Evet ilk yazının ardından neredeyse 1 ay geçti, Vuelta'nın son haftasına girerken ben Fransa Bisiklet Turu'nun ikinci yazısını yazmaya oturdum. O yüzden sadece kazananlar ve kaybedenler şeklinde ufak bi karalama olacak, hoşgörün. Bu formatı ayrıdan düşünüyordum ama artık sadece bu formattan ibaret bi yazı olacak.
Kazananlar
Chris Froome : Anlatmaya gerek yok sanırım. Yaşı 28.
Nairo Quintana : Takım lideri olarak gelmediği turda podyumun ikinci basamağındaydı. Belki ondan da önemlisi uzun yıllar onu Fransa topraklarında görcez. Yaşı 23.
Joaquim Rodriguez : Rodriguez için bu podyum çok değerli. Çünkü El Purito Tour'a katılmak için hem Giro'ya katılmadı hem de Vuelta'yı riske attı. Tour'un 100. yılında da değdi.
Jakob Fuglsang : Astana'nın takım lideri olacak dendiğinde ''Kim lan bu!'' tepkisi vermeme neden olmuştu. Neredeyse bütün turu domestiksiz bitirdi. Daniel Martin'le kaçtıkları etapta inişte İrlandalı'yı da çekmişti. Bi etap galibiyeti hak etti. GK'da 7.'lik hiç fena değil.
Dan Martin : Bir klasiğin yanına bir de Tour'da etap ekledi. Artık vitesi daha yükseltme zamanı.
Michal Kwiatkowski : Zaten bütün klasiklerde ön plandaydı, klasikçi, zamana karşıcı, tırmanışçı. Hepsinden biraz biraz var. Bi karar verirse geleceği daha aydınlık olabilir. Tour boyunca onla Quintana'nın uzun yıllar boyunca efsanevi bir mücadeleye girişeceğini hayal ettim.
Jan Bakelants : Yakıştı etap ve sarı mayo.
Orica-Green Edge : İlk etaptaki otobüs zaferi, sonra Simon Gerrans'ın sarı mayosu ve takım zamana karşıda alınan galibiyet. İki farklı isimle sarı mayo.
Argos Shimano : Kittel'in aldığı galibiyetlerde sadece onun değil, takımının becerisini de unutmamak gerek. Argos sprint finişlerinde en derli toplu takımdı.
Marcel Kittel : Neredeyse N.Ş.A'da geçmesi imkansız denilen Cavendish'i mağlup etti. Paris etabı tuzu biberi oldu. Bu Kittel bir harika dostum.
Daniel Navarro : İlk 15-20 civarında dolaşan Daniel Navarro son günlerdeki formuyla Tour'u 9. kapattı. Tabloya bakmasak kimsenin fark edeceği yok.
Roman Kreuziger : Contador'u beklemese podyuma çıkabilirdi. Baş domestik olarak çok iyiydi. Sky'ın baş domestiği Porte'u geçtiğini de unutmayalım.
Belkinli'ler : Bu sefer Gesink değil de Mollema'yı lider seçen Belkin yanılmadı. 2. Bireysel Zamana Karşı'ya kadar da 2 ve 4. sıradaydılar. Yine de Mollema 6. bitirerek kendini gösterdi. Ten Dam da gayet iyiydi. Gesink kara kara düşünsün.
Andy Schleck gibi bazı isimleri kazananlar listesine veya ne kazanan ne kaybeden listeleri de oluşturmak mümkün.
Kaybedenler
Alberto Contador : Tartışmasız en büyük kaybeden. Formundan çok uzaktaydı. Bir şeyi netleştirelim, meşhur doping davasıdır 2010 Tour'dur falan filan sevilmeyebilir ama bu form düzeyi çok başka bir şey. Yani 2012 Vuelta'dan bile çok uzaktı. Orada bile yeterince iyi değil deniyordu. Zaten Fransa öncesi sinyaller de vermişti. 2012 Vuelta kadar formu olsa bile yine yenemezdi Froome'u. Hiçbir dağlık etapta atak yapamadı, hep geride kaldı. Son hafta biraz toparlanır gibi oldu fakar Purito ve Quintana çok daha iyi durumdaydı. O da form düzeyini anlamış olacak ki Vuelta'yı hiç düşünmedi bile. Contador kaybetse de en ufak bi yerde zaman kazanmaya çalıştı, inişlerde zorladı. Bir şampiyon gibi kaybetti. O zaman bir şampiyonun kalbini asla küçümsememek lazım, seneye çok çok daha güçlü döneceğine eminim.
BMC Tayfası : Tejay Van Garderen başta olmak üzere BMC kabus gibi bir tur geçirdi. Ne GK'da bir şey yapabildiler ne de Gilbert'e yardım ettiler. Aslında hayal kırıklığına Gilbert'i beklemek yanlış olabilir. Hem Eneco'da hem Vuelta'da sürekli etapları kokladı, üstelik yine takımdan yardım almadan. Hadi Cadel bu yaşta Giro'nun yorgunluğunu çekiyor, Tejay bütün tırmanışlarda geride kaldı. Birçok kişinin sürpriz adayıydı. Cadel de yorgundu falan filan da hiçbir varlık gösteremedi. BMC büyük bir hayal kırıklığıydı. İlginçtir Tour'dan sonra üst üste etaplar kazanmaya başladılar.
Europcar Tayfası : Hem Rolland hem Voeckler beklenenin altında kaldı. Rolland mayo sevdasına kaçtı durdu etaplarda, GK'da da bir şey yapamadı. Voeckler önceki iki senenin çok uzağındaydı.
Daha çok kaybeden ve kazanan çıkartabilirsiniz ama bunlarla idare edin artıkın, özür dileyerek diğer bisiklet yazılarında görüşmek üzere diyelim.
Fransa Bisiklet Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransa Bisiklet Turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Eylül 2013 Çarşamba
Fransa Bisiklet Turu - Kim Kazandı, Kim Kaybetti ?
Etiketler:
Alberto Contador,
Argos Shimano,
Belkin,
Bisiklet,
Bisiklet 2013 Sezonu,
BMC,
Chris Froome,
Europcar,
Fransa Bisiklet Turu,
J. Fuglsang,
Joaquim Rodriguez,
M. Kittel,
N. Quintana,
Orica GreenEdge,
R. Kreuziger
2 Ağustos 2013 Cuma
2013 Fransa Bisiklet Turu : Giriş ve İlk Hafta
100. Edisyon, benim için birinci aslında. Maşallah bir etap hariç hepsini izledim, gönül rahatlığıyla bir şeyler karalayabilirim artık. Tour'u üç haftaya ayırdım ben de, her haftanın genel gündemi farklı olduğu için daha rahat anlaşılabilir geldi bu yöntem. Önce Tour başlamadan önceki genel tabloya bakalım.
Sezonun ikinci büyük turu başlamadan herkesin dilinde Contador-Froome düellosu vardı, aslında Froome vardı ya...Zincirlerinden -Wiggins'den- sonunda kurtulan Froome Tour öncesi neredeyse bütün yarışları domine etti. Sadece Nibali'ye kaybettiği bir Tirreno-Adriatico yarışı vardı, düşünün artık Nibali de nasıl formda. Froome'un müthiş temposunun yanında Contador'un da müthiş bir temposuzluğu vardı, ne dağlarda ne zamana karşılarda iyi değildi. Tour'a gelmeden katıldığı turlarda da genellikle kaybettiği zamanları atak yaparak telafi etmeye çalıştı ki, formunuz olmayınca agresif olmak pek bir işe yaramıyor, bu agresiflik ona sadece Tour de San Luis'de bir etap kazandırdı o kadar. Bu ikilinin dışında Cadel Evans, Quaquim Rodriguez, A. Valverde ve Quintana, Bauke Mollema diğer favorilerdi. Benim ve milletin genel olarak sürpriz adayları ise başta Tejay Van Garderen, Andrew Talansky ve Jurgen Van den Broeck'di.
Sprintte ise Mark Cavendish, Andrei Greipel, Marcel Kittel ve Peter Sagan arasında mücadele bekleniyordu, öyle de oldu. En iyi sprinterlerin buraya gelmesiyle sprint etaplarının tadı bile çok güzel oldu. Tour zaten en popüler yarış, üzerine 100. edisyon olmasıyla işler iyice çığırında çıktı. En azından Giro'daki Cavendish baskınlığını görmedik. 29 Haziran'dan önce durum böyleydi, benim tek beklentim 2012 gibi bir tur olmasın da nasıl olursa olsundu. Nasıl soğuttuysalar beni, hala gıcığım Wiggins'e de..
1. Hafta
100. turun gazıyla başladık Corsica'da. İlk üç etap Corsica'da, 4. tetap akım zamana karşı, tekrar üç tane sprinterlere uygun etap ve iki tane Pireneler'de dağlık etap. İlk haftanın etap profilleri böyleydi. İlk etap Sakin sakin geçerken Johnny Hoogerland'in kazasıyla bütün aksiyon başladı. Orica GreenEdge takım otobüsünün finişte platforma takılı kalmasıyla ortalık karıştı, Türkiye'de sürekli yeniden asfaltlanan yollarla beraber pek uzak değiliz aslında bu duruma. O otobüsü gördüğüm İlk andan itibaren 100. edisyon olmasında dolayı sürekli paylaşılan anılara bir yenisi eklendi diye düşündüm. Tour'un 200. edisyonu olursa mutlaka Orica GreenEdge'nin otobüs şoförü hatırlanacaktır. Bu olaydan sonra finiş önce 3 km öncesine alındı dendi, sonra otobüs sorunu halledildikten sonra finişin eski yerine alındığı duyuruldu. Fakat peloton sprint havasına girmişti çoktan ve her şey çok aniden oluverdi. Önce birçok GK (Genel Klasman) iddialısının ve etabın favori sprinterleri Peter Sagan ve Mark Cavendish'in de içinde büyük bir kaza oldu ve ardından diğer favori Andrei Greipel de bisikletinde sorun yaşadı. Geriye tek bir isim kalıyordu, Marcel Kittel. Alaman sprinter de sarı mayoya hayır demedi. Kazaların şiddetini bir yana koyarsak ilk etaptan bizlere çok güzel anılar kalmış oldu.
İkinci etabı oldukça akıllıca bir atakla kazanan Jan Bakelants oldu. Üçüncü etapta rakiplerine göre daha iyi tırmanan Peter Sagan etabı alacak gibi gözüküyordu fakat turun sürpriz takımı Orica Green Edge'den Simon Gerrans etabı ve sarı mayoyu almayı başardı. 4. ve 5. etapta sarı mayoyu taşıyan Gerrans 5. etabın sonunda büyük kıyak yaparak sarı mayoyu takım arkadaşı Darl Impey'e bıraktı. Zaten 4. etap takım zamana karşıydı ve Orica GreenEdge 0.75 sn farkla Omega Pharma'yı geçerek sarı mayoyu korumıştu, etabı da almışlardı. Eğer Omega Pharma etabı alaydı sarı mayo genç Polonyalı Michal Kwiatkowski'ye gidecekti. 5. etap Cavendish'e, 6. etap Greipel'e gitti. 7. etapta ise Kittel, Cavendish ve Greipel'in yokuşlarda tıkanmasıyla meydan Sagan ve Degenkolb'e kaldı. Degenkolb'un almasını o kadar çok istedim ama Sagan daha iyi bir zamanda sprinte başlayarak Alaman sprinteri geçerek ilk ve tek galibiyetini aldı. Bugün yürürken aklıma geldi Argos Fransa'da yeşil mayoyu Degenkolb'le alabilir, çünkü şu an Sagan'ın tırmanış yeteneklerine ancak o karşı koyabilir, evet biraz Degenkolbcu'yum. Sagan da artık gördük ki diğer üçlü sprinter kadar güçlü değil, belki bunun sebebi verdiği kilolardır. Düz zamana karşı da gösterdiği performansla ileriki yıllarda neden bir GK olmasın dedirtti.
Gelelim dağlık etaplara, 8. etap GK'nı şekillendiren ilk adam gibi etaptı. Aslında turu bitiren de. Alemin bütün tırmanışçılarının tel tel döküldüğü bir etap oldu. Şaka gibiydi. Sky son tırmanışta öyle bir tempo yaptı ki neredeyse Peter Kennaugh biraz daha dayansaydı Porte'a kalmadan bütün rakipleri dökecekti. Önce Van Garderen, Evans, Kwiatkowski, Schleck, Purito'lu grup düştü. Porte tempoyu aldıktan sonra hiç kimse dayanamadı. Porte etabı Froome'un arkasında bitirince herkes acaba 2012'nin tekrarı mı olacak diye düşünmeye başladı. İnanılmaz bir dominasyondu çünkü. Ertesi etapta Sky'ın o kadar da güçlü olmadığı ortaya çıktı, takım olarak, Froome'dan bahsetmiyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki, Sky'ın domestikleri bile diğer takımların liderlerinden daha fazla konuşulur hale geldi. Froome zaman kaybetmese de Porte 9. etapta 8 dk fark yiyerek denklemin dışına çıktı, Kirilenka zaman sınırına takıldı, daha da önemlisi Sky'ın yenilmez kimliği yıkıldı. Yine de Froome çok güçlü gözüküyordu, bütün sezon olduğu gibi, ona karşı koyacak isimler ise kendi standartlarının çok altındaydı. Hadi Contador formsuzdu, Purito'nun daha ilk etapta bu kadar geriye düşmesi çok şaşırtıcıydı. Valverde ise yine aradan sıyrılarak ilk haftayı ikinci kapattı. Unutmadan 9. etabı Fuglsang'la beraber kaçan Daniel Martin kazandı.
Sezonun ikinci büyük turu başlamadan herkesin dilinde Contador-Froome düellosu vardı, aslında Froome vardı ya...Zincirlerinden -Wiggins'den- sonunda kurtulan Froome Tour öncesi neredeyse bütün yarışları domine etti. Sadece Nibali'ye kaybettiği bir Tirreno-Adriatico yarışı vardı, düşünün artık Nibali de nasıl formda. Froome'un müthiş temposunun yanında Contador'un da müthiş bir temposuzluğu vardı, ne dağlarda ne zamana karşılarda iyi değildi. Tour'a gelmeden katıldığı turlarda da genellikle kaybettiği zamanları atak yaparak telafi etmeye çalıştı ki, formunuz olmayınca agresif olmak pek bir işe yaramıyor, bu agresiflik ona sadece Tour de San Luis'de bir etap kazandırdı o kadar. Bu ikilinin dışında Cadel Evans, Quaquim Rodriguez, A. Valverde ve Quintana, Bauke Mollema diğer favorilerdi. Benim ve milletin genel olarak sürpriz adayları ise başta Tejay Van Garderen, Andrew Talansky ve Jurgen Van den Broeck'di.
Sprintte ise Mark Cavendish, Andrei Greipel, Marcel Kittel ve Peter Sagan arasında mücadele bekleniyordu, öyle de oldu. En iyi sprinterlerin buraya gelmesiyle sprint etaplarının tadı bile çok güzel oldu. Tour zaten en popüler yarış, üzerine 100. edisyon olmasıyla işler iyice çığırında çıktı. En azından Giro'daki Cavendish baskınlığını görmedik. 29 Haziran'dan önce durum böyleydi, benim tek beklentim 2012 gibi bir tur olmasın da nasıl olursa olsundu. Nasıl soğuttuysalar beni, hala gıcığım Wiggins'e de..
1. Hafta
100. turun gazıyla başladık Corsica'da. İlk üç etap Corsica'da, 4. tetap akım zamana karşı, tekrar üç tane sprinterlere uygun etap ve iki tane Pireneler'de dağlık etap. İlk haftanın etap profilleri böyleydi. İlk etap Sakin sakin geçerken Johnny Hoogerland'in kazasıyla bütün aksiyon başladı. Orica GreenEdge takım otobüsünün finişte platforma takılı kalmasıyla ortalık karıştı, Türkiye'de sürekli yeniden asfaltlanan yollarla beraber pek uzak değiliz aslında bu duruma. O otobüsü gördüğüm İlk andan itibaren 100. edisyon olmasında dolayı sürekli paylaşılan anılara bir yenisi eklendi diye düşündüm. Tour'un 200. edisyonu olursa mutlaka Orica GreenEdge'nin otobüs şoförü hatırlanacaktır. Bu olaydan sonra finiş önce 3 km öncesine alındı dendi, sonra otobüs sorunu halledildikten sonra finişin eski yerine alındığı duyuruldu. Fakat peloton sprint havasına girmişti çoktan ve her şey çok aniden oluverdi. Önce birçok GK (Genel Klasman) iddialısının ve etabın favori sprinterleri Peter Sagan ve Mark Cavendish'in de içinde büyük bir kaza oldu ve ardından diğer favori Andrei Greipel de bisikletinde sorun yaşadı. Geriye tek bir isim kalıyordu, Marcel Kittel. Alaman sprinter de sarı mayoya hayır demedi. Kazaların şiddetini bir yana koyarsak ilk etaptan bizlere çok güzel anılar kalmış oldu.
İkinci etabı oldukça akıllıca bir atakla kazanan Jan Bakelants oldu. Üçüncü etapta rakiplerine göre daha iyi tırmanan Peter Sagan etabı alacak gibi gözüküyordu fakat turun sürpriz takımı Orica Green Edge'den Simon Gerrans etabı ve sarı mayoyu almayı başardı. 4. ve 5. etapta sarı mayoyu taşıyan Gerrans 5. etabın sonunda büyük kıyak yaparak sarı mayoyu takım arkadaşı Darl Impey'e bıraktı. Zaten 4. etap takım zamana karşıydı ve Orica GreenEdge 0.75 sn farkla Omega Pharma'yı geçerek sarı mayoyu korumıştu, etabı da almışlardı. Eğer Omega Pharma etabı alaydı sarı mayo genç Polonyalı Michal Kwiatkowski'ye gidecekti. 5. etap Cavendish'e, 6. etap Greipel'e gitti. 7. etapta ise Kittel, Cavendish ve Greipel'in yokuşlarda tıkanmasıyla meydan Sagan ve Degenkolb'e kaldı. Degenkolb'un almasını o kadar çok istedim ama Sagan daha iyi bir zamanda sprinte başlayarak Alaman sprinteri geçerek ilk ve tek galibiyetini aldı. Bugün yürürken aklıma geldi Argos Fransa'da yeşil mayoyu Degenkolb'le alabilir, çünkü şu an Sagan'ın tırmanış yeteneklerine ancak o karşı koyabilir, evet biraz Degenkolbcu'yum. Sagan da artık gördük ki diğer üçlü sprinter kadar güçlü değil, belki bunun sebebi verdiği kilolardır. Düz zamana karşı da gösterdiği performansla ileriki yıllarda neden bir GK olmasın dedirtti.
![]() |
| 8. etaptan |
Gelelim dağlık etaplara, 8. etap GK'nı şekillendiren ilk adam gibi etaptı. Aslında turu bitiren de. Alemin bütün tırmanışçılarının tel tel döküldüğü bir etap oldu. Şaka gibiydi. Sky son tırmanışta öyle bir tempo yaptı ki neredeyse Peter Kennaugh biraz daha dayansaydı Porte'a kalmadan bütün rakipleri dökecekti. Önce Van Garderen, Evans, Kwiatkowski, Schleck, Purito'lu grup düştü. Porte tempoyu aldıktan sonra hiç kimse dayanamadı. Porte etabı Froome'un arkasında bitirince herkes acaba 2012'nin tekrarı mı olacak diye düşünmeye başladı. İnanılmaz bir dominasyondu çünkü. Ertesi etapta Sky'ın o kadar da güçlü olmadığı ortaya çıktı, takım olarak, Froome'dan bahsetmiyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki, Sky'ın domestikleri bile diğer takımların liderlerinden daha fazla konuşulur hale geldi. Froome zaman kaybetmese de Porte 9. etapta 8 dk fark yiyerek denklemin dışına çıktı, Kirilenka zaman sınırına takıldı, daha da önemlisi Sky'ın yenilmez kimliği yıkıldı. Yine de Froome çok güçlü gözüküyordu, bütün sezon olduğu gibi, ona karşı koyacak isimler ise kendi standartlarının çok altındaydı. Hadi Contador formsuzdu, Purito'nun daha ilk etapta bu kadar geriye düşmesi çok şaşırtıcıydı. Valverde ise yine aradan sıyrılarak ilk haftayı ikinci kapattı. Unutmadan 9. etabı Fuglsang'la beraber kaçan Daniel Martin kazandı.
Etiketler:
A. Greipel,
A. Valverde,
Alberto Contador,
Bisiklet 2013 Sezonu,
Chris Froome,
Degenkolb,
Fransa Bisiklet Turu,
M. Cavendish,
M. Kittel,
M. Kwiatkowski,
Orica GreenEdge,
Peter Sagan,
S. Gerrans
10 Mart 2013 Pazar
Bisiklet'te 2013
Bisiklet'te 2013 sezonu benim için de ilk 'tam' sezon olacak. Bu yüzden oldukça hevesliyim. Eurosport bir iki turu yayınlasaydı daha güzel olacaktı ya, neyse. Sezon dünyanın iki ayrı ucunda (belki de dünyanın yuvarlaklığından o kadar uzak değildir) Arjantin ve Avustralya'da başladı. Arjantin'deki Tour de San Luis, Avustralya'daki Tour Down Under'dı. Andy Shleck'e rağmen Arjantin'de Cavendish, Nibali, Purito ve Contador daha fazla dikkat çektiler. Güzel de etaplar oldu Tour de San Luis'de. San Luis'i yerli takımdan Daniel Diaz kazanırken Tour Down Under'ı Blanco'nun genç sporcusu Tom Slagter kazandı.
Mark Cavendish sezona çok hızlı başladı, Arjantin'de forma gözükürken, Tour of Qatar'da 4 etap birden kazanıp genel klasman liderliğini de kaptı. Tour of Oman'da ise Sagan iki etap kazandı, sonradan hastalanıp turu bıraktı. Diğer yandan Tour of Algarve başladı. Andy ise Tour Mediterraenen'de ilk etabını yarıda bıraktı. Yarışlar yarışlar yani. Schleck 16 ve 17 şubatta yapılacak Tour de Haur-Var'da yarışacağı söyleniyordu ama bugün pek bi haber göremedim.
Büyük turlardan her zaman Tour de France daha popülerdir, 2013'de 100.yıl dolayısıyla ilgi daha da arttı. Bu sene Purito da Fransa'da olacak. Geçen senenin galibi Wiggins önce Giro ve Vuelta dublesini istediğini söyledi, sonra ünvanımı korumak istiyorum dedi. Şu an Sky'da görünen Wiggins ve Froome'un beraber yarışacağını ama Froome odaklı olacağı görüntüsünde. Öyle ya da böyle takım Froome'a sanki biraz kazık attı. Sezon ilerledikçe görüntü netleşir. Bu arada Froome Tour of Oman'da etap kazanarak kariyerinin ilk turunu kazandı. Son etaplarda büyük isimler ön plandaydı, hele 4. etapta ilk 5 Rodriguez, Froome, Evans, Contador ve Nibali'ydi. Wiggins ise pek ortalarda gözükmedi.
Contador ise geçen seneki Vuelta'dan kaldığı yerden devam etti. Arjantin'de zamana karşıda pek formda olmasa da kaçış gruplarındaydı, Umman'da yine atak modundaydı, yani bildiğimiz Contador'du. Fransa'da Contador, Schleck, Evans, Froome, Purito'lu bir genel klasman savaşı şimdiden ağızların suyunu akıtıyor. BMC'de Tejay Van Garderen geçen seneki 4.'lükten sonra bu sene neler yapacağı da büyük merak konusu, Evans da Tour'u kazanmam için yaşlı değilim dedi, bakacağız.
Bu yazıya başlayalı üç-dört hafta oldu. Tabii bu arada başka şeyler oldu ki, onlara değinmiyoruz. Mesela bugün (10.03.2013) Paris-Nice'ı Richie Porte kazandı ama biz bahsetmiyoruz. Tirreno-Adriatico'da ise Froome'un liderliği var. Yakında bahar klasikleri olacak, sonra da Giro. Bu yıl benim için de klasiklerin yılı olabilir, yeni yeni tanışıyorum çünkü, heyecanlıyım. Bu yazı bir giriş olsun, sezon ilerledikçe yine burada olacağız..
![]() |
| Tour Down Under 2013 |
Mark Cavendish sezona çok hızlı başladı, Arjantin'de forma gözükürken, Tour of Qatar'da 4 etap birden kazanıp genel klasman liderliğini de kaptı. Tour of Oman'da ise Sagan iki etap kazandı, sonradan hastalanıp turu bıraktı. Diğer yandan Tour of Algarve başladı. Andy ise Tour Mediterraenen'de ilk etabını yarıda bıraktı. Yarışlar yarışlar yani. Schleck 16 ve 17 şubatta yapılacak Tour de Haur-Var'da yarışacağı söyleniyordu ama bugün pek bi haber göremedim.
![]() |
| El Purito - Tour de San Luis |
![]() |
| Tour of Oman 2013 |
![]() |
| Tour de San Luis 2013 |
Bu yazıya başlayalı üç-dört hafta oldu. Tabii bu arada başka şeyler oldu ki, onlara değinmiyoruz. Mesela bugün (10.03.2013) Paris-Nice'ı Richie Porte kazandı ama biz bahsetmiyoruz. Tirreno-Adriatico'da ise Froome'un liderliği var. Yakında bahar klasikleri olacak, sonra da Giro. Bu yıl benim için de klasiklerin yılı olabilir, yeni yeni tanışıyorum çünkü, heyecanlıyım. Bu yazı bir giriş olsun, sezon ilerledikçe yine burada olacağız..
30 Ekim 2012 Salı
Michael Schumacher ve Lance Armstrong
İkisin de efsaneydi, ikisinin de yedi şampiyonluğu vardı, ikisi de emekli oldu ve ikisi de geri döndü : Michael Schumacher ve Lance Armstrong. Kimilerine göre ikisi de kariyerlerini zedeledi. Bu satırlar belki Lance Amstrong'un doping davasından önce yazılsaydı mantıklı olabilirdi, şimdi ise asla.
Michael Schumacher 2006 yılında 7 şampiyonluk, 91 galibiyet ve ardında sayısız rekorla emekli olurken, Lance de 2005 yılında Fransa Bisiklet Turu'nda 7. şampiyonluğunu kazanıp emekliliğini açıkladı. İkisi de üç sezonun ardından, Lance 2009'da, Schumi 2010'da kendi çöplüklerine geri döndü. İkisi de ikinci kariyerlerine başarılı olamadı, devrin hızlı elemanlarına geçildi. İkisi de karizmalarını çizdirdi birçoğuna göre.
Neyse artık, son günlerde cümle alem Lance Armstrong'un doping yaptığını ve bunun için arkadaşlarını da zorladığını öğrendi, şu an dünyanın en dibindeki insan kesinlikle Lance Amstrong'dur. Neyse ki ben şanslıyım, zamanında Amstrong'u ancak haberlerden takip ettim, müthiş! tırmanışlarından hiçbirini izlemedim.
Bisiklet denilince akla ilk gelen Fransa Bisiklet Turu olmasına rağmen aslında İspanya ve İtalya Bisiklet turuyla beraber üç büyük tur var. Armstrong Amerikalıların sadece Fransa Turu'yla ilgilendiği için sadece Fransa'da yarıştı. Benim gözümde asıl sporcu bu üç büyük turda da yarışmalı, hepsinde kendini göstermeli.
Schumi'nin niye döndüğü ise Behzat Ç.'nin Ç'si gibi hep bir bilinmez olarak kaldı. Çok kafa yordum üzerine, sonra baktım olmuyor, akışına bıraktım. Yine de kafasında Hamilton, Vettel gibi yeni nesil pilotlara kafa tutmak vardı, en azından bir köşesinde.
İyi ki döndü, azmi, mücadelesi, savunmalarıyla onu izleyemeyenlere yeni bir fırsat sundu. Nasıl 7 şampiyonluğu kazandığını Formula 1'i takip etmeyenlere anlatamadıysak şimdi de niye 'kaybettiğini' anlatamıyoruz, onu dert etmeye gerek yok. 2012 performansıyla kaybetmediğini gösterdi de.
Seveni kadar sevmeyeni de çoktu Schumi'nin. Yıllarca domine etmesinden özellikle. Ben dahil birçok ona gıcık kapan Formula 1 izleyicileri artık onu sevmeye başladılar, bizler için Michael Schumacher'den Schumi'ye evrildi.
Kendisi çok güzel özetledi, ikinci kariyerimde kaybetmeyi öğrendim dedi Alman. İkinci kariyerinde birçok kazaya karıştı, cezalar aldı. Aracın hızı bu deyip pes etmedi, yol vermedi ama üzerine bir de DRS eklenince arkasındaki hızlı pilotlara direnemedi. Kötü bir zamanda dönmüştü Formula 1'e. İlk kariyerinin aksine hep yanlış zamanda hep yanlış yerdeydi.
Lance Armstrong sadece bisiklete değil, spora karşı yapabilecek en kötü şeyi yaptı. Arkasında inancını yitirmiş birçok sporsever bıraktı. Kanserle savaşla ve spor için bir efsaneydi, bir sporcudan daha fazlasıydı. Şimdi ne yapıyor, basına bir açıklama yapacak mı, ortalıkta görünecek mi..Sanırım bundan sonra para kazanabileceği tek şey kitap yazmak olur.
Michael ise 2000'li yıllarda birçok pilotun deneyemeyeceği, denemiyeceği, hele hele böyle bir kariyere sahipken aklına bile getirmeyeceği bir işe girişerek birçok kişinin gönlünü kazandı. 155 podyum kazanan bir pilottan bahsediyoruz, birçok F1 pilotu bu kadar yarışı bile göremezken.. Eskiden birçok kişi onun başarılarına saygı duyuyordu, şimdi onu seviyor da. Bu önemli bir fark, kolay kolay kazanılabilecek bir fark da değil. Sayısal ayrıntılara girmeye gerek yok, dediğim gibi önceki başarıları nasıl insanlara anlatılamadıysa özellikle 2012'deki başarılı performansı da anlatılamayacak.
Schumacher ve Armstrong'un aynı yazıda ele almak yadırganabilir, lakin onları bir araya getiren kader oldu sanırım.
UCI(Uluslaraası Bisiklet Birliği) Başkanı Lance Armstrong için unutulmayı hak ediyor demişti. Schumacher içinse tam tersi, her zaman hatırlanmayı hak ediyor, edecek. Yazımızı artık sadece NBA için değil bütün sporlar için klasikleşen Rudy Tomjanoviç'in sözüyle bitirelim : ' Bir şampiyonun yüreğini asla hafife almayın.'
Michael Schumacher 2006 yılında 7 şampiyonluk, 91 galibiyet ve ardında sayısız rekorla emekli olurken, Lance de 2005 yılında Fransa Bisiklet Turu'nda 7. şampiyonluğunu kazanıp emekliliğini açıkladı. İkisi de üç sezonun ardından, Lance 2009'da, Schumi 2010'da kendi çöplüklerine geri döndü. İkisi de ikinci kariyerlerine başarılı olamadı, devrin hızlı elemanlarına geçildi. İkisi de karizmalarını çizdirdi birçoğuna göre.
![]() |
| Japonya 2006 |
Neyse artık, son günlerde cümle alem Lance Armstrong'un doping yaptığını ve bunun için arkadaşlarını da zorladığını öğrendi, şu an dünyanın en dibindeki insan kesinlikle Lance Amstrong'dur. Neyse ki ben şanslıyım, zamanında Amstrong'u ancak haberlerden takip ettim, müthiş! tırmanışlarından hiçbirini izlemedim.
Bisiklet denilince akla ilk gelen Fransa Bisiklet Turu olmasına rağmen aslında İspanya ve İtalya Bisiklet turuyla beraber üç büyük tur var. Armstrong Amerikalıların sadece Fransa Turu'yla ilgilendiği için sadece Fransa'da yarıştı. Benim gözümde asıl sporcu bu üç büyük turda da yarışmalı, hepsinde kendini göstermeli.
![]() |
| şu resme uzun uzuun bakarım hep... |
İyi ki döndü, azmi, mücadelesi, savunmalarıyla onu izleyemeyenlere yeni bir fırsat sundu. Nasıl 7 şampiyonluğu kazandığını Formula 1'i takip etmeyenlere anlatamadıysak şimdi de niye 'kaybettiğini' anlatamıyoruz, onu dert etmeye gerek yok. 2012 performansıyla kaybetmediğini gösterdi de.
Seveni kadar sevmeyeni de çoktu Schumi'nin. Yıllarca domine etmesinden özellikle. Ben dahil birçok ona gıcık kapan Formula 1 izleyicileri artık onu sevmeye başladılar, bizler için Michael Schumacher'den Schumi'ye evrildi.
Kendisi çok güzel özetledi, ikinci kariyerimde kaybetmeyi öğrendim dedi Alman. İkinci kariyerinde birçok kazaya karıştı, cezalar aldı. Aracın hızı bu deyip pes etmedi, yol vermedi ama üzerine bir de DRS eklenince arkasındaki hızlı pilotlara direnemedi. Kötü bir zamanda dönmüştü Formula 1'e. İlk kariyerinin aksine hep yanlış zamanda hep yanlış yerdeydi.
![]() |
| Bu ikilinin deli gibi bir yağmurda kapışmasını izlemek güzel olurdu.. |
Lance Armstrong sadece bisiklete değil, spora karşı yapabilecek en kötü şeyi yaptı. Arkasında inancını yitirmiş birçok sporsever bıraktı. Kanserle savaşla ve spor için bir efsaneydi, bir sporcudan daha fazlasıydı. Şimdi ne yapıyor, basına bir açıklama yapacak mı, ortalıkta görünecek mi..Sanırım bundan sonra para kazanabileceği tek şey kitap yazmak olur.
Michael ise 2000'li yıllarda birçok pilotun deneyemeyeceği, denemiyeceği, hele hele böyle bir kariyere sahipken aklına bile getirmeyeceği bir işe girişerek birçok kişinin gönlünü kazandı. 155 podyum kazanan bir pilottan bahsediyoruz, birçok F1 pilotu bu kadar yarışı bile göremezken.. Eskiden birçok kişi onun başarılarına saygı duyuyordu, şimdi onu seviyor da. Bu önemli bir fark, kolay kolay kazanılabilecek bir fark da değil. Sayısal ayrıntılara girmeye gerek yok, dediğim gibi önceki başarıları nasıl insanlara anlatılamadıysa özellikle 2012'deki başarılı performansı da anlatılamayacak.
Schumacher ve Armstrong'un aynı yazıda ele almak yadırganabilir, lakin onları bir araya getiren kader oldu sanırım.
![]() |
| Lance ve Schumi, Monaco 2006 |
UCI(Uluslaraası Bisiklet Birliği) Başkanı Lance Armstrong için unutulmayı hak ediyor demişti. Schumacher içinse tam tersi, her zaman hatırlanmayı hak ediyor, edecek. Yazımızı artık sadece NBA için değil bütün sporlar için klasikleşen Rudy Tomjanoviç'in sözüyle bitirelim : ' Bir şampiyonun yüreğini asla hafife almayın.'
![]() |
| 7 Tour de France.... |
17 Ağustos 2012 Cuma
Fransa Bisiklet Turu ve Olimpiyatlar'da Bisiklet
![]() |
| Liquiqas'ın olduğu her resim güzel.. |
Fransa Bisiklet Turu baştan sona az buçuk takip edebildiğim ilk bisiklet turu oldu. Öncesinde iki tane Giro'yu izleyebilmiş, onlara da hem ortasından başlamış hem de bitirememiştim. Ardından da olimpiyatları izleyerek iyice bisikletle haşır neşir oluverdim.
İzledik izlemesine de bu seneki tur çok heyecanlı geçmedi, Wiggins aldı götürdü. İki Britanyalı bisikletçi Wiggins ve Froome ilk iki sırayı alarak tarihe geçtiler. Böylelikle Sky'ın da Britanyalı bir bisikletçiye böyle önemli bir turu kazandırma hayali gerçek oldu.
![]() |
| Paris'deki son etap |
Benim açımdan önemi ise zamana karşı, tırmanış etaplarını, sprinterleri, yeşil, benekli, sarı mayo farkını vs. öğrendiğim tur oldu. Sanırım bunu diğer turları izlerken anlamasam da ileride daha rahat anlarım diyerek yine de dinlemeye devam etmem sayesinde oldu, tabii bir de Europort ekibinden bahsetmeme gerek yok. Onların spor aşkı, kültürü ve bunları bize aktarma biçimdeki kalite sayesinde bisikleti sevdim.
![]() |
| Tura damgasını vuran Team Sky |
Önceden kendime sorardım, yaklaşık 200 küsur bisikletçinin hepsi neden liderliğe oynamıyor veya hangi bisikletçinin hangi tarz etaplarda iyi olduğu nasıl belli oluyor, bu sporcuların birbirinden farkı ne...Bunlara az çok cevap bulabilmiş oldum, bunda Wiggins'in zamana karşıları, Cavendish'in sprintleri de etkili oldu. Bir de zamana karşı etaplarda ve tırmanış etaplarının birbiriyle ters bir orantısı var sanki, ikisinde birden iyi olmanız çok zor. Mesela Contador iyi bir tırmanışçıyken, Wiggins o kadar iyi tırmanamasa da zamana karşıları çok iyi. Kaba tabirle Froome da ikisinin ortası diyebiliriz.
Bisiklette sporcu sayısı fazla olduğundan, favoriler de ister istemez fazla oluyor. Bunla beraber yaklaşık 20 takımın her birinin liderleri var, takımlar lider bisikletçisiyle genel klasmanı kazanmaya çalışıyorlar. Takımın diğer elemanlarına da domestik deniyor, türkçe karşılığıyla takım liderlerine çalışıyorlar. Benim gibi Formula 1'de yeterince takım emirlerine maruz kalan biri için bu durum ilk bakışta garip gelse de insan alışıyor, diğer türlü takımların turları kazanma şansı çok az. 2012 Fransa Bisiklet Turu'nda da takım liderliği gündeme geldi, Team Sky iki bisikletçisiyle ön plana çıkınca gündemi baya meşgul etti. Turun son haftasında, genel klasmanın belki de en kritik gündü ; Wiggins genel klasmanda liderdi, Froome ikinci ve Nibali üçüncüydü. Önceki gün geçen yılın şampiyonu Cadel Evans artık liderlik şansını kaybederek geriye düşmüştü. Artık Wiggins'den zaman kapmak için en uygun son etaptı, Liquigas Team Sky'ı dağıtsa da en sonunda önde Froome-Nibali-Wiggins kalmıştı. Kimin kaçtığını şu an hatırlamıyorum ama Nibali de tempoyu kaybedince Froome kaçmak istedi, Wiggins'in ise gücü yoktu hatta Froome'un sevgilisi git diye çıldırıyordu twitterda. Froome sayamadığımız kadar arkasına baktıktan sonra Wiggins'le beraber etabı bitirdi, bitirdi bitirmesine de benim hala gücüm var mesajını da bütün dünyaya verdi. Sanırım yıllar sonra benim 2012 Fransa Bisiklet Turu'na ait hatırlayacağım şey bu anlar olacak.
![]() |
| Bahsettiğim 'o an' |
Kendime ders niteliğinde bir yazı oldu, bisikleti takip edenler burdakileri ve çok daha fazlasını biliyorlardır zaten. Bir nevi Tour de France'dan bana kalan şeyler bu hatıralar ve bilgiler. Artık daha derli toplu olarak Vuelta'yı izlemenin sırası. Sky bu sefer Froome önderliğinde geliyor, en önemlisi Contador geri dönüyor, performansı büyük merak konusu. Eneco'yu 4.bitirerek iyi bir görüntü de çizdi eski şampiyon.
![]() |
| Contador.. |
Yazıyı bitirmeden olimpiyatlardaki bisiklet yarışlarını unutmayalım. Tabii bahsettiğimiz yol bisikleti, bir de pist bisikleti var ki, ona şimdilik uzağım. Yol Bisikleti'nde ülkeler adına yarışıyorsunuz ve beşer kişilik ekibiniz var. Türkiye'den de üç kişilik bir ekibimiz vardı : Ahmet Akdilek, Kemal Küçükbay, Miraç Kal. 72 Olimpiyatlarından beri bisiklette ilk defa tam kota aldığımız ilk olimpiyat oldu. 250 km'lik yarışı beş kişilik ekiple Britanya takımının kontrol edemeyeceği konuşuluyordu, öyle de oldu. Cavendish'e yarışı kazandırmaya çalışan Froome, Wiggins'den de oluşan ekip Box Hill'de yorulunca kaçan gruba bir daha yakalayamadı. Kaçan gruptan da yine Sky'dan Rigoberto Uran ve Astana'nın lideri Alexander Vinokourov altın için kapışacağı belli olmuşken son km'de Uran bir ara arka grubu kontrol ederken Vino atağını yaptı ve finişe kadar da farkı korumayı bildi. Artık emekliye ayrılacak Vino için güzel bir ikramiye oldu.
Zamana Karşı yarışında da Wiggins beklenildiği gibi altını kaptı, Alman Tony Martin ikinci olurken, üçüncü yine Froome oldu. Froome ismini önümüzdeki senelerde çok daha sık duyacağız gibi. Kadınlarda ise Hollanda'dan Marienne Vos birinci olurken, Zamana Karşı da ABD'den Kristin Amstrong altını kaptı.
Etiketler:
2012 Olimpiyatları,
A. Vinokourov,
Alberto Contador,
Bisiklet,
Bradley Wiggins,
Chris Froome,
Eurosport,
Fransa Bisiklet Turu,
M. Cavendish,
Olimpiyat Oyunları,
R. Uran,
Team Sky,
Tony Martin,
Vincenzo Nibali
19 Temmuz 2012 Perşembe
Fransa Bisiklet Turu'nda Sona Doğru - 16. Etap Sonrası
Dün izlemeye doyduğum Tour De France'da, Bradley Wiggins liderliğini sürdürmekte. Team Sky'ın diğer elemanı Chris Froome de ikinci sırada, Vincenzo Nibali de 3. Dün bu üçlü (16. Etap) etabı dipdibe bitirdiler, Nibali iki kere kaçmayı denedi olmadı. Nibali önce Team Sky'ı dağıtmayı başardı ama Froome'un yardımıyla Wiggins Nibali'den kopmadı. Dünün yıldızı etabın kazanını Europcar'dan Thomas Voeckler'di. Bugün de 17. Etap da dağlara son veriyoruz zirve finişiyle. Bana da sanki Ramazan'ın başlamasıyla Fransa Bisiklet Turu bitecekmiş gibi geliyor, ne tuhaf. Eskiden Amstrong'un o kadar geriden gelip nasıl turu kazandığını aklım almazdı, meğerse dağlarda kazanıyormuş. Demek ki iyi tırmanışçı. Bu turda göze batan şeylerden biri de ana grup çok geriden geliyor, kaçan grup yakalanamıyor, yakalanmıyor. Bu yazıyı da şu güzelim fotoğrafın yüzü suyu hürmetine ve tarihe not düşeyim diye yazdım. O değil de Alberto Contador olmadan tur bana tatsız tutsuz geliyor, eskiden McLaren'in hızlı olmadığında rakiplerin yarışını izlemek gibi biraz.
![]() |
| Ben Giro'yu izlemeyi daha çok seviyorum, İtalya'yı izlemeyi daha çok sevdiğimden galiba.. |
30 Haziran 2012 Cumartesi
2012 Fransa Bisiklet Turu Başlarken
![]() |
| Logosu da güzel.. |
Evet bu spora da el attım, bisiklet de yazıyorum.
Fransa Bisiklet Turu ; Bisiklet deyince ilk akla gelen şey, hatta bildiğimiz tek şey. Aman canım bizim insanımız şöyle böyle falan türü eleştiriler gelmeyecek merak etmeyin, Bisiklet sporu nasıl bir şeydir, niye izlemeliyiz, nereden izlemeliyiz gibi birkaç basit bilgi olacak.
Öncelikle ben bisikletten anlamam, spora dair tek bildiğim Eurosport'da spikerlerden dinlediğim bilgiler ve onların sitesinden okuduğum haberler. Ha bir de Alberto Contador, bisikletin şuanki kralı -galiba- ama aldığı doping cezasıyla bu senenin sonuna kadar yarışamayacak. Peki Bisiklet'i neden izlemeliyiz, sıkıcı bir spor mudur, bana hiç çekici gelmiyor gibi yaklaşımlara verilecek tek cevabım var aslında : Eurosport spikerleri. Saatlerce bu spikerleri dinlemek inanın hiç mi hiç sıkmıyor insanı, şaşırtıcı ama gerçek. Nice futbol maçlarından, yarışlardan sıkıldım ama bu adamları dinlemek gerçekten çok zevkli. Tabii onları dinlerken biraz da bisiklete dair bir şeyler öğrenmeye çalışmak gerek, ben mesela sürekli sohbetlerinden bilgi çalmaya ve spora dair temel bilgileri öğrenmeye çalışıyorum. Ha bi de manzara var, İtalya Bisiklet Turu'nda müthiş manzaralar ve çok şirin yerleşim yerleri vardı, onları izlemek bile yeterince güzeldi. Güzel manzaralar eşliğinde koyu bir muhabbeti dinliyormuş gibi hisse kapılıyor insan izlerken. Bu Bisiklet denen spor gerçekten zevkli, bir o kadar da karmaşık. 'Aman önde bitiren kazanıyor işte' gibi bir mantık kesinlikle söz konusu değil, neler var neler. Bunları zaten spikerlerimiz anlatacak yarış boyu, onlardan bir şeyler kapmaya bakın. Benim de zaten tek bilgim Peloton yani 150-200 sporcudan oluşan ana grup, bir de takımların genel olarak bir sporcusu üzerine yoğunlaşması yani takım emirleri gırla.
Diyeceğim odur ki, bu spora bir fırsat verin, yeni bir derya, yeni bir kültür. İzlerken etapları yakından izleyen seyircilere de hayran kalacaksınız, 'Adamlar kültürlü' deyip, bizim insanımız niye böyle değil diyerek ah çekeceksiniz. Geçen haftalarda Milliyet'in haftasonu ekinde görmüştüm, bir bisikletsever kendisi yazmış gittiği etapları. Yine yarışı Eurosport'un sitesinden, Türkçe ve İngilizce bisiklet sitelerinden ve twitter'da spikerlerin muhabbetlerinden de takip edebilirsiniz. Şimdilik bu kadar, işinize yarayabilecek bir şeyler bulursam yine karalarız ufaktan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























