Chris Froome etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chris Froome etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2015 Pazar

Giro ve Tour Öncesi Genel Klasman Savaşları

An itibariyle iki etap geçildi bile Giro'da. Yine de yazmak istedik bu sezon hakkında. Açıkçası yazma isteğinin arkasında bu sezon favorilerin inişli çıkışlı performansları yatıyor. Biraz da Contador'un Giro-Tour dublesini odağa koyarak dört büyüklerin (Contador-Froome-Nibali-Quintana) şimdiye kadarki performanslarına bir bakalım dedik.

Genel Klasman (GK) adayları sene başından katıldığı tek haftalık turlarla ne durumda olduklarını az çok gösterirler. Son iki seneye bakarsak 2013'te özellikle Froomey ve Nibali kazandıkları Tour ve Giro öncesi katıldıkları bütün yarışları süpürmüşlerdi, Contador da yine 2013'te Tour'daki performansına benzer şekilde pek iç açıcı gözükmemişti. İspanyol bisikletçi (neredeyse pilot diyordum, ah Alonso!) 2014'te ise sene başından toparlanmış ve Tour'a kadar çok iyi performans göstermişti. Burada Nibali'ye parantez açmak istiyorum, geçen seneki dağınık performansından sonra o kadar baskın bir Tour geçirdi ki artık onun hakkında büyük konuşmamaya karar verdik. Bu performans sadece Froomey ve Contador'un kazasından kaynaklanmadığını  da söyleyelim.



Bakalım ileride zamanın en büyükleri diye hatırlayacak mıyız ? 

























Önce şubat ayındaki Vuelta a Andalucia (Endülüs Turu) ile başlayalım. Bu tur tamamen Froome ile Contador'un arasında geçti. Contador genellikle geride olduğu TT'de Froomey'e 8 sn. fark atmıştı. Ardından neredeyse son 7 km.'de tek başına gittiği dağlık bir etap aldı. Ertesi gün ise Froomey son günkü dağlık etapta zaman kaybettiği iki etabı telafi edebildi ve toplamda sadece 2 sn. fark atarak Endülüs Turu'nu kazandı. Froomey etabı ve yarışı kazansa da, Contador oldukça iyi gözüktü. O günkü performansıyla iki turda da zirveyi görebilir derken diğer yarışları o kadar iyi geçmedi. Endülüs Turu'ndan dipnot, diğer GK adayları bu ikiliden çok uzaktı, örneğin Roman Bardet 3:13 geride ancak 5. olabildi. Ayrıca ilk 8 içinde tam 4 Team Sky'lı vardı.

Tirreno-Adriatico'ya ise dört büyük favorinin katılması planlanıyordu ancak Chris Froome hastalık gerekçesiyle katılmadı yarışa. Nibali de yarışın başından sonuna dağınık bir görüntü sergiledi ve ancak Quintana ve Contador'un performansını sağlıklı bir şekilde değerlendirdik. İtalya'daki tarihi yarış prolog ile açılıp yine ITT ile bitiyordu. Prologu Movistar'dan Malori kazanırken, Uran, Nibali ve Pinot, Quintana ve Contador'a karşı zaman kazandılar. Özellikle Contador'un birincinin 6 dk'da bitirdiği bir etapta 21 sn. fark yemesi oldukça düşündürücüydü. Greg van Avermaet ve Peter Sagan'ın da birer etap aldığını söylemek gerek mutlaka. Yarıştaki tek ciddi ve karlı etapta ise Quintana özellike Contador ve ekibi uyurken atak yapmış, Contador onu takip etmekte kararsız kalmış ve çok güçlü değilken grupla beraber gitmeyi tercih etmişti. Quintana o gün arkadaki gruba 55 sn. fark atarak gövde gösterisi yapmıştı. Arkadaki grupta Rodriguez, Uran, Contador, Pinot, Yates ve Pozzovivo vardı. Mollema'nın ise 41 sn. geriden gelerek 2. oldu güzel etapta.



Quintana'nın pik yaptığı yer




Contador pek iyi görünmediği turda bir de kaza yaptı. İlginç şekilde toparlanan İspanyol pilot 10 km'lik zamana karşıda bu sefer bütün GK adaylarının önündeydi. Aynı şekilde Nibali de Contador'un arkasından gelen diğer GK adaylarındandı. Contador Uran'ın 7, Quintana'nın 24 sn önündeydi etap sonunda. Cancellara da bireysel zamana karşıyı kazanarak sanırım bu sezonun su ana kadarki son galibiyetini aldı. Yarış sonunda Quintana GK'ı alırken Mollema 18 sn. geriden 2 olurken, Uran 31 sn, Pinot 35 sn ve Contador 39 sn geriden geliyordu.

Volta Catalunya ise kaçış grubunun galibiyetiyle başladı ve Paterski, Rolland ve De Clerq'in pelotona 2:30'un üzerinde fark attı ama biz daha çok birbiriyle zaman farkı olmayan ana gruba yoğunlaşacağız. 2. etabı Valverde alırken, 3. etabı Pozzovivo arkadaki Uran ile başlayan gruba 3 sn. fark atarak kazanıyordu. 4. etabı Van Garderen alırken son km'lere Contador ve Porte ile giriyordu. Contador yine ilk cevap veren olmaya çalışırken Porte Kiryienka'nın da yardımıyla son metrelerde atağa geçip Van Garderen'in sadece 3 sn. gerisinde etabı ikinci bitirdi. Burada Sky'ın domestiklerinin genel olarak bu sene de diğer takımlara oranla daha güçlü göründüğünü eklemeyi unutmayalım. Ayrıca Contador GK adayı olarak güçlü sprint atamaması normal ama genel olarak rakiplerinin de gerisinde kalıyor. Bu sıkıntıyı özellikle Vuelta 2012 ve 2014'te güçlü sprintlere sahip Purito ve Valverde'ye karşı hissetti. Burayı aklımızda tutalım, Giro değerlendirmesinde döneceğiz. Porte bu etapta attığı farkla GK'ı alırken, Valverde sonrasında iki etap daha alarak GK'da ikinci oldu. Ardından Pozzovivo ve Contador küçük farklarla geldi. Uran 5. olurken Aru 6. ve Atapuma 7. oldu.

Porte Catalunya dışında Paris-Nice ve Giro del Trentino'yu da kazandı. Açıkça Giro'ya gelen en formda isim. Hatta Froomey'den de formda gözüküyor. Yine de Porte'n bu iki turda Catalunya'daki gibi güçlü rakipleri yoktu. Başka bir önemli haftalık tur da Tour de Romandie idi. Katusha'dan Zakarin ve Spilak ilk iki sırayı alarak herkesi şaşırtırken Froomey de toparlanmış gözüktü. Pinot da etap zaferi kazanırken hem takım zamana karşı hem de bireysel zamana karşı olan bir turda Froome'un sadece 14 sn. gerisinde bitirerek 4. oldu. Uran da çok dikkat çekmese de istikrarlı formunu koruyarak turu beşinci tamamladı. Simon Yates 6. Majka 7. Quintana 8. Bardet 9. ve Nibali yarışı 10. olarak bitirdi.







Giro başlamışken biraz bu tura odaklanıp yazımızı bitirelim, diğer bisikletçilerin ve Tour ön değerlendirmesini haziranda yaparız artıkın. İtalya'ya Porte en formda isim olarak gelirken Contador ve Uran belli bir form düzeyinde geldi, Aru ise sakatlıklarla uğraştı. Dört ismin de gerçekten güçlü domestikleri olacak İtalya'da. Uran hariç. Quick Step iyi bir takımla gelse de Uran'ın dağcı domestiği oldukça az. Porte'un ve Aru'nun domestikleri oldukça güçlüyken Tinkoff Saxo'da da Rogers ve Basso gibi tecrübeli yol kaptanları olacak. Giro'da herkesin hedefleri olsa da asıl hikaye Porte için yazılacak. Bisiklette gerçekten üç haftalık turların zorluğu başka bir seviyede, sadece fiziksel olarak değil mental olarak da çok güçlü olmak gerekiyor.

Porte 2013'te de oldukça güçlü bir sezon geçirmişti. Froome'un en büyük yardımcısı olarak katıldığı birçok haftalık turda Contador gibi önemli rakipleri geride bırakmıştı. Tour'un ilk ciddi etabında Froome ile beraber 1-2 yaptılar ve Richie birçok takımın liderinden bile güçlü görünüyordu. Fakat ertesi gün 5 dk'nın üzerinde fark yemişti favoriler grubundan. Yine geçen sene formsuz geldiği Tour'da Froome'un yokluğunda pek ortalıkta görünmedi. Aslına bakılırsa Giro'da Contador'u zorlayıp 2. olsa bile insanlara kendini kanıtlamış olacak. Üstelik kazanmak için iyi bir fırsat var elinde. Porte'n önceki büyük turların aksine 'patlamayacağına' inanıyorum nedense. Tam bu noktada Contador'a dönelim.






Contador'un Vuelta 2012 ve 2014'te yurttaşlarına zorlandığını görmüştük. Contador eğer tırmanışta rakiplerinden kopamazsa finişte geçilmesi sürpriz olmaz. Catalunya'da Porte'n gerisinde kalsa da alışagelmiş şekilde zorlayan yine oydu. Yarışın kazanılmasında Contador'un bu ataklarının gücü belirleyici olacak. Aksi taktirde Vuelta gibi zorlanabilir ve her geçen gün rakipleri de mental olarak güçlenecektir çünkü burada en büyük favori Contador. Tabii buradaki temel varsayımımız Contador'un tırmanışlarda ilk atak yapanlardan olması. Açıkçası İspanyol bisikletçi ne 2013 kadar formsuz ne de 2014 kadar güçlü görünüyor. Aynı şekilde Froome, Quintana ve Nibali özellikle 2013'teki formlarında değiller. Evet zamanla forma gireceklerdir fakat hatırlarsanız üçü de mart ayından ortalığı domine etmeye başlamışlardı güçlü olduğu yıllarda. Contador'un da çok güçlü olmadığını düşünürsek aslında Tour'a Giro'dan sonra daha güçlü bile girebilir. Hatta Giro'da kazanamayıp Tour'da kazanabilir, biraz uçuk gelebilir ama 2015'te standart bir sezon izlemeyecek gibiyiz. Son olarak Contador Giro'yu kazanırsa Tour'da en rahat isim olacak çünkü kaybettiğinde bahanesi olan tek aday olacak. Giro'yu kazanamazsa ise hem yorgun hem de moralsiz bir şekilde Tour'a gidecek. Açıkçası bu durumla baş etmek zor ama İspanyol, İspanyol vatandaşı Alonso gibi mental olarak çok güçlü bir isim ve dubleyi yapabilecek mental güce sahip nadir sporculardan.

Evet belli başlı isimlere odaklandık tamamen ama Giro içinde zaman buldukça diğer isimlere de değineceğiz. Fabio Aru'yu hesaba katmamak büyük yanlış olur, çok formda olmasa da 2014'te büyük tur bisikletçisi olduğunu gösterdi. 2015 hem Contador'un duble hedefiyle hem de bazı bisikletçilerin farklı form durumlarıyla bize güzel bir sezon yaşatacak gibi. Esen kalın.

Milli İrade !









16 Ekim 2014 Perşembe

2014'ün En Güzel Turu : Vuelta a España

2012 ve 2013 Vuelta'nın ardından 2014'ün Vuelta'sı da sezonun en çekişmeli geçen büyük turu oldu. Oldu olmasına da hep biraz gölgede kalıyor İspanyolların turu. Bisikletin de kendine göre bir dünyası var, yani Tour de France her ne olursa olsun hep gözde. Gerçi bunu anlatmak niyetim değildi ama özellikle son 3 yıldır Tour ne liderlik çekişmesi açısında ne kadar kısır geçiyorsa Vuelta da bir o kadar heyecanlı oldu Hele bu seneki mücadele uzun zaman hatırlanacaktır. Biz şimdi ağustosun ortalarına gidelim.

En büyük favoriler Quintana ve Froome iken, Valverde formsuz, Rodriguez şüpheli ve Contador katılmıyor diye biliyorken bir sabah El Pistelero'nun üç haftalık Vuelta'ya katılacağını öğrendik büyük bir şaşkınlıkla.Tahminler ve İspanyolun açıklamaları Genel Klasmandan(GK) ziyade etap galibiyetiydi, ben de öyle düşünüyordum. Yine de 5 büyük favori insanın ağzını sulandırmıyor değildi. İspanya Turu'na yine takım zamana karşı ile başladık ve klasikleşmiş bir Movistar zaferi gördük ilk etapta.

Etaplar ciddileşirken Contador'un aslında o kadar kötü olmadığını ve Quintana'nın da o kadar iyi olmadığını gördük. Quintana da geçen sene Nibali gibi Giro'dan sonra pek forma giremedi sanki. Aslında TT'ye gelmeden dağlarda Contador optimum performansı sergilemişti. Her tırmanışta bir favori az da olsa geride kalırken Contador hep önde kalmıştı. Quintana'nın 3 sn önde olması ilk etapta kazanılan takım zamana karşıdan (TTT) kazandığı saniyelerle olmuştu biraz da. Contador 2 sene önce olduğu gibi yine çok iyi bir zamana karşı ile güçlü olduğunu göstermişti. 2012'de Froome ile en büyük aday gözükürken, İngiliz o etapta bekleneni verememiş ve Tour'daki domestikliğin yorgunluğu baskın gelmişti. O etaptan sonra da liderlik mücadelesinden uzakta kalmıştı.

TT demişken Quintana'nın kötü kazası ve diğer etapta da yine kaza yaparak yarış dışı kalması turun önemli anlarındandı. Quintana çok güçlü değildi ve bence kazanamayacaktı yine ama yarış dışı kalması muhtemel podyuma mal olmuş olabilir. Kolombiyalı için daha 24 yaşında Tour baskısına girmeden Giro'yu kazanması onun için büyük bir avantaj. Şöyle ki; artık büyük tur kazananı, daha tecrübeli ve Tour'a hem mental hem fiziksel olarak daha güçlü gidebilir. Genç Fransızlar gibi medyadan da çekmedi. Ayrıca takım Valverde'ye son bir şans verdi Tour için ve o da bunu hiç iyi kullanamadı. Vuelta'yı kazanamasa da Quintana'nın geleceği adına harika bir sezon geçti. Hep diyoruz ama yine diyelim; seneye Tour harika olabilir!



Quintana için her şey güzel başlamıştı.































TT'de liderliği alan Contador ileriki etaplarda mayoyu öncelikle Valverde'ye karşı korumak zorundaydı. İspanyol ilginçtir Tour yorgunluğuna rağmen burada daha formdaydı. Zaten Movistar'da önemli ağırlığı var, yeni sözleşme de imzaladı. Bu seneki tek günlük performansıyla beraber, 2015'ten itibaren klasiklere ve Vuelta'ya odaklanması geleceği adına en uygun opsiyon gibi. Vuelta bonus puanlarıyla Valverde ve Rodriguez'e çok uyan bir tur. El Purito'nun 2012'deki güçlü formunun yanında Vuelta'nın bu özelliği de baya yardım etmişti. Düz sprinterlere uygun nadir etaplar dışında, geçiş etaplarında bile son birkaç km'deki eğimler bu iki İspanyola çok uyuyor. Zaten ikisi de önemli bonuslar elde etti. Contador ve Froome ancak belirgin farklar oluşturduğu etaplarda bonusları alabilmişti. 2. haftanın sonundaki pazartesi günü yapılan etapta Froome bu sefer iyi gözüktü ve Contador'la beraber diğerlerini silkeledi. Froome uzun süre Contador'u düşürmeye çalıştı, aslında Contador da pek iyi gözükmüyordu ama son km'ye kadar direndi ve sonunda atağını yaparak etabı ve 10 sn bonusu aldı, yarışı da kopardığı an bu 16. etaptı.

Contador'un Froome karşı bu taktiği Dauphine'de de uygulamış, hatta Contador daha Nibali falan dökülmeden tamamen Froome'a odaklanmıştı. Sonuna kadar Froome düşüremişti lakin Froome etabı almıştı. 2014 Vuelta, 2015 Tour için de önemli ipuçları içeriyor bu yönden. İyi bir Froome'n TT'de Contador'dan bir nebze daha iyi olduğu biliniyor, zaten o da son günlerde 2015 için Alberto'yu TT'de geçmem lazım demiş. Eğer 2015 beklendiği kadar heyecanlı geçerse ikili arasında ufak detaylar yarışı belirler, hatta TT'nin hangi etapta olacağı bile çok kritik çünkü eğer ikisi de formda olursa birbirlerini düşürmeleri çok zor oluyor ve önde olan sadece savunma yapması yeterli olduğu için günbegün mental olarak daha güçlü hale geliyor.

16. etap üç günlük dağlık etabın sonuncusuydu. Önceki günlerde Froomey pek iyi gözükmemiş ama belli bir tempoda çıkarak kaybı minimum tutmuştu. Contador da vatandaşlarına kızarak Froome'u düşürmeliydik, ileride ben değil, siz pişman olacaksınız diye uyarıyordu. Bunda Contador'un zeki bir bisikletçi olmasının yanında bence biraz da Kenyalı sporcunun 2013 Tour'da gösterdiği insanüstü performans da etkili. Froomey insanların gözünü fena halde korkutmuş durumda, bu sene o kadar formda olmasa bile Tour öncesi birçoklarına göre Contador'un bir adım önündeydi.

Alberto'ya gelirsek. Şu an 32 yaşında, geçen seneki kötü performansı ve doping cezası sonrasında eskiyi aratması ona karşı şüphelerin artmasına yol açmıştı. 2014 hem yaş hem de form olarak Tour galibiyeti için belki de en önemli şanstı. Kazasından sonra hem Tour galibiyeti için üzülmüştüm, ayrıca sakatlığını ağırlığını öğrenince Vuelta için de ayrı üzülmüştüm. Contador sadece mental olarak değil güç olarak da iyi durumda olduğunu gösterdi bu turda. Kariyerinin çok kritik bir noktasında geldi Vuelta galibiyeti. Güçlü bir takımda ve 3 yıl daha ciddi aday olabilir Tour için. Ayrıca büyük tur galibiyetleri sayısında da önemli isimlere yaklaştı. Contador'un Giro, Vuelta ve Tour'u en az birer kere daha kazanacağını inanıyorum.

Hem Vuelta'yı hem de favorileri genel olarak değerlendirdik galiba. Son haftada ise Froome son hamlesini yaptı 20. etapta. Yine Valverde ve Rodriguez kaldılar, Froome son 5 km'de önemli ataklar yaptı ve hepsi de Contador'un klasik danslarıyla karşılık buldu. İki farklı stil çarpıştı ve bu sefer klasik stil, Contador'unki kazandı. Zaten bu sefer Froome etapları hep ayağa kalkarak yaptı. Froomey'in geçen seneki üstün formuna biraz da Contador'un gerçekten kötü olması, Quintana'nın da gereksiz atakları yardımcı olmuştu. Team Sky'ın da artık itici gelen tarzıyla yenilmez olmuşlardı. Bu sene antrenman metotlarını değiştiren Contador, 20. etapta da 16. etapla aynı taktiği kullanarak son km'de atağını yaptı ve 2 önemli etap kazanarak 2014 Vuelta'yı kazandı. Böylelikle son TT etabı da biraz formalite oldu.




2014 Vuelta'nın en hatırlanacak fotoğrafı


























Aru'yu da unutmadık. Erken yaşta birçok etapta öndeki çok güçlü GK adaylarıyla baş başa kaldı. Tam anlamıyla gelecek için mesaj verdi. Yaşına göre müthiş performans sergiledi. Sadece 4.48 gerisinde bitirdi Contador'un. Seneye muhtemelen Nibali'ye yardım edecek, ondan sonrası için önü açık. Gerçi son haberler Giro'da lider de olabileceğini söylüyor.

2014 Vuelta Bisikletin GK anlamında en büyük iki isminin çarpıştığı bir tur oldu. Contador ve Froome henüz tam anlamıyla birbirlerine karşı mücadele edemediler yine de. 2013 Tour'da Contador çok formsuzdu, 2014 Vuelta'da ise ikisi de sakatlıktan yeni çıkmıştı. 2014 sezonu büyük turlar açısından çok ilginç geçti, çok uzun zaman sonra Tour'un en büyük favorileri kazayla yarış dışı kaldı. İtiraf etmek gerekirse ikisi dışında başka birinin Tour'u kazanma olasalığını %2'den fazla değil diye düşünüyordum. İnşallah seneye o merakla beklediğimiz epik mücadeleler olur büyük isimler arasında. Bu arada Eurosport'un D-Smart'a dönmesini istiyoruz, bu dileğimiz ilgililere ulaşır belki, vallahi yarışları izleyecem diye anam ağladı bu sene, sonraki yazıda görüşmek üzere.

11 Eylül 2013 Çarşamba

Fransa Bisiklet Turu - Kim Kazandı, Kim Kaybetti ?

Evet ilk yazının ardından neredeyse 1 ay geçti, Vuelta'nın son haftasına girerken ben Fransa Bisiklet Turu'nun ikinci yazısını yazmaya oturdum. O yüzden sadece kazananlar ve kaybedenler şeklinde ufak bi karalama olacak, hoşgörün. Bu formatı ayrıdan düşünüyordum ama artık sadece bu formattan ibaret bi yazı olacak.

Kazananlar 

Chris Froome : Anlatmaya gerek yok sanırım. Yaşı 28.



Nairo Quintana : Takım lideri olarak gelmediği turda podyumun ikinci basamağındaydı. Belki ondan da önemlisi uzun yıllar onu Fransa topraklarında görcez. Yaşı 23.

Joaquim Rodriguez : Rodriguez için bu podyum çok değerli. Çünkü El Purito Tour'a katılmak için hem Giro'ya katılmadı hem de Vuelta'yı riske attı. Tour'un 100. yılında da değdi.

Jakob Fuglsang : Astana'nın takım lideri olacak dendiğinde ''Kim lan bu!'' tepkisi vermeme neden olmuştu. Neredeyse bütün turu domestiksiz bitirdi. Daniel Martin'le kaçtıkları etapta inişte İrlandalı'yı da çekmişti. Bi etap galibiyeti hak etti. GK'da 7.'lik hiç fena değil.

Dan Martin : Bir klasiğin yanına bir de Tour'da etap ekledi. Artık vitesi daha yükseltme zamanı.

Michal Kwiatkowski : Zaten bütün klasiklerde ön plandaydı, klasikçi, zamana karşıcı, tırmanışçı. Hepsinden biraz biraz var. Bi karar verirse geleceği daha aydınlık olabilir. Tour boyunca onla Quintana'nın uzun yıllar boyunca efsanevi bir mücadeleye girişeceğini hayal ettim.

Jan Bakelants : Yakıştı etap ve sarı mayo.

Orica-Green Edge : İlk etaptaki otobüs zaferi, sonra Simon Gerrans'ın sarı mayosu ve takım zamana karşıda alınan galibiyet. İki farklı isimle sarı mayo.

Argos Shimano : Kittel'in aldığı galibiyetlerde sadece onun değil, takımının becerisini de unutmamak gerek. Argos sprint finişlerinde en derli toplu takımdı.

Marcel Kittel : Neredeyse N.Ş.A'da geçmesi imkansız denilen Cavendish'i mağlup etti. Paris etabı tuzu biberi oldu. Bu Kittel bir harika dostum.

Daniel Navarro : İlk 15-20 civarında dolaşan Daniel Navarro son günlerdeki formuyla Tour'u 9. kapattı. Tabloya bakmasak kimsenin fark edeceği yok.

Roman Kreuziger : Contador'u beklemese podyuma çıkabilirdi. Baş domestik olarak çok iyiydi. Sky'ın baş domestiği Porte'u geçtiğini de unutmayalım.

Belkinli'ler : Bu sefer Gesink değil de Mollema'yı lider seçen Belkin yanılmadı. 2. Bireysel Zamana Karşı'ya kadar da 2 ve 4. sıradaydılar. Yine de Mollema 6. bitirerek kendini gösterdi. Ten Dam da gayet iyiydi. Gesink kara kara düşünsün.

Andy Schleck gibi bazı isimleri kazananlar listesine veya ne kazanan ne kaybeden listeleri de oluşturmak mümkün.

Kaybedenler

Alberto Contador : Tartışmasız en büyük kaybeden. Formundan çok uzaktaydı. Bir şeyi netleştirelim, meşhur doping davasıdır 2010 Tour'dur falan filan sevilmeyebilir ama bu form düzeyi çok başka bir şey. Yani 2012 Vuelta'dan bile çok uzaktı. Orada bile yeterince iyi değil deniyordu. Zaten Fransa öncesi sinyaller de vermişti. 2012 Vuelta kadar formu olsa bile yine yenemezdi Froome'u. Hiçbir dağlık etapta atak yapamadı, hep geride kaldı. Son hafta biraz toparlanır gibi oldu fakar Purito ve Quintana çok daha iyi durumdaydı. O da form düzeyini anlamış olacak ki Vuelta'yı hiç düşünmedi bile. Contador kaybetse de en ufak bi yerde zaman kazanmaya çalıştı, inişlerde zorladı. Bir şampiyon gibi kaybetti. O zaman bir şampiyonun kalbini asla küçümsememek lazım, seneye çok çok daha güçlü döneceğine eminim.



BMC Tayfası : Tejay Van Garderen başta olmak üzere BMC kabus gibi bir tur geçirdi. Ne GK'da bir şey yapabildiler ne de Gilbert'e yardım ettiler. Aslında hayal kırıklığına Gilbert'i beklemek yanlış olabilir. Hem Eneco'da hem Vuelta'da sürekli etapları kokladı, üstelik yine takımdan yardım almadan. Hadi Cadel bu yaşta Giro'nun yorgunluğunu çekiyor, Tejay bütün tırmanışlarda geride kaldı. Birçok kişinin sürpriz adayıydı. Cadel de yorgundu falan filan da hiçbir varlık gösteremedi. BMC büyük bir hayal kırıklığıydı. İlginçtir Tour'dan sonra üst üste etaplar kazanmaya başladılar.

Europcar Tayfası : Hem Rolland hem Voeckler beklenenin altında kaldı. Rolland mayo sevdasına kaçtı durdu etaplarda, GK'da da bir şey yapamadı. Voeckler önceki iki senenin çok uzağındaydı.

Daha çok kaybeden ve kazanan çıkartabilirsiniz ama bunlarla idare edin artıkın, özür dileyerek diğer bisiklet yazılarında görüşmek üzere diyelim.


2 Ağustos 2013 Cuma

2013 Fransa Bisiklet Turu : Giriş ve İlk Hafta

100. Edisyon, benim için birinci aslında. Maşallah bir etap hariç hepsini izledim, gönül rahatlığıyla bir şeyler karalayabilirim artık. Tour'u üç haftaya ayırdım ben de, her haftanın genel gündemi farklı olduğu için daha rahat anlaşılabilir geldi bu yöntem. Önce Tour başlamadan önceki genel tabloya bakalım.

Sezonun ikinci büyük turu başlamadan herkesin dilinde Contador-Froome düellosu vardı, aslında Froome vardı ya...Zincirlerinden -Wiggins'den- sonunda kurtulan Froome Tour öncesi neredeyse bütün yarışları domine etti. Sadece Nibali'ye kaybettiği bir Tirreno-Adriatico yarışı vardı, düşünün artık Nibali de nasıl formda. Froome'un müthiş temposunun yanında Contador'un da müthiş bir temposuzluğu vardı, ne dağlarda ne zamana karşılarda iyi değildi. Tour'a gelmeden katıldığı turlarda da genellikle kaybettiği zamanları atak yaparak telafi etmeye çalıştı ki, formunuz olmayınca agresif olmak pek bir işe yaramıyor, bu agresiflik ona sadece Tour de San Luis'de bir etap kazandırdı o kadar. Bu ikilinin dışında Cadel Evans, Quaquim Rodriguez, A. Valverde ve Quintana, Bauke Mollema diğer favorilerdi. Benim ve milletin genel olarak sürpriz adayları ise başta Tejay Van Garderen, Andrew Talansky ve Jurgen Van den Broeck'di.



Sprintte ise Mark Cavendish, Andrei Greipel, Marcel Kittel ve Peter Sagan arasında mücadele bekleniyordu, öyle de oldu. En iyi sprinterlerin buraya gelmesiyle sprint etaplarının tadı bile çok güzel oldu. Tour zaten en popüler yarış, üzerine 100. edisyon olmasıyla işler iyice çığırında çıktı. En azından Giro'daki Cavendish baskınlığını görmedik. 29 Haziran'dan önce durum böyleydi, benim tek beklentim 2012 gibi bir tur olmasın da nasıl olursa olsundu. Nasıl soğuttuysalar beni, hala gıcığım Wiggins'e de..

1. Hafta

100. turun gazıyla başladık Corsica'da. İlk üç etap Corsica'da, 4. tetap akım zamana karşı, tekrar üç tane sprinterlere uygun etap ve iki tane Pireneler'de dağlık etap. İlk haftanın etap profilleri böyleydi. İlk etap Sakin sakin geçerken Johnny Hoogerland'in kazasıyla bütün aksiyon başladı. Orica GreenEdge takım otobüsünün finişte platforma takılı kalmasıyla ortalık karıştı, Türkiye'de sürekli yeniden asfaltlanan yollarla beraber pek uzak değiliz aslında bu duruma. O otobüsü gördüğüm İlk andan itibaren 100. edisyon olmasında dolayı sürekli paylaşılan anılara bir yenisi eklendi diye düşündüm. Tour'un 200. edisyonu olursa mutlaka Orica GreenEdge'nin otobüs şoförü hatırlanacaktır. Bu olaydan sonra finiş önce 3 km öncesine alındı dendi, sonra otobüs sorunu halledildikten sonra finişin eski yerine alındığı duyuruldu. Fakat peloton sprint havasına girmişti çoktan ve her şey çok aniden oluverdi. Önce birçok GK (Genel Klasman) iddialısının ve etabın favori sprinterleri Peter Sagan ve Mark Cavendish'in de içinde büyük bir kaza oldu ve ardından diğer favori Andrei Greipel de bisikletinde sorun yaşadı. Geriye tek bir isim kalıyordu, Marcel Kittel. Alaman sprinter de sarı mayoya hayır demedi. Kazaların şiddetini bir yana koyarsak ilk etaptan bizlere çok güzel anılar kalmış oldu.



İkinci etabı oldukça akıllıca bir atakla kazanan Jan Bakelants oldu. Üçüncü etapta rakiplerine göre daha iyi tırmanan Peter Sagan etabı alacak gibi gözüküyordu fakat turun sürpriz takımı Orica Green Edge'den Simon Gerrans etabı ve sarı mayoyu almayı başardı. 4. ve 5. etapta sarı mayoyu taşıyan Gerrans 5. etabın sonunda büyük kıyak yaparak sarı mayoyu takım arkadaşı Darl Impey'e bıraktı. Zaten 4. etap takım zamana karşıydı ve Orica GreenEdge 0.75 sn farkla Omega Pharma'yı geçerek sarı mayoyu korumıştu, etabı da almışlardı. Eğer Omega Pharma etabı alaydı sarı mayo genç Polonyalı Michal Kwiatkowski'ye gidecekti. 5. etap Cavendish'e, 6. etap Greipel'e gitti. 7. etapta ise Kittel, Cavendish ve Greipel'in yokuşlarda tıkanmasıyla meydan Sagan ve Degenkolb'e kaldı. Degenkolb'un almasını o kadar çok istedim ama Sagan daha iyi bir zamanda sprinte başlayarak Alaman sprinteri geçerek ilk ve tek galibiyetini aldı. Bugün yürürken aklıma geldi Argos Fransa'da yeşil mayoyu Degenkolb'le alabilir, çünkü şu an Sagan'ın tırmanış yeteneklerine ancak o karşı koyabilir, evet biraz Degenkolbcu'yum. Sagan da artık gördük ki diğer üçlü sprinter kadar güçlü değil, belki bunun sebebi verdiği kilolardır. Düz zamana karşı da gösterdiği performansla ileriki yıllarda neden bir GK olmasın dedirtti.

8. etaptan


Gelelim dağlık etaplara, 8. etap GK'nı şekillendiren ilk adam gibi etaptı. Aslında turu bitiren de. Alemin bütün tırmanışçılarının tel tel döküldüğü bir etap oldu. Şaka gibiydi. Sky son tırmanışta öyle bir tempo yaptı ki neredeyse Peter Kennaugh biraz daha dayansaydı Porte'a kalmadan bütün rakipleri dökecekti. Önce Van Garderen, Evans, Kwiatkowski, Schleck, Purito'lu grup düştü. Porte tempoyu aldıktan sonra hiç kimse dayanamadı. Porte etabı Froome'un arkasında bitirince herkes acaba 2012'nin tekrarı mı olacak diye düşünmeye başladı. İnanılmaz bir dominasyondu çünkü. Ertesi etapta Sky'ın o kadar da güçlü olmadığı ortaya çıktı, takım olarak, Froome'dan bahsetmiyoruz. Artık öyle bir noktaya geldik ki, Sky'ın domestikleri bile diğer takımların liderlerinden daha fazla konuşulur hale geldi. Froome zaman kaybetmese de Porte 9. etapta 8 dk fark yiyerek denklemin dışına çıktı, Kirilenka zaman sınırına takıldı, daha da önemlisi Sky'ın yenilmez kimliği yıkıldı. Yine de Froome çok güçlü gözüküyordu, bütün sezon olduğu gibi, ona karşı koyacak isimler ise kendi standartlarının çok altındaydı. Hadi Contador formsuzdu, Purito'nun daha ilk etapta bu kadar geriye düşmesi çok şaşırtıcıydı. Valverde ise yine aradan sıyrılarak ilk haftayı ikinci kapattı. Unutmadan 9. etabı Fuglsang'la beraber kaçan Daniel Martin kazandı.



10 Mart 2013 Pazar

Bisiklet'te 2013

Bisiklet'te 2013 sezonu benim için de ilk 'tam' sezon olacak. Bu yüzden oldukça hevesliyim. Eurosport bir iki turu yayınlasaydı daha güzel olacaktı ya, neyse. Sezon dünyanın iki ayrı ucunda (belki de dünyanın yuvarlaklığından o kadar uzak değildir) Arjantin ve Avustralya'da başladı. Arjantin'deki Tour de San Luis, Avustralya'daki Tour Down Under'dı. Andy Shleck'e rağmen Arjantin'de Cavendish, Nibali, Purito ve Contador daha fazla dikkat çektiler. Güzel de etaplar oldu Tour de San Luis'de. San Luis'i yerli takımdan Daniel Diaz kazanırken Tour Down Under'ı Blanco'nun genç sporcusu Tom Slagter kazandı.


Tour Down Under 2013

Mark Cavendish sezona çok hızlı başladı, Arjantin'de forma gözükürken, Tour of Qatar'da 4 etap birden kazanıp genel klasman liderliğini de kaptı. Tour of Oman'da ise Sagan iki etap kazandı, sonradan hastalanıp turu bıraktı. Diğer yandan Tour of Algarve başladı. Andy ise Tour Mediterraenen'de ilk etabını yarıda bıraktı. Yarışlar yarışlar yani. Schleck 16 ve 17 şubatta yapılacak Tour de Haur-Var'da yarışacağı söyleniyordu ama  bugün pek bi haber göremedim.

El Purito - Tour de San Luis
Büyük turlardan her zaman Tour de France daha popülerdir, 2013'de 100.yıl dolayısıyla ilgi daha da arttı. Bu sene Purito da Fransa'da olacak. Geçen senenin galibi Wiggins önce Giro ve Vuelta dublesini istediğini söyledi, sonra ünvanımı korumak istiyorum dedi. Şu an Sky'da görünen Wiggins ve Froome'un beraber yarışacağını ama Froome odaklı olacağı görüntüsünde. Öyle ya da böyle takım Froome'a sanki biraz kazık attı. Sezon ilerledikçe görüntü netleşir. Bu arada Froome Tour of Oman'da etap kazanarak kariyerinin ilk turunu kazandı. Son etaplarda büyük isimler ön plandaydı, hele 4. etapta ilk 5 Rodriguez, Froome, Evans, Contador ve Nibali'ydi. Wiggins ise pek ortalarda gözükmedi.


Tour of Oman 2013


Contador ise geçen seneki Vuelta'dan kaldığı yerden devam etti. Arjantin'de zamana karşıda pek formda olmasa da kaçış gruplarındaydı, Umman'da yine atak modundaydı, yani bildiğimiz Contador'du. Fransa'da Contador, Schleck, Evans, Froome, Purito'lu bir genel klasman savaşı şimdiden ağızların suyunu akıtıyor. BMC'de Tejay Van Garderen geçen seneki 4.'lükten sonra bu sene neler yapacağı da büyük merak konusu, Evans da Tour'u kazanmam için yaşlı değilim dedi, bakacağız.

Tour de San Luis 2013


Bu yazıya başlayalı üç-dört hafta oldu. Tabii bu arada başka şeyler oldu ki, onlara değinmiyoruz. Mesela bugün (10.03.2013) Paris-Nice'ı Richie Porte kazandı ama biz bahsetmiyoruz. Tirreno-Adriatico'da ise Froome'un liderliği var. Yakında bahar klasikleri olacak, sonra da Giro. Bu yıl benim için de klasiklerin yılı olabilir, yeni yeni tanışıyorum çünkü, heyecanlıyım. Bu yazı bir giriş olsun, sezon ilerledikçe yine burada olacağız..

11 Eylül 2012 Salı

Vuelta a Espana 2012

Evvet, ilk günden son güne birkaç etap hariç hepsini izlediğim ve daha önemlisi izlerken büyük keyif aldığım 2012 İspanya Bisiklet Turu, yani Vuelta. Contador'un dönüşüyle mi, Joaquin Rodriguez'in performansıyla mı hatırlanacak bilinmez ama çok da dramatik oldu. Tur öncesine gelirsek 4 Ağustos'da Eneco Tour'la geri dönen Contador bir hafta ısındıktan sonra az biraz İspanya Bisiklet Turu'na hazır hale gelmişti, olağan şüphelilerden diğerleri de Katusha'dan Rodriguez, Sky'dan Froome ve azıcık Movistar'dan Valverde. Asıl mücadelenin daha çok Froome ve Contador arasında geçmesi bekleniyordu.

Vuelta 2012'yi kafanızda toparlamanız o kadar zor ki; şu an hangi etapta ne oldu diye düşünürken bütün hafızam birbirine girmiş durumda. Bütün dağlık etaplarda ataklar vardı, ataklara karşı cevaplar ve hepsinin ayrı bir hikayesi. 11.etaptaki bireysel zamana karşıya kadar El Purito (Rodriguez) çalabildiği kadar zaman çalmış, Froome'un 53 sn, Contador'un 1 dk, Valverde'den de 1 dk 7 sn önüne geçmişti. İçinde tırmanış da olan etapta herkes Froome'un kırmızı mayoyu alacağını zannederken Contador dörtlünün içinden öne çıkan olup sadece 1 sn farkla genel klasmanda ikinciliğe yerleşmişti.  Tabii ilk 10 etabı böyle geçiştirmek ayıp olur, birçok etapta Contador'un ataklarını gördük, hemen hepsinde Rodriguez, Froome ya da Valverde'nin birinden cevap geldi, dörtlü içinden patlayıcı gücü en yüksek olan isim Rodriguez de etap sonlarında verilen bonifikasyonlarla liderliği almayı bildi. Aslında turun başında Froome'a odaklanan Contador ve ekibininin tur bittikten sonra atıp tutmak kolay olsa da yanlış bir taktik izlediğini söyleyebiliriz, en azından medya bu rekabete odaklanmıştı, doğal olarak biz de.

2012 Vuelta'nın özeti

Çok şey var; El Purito'nun müthiş performansının yanında etapların sonundaki sert eğimler, üstüne verilen bonifikasyonlar hep onun lehineydi. Contador da birçok kez denemesine rağmen düşüremeyince Purito bonifikasyonları kaptı. Contador bir etabın sonunda su içmediği için atağa cevap veremediğini söylerken, birkaç kez de tam etabı kazandım derken ya Valverde ya da Purito tarafından yakalanıp geçildi. 1 sn'lik fark da ikinci haftanın üst üste üç dağlık etabında onca atağa rağmen azalmadı ve Purito'nun etap sonlarındaki ataklarıyla 28 sn'e çıktı. Valverde de çoğu kez ikiliye karşı cevap verebildi, Froome'un ise artık düştüğünü gördük. İkinci haftanın sonunda Purito Contador'un 28 sn, Valverde'nin 2 dk 4 sn, Froome'un 4 dk 52 sn ise önündeydi. Birçok kişi Purito'nun artık bu noktadan sonra bırakmayacağını üstelik moral olarak da Contador'dan çok daha iyi olduğunu düşünüyordu. Söylemeden geçmeyelim ilk hafta domestikleri iyi gözüken Sky'ın yerini ikinci hafta Saxo Bank kurmayları aldı, üç dağlık etapta da iyi çalıştılar ama olmadı.

3 günlük tırmanış etaplarında böyle kardeş kardeş tırmandılar

Genel klasmana en heyecanlı yerinde ara verip tam 5 etap kazanan Degenkolb'u de unutmamak lazım, hatta bir etapta peloton'un kaçış grubu ile olan farkını 30 sn'ye indirmişken cıvımasaydı 6 etap bile olabilirdi. Takımı Argos-Shimano da finishlere çok iyi getirdi Degenkolb'ü. Şimdi düşünüyorum da büyük tur da harbiden büyük tur, ilk iki hafta yaşananlar ne kadar da uzak geliyor, ilk etaplar, Aragon pistinde finish, hatta ITT(Bireysel Zamana Karşı) bile hayal meyal geliyor şu an. Büyük tur tecrübesi bu olsa gerek. Unutmadan Movistar'dan Quintana Valverde'yi dağlık etaplarda taşıması da aklıma kazandı, Kolombiyalı sempatik birine benziyor. İlk 10'da ise Moreno Gesink'den 5.liği alırken, Talansky 7, Ten Dam 8, Anton 9, Intxausti 10 sıralaması oluştu. Rabobank'dan Gesink ise başka sevdiğim bir isim oldu, umarım bir büyük tur kazanabilir. Moreno da domestik olarak geldiği turda 5. olarak iyi bir performans sergiledi. Rabobank da ne kadar Hollanda Milli Takımı'na benziyor..Bu saydıklarım turun sonundaki klasman, yanlış olmasın.

Bir paragraflık dinlenme gününden sonra aklımda sprint etabı olarak kalan 17.etapta Eurosport'un yayına geç girmesiyle bir şey anlayamadım ilk başlarda. İlk gördüğüm Contador'un kaçışıydı, etabın daha iyi bir değerlendirmesi için şuraya bakabilirsiniz. Contador'un kaçışı efsaneydi de takımın taktikleri hiç yabana atılır mı. Contador ilk başta 10 kişilik bir grupla kaçmış sonra tempoyu beğenmeyerek geçen sene etap zaferi hediye ettiği Tirolongo ile beraber çalışarak ayrı bir kaçış gurubu oluşturmuştu. Her açıdan özel bir etaptı. Saxo Bank suluklardan bir tanesini Tirolongo'ya vermesi. Benim izlediğim en efsane etaptı sanırım. Peloton'dan da Valverde Rodriguez'den kurtulmayı başarmıştı. Şu an etabın başını seyredemediğim için oldukça karışık geliyor ama Saxo Bank kurmayları müthiş bir iş çıkardılar. Dağılan peloton ise işin en güzel tarafıydı. Böylelikle Contador'u yakalama şansı çok azaldı Rodriguez'in. Güzellik dediysem atağın güzelliği. Yaklaşık 10 kişilik Rodriguez grubundan Katusha'nın son domestiği Losada da düşünce Purito için her şey daha kötü oldu, bundan sonrası üçlü için bir TT etabına dönmüştü. Contador son 15. km'de Tirolongo'dan da kurtulup solo kaçışa başladı, Valverde 4 kişilik grubu kendi taşırken Rodriguez de 3 kişilik grubu kendi taşımak zorunda kaldı. Hatta Rodriguez ironik bir biçimde Saxo Bank'dan Herhandez'i neredeyse son 20 km. taşıdı. Diğer isimse Movistar'dan Quintana'ydı. Aslında Saxo Bank bir elemanını da Valverde'ye göz kulak olsun diye gönderdi ama Valverde onu silkelemeyi başardı. Contador Valverde'nin grubundan 6 sn, Purito'nun 2 dk 38 sn önünde lider bitirerek kırmızı mayoyu kaptı ve bir daha hiç çıkarmadı.

Turun en anlamlı sırıtışı


Belki de asıl kraliçe etabı olan Bola Del Mundo ise insanüstü bir tırmanış etabıydı. Ben böyle sert bir etap görmedim, bildiğin tepeye bisikletle tırmanıyorlar, başka bir şey değil. 2012 Vuelta'nın da şanına yakışır bir son buldu, Rodriguez atağını yaptı ve Contador cevap veremedi. Hatta bir ara helikopter kamerasından fark olağanüstü gözüküyordu fakat fark 35 sn olarak ekranlara yansıdı. Her ne kadar sürekli yarışın içinde olsa turun popüler olmayan adamı Valverde ise ilk başta atağa cevap veremese de sonradan yine kendine gelip en azından Contador'u geçmeyi başardı. Rodriguez'e ikincilik şansı bırakmadı. Oldukça heyecanlı biten finişten sonra bisikletçilerin adım atacak hali yoktu, vay ki sprinterlerin haline...

Ahanda burası Bola Del Mundo

Purito'nun 17. etap öncesi : ''Çok sakin gözüktüğümü biliyorum. Çünkü Contador’un hâlâ beni geçebileceğini düşünüyorum. Contador’un arkasından ikinci olmak normal biri insanın arkasından ikinci olmak gibi değildir. Bu büyük bir başarıdır. '' demesi ise sanki geleceği gördüğüne inandırıyor insanı. Ve El Pistolero kazandı. Doping davasıyla ona karşı iyi duygular beslemeyen insanlar artmış olsa da yani klişe deyimle seven ya da sevmeyen herkes onu izleyince heyecanlanıyordur, hele ölü gibi geçen bir Fransa Bisiklet Turu'ndan sonra ilaç gibi geldi Contador ve İspanyol arkadaşları. Çok güzel bir turdu, yıllar sonra da hep aklımda kalacak bir tur olacağına eminim. Artık gözümüz Dünya Şampiyonası'nda olacak. Ve her zamanki gibi teşekkürler Eurosport...

                                   Orica GreenEdge'den süper bi Call Me Maybe klibi
                                       




17 Ağustos 2012 Cuma

Fransa Bisiklet Turu ve Olimpiyatlar'da Bisiklet

Liquiqas'ın olduğu her resim güzel..

Fransa Bisiklet Turu baştan sona az buçuk takip edebildiğim ilk bisiklet turu oldu. Öncesinde iki tane Giro'yu izleyebilmiş, onlara da hem ortasından başlamış hem de bitirememiştim. Ardından da olimpiyatları izleyerek iyice bisikletle haşır neşir oluverdim.

İzledik izlemesine de bu seneki tur çok heyecanlı geçmedi, Wiggins aldı götürdü. İki Britanyalı bisikletçi Wiggins ve Froome ilk iki sırayı alarak tarihe geçtiler. Böylelikle Sky'ın da Britanyalı bir bisikletçiye böyle önemli bir turu kazandırma hayali gerçek oldu.

Paris'deki son etap


Benim açımdan önemi ise zamana karşı, tırmanış etaplarını, sprinterleri, yeşil, benekli, sarı mayo farkını vs. öğrendiğim tur oldu. Sanırım bunu diğer turları izlerken anlamasam da ileride daha rahat anlarım diyerek yine de dinlemeye devam etmem sayesinde oldu, tabii bir de Europort ekibinden bahsetmeme gerek yok. Onların spor aşkı, kültürü ve bunları bize aktarma biçimdeki kalite sayesinde bisikleti sevdim.

Tura damgasını vuran Team Sky


Önceden kendime sorardım, yaklaşık 200 küsur bisikletçinin hepsi neden liderliğe oynamıyor veya hangi bisikletçinin hangi tarz etaplarda iyi olduğu nasıl belli oluyor, bu sporcuların birbirinden farkı ne...Bunlara az çok cevap bulabilmiş oldum, bunda Wiggins'in zamana karşıları, Cavendish'in sprintleri de etkili oldu. Bir de zamana karşı etaplarda ve tırmanış etaplarının birbiriyle ters bir orantısı var sanki, ikisinde birden iyi olmanız çok zor. Mesela Contador iyi bir tırmanışçıyken, Wiggins o kadar iyi tırmanamasa da zamana karşıları çok iyi. Kaba tabirle Froome da ikisinin ortası diyebiliriz.

Bisiklette sporcu sayısı fazla olduğundan, favoriler de ister istemez fazla oluyor. Bunla beraber yaklaşık 20 takımın her birinin liderleri var, takımlar lider bisikletçisiyle genel klasmanı kazanmaya çalışıyorlar. Takımın diğer elemanlarına da domestik deniyor, türkçe karşılığıyla takım liderlerine çalışıyorlar. Benim gibi Formula 1'de yeterince takım emirlerine maruz kalan biri için bu durum ilk bakışta garip gelse de insan alışıyor, diğer türlü takımların turları kazanma şansı çok az. 2012 Fransa Bisiklet Turu'nda da takım liderliği gündeme geldi, Team Sky iki bisikletçisiyle ön plana çıkınca gündemi baya meşgul etti. Turun son haftasında, genel klasmanın belki de en kritik gündü ; Wiggins genel klasmanda liderdi, Froome ikinci ve Nibali üçüncüydü. Önceki gün geçen yılın şampiyonu Cadel Evans artık liderlik şansını kaybederek geriye düşmüştü. Artık Wiggins'den zaman kapmak için en uygun son etaptı, Liquigas Team Sky'ı dağıtsa da en sonunda önde Froome-Nibali-Wiggins kalmıştı. Kimin kaçtığını şu an hatırlamıyorum ama Nibali de tempoyu kaybedince Froome kaçmak istedi, Wiggins'in ise gücü yoktu hatta Froome'un sevgilisi git diye çıldırıyordu twitterda. Froome sayamadığımız kadar arkasına baktıktan sonra Wiggins'le beraber etabı bitirdi, bitirdi bitirmesine de benim hala gücüm var mesajını da bütün dünyaya verdi. Sanırım yıllar sonra benim 2012 Fransa Bisiklet Turu'na ait hatırlayacağım şey bu anlar olacak.

Bahsettiğim 'o an'


Kendime ders niteliğinde bir yazı oldu, bisikleti takip edenler burdakileri ve çok daha fazlasını biliyorlardır zaten. Bir nevi Tour de France'dan bana kalan şeyler bu hatıralar ve bilgiler. Artık daha derli toplu olarak Vuelta'yı izlemenin sırası. Sky bu sefer Froome önderliğinde geliyor, en önemlisi Contador geri dönüyor, performansı büyük merak konusu. Eneco'yu 4.bitirerek iyi bir görüntü de çizdi eski şampiyon.

Contador..

Yazıyı bitirmeden olimpiyatlardaki bisiklet yarışlarını unutmayalım. Tabii bahsettiğimiz yol bisikleti, bir de pist bisikleti var ki, ona şimdilik uzağım. Yol Bisikleti'nde ülkeler adına yarışıyorsunuz ve beşer kişilik ekibiniz var. Türkiye'den de üç kişilik bir ekibimiz vardı : Ahmet Akdilek, Kemal Küçükbay, Miraç Kal. 72 Olimpiyatlarından beri bisiklette ilk defa tam kota aldığımız ilk olimpiyat oldu. 250 km'lik yarışı beş kişilik ekiple Britanya takımının kontrol edemeyeceği konuşuluyordu, öyle de oldu. Cavendish'e yarışı kazandırmaya çalışan Froome, Wiggins'den de oluşan ekip Box Hill'de yorulunca kaçan gruba bir daha yakalayamadı. Kaçan gruptan da yine Sky'dan Rigoberto Uran ve Astana'nın lideri Alexander Vinokourov altın için kapışacağı belli olmuşken son km'de Uran bir ara arka grubu kontrol ederken Vino atağını yaptı ve finişe kadar da farkı korumayı bildi. Artık emekliye ayrılacak Vino için güzel bir ikramiye oldu.

Zamana Karşı yarışında da Wiggins beklenildiği gibi altını kaptı, Alman Tony Martin ikinci olurken, üçüncü yine Froome oldu. Froome ismini önümüzdeki senelerde çok daha sık duyacağız gibi. Kadınlarda ise Hollanda'dan Marienne Vos birinci olurken, Zamana Karşı da ABD'den Kristin Amstrong altını kaptı.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Fransa Bisiklet Turu'nda Sona Doğru - 16. Etap Sonrası

Dün izlemeye doyduğum Tour De France'da, Bradley Wiggins liderliğini sürdürmekte. Team Sky'ın diğer elemanı Chris Froome de ikinci sırada, Vincenzo Nibali de 3. Dün bu üçlü (16. Etap) etabı dipdibe bitirdiler, Nibali iki kere kaçmayı denedi olmadı. Nibali önce Team Sky'ı dağıtmayı başardı ama Froome'un yardımıyla Wiggins Nibali'den kopmadı. Dünün yıldızı etabın kazanını Europcar'dan Thomas Voeckler'di. Bugün de 17. Etap da dağlara son veriyoruz zirve finişiyle. Bana da sanki Ramazan'ın başlamasıyla Fransa Bisiklet Turu bitecekmiş gibi geliyor, ne tuhaf. Eskiden Amstrong'un o kadar geriden gelip nasıl turu kazandığını aklım almazdı, meğerse dağlarda kazanıyormuş. Demek ki iyi tırmanışçı. Bu turda göze batan şeylerden biri de ana grup çok geriden geliyor, kaçan grup yakalanamıyor, yakalanmıyor. Bu yazıyı da şu güzelim fotoğrafın yüzü suyu hürmetine ve tarihe not düşeyim diye yazdım. O değil de Alberto Contador olmadan tur bana tatsız tutsuz geliyor, eskiden McLaren'in hızlı olmadığında rakiplerin yarışını izlemek gibi biraz.

Ben Giro'yu izlemeyi daha çok seviyorum, İtalya'yı izlemeyi daha çok sevdiğimden galiba..