RB6 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RB6 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2014 Çarşamba

Üç Dönemin Hikayesi - I

Alonso'nun Ferrari'den ayrılıp 2016'da Mercedes'e geçmek istemesi ister istemez bazı soruları aklımıza getirdi. Böylesine baskın bir araç size kaç yıl şampiyonluk için yarışma garantisi verebilir, Alonso Mercedes'e geçebilirse 2016'da bu kadar güçlü bir aracı olabilir mi ?.. Bu soruların cevabını bulmak için Formula 1'in en hızlı ve popüler araçlarını yıllar içindeki performansını inceleyelim dedik. Bu araçlar McLaren'in MP4/4'ü, Ferrari'nin F2000'i ve Red Bull'un RB6'sı. Üçü de uzun yıllar sürecek hegemonyayı sağlayan araçların ataları oldular.
















Üç aracın da kendine göre hikayesi var ya da üç dönemin diyelim. McLaren'in hikayesi en bilindik, çok güçlü bir araç ve zaman içinde aradaki önemli farkın azalması. Ferrari ise 2000-2002 arası farkı artırırken 2003'teki kural değişiklikleriyle sarsılsa da şampiyonluklara devam etti. Red Bull ise kurtlar sofrasına pek alışık olmadığı için 2010'da büyük sıkıntılar çekti. Şimdi bu üç dönemi sırayla inceleyelim ve içinde bulunduğumuz Mercedes hegemonyası hakkında fikir yürütelim.

1988 sezonuna baktığımızda bir kere daha şaşırdık. Senna'nın saf hız anlamında ne kadar iyi olduğu hepimizin malumu ama McLaren'e geldiği ilk sezonda, takımda 4 sene yarışıp, bunların 2'sinde şampiyon olan Prost gibi birine karşı 16 yarışta 13 pol kazanmış. 2 pol Prost'a, 1 pol da Gerhard Berger'e gitmiş. Yani McLaren MP4/4 16 yarışta 15 pol ve 15 galibiyet elde etmiş. Ertesi sezon yine 15 pol kazanmış McLaren. Senna 13, Prost 2 ve Riccardo Patrese 1. Yarış galibiyeti sayısı ise 11'e düşmüş. Unutmadan 1989 sezonunda turbo motorlar yasaklanmıştı. 88 ve 89 sezonları Senna ve Prost rekabetiyle F1'in dünya çapında bir vites daha artırdığı yıllar olmuştu. Tarihin en iyi aracı, en iyi takım patronu ve tarihin en iyi pilot dizilimi.



Muhteşem Üçlü




1990 sezonu ise Berger'in ve Prost'un yer değiştirmesiyle başlıyor. McLaren cumartesi günleri gücünü korusa da pazar günü Ferrari koltuğundaki Profesör'ün de etkisiyle işler değişiyor ve şampiyonluk bildiğiniz gibi yine Suzuka'ya kalıyor. 90'da McLaren 12 pol kazanırken, galibiyet sayısı sadece 6. Pollerin ikisi Berger'in. '90 takımların biraz daha birbirine yaklaştığı sezon olarak da görülebilir. Williams'ın 2, Nelson Piquet ile Benetton'un 2 ve Ferrari'nin 6 galibiyeti var. Piquet son iki yarışı da kazanmış.

1991 sezonu Senna ve McLaren adına daha rahat geçmiş. Üç dönemin ortak yanlarından biri de bu, üç takım da baskınları sona ermeden önceki yılda rahat şampiyon olmuşlar/oldular. McLaren Senna'nın 8, Berger'in 2 polüyle toplam 10 pol kazanırken, 8 yarış kazanabilmiş. Williams'ın ayak sesleri ise bu seneden duyulmaya başlanmış. 6 pol ve 7 galibiyet. Mansell ve Patrese ikilisi de akla Vettel-Webber ikilisini hatırlatıyor. Gerhard Berger'in de çok güçlü 'ikinci pilot' imajı var maalesef.

Ve 1992 sezonu. McLaren Honda ortaklığı 88-92 arasında sürmüş ama bu 4 değil, 5 sezon ediyor. İnsanlar doğal olarak efsanevi '88 ve '89 sezonlarını hatırlıyor fakat 88'de ortalığı kasıp kavuran McLaren Honda ortaklığı 92'de Williams'a karşı hiçbir şey yapamamıştı. Mansell 14 pol ve 9 galibiyet elde etti. Diğer poller Senna ve Patrese'nin. İngiliz takım 15 pol ve 10 galibiyet kazandı 16 yarışta. Senna 3, Berger 2 ve Schumi de 1 galibiyet aldı. 1992 sezonu bugünlerde sıklıkla atıf yapılan Prost'un boş senesi oldu ve Fransız 1993'te Williams ile pistlere dönüp 38 yaşında dördüncü ve son şampiyonluğunu kazandı. Bu noktada Williams'ın 90'lardaki dominantlığının farkı nedir diye sorarsanız, ki sormak gerek, herhalde belli pilotla özdeşleşmemesi diyebiliriz. Anlattığımız üç dönemde de Senna, Schumi ve Vettel'in önemli katkıları var fakat Williams bu yıllarda 4 farklı pilotla şampiyon oldu ve özellikle Damon Hill ve J. Villeneuve'ün diğer şampiyonlar kadar üst düzey pilot olmadıklarını ekleyebiliriz. Özetle Williams'ın yaptığı iş daha zordu.



1992 Monaco GP : Mansell bütün yarış Senna'nın arkasındaydı, 10 sene sonra aynısını Coulthard Schumi'ye yapmıştı.





























McLaren Mercedes işbirliği ise Williams'ın güçlü formu 97'de bittikten sonra başarıya ulaştı. 1998 ve 99'da en hızlı araca sahip olan takım iki pilotlar ve bir takımlar şampiyonluğu kazandı. Belki 2000'de de en hızlı araca sahiptiler ama o yıl artık yeni bir devrin başladığı yıl oldu. Ferrari tam 21 yıl sonra pilotlarda mutlu sona ulaşırken Schumi'nin katkısı büyüktü. Rubens'in de Hockenheim'daki inanılmaz yarışı. Ferrari dominasyonunun başlangıcı diğer ikisinden bu şekilde ayrılıyor. Hem MP4/4 hem de RB6 rakiplerine göre çok üstündü fakat F2000'in koltuğunda Schumi'den başkası olsa şampiyonluk gelmeyebilirdi. 2000'den sonra 2001 daha kolay geçmiş, 2002 ise hem Schumi adına hem Ferrari adına yeni rekorlar getirmişti.

2000'de Ferrari 10 pol ve galibiyet elde etti, bunlardan 1 pol ve galibiyet de Rubens'in. Artık 17 yarışımız var. 2001'de Schumi 11 pol, Williams 5 ve McLaren 2 pol kazanmış. Galibiyet sayılarında 9 Schumi, 4 McLaren ve 4 Williams. David Coulthard kariyerinin en iyi sezonunu geçirerek şampiyonada 2. olmuştu. Hakkinen kötü geçen sezondan sonra 1 sene ara vereceğini söylemiş ve birçok kişinin tahmin ettiği gibi bir daha da dönmemişti. Sezonları incelerken Senna'nın inanılmaz baskın cumartesi performansından sonra en çok Ferrari'nin her anlamda domine ettiği 2002 sezonunda Montoya'nın Schumi ile eşit pol sayısına sahip olmasına şaşırdık. İkisinin de 7 polü varken, Rubens de 3 polle pik yapmış. Galibiyetlerde Ferrari 15, McLaren ve Williams 1. Schumi ise Williams'ın duble yaptığı Malezya Gp hariç bütün yarışları ya kazandı ya da ikinci bitirdi. Malezya'da üçüncü olmuştu yani 17 yarışın hepsinde podyumdaydı. McLaren de tek galibiyetini Coulthard'la Monaco'da aldı. Tabii Ferrari'nin baskın olduğu yıllarda yakıt ikmali yasağı yoktu, belki de Williams'ın 7 polünde hafif depoyla sıralamaya çıkmanın önemli etkisi vardır.




2000 Almanya GP : Schumi sezon ortası üç yarış üst üste yarış dışı kalmıştı, bu da sonuncusu.Rubens'in en unutulmaz zaferi




























Ferrari'nin 2003 ve 2004 yıllarıyla Red Bull yıllarını diğer yazıda anlatalım. Mercedes'in hikayesi ise en çok McLaren'inkine benziyor. Yeni kurallarla çok baskın bir araç ve iki takım arkadaşının şampiyonluk için kıyasıya mücadelesi. Mercedes'le beraber hikayelerde en garip olanın Ferrari olduğu muhakkak. Aslında Ferrari ve Schumi muhtemel bir McLaren dominasyonunu kırıyorlar 2000 yılında. Evet, Mika Hakkinen çok sevilir Formula 1 camiasında ama McLaren koltuğunda Schumi olsaydı tarih şu an çok farklı yazılmış olabilirdi. Ayrıca Newey ve McLaren uyuşmazlığı da Ferrari dominasyonuna önemli katkılar yaptı. Newey'in Formula 1'de en son çalışacağı takım belki de McLaren'dir. Ferrari 96'da Schumi'yi de katarak başladığı yeni yapılanma beşinci sezonun sonunda meyvesini vermişti ve ondan sonra da durdurulamadılar.

Etiket sıkıntısından dolayı yazıyı ikiye bölelim dedik. Genel değerlendirmeyi ve Mercedes'in geleceği ile düşünceleri de diğer yazıda paylaşacağız. Özellikle belirtmek gerekir ki Senna dönemini izleyemedik ve bilgilerimiz internetten, sağdan soldan bulduklarımızla sınırlı. Ferrari dominasyonunu izledik ama şu an o yıllar da uzak hatıralar gibi geliyor yani ayrıntılara pek hakim değiliz. O yüzden sizin de paylaşacağınız ayrıntılı bilgilerle hatalarımızı öğrenebilir, daha fazla şey öğrenebiliriz. Diğer yazıda görüşmek üzere.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Monza'ya Giderken


Spa'dan sonra bir nevi prestij meselesine dönen İtalya Gp var önümüzde. Özellikle de Ferrari için. Artık gına gelmiş cümle ile başlayalım kafa patlatmalarımıza ; RedBull'a uymayan bir pist burası. İyi ama geçen seneki kadar kötü olacaklar mı burada ? Ferrari'nin özel hazırlandığını biliyoruz, Mercedes'e en çok uyacak pist burası Force India'larla. Mclaren ise tam bir kapalı kutu bence burda. Elimizdeki bilgileri derlemeden önce geçen seneki yaşananları unutmayalım. Mclaren ve Force India'ya uyacak denen pist hiç de öyle olmadı hem Mclaren hem de Force India rakiplerine geçildi diyebiliriz. Tur derecelerine bakarsak Alonso Button'un 0.1 Massa'nın 0.3 Webber'in 0.5 Vettel'in de 0.7 sn önünde polü aldı. Hamilton'u söylemedim çünkü onun aracında F-kanal varken Button'unkinde yoktu. Düzlüklerde işe yarayan bir sistemi en çok düzlüğün olduğu pistte kullanmamak, demek ki kazın öyle değil.

Şimdi 2011'e gelirsek Rbr geçen sene burda rekabetçi değildi, peki bu sene 0.5 sn'lik farkı azaltabilirler mi ? Turun çoğunda açık kalacak olan Drs ile farkı azaltabilirler. Bu düzlük hızı meselesi biraz kafa karıştırıcı çünkü virajları iyi bir momentumla alan veya iyi bir çekişi olan araç düzlükte 3-4 km yavaş kalması çok sorun değil. Zaten Mclaren de buna karar veremedi geçen sene ve sonunda F-Kanalsız Button sıralamalarda Lewis'in önündeyken yarışta Alonso'ya karşı farkı açamasa da virajlardaki üstünlüğüyle yerini çok kolay olmasa da korudu. Üç büyük takım arasında düzlüklerde öne çıkan takım Ferrari. Burda sert frenlemeler olacağı için Kers de önem kazanacak ; burda da az da olsa Mclaren ön planda. Drs konusunda Rbr avantajlı. Yine üç takım arasında bu piste en çok uyan araç F150İtalia. İşte geçen sene de Mclaren'e daha çok uyacak dediğimizde Ferrari öndeydi. Mp4-26 da yavaş virajları seviyor ve çekişi iyi olan bir araç. 2010'da ise RBR6 ve Mp4-25 zır karakterli iken bu sene bu iki takımın aracı yakın karakterli. Bu yüzden bu pist direk Mclaren'e uyacak diyemiyoruz sadece Rbr'ye en uymayan bir pist. Peki ya Mercedes ? Geçen sene Alonso'dan 1.1 Vettel'den de 0.4 sn geride 7.başlamış. İlk altıda sorun yaşayan pilotlara sorun çıkartabilirler. Takım içi mücadeleleri de izlemek ilginç olacak grilerde. Senna Petrov'a karşı ne yapacak ? Sutil'in ilk ona gireceğini tahmin etmekle beraber Di Resta'nın da ilk onda yer bulması gerekiyor takım içi savaşta. Bu mücadelede Sutil bence tecrübesini çok iyi konuşturuyor ve hala onun tartışılmasını hoş bulmuyorum.

Takımların avantajlarını ortaya serdik, bu yarışı şu takım veya pilot kazanır gibi bir iddaamız yok. Tahmin edilmesi çok güç bir yarış bence ki tüm saydıklarım cumartesi gününe yönelik şeyler. Pazar günü çok ihtimalli bir yarış olabilir. Havanın da sıcak olacağını söyleyelim. 25 C civarında olacak. Açıkçası Ferrari için yarış kazanabilecek en iyi ortam. Red Bull ise beklediğinden fazlasını alabilir. Mclaren burda kilit nokta olacaktır, ne yaparlarsa yapsınlar şaşırmam. Mercedes de diğer yarışlara nazaran daha yakın olacağı kesin. İki drs bölgesi, sert lastiklerin performansı da yarışa baya etki yapacak. Hava sıcaklığı Ferrari için iyi ama yine de lastik ısıtmada gerideler. Demem o ki Ferrari gerekli sıcaklığa ulaştırabilir lastikleri ama diğerleri ya daha fazla ısıtırsa ? Bu da onlara daha fazla lastik aşınması getirebilir. İki Drs bölgesi ile bir tane fazla pit yapabilen pilotlar çıkabilir. Düzlüklerdeki azami hızla virajlardaki gereken tutunmayı sağlayacak denge her zamanki gibi burda kilit nokta. Açıkçası bir tahmin yapmak için çok zor bir yarış olacak. Bu yüzden antrenman turlarındaki turlar çok önemli, üzerine Spa'da tam olarak denenemeyen ve buraya yeni getirilen güncellemeler olacak. Q1'deki tabloyu şimdiden çok merak ediyorum ben...Karmaşık ve heyecanlı bir hafta sonu bekliyorum zira benim de okul başlamadan rahatça tv'den izleyebileceğim son yarışım olacak. Ondan sonra ver elini internet kafeler...