıralarda olsa ve ceza gelse muhtemelen şimdi onu konuşuyorduk, o zaman biz de onu bekleyelim, başka çaresi yok gibi yoksa arka ve orta gruba verilen ağır cezalar pek gündeme gelmiyor.


Alonso nereye bakıyor ? 

Spa-Francorchamps ve Monza'nın yeri Formula 1 için her zaman ayrı oldu ama son yıllarda artan Tilke pistleriyle taraftarların gözünde ayrı bir yere sahip artık. Red Bull'un dominasyonunu da unutmamak lazım. 2009'dan bu yana en yüsek df'a sahip Newey'in araçları en çok Kanada, Spa ve Monza'da zorlandılar. Spa'nın yüsek df gerektiren ikinci sektörüyle durumu kurtarsalar da Monza biraz daha güç oldu onlar için. Yine de Red Bull'un 2012 kadar zorlanmayacağı aşikar. Geçen seneki hız eksikliği her ne kadar Monza'nın karakteristiğine bağlansa da asıl problem RB8'di sanki. Çünkü RB8 Singapur'a kadar en hızlı 2,3 veya 4. en hızlı araçtı, asıl gelişimi Singapur'dan sonra gerçekleştirdiler. Önümüzde 2011 örneği de dururken..





Monza'ya takımlar en düşük df paketiyle geldiğinden işler biraz daha karmaşıklaşıyor. Üstelik yavaş ikinci sektörüyle çok komplike bir pist. Yani göründüğü gibi düzlük hızı iyi olan takımların kolayca kazanabileceği bir yarış değil. Aracın hem belli bir df seviyesi, hem de belli bir düzlük hızı gerekiyor ki Monza'da en optimum noktaya ulaşabilsin. 2010'da Ferrari'nin ve 2012'de McLaren'in en hızlı araç olması boşuna değildi. Haftaya da ibre az biraz Mercedes'i gösteriyor. Griler polü alırlarsa düzlük hızlarıyla yerlerini koruyabilirler. Monza psikolojik olarak Red Bull'a darbe vurulacak son yer gibi gözüküyor. Eğer Vettel ilk turlarda yarışı alıp gidemese düzlüklerdeki malum problemleriyle Ferrari ve Lotus tarafından büyük tehdit altında olacaktır. Hele de Lotus'un pasif DRS'si çalışırsa ortalık iyice karışabilir. Lotus'u da gözardı etmemek lazım, İtalya'da lastikler çok zorlanmasa da bu lastiklerle her zaman fark oluşturabilirsiniz. Özetle Red Bull devrilecekse burda devrilir, aksi taktirde şampiyona bitebilir. Şu an görünen takımların Singapur güncellemelerinin planları hazır ama sonrası için Monza kritik olacak. Vettel'in ilk 5 dışında kalması şampiyonayı oldukça hareketlendirecektir. Şöyle bir durum da var ki; yarışı Red Bull'un kazanması çok fazla kimseyi şaşırtmayacaktır. Bu yazıda Belçika GP'sinden çok bahsetmesek de araya yolcu alacaz.

Ana Sponsorlar

Şu an Formula 1'de sadece 4 takımın ana sponsoru var ; Red Bull, Ferrari, McLaren ve Mercedes. Bunların içinden de Marlboro Ferrari'ye ismi hiçbir yerde görünmemesine rağmen 100 milyon dolar ödüyor, İtalya gerçekten garip. Gerçek anlamda ana sponsor ise Vodafone, onun da bu yıl sözleşmesi bitiyor ve McLaren 2014 için yeni bir sponsor bulmak zorunda. Aslında sponsora en çok ihtiyaç duyanlar Lotus, Williams ve Sauber. Sauber'in ne idüğü belirsiz ama para getiren bir anlaşma yaptı Ruslarla. Lotus ve Williams ise bir türlü ana sponsor bulamadı. Tabii bir ana sponsor olmak 40 ila 100 milyon dolar arasında bir parayı gözden çıkarmak demek. Bunu ödemek için de bir şirketin en az 10 milyar dolar civarında cirosu olması lazım. O da en az. Yine de düşük miktarlarda anlaşma yapmak hiç anlaşma yapmamaktan iyi değil midir tartışılır. Takımlar parayı yeterli bulmayınca hiç sponsor almamayı tercih ediyorlar. Özellikle Lotus ve Williams'ın bir an önce ana sponsor bulmasını muhtemelen bütün F1 fanları istiyordur.


Koca Mercedes logosu hiç güzel durmuyor, belki de sponsor çağırıyor.



Lotus'un Honeywell anlaşması sezon başında yapılamadı, hala da öyle kaldı. McLaren ise Vodafone'un yerini dolduracak planımız var dedi. Önce Gillette ile Çin'de ufak bir flirt yapıldı, sonra bir gazeteciden GlaxoSmithKline'i duydum. GSK şu an zaten Lucozade ve Maximuscle ile McLaren'e sponsor. İki firmanın da McLaren'le dirsek teması var yani. Ayrıca Whitmarsh takımın 40 yılda sadece 4 ana sponsoru olduğunu vurgulaması da Telmex ihtimalini oldukça düşürüyor. Kamuoyunda böyle bir beklenti olsa da Telmex muhtemelen son kart olarak olarak çekmecede duruyordur. Red Bull'un Infiniti'si ve Mercedes'in Petronas'ı halinden memnun görünüyor. Orta sıralardan Force India Sahara'ya sahip olsa da onlar zaten takımın ortağı. Marussia ve Caterham'dan ise ses seda yok. Toparlarsak; sürekli Formula 1'in pazarlama gücünden bahsedildiği bir ortamda ciddi bir isim sponsorluğu eksikliği var. Herhangi bir Formula 1 takımına isim sponsoru olmak zor iş kabul ama görünen köy de pek kılavuz istemiyor.



13 Ağustos 2013 Salı

Formula 1'in Yaz Arasında Yapılacak En İyi 10 Şey

Malum Formula 1'in yaz arası son 5-6 yılda artık zulüm olmaya başladı, 3 haftalık yaz araları son senelerde 4 haftaya çıktı. Hatta geçen sene 5 hafta beklemiştik Spa'yı. Bu sene yine 4 hafta olsa da takvimdeki 3 haftalık birçok aradan sonra yaz tatili hiç iyi olmadı. Sanırım neredeyse 1 aylık aranın tek iyi yanı Formula 1'in en güzel pisti Spa-Francorchamps'ın reytinglerini artırması. 4 haftalık yaz arasının yarısı geçti ama biz de kalan 2 haftada 'Formula 1 ihtiyacını nasıl gideririz'e bir çare aradık ve 10 maddelik bir reçete hazırladık, inşallah işe yarar.


10. Fotomaç Okumak


Evet, bizim Fotomaç bu. O kadar sıkıldınız ve tatile de gitmediniz. Elinizin altında Formula 1 haberlerine bakacak internet de yok. Ne yapacağınızı şaşırmış durumdasınız. Her Türk gibi futboldan da uzak kalamıyorsunuz. Biraz moral lazım önümüzdeki sezon için. Aklınıza gelen en son çare olarak bir gazete bayiine gidip Fotomaç istiyorsunuz, yalnız geç kalmayın spor gazeteleri en çok transfer dönemlerinde satar. Bu kadar heyecana benim kalbim kaldırmaz diyorsanız, biraz daha üsturuplu sallayan Fanatik'i de öneririz. Bu arada Cardozo Fener'le anlaşamadı.


9. İnternette Gezinmek

İnternette Türkçe Formula 1 ve Motor Sporları haber sitelerinin ve blogların sayısı çok az olmamakla beraber, yetersiz olduğu aşikar. Biraz ingilizceniz varsa yabancı forum ve sitelerde gezinerek hem F1 bilginizi hem de ingilizcenizi ilerletebilirsiniz. Ayrıca arkadaşlıklar da edinebilirsiniz. Özellikle kişisel bloglarda çıkan iyi yazılar haber sitelerindeki tekdüze ve bürokratik dilin sıkıcılığından sonra ferahlatır. Başlangıç olarak autosport'un forumu iyi bir adres olabilir.


8. Başka Sporlarla İlgilenmek


Yaz arasını değerlendirmek için en favori seçeneklerimden. Biraz ilgi başka bir spor dallarını takip ettiğinizde yeni bir ilgi alanı kazanmak çok zor değil. Bu sene mesela Dünya Yüzme Şampiyonası vardı, bugünlerde de Dünya Atletizm Şampiyonası var (10-18 Temmuz). En uygun sporlar Atletizm, bisiklet ve tenis gibi duruyor ama kişiye göre değişir tabii ki.






7. Arşiv Yapmak


Kafanıza estiğinde yarış izlemek istiyorsunuz. Bunun için de en uygun yöntem arşiv yapmak. Arşiv yaparken en zor kısım ise en eski yarışları bulmak. Mesela 2013'de bütün yarışları izlemek istiyorsunuz, perşembe günü yapılan basın toplantıları dahil o yarışa dair ne varsa bulmak hiç de zor değil. Daha eski yıllardaki çok popüler yarışları bulmak Rapidshare ve torrent gibi paylaşım sitelerinin kısıtlanması gibi nedenlerle işkence olabiliyor. Onun için gördüğünüz anda bu yarışları hemen indirmek, sonrası garanti değil çünkü. Formula 1 severlerin de bu konuda 'arşiv kardeşliği' yapması çok yerinde olur aslında. Fom ve Bernie varken istediğiniz zaman internette yarışları bulmanın veya izlemenin garantisi yok. Arşiv deyince aklınıza hemen eski yıllar de gelmesine gerek yok. Dediğimiz gibi 2013'e dair yarış kayıtları varken bir an önce arşive başlamak iyidir.


6. Sezon Ortası Analizleri


Formula 1'in olmazsa olmazlarından biri sezon sonu değerlendirmesi ise diğeri de sezon ortası analizleri. Yaz arasında bol bol istatistik de içeren yazı görmemeniz mümkün değil. Bu yazıların bir özelliği de takım içi rekabetlere odaklanmasıdır. Sezon içinde gözden kaçabilen birçok noktayı da gözümüze sokarlar. Okumakta fayda var.




5. Wikipedia'da Oyalanmak

Wikipedia'nın içeriğini 9. maddeye sığdırmak büyük ayıp olurdu. Bazen youtube'dan bile daha çok oyalanıyor insanı. Örneğin ''2000 sezonunda ne olmuş lan'' diyerek açıyorum wiki'yi, sonra Heidfeld'le Alesi'nin aynı takımda sürmesine şaşırıyor, Alesi'nin hangi sezon emekli olduğuna bakarken Hakkinen'le aynı anda veda etmesine daha bi şaşırıyorum. ''Peki Spa'da feci kazan yapan kimdi ? '' diye soruyorum. Zonta mı Diniz miydi ? Galiba Zonta'ydı, ikisi de Brezilyalı. Sonra Bus-stop şikanını kaldıran zihniyete kızıyorum... Buna benzer birçok hikaye çıkabilir wiki'den. Wikinin gücünü küçümsemeyin. Kendinizi bir anda 1977 sezonundaki yarışlara bakarken bulabilirsiniz.


4. Alt Serileri Takip Etmek

Formula Renault 3.5 Spa-Francorchamps
Yarış seyrederek Formula 1 hasretini gidermek için en uygun yöntemlerden biri. Alt serileri izlemenin birçok faydası var. Öncelikle geleceğin yıldız adaylarını F1'den önce izleme şansına sahip oluyorsunuz. Diğer faydası ise özellikle GP2 olmak üzere heyecan yarışlar izlemeniz. Alt veya destek serilerinin en güzel yanlarından biri de youtube üzerinde kolayca bulunmaları. Eğer bir yarışın tamamı siteye yüklendiyse ne yayın hakkı sahibi ne de yarışları düzenleyen kuruluş (Fom gibi) videoları sildirtmeyle falan uğraşmıyor. GP2 ve Formula Renault 3.5 başta olmak üzere izlenecek seri çok. Tavsiyem youtube üzerinden yarışları yükleyen kanallara üye olmak, bunla ilgili çok kanal var, ilk başta şu kanaldan başlayabilirsiniz.


3. Diğer Serileri Takip Etmek

Birçok Formula 1 izleyicisi aynı zamanda iyi birer Motor Sporları izleyicisidir. Formula 1 yaz arasına girdi diye diğer seriler de yan gelip yatmıyor. Başta Moto Gp olmak üzere izleyecek birçok seri var. Fia Gt yarışlarını ve DTM'i internetten takip etmek mümkün, Eurosport yine Superbike ve WTCC gibi serileri veriyor. Ayrıca bu serilerdeki yarışların tekrarlarını da internetten izlemek mümkün, en azından F1'le kıyaslarsak çok kolay. Formula 1 izleyicisinin yaz arasını değerlendirebileceği en kolay yol belki de.

2. Eski Yarışları İzlemek 


Aslında 'eski yarışları izlemenin' yeri ilk sıraydı, neden ikinci sıraya koyduğumuzu altta açıklayacağız. Bol bol nostalji yaptığımız şu günlerde belki de ilk yapılacak şey eski yarışları izlemek. Özellikle de 2009'dan öncesi, yani meşhur kural değişikliklerinden önceki yıllar. Bu yarışları izlemenin de en iyi adresi youtube. Yalnız, youtube'un arama seçenekleri berbat. Çok istediğiniz bir yarışı aratıp bulamıyorsunuz ama rastgele F1 videoları arasında gezinirken sağdan çıkıveriyor, bu yüzden diğer maddelerde olduğu gibi yarışları paylaşan kanallara abone olmak ve video indirme programları kullanarak hemen bu yarışları ölümsüzleştirmek en güzli. Aslında efsane yarışlar kategorisine girmiyor ama 2005 San Marino GP de baya sevilen bir yarış.


1. Aptal Sezon

Bu sene zirve noktasına varan aptal sezon'u takip etmek çok eğlenceli bir hal almaya başladı. Öyle ki Schumacher'i bile Red Bull'a yazdılar. Normalde 'silly season'ın yeri ikinci sıraydı ama bu zirve noktası onu liderliğe taşıdı. Özellikle de Alonso'nun Ferrari ile artan gerginliği işleri çok pek bir ilginç hale getirdi. İşin daha ilginci ise kimin neye karar verebileceği, yani anlaşmalarda koz kimin elinde belli değil. Red Bull avantajlı gibi gözükse de Raikkonen Red Bull'a gitmek istiyorum diye net konuşmuyor. Alonso Ferrari ilişkisi de garip, ikisi de birbirine muhtaç sanki. Geçen sene Hamilton takım içi dengeleri bozar diye istemeyen RBR neden Raikkonen veya Alonso'yu istiyor peki ? 2014'deki değişikliklerin ne getireceği çok muallakta olduğu için takımlar olabilecek en güçlü pilot ikilisini istiyorlar galiba. Belki de bu yüzden Ferrari ve RBR lider pilot politikasını gevşetmek zorunda  kalabilirler. Diğer yandan büyük takımlara geçebilecek en nitelikli pilot olan Hulkenberg'in geleceği de belirsiz. Falan filan işte. 2013'ün aptal sezonu kaçmaz, umarım daha çılgın haberler okumaya devam ederiz. Spa'da görüşmek üzere..


23 Haziran 2013 Pazar

Formula Renault 3.5 Spa ve Moskova

Formula Renault 3.5 hem Eurosport'dan kolayca izlenmesinden dolayı hem de bu seneki McLaren programındaki sürücülerle beraber ilgimi çekmeye başladı. Yazıda son iki yarışta olan biten şeyleri kısaca yazacam, hem kaydı tutulsun, hem de arayanlar için Türkçe kaynak olsun. İki hafta önceki yarış Spa'daydı, bu hafta da Moskova'daydı seri.

Renault Dünya Serisi ismi altında yapılan seride diğer serilerde olduğu gibi her hafta iki yarış oluyor, Monaco hariç. Fakat ikinci yarışa tersten başlanmıyor, onun için de sıralama turları oluyor. Seride GP2 veya GP3 gibi çılgın geçişler olmuyor, bir nevi F1'in Pirelli ve DRS'den önceki hali gibi. 2013'de Bianchi, Frijns, Rossi ve Sam Bird'den sonra meydan Antonio Felix da Costa, Kevin Magnussen ve Stoffel Vandoorne'a kaldı. Da Costa Red Bull, Magnussen ve Vandoorne da McLaren programındalar. Kevin, 90'larda Formula 1 yarışmış Jan Magnussen'in oğlu. Jan da bugün Le Mans'daydı.




Yarışlara gelirsek, Spa'da 2012'den sonra 2013'de de polü alan Kevin Magnussen oldu. Magnussen'in geçen seneki en iyi yarışı Spa olması, 2 yılda 4 pol alması Raikkonen taraftarlarını endişelendirebilir. Ne bileyim, ben gönlümü Magnussen'den yana koydum, Vandoorne'a mesefeliyim. Bu arada ikisi de 92'li. Magnussen Danirmarkalı, Vandoorne Belçika'lı, Da Costa Portekizli. Yarışlara yine gelemedik.

İlk yarışta Magnussen birinciliği kaptırmadı. Da Costa ise ikinci oldu. İlk yarış itibariyle şampiyonada da fark iyice açılmıştı. Vandoorne'a kendi evinde iyi bir sonuç lazımdı. Sıralamada ikinci olsa da startta Magnussen'i geçerek, liderliği kaptı ve yarışı da kazandı. Magnussen de yarışın sonlarında ikinciliği Will Stevens'a kaptırdı ve üçüncü oldu.

McLaren'in elemanları, Arthur Pic, Da Costa, Sorensen gibi seriye tecrübeli pilotlar olmasına rağmen şu an en iyi iki pilot gibi gözüküyor. Da Costa da Red Bull'un elemanı. Mercedes'in Malezyalı genç pilotu Jazeman Jaafar ise şampiyonada onuncu sırada.

Moskova, 1. yarış


Moskova'daki yarışlar ise oldukça sıkıcı geçti. Vandoorne ilk yarışta polü aldı ve yarışı zorlanmadan kazandı. Magnussen ise rakiplerini engellediği için en iyi iki turu silindi ve yarışa 17. sıradan başladı. Bu noktada Eurosport spikerini eleştirmek istiyorum, ilk defa bu kadar anlattığı bir yarışa hakim olamayan bir spiker gördüm, şaşırtıcıydı. Magnussen yarışta yükselerek 11. bitirebildi ancak, uzun süre Pic'in arkasında takılı kaldı. İkinci yarışta yine polü alan Vandoorne'du, Stevens 2 ve Magnussen 3. oldu. Magnussen startta ikinciliği aldı ama Vandoorne hiç aldırmadan yarışına devam ederek muhteşem bir hafta sonu geçirerek Danimarkalı'ya 12 sn fark atarak yine kazandı, tam anlamıyla hafta sonunu domine etti. Açıkçası Magnussen için pek iyi bir hafta sonu olmadı, diğer yarışlarda telafi edeceğini düşünüyorum. Da Costa da klasik tabirle en iyi hafta sonunda değildi, en sonunda yarış dışı kaldı.

Moskova, 2. yarış
Sezonun geri kalanındaki mücadele artık ikisi için gelecekteki daha önemli sınavlar için de iyi birer sınav olacak. Aynı takımda yarışıyor gibiler. Silverstona'da yapılacak genç sürücü testi için daha aracı kullanacak isimler açıklanmadı ama McLaren için zor geçen sezonda sanırım Turvey ve Paffett koltukta olurlar. Geçen sene Magnussen de Abu Dhabi'de koltuktaydı. Son olarak zorunlu pit kuralının ilk yarışta da olması daha iyi olur gibi, aksi taktirde çok durağan yarışlar olabiliyor.



Son puan durumu :

1. Stoffel Vandoorne     136
2. Kevin Magnussen      133
3. Felix Da Costa            89
4. Will Stevens               81
5. Nico Müller                73



14 Eylül 2012 Cuma

Avrupa'ya Gri Veda : Spa ve Monza GP'leri

İlk tur, son sektör

Macaristan : McLaren - Lotus
Belçika : McLaren - Red Bull
Monza  : McLaren - Ferrari
McLaren son üç yıldır klasikleşen 'Valencia-İngiltere-Almanya Performans Kaybetme Şenlikleri'nden sonra sazı eline aldı. Hatta üç yarışta kazanırken hepsinde farklı takımlarla mücadele etti. Spa ve Monza'da kazanarak iki şampiyonluğu da daha heyecanlı hale getirdi. Her ne kadar Spa'da Button rahatça kazandıysa da Vettel'in performansı gözlerden kaçmadı. Bu yarışa dair anlatacak pek bir şey yok Grosjean'ın sebep olduğu kaza haricinde. Grosjean'ın cezasını hemen hemen herkes haklı buldu da hukuki olarak tamamen skandal. Şampiyonanın önde giden adaylarını saf dışı bıraktı açıklaması bazı pilotların daha fazla adalete sahip olduğunu gösteriyor. Lotus bu noktaya itiraz edebilirdi, en azından basın önünde dile getirebilirdi. Button'un McLaren'le ilk podyumu ve Hamilton'ın twitter skandalı ise unutulmayacak başka şeylerdi.

Spa ve Monza yüksek hızlı pistler olsa da F1'in en teknik pistlerinden. Özellikle de Monza'da takımın doğru ayarları bulması gerçekten zor iş. Düşük df, yüksek düzlük hızı gibi bir basit bir denklem yok işin içinde, evet pist sizden bunu istiyor ama aracınız buna ne kadar uygun ? Monza için dersine iyi çalışmak önemli, pistin istedikleriyle aracınızın özelliklerinizi örtüştürmeniz lazım. 2010'da herkes McLaren galibiyeti beklerken Ferrari kazanmış, 2011'de ise dersine iyi çalışan Red Bull herkesi şaşırtarak adeta uçmuştu. 2012'de ise Ferrari dersine daha iyi çalışmış gibi gözüktü. Son iki yarışta McLaren'in 0.7 sn civarında geri kalan takım Monza'da pol mücadelesine girişti. Belki McLaren de dersine iyi çalışmamış olabilir çünkü yüksek df ve fena olmayan bir düzlük hızıyla daha rahat ayar yapma şansına sahiptiler.

Patroınlar konuşuyor.


Q3'de sorun yaşayan Alonso'nun yarışta kazanacak bir hıza sahip olması şampiyona için kritik olabilir çünkü kağıt üstünde McLaren'in en zorlanacağı yarıştı Monza. Tabii bu yıl neyin ne olduğu belli olmadığı için her yarış farklı bir tablo görebiliyoruz. Yine de son yarışlarda lastiklerden eskiye nazaran çok daha az bahsedildiğinden de takımların lastikleri anladığının varsayabiliriz. McLaren'i bir kenara koyarsak Lotus, Red Bull ve Ferrari'nin sürekli değişen sıralaması kilit olacaktır. Lotus'un son iki yarışta lastik koruma konusunda kendi performanslarının gerisinde kaldığını gördük, aksine McLaren'in de lastiklerini hemen harcamadığını, Red Bull ve Ferrari'nin de sırasıyla Belçika ve İtalya'da McLaren'le boy ölçüştüğü ise gözlerden kaçmadı. Peki Sauber'in Belçika gibi ön sıralardan kalktığı yarışlarda ön grup onların lastik korumasıyla boy ölçübilecek mi ? Şampiyona açısından yine önemli olabilecek bir mücadele. Sauber'in ön sıralardan kalktığı bir yarışı kazanabilir demek de kolay değil, Spa bunun için önemli bir ölçüt olacaktı, orada acaba yarış performansından fedakarlık ettiler mi, ettilerse ne kadar ettiler bilemiyoruz.

Uçtu uçtu Vergne uçtu..


Button, Vettel ve Webber'in yarış dışı kaldığı günde Perez günün tartışmasız en çok konuşulan ismi oldu. Yarışa 8. sıradan başlayan Kobayashi 6.turda Perez'e geçiliyor -muhtemelen çok sorun çıkarmamıştır. - ve her tur yaklaşık yarım saniye geride kalıyordu Meksikalıya göre. Perez'in performansından gözlerden kaçan bu fark çok normal gelmedi açıkçası. Kobayashi ilk 10'a girmenin cezasını mı çekti ? Taktikleri belirlerken Pirelli'nin lastik hamurları arasında bazen hiç fark olmuyor, böyle durumlarda sert lastikler daha bir avantajlı oluyor. Kobayashi 20.tur pite girerken Perez 29.tur içeri girdi. Checo Alonso'dan  9 tur, Hamilton'dan 5 tur temiz lastikleriyle 8.sıradan başlayarak önündekilere teker teker geçmeyi başladı. Ancak 36.turda Raikkonen'den kurtularak önünü açabildi. Önü açılan Perez ön gruptan 1.5 sn çalarak geliyordu. İki Ferrari'yi geçince McLaren tempoyu yarım saniyeye yakın artırdı ve Hamilton Monza'da ilk defa kazandı. Açıkçası tur derecelerini incelemek de pek işe yarar bir şey değil mücadele olmadıkça. Özellikle de McLaren'in son iki yarışta rahatça lider gitmesinden dolayı. Üstelik Monza ve Spa biraz kendine has pistler, önümüzdeki yüksek df pistler için tam bir gösterge sayılmaz. Ne yazık ki F1 takviminde pistler gittikçe birbirine benziyor, acaba neden ?

Lotus'un kendi geliştirdiği D-DRS'si yarışta kullanamaması ve Red Bull'un bir türlü beklenen güncellemeyi yapamaması gelişim yarışının belirleyicileri oldu Uzak Doğu öncesi. Red Bull'un sezon arası öncesi aldığı yasaklar sanki bünyede yavaş yavaş kendini hissettiriyor. Hızlanmanın önemli olduğu pistlerde sene başındaki gibi güçlü olamayan Red Bull var. Yine de derli toplu değerlendirmek için Singapur'u beklemeliyiz, çünkü Macaristan'dan yaklaşık 2 ay ve 3 yarış sonra daha sıkıcı ve karanlık başka bir Macaristan GP'si izleyeceğiz. Bu arada yavaş yavaş yaklaşan bir Sauber galibiyeti ve ilginç şekilde hala galibiyeti olmayan bir Lotus var.

Görünmeyen Rekabetler

Grosjean renk vermedi..
Arka ve orta sıralardaki rekabete başlamadan önce Raikkonen'in ve Schumacher'in son yarışlardaki muazzam performansı da gözlerden kaçmıyor. Schumacher en büyük eksisi sıralama turlarını düzelttikten sonra Rosberg'in önünde yer almaya başladı, Raikkonen hem kendi gelişimi hem de Grosjean'ın hatalarıyla takımın lider pilotu oldu. Grosjean ve Maldonado sürekli kazalara karışsa da grid için önemli pilotlar çünkü ikisi de tek turda iyi. Pilotlar tecrübeyle tek turdaki hızını -yani yeteneğini- pek fazla geliştiremeseler de yarışlarda daha akıllı davranmayı öğreneceklerdir. En azından hızlı bir şekilde öğrenmelerini umalım.

Podyuma çıkamayan takımlardan Force India'da son yarışlarda Hulkenberg göz kamaştırmaya başladı. Hem cumartesi günü İskoç takım arkadaşını geçiyor hem de Belçika, Valensiya gibi olaylara karışmadan iyi yerlerde bitiriyor. Di Resta sanki medyanın biraz abartısı mı diye de düşünmeden edemiyor insan. Yine de erken. Toro Rosso'da ise Ricciardo 10-3 yaptı sıralamalarda. Vergne Monza'dan önce iki yarış Avustralyalıyı geçince acaba demiştik. İlginçtir Vergne'in 8 puanına karşılık Ricciardo'nun 4 puanı var. Diğer mücadele ise Marussia'da. Sıralamalarda 8-4 önde olsa da Glock, Pic diğer takım arkadaşlarından daha dişli çıktı. Belçika'daki mücadele ve Glock'un açıklamalarıyla kendi çaplarında gündem oldular. İkilinin mücadelesine de arada bakmak gerekiyor. Gridin sonundaki HRT ise Caterham ve Marussia gibi 3 yıldır bir tane 'iş bilen' bir tane paralı pilotları olsaydı şimdi daha güçlü olabilirlerdi. Ayrıca Marussia Glock'la Belçika'da Petrov'a 0.4, İtalya'da 0.150 sn uzaklıktaydı, kim bilir yakında Marussia garajında da bir kutlama görebiliriz..






15 Ağustos 2012 Çarşamba

Oynat Uğurcum ; Hamilton'la Raikkonen'in Dansı : Spa-Francorchamps 2008





F1'in son on yıldaki en efsanevi anı hangisi derseniz ben Hamilton'la Raikkonen'in 2008 yılında Spa-Francorchamps'da son 3 turdaki mücadelesi derim. F1'in son 10-15 yılındaki sanırım yine Spa'da 2000 yılındaki Hakkinen'in Schumacher'i geçişinden bu yana en unutulmaz anıdır bu mücadele. Her iki mücadelenin de McLaren-Ferrari çekişmesi olsa tesadüf olmasa gerek.





Yarış ikinci turunda spin atan Hamilton'u geçen Raikkonen baştan sona üstünlüğüyle geçmişti ki son pitlerin ardından Hamilton farkı azalmayı başarmıştı. Son üç tura girerken Hamilton Raikkonen'e iyice yaklaşmış ve turun sonundaki düzlükte ilk atak denemesini yapmıştı. Son şikanı kesen Hamilton start-finish düzlüğünde yerini Raikkonen'e vermişti. İşte tam bu anda yerini verdikten sonra tekrar atağa kalkan Hamilton'un ve savunmada olan Raikkonen'in öyle güzel iki hareket yapmışlardı ki; adera dans ediyorlardı. En çok da bu anlarını sevdim mücadelenin. Ve son 2 tura girerken Hamilton öndedir ama daha önemlisi bir Spa klasiği olan yapmur başlamıştır. Raikkonen ilk sektörün sonundaki düzlükte denemiştir ama olmamıştır. Les Combes'den itibaren yağmur iyice hissedilmeye başlanmış, ilk kontralar da verilmiştir. Pouhon'da ikisi de pist dışına çıkmış, Fagnes'de ise piste dönmeye çalışan Rosberg, pistin dışına doğru sürüklenen Hamilton ve yolunda giden Raikkonen ise neredeyse birbirine girecekken kazadan son anda kurtulmuşlardır. Hamilton'un çimlere sürüklenmesiyle Raikkonen tekrar liderliği almıştı. Almıştı almasına da hemen ardından spin atan Raikkonen liderliği tekrar vermişti Hamilton'a.



Biraz olsun mücadele sakinleşse de -10-15 saniyecik o da- üçüncü sektörün sonundaki düzlükte yani mücadelenin başladığı yerde Raikkonen pist dışına çıkıp aracın kontrolünü kaybederek diğer taraftaki duvara kadara kayıp ön kanadını parçalayarak yarış dışı kalmıştı. Artık Hamilton son tura rahat giriyordu girmesine de hafif yağmur devam ediyor, bazı pilotlar intermediate lastiklere geçiyordu. Öyle ki son turda üçüncü olan Bourdais yarışı 7. bitiriyor, son tura 8.giren Heidfeld ise podyuma çıkıyordu. Diğer yağmur lastiği takan isim Alonso ise son metrelerde Vettel'i geçerek 4.oluyordu. Sıradan bir Belçika Gp'si son üç turda efsane oluvermişti.





Yarışın sonunda ise Hamilton'a 20 sn cezası gelerek üçüncü sıraya düşmüştü ve yarışın kazananı ise Massa olmuştu. Şu an cezanın nedenini tam olarak hatırlamıyorum ve de bu tatsız konuya hiç girmek istemiyorum. Böyle mücadeleler yıllar sonra da hatırlanacak, birçok pilot adayına ilham olacak. Bugün bile Spa'daki iki efsanevi mücadele birçok yılın tüm yarışlarından daha çok hatırlanıyor, benim 2004, 2005, 2009 gibi yıllardan hatırladığım doğru dürüst heyecanlı anlar yokken bu iki mücadele direk aklıma geliverir. Aklımdan çıkması mümkün değil ki. Böyle daha birçok mücadele görmek dileğiyle, Formula 1 işte böyle eğlenceli, böyle yarış sporu oluyor...


7 Ağustos 2012 Salı

Kim Yönetiyor Lan Bu Formula 1'i ??

Formula 1 hem en prestijli motorsporları organizasyonu hem de önemli paralar döndüğünden birçok baş tarafından yönetilmeye çalışılınıyor; Fom, Fia, Fota. İşin siyasetine girmeyeceğim çünkü sporda siyaset konuşmak bir yerden sonra fazlasıyla bunaltıcı oluyor, daha da kötüsü sizi spordan soğutabiliyor. Birkaç örnek üzerinden F1'in ne kadar kötü yönetildiğini anlatmak istiyorum, özellikle biz taraftarların gözünden.

Öncelikle motor mevzuu; 2014'de V8 motorlardan vazgeçip turboşarjlı V6'lara geçilecek. Bu değişiklik Fia'nın zorlamasıyla oldu. Onlar V4 isterken ortada buluştular. Bilenler bilir, bazen bizim Futbol Federasyonunun kararları saç baş yoldurtur insana, bu da öyle bir değişiklik. Kardeşim motor sesi F1 için her şey, bu kendi ayağına kurşun sıkmaktan da beter bu durum. Motor sesinde değişiklik olmayacak deniyor, yine de risk. Değişimin en büyük amacı Volkswagen de F1'e girmesi de gerçekleşmedi. Hani internette dolanan güzel laflardan biri var ya ; 40 yıllık baliciyim böyle kafa görmedim. Başka bir şey diyemiyorum, ses eskisi gibi olmazsa ne olacak acaba, kime nasıl hesap sorulacak, halihazırda insanlar V10'ları bile özlerken...

                                            Şu sesleri duyunca daha çok sinirlendim.

Akla gelen diğer başlıca konu ; Spa-Francorchamps'ın geleceği. Böyle bir pist nasıl takvimde kalmama riski yaşar. Elbette işin içinde başka şeyler var, başka ülkelerin F1'e daha çok kaynak arayabiliyor, daha istekliler vs. Ama klasik olmak istiyorsunuz belli ritüelleriniz olmak zorunda, sanırım geçen sene Monaco bile tehdit edilmişti takvimden çıkarabiliriz diye, bunun ağza bile alınmaması gerekirdi. Valencia size yılda 20 milyon dolar fazla verebilir ama Spa yarışıyla Valencia yarışının tv'de izlenme oranları, sosyal medyada ne kadar gündeme geldiği gibi başka önemli ölçütlerde kesinlikle önemli uçurum vardır. Spa konusu niye önemli, büyük çoğunluğun bayıldığı bir pist kesinlikle takvimde kalmalı, bu pist adeta motorsporlarının mabedi. Katalunya'nın, Hungaroring'in, Sepang'ın yeri geldiğinde geleceği tartışılmalı ama Monza, Silverstone, Monaco ve Spa mevzubahis bile olmamalı.

Spa-Francorchamps


Heyecanlı geçen 2010 sezonundan sonra, F1'e daha çabuk bozulan lastikler getirilmesi kararlaştırıldı çünkü sezon heyecanlı, gerilimli olsa da yarışlar bir o kadar heyecansızdı. 10.tur civarında gelen ilk pitlerden sonra yarışta bir daha aksiyon olmuyordu olağanüstü şeyler dışında. Üzerinde DRS de getirilerek yarışlar daha heyecanlı hale getirildi. Bu Formula 1'in seyirciye ne kadar bağımlı olduğu daha doğrusu seyircilerin sporu izlerken zevk almalarının gerektiğinin önemli bir kanıtı. Çünkü insanların futbol gibi delicesine bağlı oldukları takımları görece az. Schumacher sonrası seyirci kaybı boşa olmadı, aynı şekilde Raikkonen'den sonra bazı taraftarların sporu takip etmeyi bıraktığını biliyoruz. Uzun bir paragraf oldu, işin özeti F1'in diğer sporlara göre seyircilere daha bağımlı olması. Seyircileri memnun edebilmek için değişiklikler yapılıyor da yukarıda saydığımız saçmalıklar da oluyor. Peki bu değişiklikleri kim yapıyor, bazen takımlar bazen Fia bazen Bernie.

Fota logosu

Takımlar bu işin neresinde peki ? Yani Fota. Fota bazen taraftar forumları yapıyor, yetmez ama evet. Birkaç ülkede yapılan forumlar tabii ki yeterli değil. Bir keresinde Fia'ya mail atmak istemiştim ve bir mail adresi bulamamak bana şaka gibi gelmişti. Allah'dan Fota'nın var ama benim amacım Fia'ya mail atmaktı. Neyse, geçen senelerde özellikle Whitmarsh bu sene de birçok takım patronu Pirelli'ye gelen eleştirilere karşı ağız birliği etmişcesine sporun iyiliği de sporun iyiliği diye tutturmuşlardı, hala da öyle. Birbirleriyle rekabet eden bu adamlar nereye kadar sporun iyiliğini düşünebilir, kızsak da Bernie bu konuda haklı; sporun geleceğini takımlara bırakamazsınız.

Eski Bernie...


Jean Todt'dan sonra Fia'nın F1'e daha çok müdahil olmaya çalıştığı biliniyor. FOM yeni yapılanma içinde, o değil de kim lan bu FOM demek istiyorum. İnternet siteleri yok galiba, o da şaka gibi. Hatırlayanlar bilir, Japonya 2010'da yoğun yağmurdan dolayı sıralama turları yapılmayınca pazar sabahı yapılmıştı sıralama turları. O yarıştan sonra birkaç kişiden sıralama turları pazar günü yapılabilir önerisi çıkmıştı, işte bu tarz öneriler daha önceden düşünülmeli, Türkiye'deki yöneticiler gibi felaketi yaşadıktan sonra önlem almaya benziyor bu tür öneriler. Yani o yağmur olmasa kimse F1'i nasıl daha izlenebilir yapabilir diye düşünmeyecek, tamamen rastgele. Ha bu sadece bir örnek, yoksa pazar günü sıralamalar yapılması F1'in ruhuna aykırı.

FOM'a dair nair bulunan şeylerden...


Piyasa değeri yaklaşık 10 milyar dolar olan bir organizasyonun geleceğini yöneticilerin biz F1 severlerden fazla düşündüğü kesindir de bahsettiğimiz V6 motorlar, Spa-Francorchamps gibi absürdlükler devam ediyor. Ki bunlar ilk akla gelenler, daha nicesini sayabiliriz. Özeti Formula 1 iyi yönetilmiyor, mesela ben F1'i kim yönetiyor sorusundayım hala. Daha kural değişiklikleri var, insanlar bir süre F1 izlemeyince çok rahat kopabiliyor spordan. Aslında bakarsanız Yıldırım Demirören bile yönetse F1'i durum şu ankinden daha iyi olabilirdi. 4 yılda aşık olduğumuz araçlardan ne idüğü belirsiz platipus burunlara geçmek bile absürdlüğün daniskası. Daha Concorde anlaşması bile yapılmadı, bizim milletimiz için çok yabancı bir durum değil aslında bu tarz duruma. F1 de Allah'a emanet gidiyor.

Formula 1'deki yönetim sorununu taraftarlar açısından bakacaktım ama ister istemez odak noktası F1'i kimin yönettiği sorusu oluyor. Orası da hayli karışık zaten. Özetle Formula 1'in daha iyi ve profesyonelce yönetilmesi gerekiyor, en azından teknik konular bir yana taraftarların spora ilgisini koruyacak olaylara sadece maddi yönden değil daha geniş çerçevede bakabilecek bir yönetim lazım. Taraftar olarak herhangi bir şikayet mercii bulamamak bile yeterince sinir bozucu. Bakalım ilerleyen senelerde ne olacak ama olan yine biz taraftarlara olmasın...





5 Eylül 2011 Pazartesi

Ne umduk ne Bulduk : 2011 Spa-Francorchamps GP




Yarış çok heyecanlı olmasa da konuşulacak çok konu var sanırım ; Red Bull'un ikinci dublesi, Schumi'nin 20.yılı, Hamilton'un kazası, Ferrari'nin sert lastik performansı vs. Ben dahil herkesin sezon bitti dediğini duyar gibi oluyorum sadece noktası kaldı bu işin. Yarışın özeti sanki sezonu bize anlatıyordu ; Vettel ufak mücadeleler dışında hep liderdi, Webber kötü startın ardından yarışta birçok kişiyle kapışıp ikinciliği kazandı, Button yine iyi bir pazar performansıyla üçüncü oldu, Alonso elinden geleni yaptı ama Ferrari iyi değildi, Hamilton ise aksiyonlarına devam etti, Massa arka sıralarla kapıştı, Rosberg geri kalanların en iyisiydi Schumi de cumartesiyi telafi etmeye çalıştı yine. Sezon gerçekten bitti mi peki ? Bence hayır, her zaman ufak bir umut vardır, birazdan onlara değineceğiz, nokta koyulana kadar durmamak lazım.


Yarış haftasına Schumi şenliğiyle başladık, dolu dolu bir haftaydı açıkçası. Uzun zamandır F1 dünyasını ben bu kadar aç görmedim üstelik şampiyonada pek bir heyecan yokken. Bunda hem Spa'nın heyecanı hem de Schumi'nin 20.yılının katkısı çok büyüktü. Bir de Pirelli, bu lastiklerle yarışlar çok heyecanlı geçiyor, herkesin yarışları özlemesine onlar da etkendi. Micheal Schumacher'in ilk yarışından önce yaşanan ilginç gelişmeler, Ali Ünal'ın minik yazı dizisi ve pilotların onun hakkında röportajları en çok dikkatimi çeken şeylerdi onun hakkında. Açıkçası ona her gün daha çok saygı duyuyorum ben ve bazen farkında değilsin ama Schumi de pistte diyorum kendi kendime. Ne yaparsa yapsın o pistteyken keyif almalıyız. Üstelik bu sene performansını artırdı, Rosberg'e biraz daha yaklaştı. Şu anki puan durumu Rosberg 56 Schumi 42. Cuma gününün yağmurlu geçtiğini belirtip cumartesi gününe geçelim bir an önce.


Cumartesi günkü antrenman seansı da yağmurlu geçince sıralamalardan önce seçilecek ayarlar çok önemli hale geldi, üzerine sıralamalar da ıslak geçecekti. Q1'e ıslak zeminde başladık ve sürekli gelişen tur zamanlarıyla 24 pilot da sürekli tur atıyordu. Allah'dan pist oldukça uzun yoksa bu yağmur Monaco'da falan olsaydı neler oldu tahmin bile edemezdik. Unutursak olmaz ; Schumi'nin arka lastiği düzgün takılamadığından Les Combes'den sonra mini düzlükte spin atarak sıralamaları sonuncu bitirdi. Tam elenenler belirlendi derken Di Resta'nın hatasından yararlanan Kovalainen Q2'ye kaldı. Q2'de Sutil'in kazasının ardından bi ara Alonso ilk onun dışında kaldı, sonra Hamilton ve en sonunda Button. Button bir yanlış anlamayla pite geldi ve gelişen derecelerle beraber kendini 13.sırada buldu. Buraya kadar olanları anlatmak gerçekten çok zor çünkü sürekli dereceler gelişiyordu, ilk onun dışındaki bir isim birden ilk sıraya çıkabiliyordu. Yine genel tabloya bakarsak Button ve Red Bull'lar iyi gözüktüler Q1 ve Q2'de. Q3'de ise genellikle Hamilton ve Rbr çekişmesi izledik, son anda en iyi turu yapan Vettel polü kaptı, Hamilton üç yarıştır üst üste ikinci cebi kazanıyor, Web 3. Mas 4. oldu. Alonso ise pek ortalıklarda görünmedi Q3'de ve 8.olabildi. Q3'ün kuru lastiklerle dönüldüğünü söylemezsek ayıp olur, artan sıcaklıkla beraber ilk üç çizgidekiler Massa hariç lastiklerde kabarcık sorunundan bahsetti ve yeni lastik talep etti. Pirelli ise reddetti bu isteklerini takımların, lastikleri en çok ısıtanların şikayetçi olması da başka bir püf nokta bu seneki lastik savaşlarında. Heidfeld'in yerini alan Senna'nın 7.olması da başka bir önemli noktaydı.


Yarış çok ilginç başladı, Senna'nın bence basit hatası Algersuari'nin yarışını bitirdi, arkada Glock'un hatası da Button'un arka kanadına hasar verdi, Schumacher Les Combes'de 16.sıradaydı. İlk sıralar da oldukça karıştı Les Combes'e Rosberg 1, Vet 2, Mas 3, Ham 4 ve Alo 5 olarak geldi. Rosberg çok iyi bir startın ardından Eau Rouge'a hemen Vettel'in arkasında geldi ve uzun düzlükte onu geçti. 3.turun ardında da Vettel cevabı verdi. Burda ilginç olan nokta ise Hamilton'un iki tur üst üste Ferrarilere Drs olmadan düzlükte geçilmesiydi, galiba Lewis yanlış bir ayarı seçmişti. Biraz da bunun için sezonun özeti dedim bu yarışa, Rbr'nin en büyük rakibi Mclaren Button'un Q2'de elenmesine yol açmış Lewis'in düzlük hızı da zaten onu bitiren şey olmuştu. Vettel'in erken piti, Alonso'nun liderliği ele geçirmesini sağlamış, ilk pitlerin ardından bir Alonso-Vettel mücadelesi izleyeceğiz derken Hamilton'un kazası geldi. Hamilton Drs ile Mercedes'in arkasına yapıştığında bile Mercedes'in daha hızlı olduğunu görmek benim için şaşırtıcı oldu, aynı olay Kobayashi'de de başına gelince tipik olmayan ilginç bir yarış kazası yaşandı, bir ara Lewis'in kazalarına özel olarak değinmek istiyorum ama kaza yapıyor diye sadece Lewis hatalı olmak zorunda değil, ayrıca illa bir hatalı bulmak da gerekmiyor sonuçta bu bir yarış. Öyle veya böyle Lewis'in daha dikkatli olması gerekiyordu, insan Mp4-26'yı gördüğünde bu ne downforce Yarabbi diyesi geliyor sanırım bu yarış için. İşte Lewis'in kaybettiği nokta fazla downforce ve arkasından gelen düşük düzlük hızı.


Bu noktada akıllıca bir hareketle temiz yumuşaklara geçen Vettel güvenlik aracının arkasında üçüncüydü. Sc'den hemen sonra Webber ve Alonso'yu geçen Vettel hemen farkı açarık 4-5 sn. civarında dolaştırdı sonunda. Bundan sonra yarış biraz sıkıcı hale geldi ama Mclarenci Hamdi'nin de dediği gibi Button'un içine Hamilton kaçtı. Button'un ilk geçişiyle biraz heyecan yaptım ; kaskına dikkat ettim hala İngiliz bayrağını gördüm, sarı değildi. Herhalde seven sevmeyen insan birçok insan Hamilton'un yarış dışı kalmasını istemiyordur. Button'un güzel geçişlerinden sonra yarış Vet-Alo-Web-But sıralamasına dönüştü. Sert lastiği ilk takan Alonso oldu, klasik bir biçimde Vettel bir tur sonra onlara cevap verdi. Sert lastikleri önceden takmış olanlardan Webber yine serti tercih ederken Button yumuşaklara geçti. Lastik ısıtamayan Alonso önce Webber'e sonrasında da Button'a geçildi. Bu da bir bakıma Ferrari için sezonun bitimi anlamına geliyor. Bir sözümüz de Mercedes'e, ne gerek vardı Rosberg'e tasarruf yapacağız 'emrini' vermeye. Zaten Micheal'ın buna ihtiyacı yoktu. Burda bir parantez açalım, öncelikle bu Mercedes'in zor bir durumda ilk önce Micheal'ı tercih edeceğini işaret ediyor sanki, ayrıca Mercedes çok fazla gündemde değil ama burda da gizli bir savaş yaşanıyor bence : Schumi-Rosberg. Bu tür bir savaş Kubica-Heidfeld arasında da yaşandı ama medyada çok gündeme gelmedi. Seneye burda işler kızışabilir söyleyelim.


Vettel 1, Webber 2, Button 3, Alonso 4, Msc 5, Ros 6, Sut 7, Pet 8, Mas 9, Mal 10. olarak klasmanı oluşturdular. Hemen Vettel şampiyonluğu nasıl kaybeder sorusuna gelelim, bir yarış dışı, iki kere ilk dördün dışında kalsa kaybedeceği puan 55. Bu üç yarışı Webber kazanırsa fark 37, Alonso kazanırsa 47, Button kazanırsa 55'e, Hamilton kazanırsa 58'e inecek. Diğer yandan Vettel şampiyonluğu Singapur'da garantileyebilir. Gerçek bir şampiyonluk savaşı değil de en azından bir heyecan yaşamak istiyorsak Vettel'i düzenli geçecek bir araç ya da Vettel'in başına gelecek olağanüstü şeyler olması gerekiyor, iki defa yarış dışı kalmak gibi. Ben yine de Monza'yı görelim derim ve hislerim Rbr'nin Monza'da beklediğinden daha iyi sonuç alacağı. Tezatlık oldu sanki ama ne yapayım ; hislerim böyle. Bu arada gülücük koyasım geliyor, F1 ile komik videolar izledim yazıyı yazarken ; kafa falan kalmadı...




Not : Fotoğraf trf1.net sitesinden alınmıştır.