Bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2015 Perşembe

2015 Giro D'Italia İlk Hafta Değerlendirmesi - Podcast

Giro devam ederken ben de hayatımın ilk podcastini yaptım arkadaşımla. Şu an bunu dinlemenin pek manası olmayabilir ama Giro 2015'te neler oldu, neler bittiye bakmak için iyi bir kaynak da olabilir. Bu podcast yayınlanırken ilk dinlenme günü geride kalmıştı ve Contador, Aru ve Porte birbirine çok yakın devam ediyordu. Podcast Porte'n meşhur cezasını almadan önce yapıldı, yani ilk hafta değerlendirmesi ve yarışın devamına dair tahminler yer alıyor. Giro yeni bitmişken nostalji yapmak isteyenlere gelsin bu podcast, Giro ne de değişmiş 2 haftada ! Son olarak Berker'e de teşekkürlerimi sunuyorum bu fırsat için. Açın, internette gezinirken dinlersiniz.




Unutmadan Açık Büfe'nin sayfasına abone olabilirsiniz, Dauphine bitişinde Giro-Dauphine-Tour'u konuşacağımız yeni bir podcast'in de müjdesini verelim, aman ne müjde !

16 Ekim 2014 Perşembe

2014'ün En Güzel Turu : Vuelta a España

2012 ve 2013 Vuelta'nın ardından 2014'ün Vuelta'sı da sezonun en çekişmeli geçen büyük turu oldu. Oldu olmasına da hep biraz gölgede kalıyor İspanyolların turu. Bisikletin de kendine göre bir dünyası var, yani Tour de France her ne olursa olsun hep gözde. Gerçi bunu anlatmak niyetim değildi ama özellikle son 3 yıldır Tour ne liderlik çekişmesi açısında ne kadar kısır geçiyorsa Vuelta da bir o kadar heyecanlı oldu Hele bu seneki mücadele uzun zaman hatırlanacaktır. Biz şimdi ağustosun ortalarına gidelim.

En büyük favoriler Quintana ve Froome iken, Valverde formsuz, Rodriguez şüpheli ve Contador katılmıyor diye biliyorken bir sabah El Pistelero'nun üç haftalık Vuelta'ya katılacağını öğrendik büyük bir şaşkınlıkla.Tahminler ve İspanyolun açıklamaları Genel Klasmandan(GK) ziyade etap galibiyetiydi, ben de öyle düşünüyordum. Yine de 5 büyük favori insanın ağzını sulandırmıyor değildi. İspanya Turu'na yine takım zamana karşı ile başladık ve klasikleşmiş bir Movistar zaferi gördük ilk etapta.

Etaplar ciddileşirken Contador'un aslında o kadar kötü olmadığını ve Quintana'nın da o kadar iyi olmadığını gördük. Quintana da geçen sene Nibali gibi Giro'dan sonra pek forma giremedi sanki. Aslında TT'ye gelmeden dağlarda Contador optimum performansı sergilemişti. Her tırmanışta bir favori az da olsa geride kalırken Contador hep önde kalmıştı. Quintana'nın 3 sn önde olması ilk etapta kazanılan takım zamana karşıdan (TTT) kazandığı saniyelerle olmuştu biraz da. Contador 2 sene önce olduğu gibi yine çok iyi bir zamana karşı ile güçlü olduğunu göstermişti. 2012'de Froome ile en büyük aday gözükürken, İngiliz o etapta bekleneni verememiş ve Tour'daki domestikliğin yorgunluğu baskın gelmişti. O etaptan sonra da liderlik mücadelesinden uzakta kalmıştı.

TT demişken Quintana'nın kötü kazası ve diğer etapta da yine kaza yaparak yarış dışı kalması turun önemli anlarındandı. Quintana çok güçlü değildi ve bence kazanamayacaktı yine ama yarış dışı kalması muhtemel podyuma mal olmuş olabilir. Kolombiyalı için daha 24 yaşında Tour baskısına girmeden Giro'yu kazanması onun için büyük bir avantaj. Şöyle ki; artık büyük tur kazananı, daha tecrübeli ve Tour'a hem mental hem fiziksel olarak daha güçlü gidebilir. Genç Fransızlar gibi medyadan da çekmedi. Ayrıca takım Valverde'ye son bir şans verdi Tour için ve o da bunu hiç iyi kullanamadı. Vuelta'yı kazanamasa da Quintana'nın geleceği adına harika bir sezon geçti. Hep diyoruz ama yine diyelim; seneye Tour harika olabilir!



Quintana için her şey güzel başlamıştı.































TT'de liderliği alan Contador ileriki etaplarda mayoyu öncelikle Valverde'ye karşı korumak zorundaydı. İspanyol ilginçtir Tour yorgunluğuna rağmen burada daha formdaydı. Zaten Movistar'da önemli ağırlığı var, yeni sözleşme de imzaladı. Bu seneki tek günlük performansıyla beraber, 2015'ten itibaren klasiklere ve Vuelta'ya odaklanması geleceği adına en uygun opsiyon gibi. Vuelta bonus puanlarıyla Valverde ve Rodriguez'e çok uyan bir tur. El Purito'nun 2012'deki güçlü formunun yanında Vuelta'nın bu özelliği de baya yardım etmişti. Düz sprinterlere uygun nadir etaplar dışında, geçiş etaplarında bile son birkaç km'deki eğimler bu iki İspanyola çok uyuyor. Zaten ikisi de önemli bonuslar elde etti. Contador ve Froome ancak belirgin farklar oluşturduğu etaplarda bonusları alabilmişti. 2. haftanın sonundaki pazartesi günü yapılan etapta Froome bu sefer iyi gözüktü ve Contador'la beraber diğerlerini silkeledi. Froome uzun süre Contador'u düşürmeye çalıştı, aslında Contador da pek iyi gözükmüyordu ama son km'ye kadar direndi ve sonunda atağını yaparak etabı ve 10 sn bonusu aldı, yarışı da kopardığı an bu 16. etaptı.

Contador'un Froome karşı bu taktiği Dauphine'de de uygulamış, hatta Contador daha Nibali falan dökülmeden tamamen Froome'a odaklanmıştı. Sonuna kadar Froome düşüremişti lakin Froome etabı almıştı. 2014 Vuelta, 2015 Tour için de önemli ipuçları içeriyor bu yönden. İyi bir Froome'n TT'de Contador'dan bir nebze daha iyi olduğu biliniyor, zaten o da son günlerde 2015 için Alberto'yu TT'de geçmem lazım demiş. Eğer 2015 beklendiği kadar heyecanlı geçerse ikili arasında ufak detaylar yarışı belirler, hatta TT'nin hangi etapta olacağı bile çok kritik çünkü eğer ikisi de formda olursa birbirlerini düşürmeleri çok zor oluyor ve önde olan sadece savunma yapması yeterli olduğu için günbegün mental olarak daha güçlü hale geliyor.

16. etap üç günlük dağlık etabın sonuncusuydu. Önceki günlerde Froomey pek iyi gözükmemiş ama belli bir tempoda çıkarak kaybı minimum tutmuştu. Contador da vatandaşlarına kızarak Froome'u düşürmeliydik, ileride ben değil, siz pişman olacaksınız diye uyarıyordu. Bunda Contador'un zeki bir bisikletçi olmasının yanında bence biraz da Kenyalı sporcunun 2013 Tour'da gösterdiği insanüstü performans da etkili. Froomey insanların gözünü fena halde korkutmuş durumda, bu sene o kadar formda olmasa bile Tour öncesi birçoklarına göre Contador'un bir adım önündeydi.

Alberto'ya gelirsek. Şu an 32 yaşında, geçen seneki kötü performansı ve doping cezası sonrasında eskiyi aratması ona karşı şüphelerin artmasına yol açmıştı. 2014 hem yaş hem de form olarak Tour galibiyeti için belki de en önemli şanstı. Kazasından sonra hem Tour galibiyeti için üzülmüştüm, ayrıca sakatlığını ağırlığını öğrenince Vuelta için de ayrı üzülmüştüm. Contador sadece mental olarak değil güç olarak da iyi durumda olduğunu gösterdi bu turda. Kariyerinin çok kritik bir noktasında geldi Vuelta galibiyeti. Güçlü bir takımda ve 3 yıl daha ciddi aday olabilir Tour için. Ayrıca büyük tur galibiyetleri sayısında da önemli isimlere yaklaştı. Contador'un Giro, Vuelta ve Tour'u en az birer kere daha kazanacağını inanıyorum.

Hem Vuelta'yı hem de favorileri genel olarak değerlendirdik galiba. Son haftada ise Froome son hamlesini yaptı 20. etapta. Yine Valverde ve Rodriguez kaldılar, Froome son 5 km'de önemli ataklar yaptı ve hepsi de Contador'un klasik danslarıyla karşılık buldu. İki farklı stil çarpıştı ve bu sefer klasik stil, Contador'unki kazandı. Zaten bu sefer Froome etapları hep ayağa kalkarak yaptı. Froomey'in geçen seneki üstün formuna biraz da Contador'un gerçekten kötü olması, Quintana'nın da gereksiz atakları yardımcı olmuştu. Team Sky'ın da artık itici gelen tarzıyla yenilmez olmuşlardı. Bu sene antrenman metotlarını değiştiren Contador, 20. etapta da 16. etapla aynı taktiği kullanarak son km'de atağını yaptı ve 2 önemli etap kazanarak 2014 Vuelta'yı kazandı. Böylelikle son TT etabı da biraz formalite oldu.




2014 Vuelta'nın en hatırlanacak fotoğrafı


























Aru'yu da unutmadık. Erken yaşta birçok etapta öndeki çok güçlü GK adaylarıyla baş başa kaldı. Tam anlamıyla gelecek için mesaj verdi. Yaşına göre müthiş performans sergiledi. Sadece 4.48 gerisinde bitirdi Contador'un. Seneye muhtemelen Nibali'ye yardım edecek, ondan sonrası için önü açık. Gerçi son haberler Giro'da lider de olabileceğini söylüyor.

2014 Vuelta Bisikletin GK anlamında en büyük iki isminin çarpıştığı bir tur oldu. Contador ve Froome henüz tam anlamıyla birbirlerine karşı mücadele edemediler yine de. 2013 Tour'da Contador çok formsuzdu, 2014 Vuelta'da ise ikisi de sakatlıktan yeni çıkmıştı. 2014 sezonu büyük turlar açısından çok ilginç geçti, çok uzun zaman sonra Tour'un en büyük favorileri kazayla yarış dışı kaldı. İtiraf etmek gerekirse ikisi dışında başka birinin Tour'u kazanma olasalığını %2'den fazla değil diye düşünüyordum. İnşallah seneye o merakla beklediğimiz epik mücadeleler olur büyük isimler arasında. Bu arada Eurosport'un D-Smart'a dönmesini istiyoruz, bu dileğimiz ilgililere ulaşır belki, vallahi yarışları izleyecem diye anam ağladı bu sene, sonraki yazıda görüşmek üzere.

5 Ekim 2013 Cumartesi

Mütevazi Bir Büyük Tur : Vuelta a España 2013

Vincenzo Nibali eğer turu kazansaydı yazının başlığı da kötünün iyisi türünden bir şeyler olacaktı. İyi ki de olmadı. Ne tarafından bakarsan bak ilginç geçen turu Chris Horner kazandı. Biz de turun genel bir fotoğrafını çekelim dedik.







Vuelta yönetimi 'tutan' dağlık etaplar sonrası bu sene 13 zirve finişiyle rekor kırdı galiba. Öyle ki
dümdüz etapların sonuna bile birkaç km'lik yokuş koyarak etapları farklı hale getirmişler. Zaten sprinterlerin gelmeme nedeni de bu. Yine de turun şöhretleri baya fazlaydı, Giro'dan daha iyiydi en azından. Nibali, Rodriguez, Valverde, Mollema, Ten Dam, Sanchez, Basso, Anton, Scarponi, Horner, Roche, Cancellara, T. Martin, T. Pinout, Uran, Henao.. Bunda Tour için Giro'ya katılmayıp, Tour'da gazı alıp Vuelta'ya gelenlerin etkisi çoktu. Zaten başta Kreuziger olmak üzere Belkin'liler falan patladı.

Daha ilk etaptan Astana etabı kazanarak kırmızı mayonun en büyük adayı olduklarını göstermişlerdi. Astana da diğer GK takımı Sky gibi takım zamana karşıda gayet iyiler, Giro'da da beklenenden iyiydiler. Takım zamana karşıdan sonra Roche, Horner ve Moreno'nun etap galibiyetleri birer hoş seda olarak kalacak zannettik ama öyle olmadı. Roche ve Horner hayatlarının en iyi büyük turunu geçirdiler. GK açısından olmasa da Daniel Moreno da iki etap ve kırmızı mayoyla tip yaptı. Moreno geçen sene bile domestik olarak geldiğinde 5. olarak birçok takım liderini geçmeyi başarmıştı. Sürekli Purito nereye, o oraya. Muhtemelen seneye Purito'nun arkasında Giro, Vuelta yapacaktır. En azından bir büyük turda takım liderliği yapsa fena olmaz. Zaten insanların bu merakı hissedilmiş olacak ki kazandığı bir etap sonrası neden GK adayı olmuyorsun diye sorulunca, Moreno Purito'ya yardım etmekten memnunum dedi. Gerçekten alkışlanacak bir duruş Moreno'dan.







Sprinterler ilk etabını Michael Matthews ile 5. etapta alırken 2013 Vuelta'nın Horner ile en çok hatırlanacak olayı 6. etapta yaşandı. Tony Martin'in tek kişilik kaçışı son 20 km'de yakalanacak gibi görünürken pelotonun gevşemesi ve Martin'in bitmeyen enerjisiyle son 10 km'ye kadar taşındı. Zaten bu seneki Vuelta'da tam anlamıyla bir sprint takımı yoktu, belki Orica. Önde belirli çalışma olmayınca bazen çok ilginç finişler gördük. Tony Martin'in muhteşeme sürüşü de buna eklenince yıllarca unutulmayacak bir anı yaşadık. Pelotondan tek tük kaçışlar da eklenince Martin son km'ye lider olarak girdi. Hem sprintlerin hızı hem de Cancellara'nın da atağıyla son 30 m'de yakalandı Martin. Galiba izlediğim en dramatik finişti. Etabı Saxo Tinkoff'un Danimarkalısı Michael Morkov kazandı. Etap sonunda Spartacus'e baya tepki vardı twitter'da. 7. etabı Eneco şampiyonu formdaki Stybar kazanırken, 8. etabı Leopold König aldı. 9. etapta kırmızı mayo tekrardan Moreno'ya giderken İspanyol ikinci etabını aldı. Asıl GK savaşı sanki 10. etapta başladı. O etapta Horner'in atağı insanları şaşırtsa da yayında Sarper Günsal'ın dediği gibi birçok kişi Nibali'nin Horner'ı bir ara alt edeceğini düşünüyordu. Yeter ki diğer rakiplerini durdurabilsin.







Aslında Nibali'nin dalgalı performansı onun kesinlikle Giro'daki kadar formda olmadığını gösteriyordu. Ne fiziksel ne de zihinsel olarak. Yoksa Fransa yorgunu İspanyollarla veteranları N.Ş.A'da geçmesi gerekiyordu. Zamana karşıda Horner'a attığı fark da olmasa çok önceden kırmızı mayoyu kaybedebilirdi. Bütün bunları değerlendirirken Horner'ın üstün performansını gözardı etmek de ayıp olur. Cadel'e yaşlandı derken ondan 4-5 yaş büyük birisi büyük tur kazandı, üstelik 13 zirve finişli bir büyük turu.

GK haricinde Argos'un 22 yaşındaki Warren Barguil'in iki etap kazanması, 24 yaşında Daniele Ratto'nun herkesin kırıp döküldüğü yağmurlu 14. etabı kazanması da hatırlanacaklar arasına girdi. Bisikletin güzelliklerinden birisi de bu, aynı anda GK savaşı yaşanırken diğer yandan genç bir bisikletçi hayatının en önemli anını yaşıyo. Tur böyle güzel güzel giderken son zamanların en iyi Basso'nun abondane olması çok üzdü herkesi. Turu kazanamasa bile podyum yapabilirdi.







Sky'sız bi büyük tur izlemek de kötü olmadı açıkçası. Biraz da kendi takıntılarına kurban gittiler, takımın lideri Uran olmalıydı. Yine de Kiryienka ile bir etap almayı başardılar. Turun büyük kaybedenleri olmasa da kazananları çok oldu. Özellikle de Thibaut Pinot. Fransa'daki büyük hayal kırıklığının ardından buradaki 7.'lik çok iyi gelmiştir Fransız'a. Birçok etapta GK adaylarına son noktaya kadar direnmeyi başardı. Şartlar biraz daha lehine gelişseydi 5. de olabilirdi. Pinot gibi isimlerin takım dezavantajını da unutmamak gerek. Mesela Saxo-Tinkoff Fransa'da Froome'a karşı zaman kazandıktan sonra, burda  da Pozzovivo ve Pinot'a karşı zaman kazanarak Roche'u rahatlattılar. Yine Majka son hafta podyum için savaşanların bile düzgün domestiği yokken Roche'a yardım ediyordu. Horner'ın da takımdan güçlü bir destek gelmediğini söylemek lazım. Katusha ve Movistar da fena değildi.







Vuelta bisiklet dünyasında algılandığı gibi mütevazi ve sessiz geçti aslında. Yine zaman farkları olarak Tour ve Giro'ya göre çok daha heyecanlıydı. Özellikle Pireneler olmak üzere geçen seneki seyirci kesinlikle yoktu. Bir şeyler eksikti sanki. Bazı günler bir haftalık tur havasını da hissettik. Tarihin en yaşlı büyük tur kazananı, Martin'in efsane kaçışı, Nibali'nin 20. etaptaki atakları derken turu bitirdik. Nibali de 2008'de Contador'un Giro-Vuelta dublesinden sonra, dubleye en çok yaklaşan isim oldu. Köprünün altında akacak çok suyun olmasına rağmen 2014'de kariyerleri, sürüş stilleri ve her şeyiyle birbirine benzemeye başlayan Valverde ve Rodriguez'in çekişmesini izlemek sürpriz olmaz, yakışır. 2014 Ağustos sonu görüşmek üzere...







11 Eylül 2013 Çarşamba

Fransa Bisiklet Turu - Kim Kazandı, Kim Kaybetti ?

Evet ilk yazının ardından neredeyse 1 ay geçti, Vuelta'nın son haftasına girerken ben Fransa Bisiklet Turu'nun ikinci yazısını yazmaya oturdum. O yüzden sadece kazananlar ve kaybedenler şeklinde ufak bi karalama olacak, hoşgörün. Bu formatı ayrıdan düşünüyordum ama artık sadece bu formattan ibaret bi yazı olacak.

Kazananlar 

Chris Froome : Anlatmaya gerek yok sanırım. Yaşı 28.



Nairo Quintana : Takım lideri olarak gelmediği turda podyumun ikinci basamağındaydı. Belki ondan da önemlisi uzun yıllar onu Fransa topraklarında görcez. Yaşı 23.

Joaquim Rodriguez : Rodriguez için bu podyum çok değerli. Çünkü El Purito Tour'a katılmak için hem Giro'ya katılmadı hem de Vuelta'yı riske attı. Tour'un 100. yılında da değdi.

Jakob Fuglsang : Astana'nın takım lideri olacak dendiğinde ''Kim lan bu!'' tepkisi vermeme neden olmuştu. Neredeyse bütün turu domestiksiz bitirdi. Daniel Martin'le kaçtıkları etapta inişte İrlandalı'yı da çekmişti. Bi etap galibiyeti hak etti. GK'da 7.'lik hiç fena değil.

Dan Martin : Bir klasiğin yanına bir de Tour'da etap ekledi. Artık vitesi daha yükseltme zamanı.

Michal Kwiatkowski : Zaten bütün klasiklerde ön plandaydı, klasikçi, zamana karşıcı, tırmanışçı. Hepsinden biraz biraz var. Bi karar verirse geleceği daha aydınlık olabilir. Tour boyunca onla Quintana'nın uzun yıllar boyunca efsanevi bir mücadeleye girişeceğini hayal ettim.

Jan Bakelants : Yakıştı etap ve sarı mayo.

Orica-Green Edge : İlk etaptaki otobüs zaferi, sonra Simon Gerrans'ın sarı mayosu ve takım zamana karşıda alınan galibiyet. İki farklı isimle sarı mayo.

Argos Shimano : Kittel'in aldığı galibiyetlerde sadece onun değil, takımının becerisini de unutmamak gerek. Argos sprint finişlerinde en derli toplu takımdı.

Marcel Kittel : Neredeyse N.Ş.A'da geçmesi imkansız denilen Cavendish'i mağlup etti. Paris etabı tuzu biberi oldu. Bu Kittel bir harika dostum.

Daniel Navarro : İlk 15-20 civarında dolaşan Daniel Navarro son günlerdeki formuyla Tour'u 9. kapattı. Tabloya bakmasak kimsenin fark edeceği yok.

Roman Kreuziger : Contador'u beklemese podyuma çıkabilirdi. Baş domestik olarak çok iyiydi. Sky'ın baş domestiği Porte'u geçtiğini de unutmayalım.

Belkinli'ler : Bu sefer Gesink değil de Mollema'yı lider seçen Belkin yanılmadı. 2. Bireysel Zamana Karşı'ya kadar da 2 ve 4. sıradaydılar. Yine de Mollema 6. bitirerek kendini gösterdi. Ten Dam da gayet iyiydi. Gesink kara kara düşünsün.

Andy Schleck gibi bazı isimleri kazananlar listesine veya ne kazanan ne kaybeden listeleri de oluşturmak mümkün.

Kaybedenler

Alberto Contador : Tartışmasız en büyük kaybeden. Formundan çok uzaktaydı. Bir şeyi netleştirelim, meşhur doping davasıdır 2010 Tour'dur falan filan sevilmeyebilir ama bu form düzeyi çok başka bir şey. Yani 2012 Vuelta'dan bile çok uzaktı. Orada bile yeterince iyi değil deniyordu. Zaten Fransa öncesi sinyaller de vermişti. 2012 Vuelta kadar formu olsa bile yine yenemezdi Froome'u. Hiçbir dağlık etapta atak yapamadı, hep geride kaldı. Son hafta biraz toparlanır gibi oldu fakar Purito ve Quintana çok daha iyi durumdaydı. O da form düzeyini anlamış olacak ki Vuelta'yı hiç düşünmedi bile. Contador kaybetse de en ufak bi yerde zaman kazanmaya çalıştı, inişlerde zorladı. Bir şampiyon gibi kaybetti. O zaman bir şampiyonun kalbini asla küçümsememek lazım, seneye çok çok daha güçlü döneceğine eminim.



BMC Tayfası : Tejay Van Garderen başta olmak üzere BMC kabus gibi bir tur geçirdi. Ne GK'da bir şey yapabildiler ne de Gilbert'e yardım ettiler. Aslında hayal kırıklığına Gilbert'i beklemek yanlış olabilir. Hem Eneco'da hem Vuelta'da sürekli etapları kokladı, üstelik yine takımdan yardım almadan. Hadi Cadel bu yaşta Giro'nun yorgunluğunu çekiyor, Tejay bütün tırmanışlarda geride kaldı. Birçok kişinin sürpriz adayıydı. Cadel de yorgundu falan filan da hiçbir varlık gösteremedi. BMC büyük bir hayal kırıklığıydı. İlginçtir Tour'dan sonra üst üste etaplar kazanmaya başladılar.

Europcar Tayfası : Hem Rolland hem Voeckler beklenenin altında kaldı. Rolland mayo sevdasına kaçtı durdu etaplarda, GK'da da bir şey yapamadı. Voeckler önceki iki senenin çok uzağındaydı.

Daha çok kaybeden ve kazanan çıkartabilirsiniz ama bunlarla idare edin artıkın, özür dileyerek diğer bisiklet yazılarında görüşmek üzere diyelim.


10 Eylül 2013 Salı

Benim Olimpiyatlarım - İstanbul 2020

Olimpiyatlarla dolu bir hafta sonunu 2020 Olimpiyat Oyunlarını Tokyo'ya kaptırarak büyük bir hayal kırıklığıyla bitirdik. Kimileri üzüldü, kimileri sevindi. Ben de arada kaldım açıkçası. Yazıda da oyunları neden alamadığımız değil, benim açımdan 2020 Olimpiyatı ve biraz da ülkedeki atmosferden bahsedeceğim. Adam akıllı Olimpiyat sürecini takip eden ve konuya oldukça hakim olan birinden ne oldu, ne bitti öğrenmek istiyorsanız şu ve bu adrese mutlaka bakın.

Önce ''ben neden istemiyorum''a gelmek istiyorum. Türkiye'de maalesef spor, biraz tesis inşaatı haline gelmeye başladı. Ak Parti geldiğinden beri birçok önemli organizasyon yaptık, hepsi de çok iyi organizasyonlardı. Sadece organizasyonlar değil, Şampiyonlar Ligi, Formula 1, Moto GP gibi her sene yapılan organizasyonlar da düzenledik. Özellikle 2013'de yapılan Akdeniz Oyunları ve FIFA U-20 Dünya Kupası'nda gördüğümüz gibi organizasyonları süper yaptık ta seyirci olarak çok geride kaldık. Özetle iyi bir spor ülkesi olmaktan çok uzağız, sporu sadece futboldan ibaret görüyoruz, maalesef ki görmeye de devam edeceğiz gibi. Bu konuda Olimpiyatları diğer iki şehir kadar hak ettiğimizi düşünmüyorum.





İyi bir spor ülkesi olmak için de en iyi ilaç Olimpiyatlar. Yani sporu ülkesi değiliz ama Olimpiyat bunun için en büyük fırsat diyenler de haklı. Benim de son zamanlardaki görüşümü biraz bu değiştirdi. Evet çevresel endişelerim var ama Olimpiyat da olmasa nasıl o hayalini kurduğumuz spor ülkesi olacağız. Çevresel demişken çevreye gelelim. Benim de karşı çıktığım asıl konu da buydu. Son yıllarda çılgınlaşan inşaat hareketimiz malum. 3. Köprüye karşı olalım veya olmayalım İstanbul'un kuzeyinden geçecek otobanın o bölgede bir imarlaşma hareketine imkan sağlayacağını hepimiz biliyoruz. Olimpiyatları da alsaydık İstanbul'un son kalan bakir alanları ve ormanları da iyice tehlikeye düşecekti. Gerçi 3. havaalanı ile beraber bu bölgenin durumu Olimpiyatlar olmasa da garanti değil. Evet biliyorum Gezi'den başlayarak 3. köprü veya havaalanı dahil birçok konuda herkesin mevzisi sağlam, siperler alınmış durumda. Sürekli ülkedeki spor ortamının yavanlığından şikayet etmiş, hatta yeterince futbol yazısı var diye kaç kere bloga futbol yazısı yazmamak için kendini tutmuş biri olarak neden olimpiyatları istemediğimi anlatmak zorunda hissettim. Benim için temel konular inşaat ve çevreydi. Olimpiyatları alsaydık çevre için her geçen gün daha tehlikeli olmaya başlayan inşaat projelerine itirazlar hiç dinlenmemeye başlanabilirdi, gerçi durum şimdi de iyi değil ama..

Spora siyaset bulaştırmaya devam edelim. Türkiye ve Brezilya'daki hareketler Olimpiyat Komitesi'ni düşündürdüğü kesin. Burda bir şeyleri netleştirelim, Gezi Parkı Hareketi'nden çok Brezilya'daki halk hareketinin bize büyük etkisi oldu. Gezi eninde sonunda bir çevre hareketiydi, İstanbul'un göbeğinde son kalan yeşil alanlardan biriydi Gezi Parkı. Her ne kadar olaylar diğer illerde başladıysa da Gezi'yi böyle anlatmak mümkün. Fakat Brezilya'da olan şey ''bizim paramızı sen neden Dünya Kupası ve Olimpiyat'a harcıyorsun''du. Bu OIC için normal protestolardan daha tehlikeli. Bunun üzerine Brezilya gibi ekonomisi gelişmekte olan Türkiye'nin yüksek bütçe ile organizasyona talip olması soru işaretlerini beraberinde getirdi. Ya Türkiye'de de olursa ? Böylelikle Tokyo hazır projeleri ile bir adım öne geçti. 3-4 ay öncesine gidelim, yani hem Gezi hem de Brezilya'daki olayların öncesine.





Olimpiyat Komitesi Türkiye'yi gezdiği zaman, ortam Türkiye'nin lehineydi, Madrid ilk elenecek aday gibi duruyordu ve Tokyo da heyecan vermiyordu. Rio'ya 2016'nın verilmesi boşuna değildi. Dünya genelinde düzenlenen spor organizasyonlarında Türkiye, Rusya, Brezilya, Güney Kore gibi gelişen ülkelerin ne kadar öne çıkmaya başladığını görüyüruz. Bu da dünyada değişen ekonomik ve siyasal tablodan bağımsız değil. İstanbul'un adaylığı da bu rüzgarın bir parçasıydı. 2018 ve 2022 Dünya Kupası da Rusya ve Katar'da olacağını hatırlatalım. Tokyo ve Madrid İstanbul'un yanında pek eski duruyordu. Peki hükümet bunu tersine çevirebilir miydi ? Aslında Gezi'de polis şiddeti olmasa ve olaylar yumuşak şekilde devam etseydi protestoları lehimize bile çevirebilirdik. Onlara '' dünyanın her tarafında bu tür protestolar olabilir ama biz gördüğünüz gibi hiçbir sorun yaşamadan medenice protestolara yaklaştık, Rio'da olanların bizde olma ihtimali yok. '' falan filan diyerek işin içinden çok iyi çıkabilirdik. Biliyorum hayal bile değil bunlar, bi diyeyim dedim. Ayrıca Başbakan'ın ve Türkiye'nin son aylardaki bozulan imajının oyunları kaybetmemizdeki etkisi yadısanamaz.

Yine bu hükümet zamanında Olimpiyatlara bu kadar yaklaştık. Eleştiriyi de övgüyü de doğru yerden ve olabildiğince ideolojik olmayanından yapmak lazım. Ne hükümetin başarısını ne de son aylardaki yapılan hataları görmezden gelelim. Türkiye'de 2002'den beri hükümet be yapsa karşı çıkan bir kitle var, eyvallah. Fakat insanların bu denli Olimpiyat'a karşı çıkmasında Erdoğan'ın her geçen gün sertleşen dilini unutmamak gerek. Gezi'den beri neredeyse her konuştuğunda 'bunlar' diye sesleniyor. Günlerce biber gazı yemiş, hatta şiddet görmüş, her gün 'bunlardan iyi biliriz' diye nitelenen biri elbette ki Olimpiyatlara karşı çıkacak.

Bunların dışında İstanbul tanıtımında kullanılan şu Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlamak sloganı da epeyce sıktı. Biraz da kolaya kaçmak oluyor. Üstelik spora dair net bir vurgu da yok. Zaten tanıtım videosu da öyle, ne Madrid ne İstanbul Tokyo kadar spor vurgulu bir video çekememiş. Şehir yapısı ne kadar önemli olsa da sonuçta bir spor organizasyonuna talipsiniz. Cepten yiyoruz, yani İstanbul'un tarihi ve coğrafyasından gelen güzelliği var, üzerine bir şey koyamamışız hatta her geçen gün mahvediyoruz. Ayrıca vitrine çıkaracağımız bir sporcumuz olsaydı da işler biraz değişebilirdi. Bi Fabian Cancellara (niye onu örnek verdim bilmiyorum), bi Andy Murray falan Türk olsaydı biraz daha kolay ikna edebilirdik üyeleri. Paylaştığım yazıdaki şeyi çalarak söylüyorum, Türkiye'ninki biraz eski tip bi adaylıktı, paramız var ve tesisleri yapabiliriz diyordu. Şu anda hiç kimsenin bu tesisleri yapacağımızından şüphesi yok fakat her şeyin değiştiği gibi spordaki algılar ve trendler de değişiyor. Dev stadlar yerine her noktasında spor yapılabilen şehirler yapmak daha güzel ve kabul gören bir durum artık. Mesela şehirlerdeki bisiklet yolları ile buna başlayabiliriz, hemen de kendimize pay çıkartalım.





Klişe laflarla bitirecem mazur görün ; Evet, Ak Parti hükümetinin spor tesisleri ve organizasyonu yapmakta çok iyi ama Olimpiyat ruhu bundan çok daha fazlasını gerektiriyor. Sadece hükümet değil, özellikle medya olarak spor ülkesi olmaktan çok uzağız. Hayatında üç büyükler dışında spor konuşmamış 'spor yazarları' bütün hafta boyunca bize Olimpiyat ruhundan bahsettiler. Olimpiyatlar olmasa bile, Atletizm, Yüzme, Bisiklet gibi dallarda dünya şampiyonaları almak için uğraşmalıyız. Atletizm'in Olimpiyatlar için ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Bisiklet'i de kendim için istiyorum, o kadar olsun. Formula 1'i de unutmayak. Çook derin bir konu ama spor algımızda çook büyük sorunlar var, spor ülkesi olmak istiyorsak önce bunu halletmeliyiz. Hadi bana güle güle..

13 Ağustos 2013 Salı

Formula 1'in Yaz Arasında Yapılacak En İyi 10 Şey

Malum Formula 1'in yaz arası son 5-6 yılda artık zulüm olmaya başladı, 3 haftalık yaz araları son senelerde 4 haftaya çıktı. Hatta geçen sene 5 hafta beklemiştik Spa'yı. Bu sene yine 4 hafta olsa da takvimdeki 3 haftalık birçok aradan sonra yaz tatili hiç iyi olmadı. Sanırım neredeyse 1 aylık aranın tek iyi yanı Formula 1'in en güzel pisti Spa-Francorchamps'ın reytinglerini artırması. 4 haftalık yaz arasının yarısı geçti ama biz de kalan 2 haftada 'Formula 1 ihtiyacını nasıl gideririz'e bir çare aradık ve 10 maddelik bir reçete hazırladık, inşallah işe yarar.


10. Fotomaç Okumak


Evet, bizim Fotomaç bu. O kadar sıkıldınız ve tatile de gitmediniz. Elinizin altında Formula 1 haberlerine bakacak internet de yok. Ne yapacağınızı şaşırmış durumdasınız. Her Türk gibi futboldan da uzak kalamıyorsunuz. Biraz moral lazım önümüzdeki sezon için. Aklınıza gelen en son çare olarak bir gazete bayiine gidip Fotomaç istiyorsunuz, yalnız geç kalmayın spor gazeteleri en çok transfer dönemlerinde satar. Bu kadar heyecana benim kalbim kaldırmaz diyorsanız, biraz daha üsturuplu sallayan Fanatik'i de öneririz. Bu arada Cardozo Fener'le anlaşamadı.


9. İnternette Gezinmek

İnternette Türkçe Formula 1 ve Motor Sporları haber sitelerinin ve blogların sayısı çok az olmamakla beraber, yetersiz olduğu aşikar. Biraz ingilizceniz varsa yabancı forum ve sitelerde gezinerek hem F1 bilginizi hem de ingilizcenizi ilerletebilirsiniz. Ayrıca arkadaşlıklar da edinebilirsiniz. Özellikle kişisel bloglarda çıkan iyi yazılar haber sitelerindeki tekdüze ve bürokratik dilin sıkıcılığından sonra ferahlatır. Başlangıç olarak autosport'un forumu iyi bir adres olabilir.


8. Başka Sporlarla İlgilenmek


Yaz arasını değerlendirmek için en favori seçeneklerimden. Biraz ilgi başka bir spor dallarını takip ettiğinizde yeni bir ilgi alanı kazanmak çok zor değil. Bu sene mesela Dünya Yüzme Şampiyonası vardı, bugünlerde de Dünya Atletizm Şampiyonası var (10-18 Temmuz). En uygun sporlar Atletizm, bisiklet ve tenis gibi duruyor ama kişiye göre değişir tabii ki.






7. Arşiv Yapmak


Kafanıza estiğinde yarış izlemek istiyorsunuz. Bunun için de en uygun yöntem arşiv yapmak. Arşiv yaparken en zor kısım ise en eski yarışları bulmak. Mesela 2013'de bütün yarışları izlemek istiyorsunuz, perşembe günü yapılan basın toplantıları dahil o yarışa dair ne varsa bulmak hiç de zor değil. Daha eski yıllardaki çok popüler yarışları bulmak Rapidshare ve torrent gibi paylaşım sitelerinin kısıtlanması gibi nedenlerle işkence olabiliyor. Onun için gördüğünüz anda bu yarışları hemen indirmek, sonrası garanti değil çünkü. Formula 1 severlerin de bu konuda 'arşiv kardeşliği' yapması çok yerinde olur aslında. Fom ve Bernie varken istediğiniz zaman internette yarışları bulmanın veya izlemenin garantisi yok. Arşiv deyince aklınıza hemen eski yıllar de gelmesine gerek yok. Dediğimiz gibi 2013'e dair yarış kayıtları varken bir an önce arşive başlamak iyidir.


6. Sezon Ortası Analizleri


Formula 1'in olmazsa olmazlarından biri sezon sonu değerlendirmesi ise diğeri de sezon ortası analizleri. Yaz arasında bol bol istatistik de içeren yazı görmemeniz mümkün değil. Bu yazıların bir özelliği de takım içi rekabetlere odaklanmasıdır. Sezon içinde gözden kaçabilen birçok noktayı da gözümüze sokarlar. Okumakta fayda var.




5. Wikipedia'da Oyalanmak

Wikipedia'nın içeriğini 9. maddeye sığdırmak büyük ayıp olurdu. Bazen youtube'dan bile daha çok oyalanıyor insanı. Örneğin ''2000 sezonunda ne olmuş lan'' diyerek açıyorum wiki'yi, sonra Heidfeld'le Alesi'nin aynı takımda sürmesine şaşırıyor, Alesi'nin hangi sezon emekli olduğuna bakarken Hakkinen'le aynı anda veda etmesine daha bi şaşırıyorum. ''Peki Spa'da feci kazan yapan kimdi ? '' diye soruyorum. Zonta mı Diniz miydi ? Galiba Zonta'ydı, ikisi de Brezilyalı. Sonra Bus-stop şikanını kaldıran zihniyete kızıyorum... Buna benzer birçok hikaye çıkabilir wiki'den. Wikinin gücünü küçümsemeyin. Kendinizi bir anda 1977 sezonundaki yarışlara bakarken bulabilirsiniz.


4. Alt Serileri Takip Etmek

Formula Renault 3.5 Spa-Francorchamps
Yarış seyrederek Formula 1 hasretini gidermek için en uygun yöntemlerden biri. Alt serileri izlemenin birçok faydası var. Öncelikle geleceğin yıldız adaylarını F1'den önce izleme şansına sahip oluyorsunuz. Diğer faydası ise özellikle GP2 olmak üzere heyecan yarışlar izlemeniz. Alt veya destek serilerinin en güzel yanlarından biri de youtube üzerinde kolayca bulunmaları. Eğer bir yarışın tamamı siteye yüklendiyse ne yayın hakkı sahibi ne de yarışları düzenleyen kuruluş (Fom gibi) videoları sildirtmeyle falan uğraşmıyor. GP2 ve Formula Renault 3.5 başta olmak üzere izlenecek seri çok. Tavsiyem youtube üzerinden yarışları yükleyen kanallara üye olmak, bunla ilgili çok kanal var, ilk başta şu kanaldan başlayabilirsiniz.


3. Diğer Serileri Takip Etmek

Birçok Formula 1 izleyicisi aynı zamanda iyi birer Motor Sporları izleyicisidir. Formula 1 yaz arasına girdi diye diğer seriler de yan gelip yatmıyor. Başta Moto Gp olmak üzere izleyecek birçok seri var. Fia Gt yarışlarını ve DTM'i internetten takip etmek mümkün, Eurosport yine Superbike ve WTCC gibi serileri veriyor. Ayrıca bu serilerdeki yarışların tekrarlarını da internetten izlemek mümkün, en azından F1'le kıyaslarsak çok kolay. Formula 1 izleyicisinin yaz arasını değerlendirebileceği en kolay yol belki de.

2. Eski Yarışları İzlemek 


Aslında 'eski yarışları izlemenin' yeri ilk sıraydı, neden ikinci sıraya koyduğumuzu altta açıklayacağız. Bol bol nostalji yaptığımız şu günlerde belki de ilk yapılacak şey eski yarışları izlemek. Özellikle de 2009'dan öncesi, yani meşhur kural değişikliklerinden önceki yıllar. Bu yarışları izlemenin de en iyi adresi youtube. Yalnız, youtube'un arama seçenekleri berbat. Çok istediğiniz bir yarışı aratıp bulamıyorsunuz ama rastgele F1 videoları arasında gezinirken sağdan çıkıveriyor, bu yüzden diğer maddelerde olduğu gibi yarışları paylaşan kanallara abone olmak ve video indirme programları kullanarak hemen bu yarışları ölümsüzleştirmek en güzli. Aslında efsane yarışlar kategorisine girmiyor ama 2005 San Marino GP de baya sevilen bir yarış.


1. Aptal Sezon

Bu sene zirve noktasına varan aptal sezon'u takip etmek çok eğlenceli bir hal almaya başladı. Öyle ki Schumacher'i bile Red Bull'a yazdılar. Normalde 'silly season'ın yeri ikinci sıraydı ama bu zirve noktası onu liderliğe taşıdı. Özellikle de Alonso'nun Ferrari ile artan gerginliği işleri çok pek bir ilginç hale getirdi. İşin daha ilginci ise kimin neye karar verebileceği, yani anlaşmalarda koz kimin elinde belli değil. Red Bull avantajlı gibi gözükse de Raikkonen Red Bull'a gitmek istiyorum diye net konuşmuyor. Alonso Ferrari ilişkisi de garip, ikisi de birbirine muhtaç sanki. Geçen sene Hamilton takım içi dengeleri bozar diye istemeyen RBR neden Raikkonen veya Alonso'yu istiyor peki ? 2014'deki değişikliklerin ne getireceği çok muallakta olduğu için takımlar olabilecek en güçlü pilot ikilisini istiyorlar galiba. Belki de bu yüzden Ferrari ve RBR lider pilot politikasını gevşetmek zorunda  kalabilirler. Diğer yandan büyük takımlara geçebilecek en nitelikli pilot olan Hulkenberg'in geleceği de belirsiz. Falan filan işte. 2013'ün aptal sezonu kaçmaz, umarım daha çılgın haberler okumaya devam ederiz. Spa'da görüşmek üzere..


1 Ağustos 2013 Perşembe

Türkiye'de Taraftar Profili - Spor Medyası Tüketim Raporu 2013

İngiltere merkezli dijital spor medyası şirketlerinden Perform'un yeni yayınladığı raporu hepimiz ya gazetelerden ya da internet sitelerinden görmüşüzdür. Aslında bu araştırmaya Perform'un maçkolik.com ve sahadan.com'u almasıyla Türkiye'nin dahil edilmiş olması yüksek ihtimal. Biz de ne zamandır Bisiklet ve Motor Sporları dışında bir yazı yazmak istiyorduk. Bir yandan da ülkenin futbola doygunluğu ortada ama ülkedeki spor ortamına bir katkıda bulunmak istiyorsanız futbolu görmezden gelmek sağlıklı olmaz. Aşağıda internet sitelerinden almış alıntılar var, günlük hay huyun içinde kaynamasın diye ayrı bir yazı şeklinde alıntıları kullanarak bilgileri vermek istedik.

Vatan gazetesi diyor ki :
Araştırma ABD, Almanya, Avustralya, Brezilya, Büyük Britanya, Çin, Endonezya, Fransa, Hindistan, İspanya, İtalya, Japonya, Rusya ve Türkiye'de yapılmış. Araştırmaya dahil olan 14 ülkede 990 milyon sporsever bulunduğunu ortaya koyan rapora göre, bu ülkelerde futbolu aktif olarak takip edenlerin sayısı 460 milyonu buluyor. Türkiye'deki 22 milyon sporseverin en çok takip ettiği spor dalı yüzde 64'le futbol. Türkiye bu oranla, yüzde 68'le ilk sırada bulunan Brezilya'nın ardından İspanya ile birlikte futbolun en çok takip edildiği ülke olarak ikinci sırada yer alıyor. Bu oran aynı zamanda Avrupa ülkeleri arasında Türkiye'yi ilk sıraya taşıyor. Türkiye'deki en popüler diğer spor dalı ise yüzde 48'le basketbol. 
Diğer 13 ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de sporun takip edildiği mecralar arasında ilk sırada TV bulunuyor. Türkiye'deki sporseverler, sporu öncelikle TV'den takip ediyor. Yüzde 94 orana sahip TV'nin ardından ikinci sırada yer alan internetin oranı ise yüzde 85. Türkiye internetin bu yüksek kullanım oranı ile ilk sırada bulunuyor. Sporu, gazete ve dergi gibi basılı yayınlardan takip edenlerin oranı ise yüzde 81'e ulaşıyor. Bu oran Türkiye'yi ikinciliğe taşırken, Endonezya, yüzde 85'le bu kategorinin birincisi konumunda.
Rapordaki en çarpıcı sonuçlardan biri de mobil kullanımda ortaya çıkıyor. Diğer mecraların yanı sıra sporu mobil cihazlarıyla da takip edenlerin ülkemizdeki oranı yüzde 64 seviyesinde bulunuyor. Mobilin ülkemizdeki günden güne artan kullanımını bir kez daha gösteren bu kategoride ilk sırada yüzde 73'le Endonezya, ikinci sırada ise yüzde 67 ile Çin bulunuyor.
Perform'un araştırmasından çıkan diğer bir ilginç sonuç da sporseverlerin spor olaylarını takip etmek için tüm bu mecralarda haftada kaç saat geçirdiklerine ilişkin. Hindistanlı sporseverler haftada 19.1 saatlerini spor takibi için harcarken, Türkiye 15.2 saat ortalaması ile 14 ülke arasında ikinci sırada bulunuyor. Türkiye'nin ardından 14.6 saatle Çin geliyor.
Ücretli abonelik gerektiren platformların kullanımında da Avrupa'da ilk sırada yer alan Türkiye'de sporseverlerin yüzde 30'unun internet sitesi, telefon ya da tablet üzerinden kullanılan ücretli platformlara aboneliği bulunuyor. İkinci sıradaki İtalya'da bu oran yüzde 19. Türkiye, İnternet üzerinden canlı yayınlanan spor karşılaşmaları için ücret ödeyebileceğini belirten kullanıcılar açısından da 14 ülke arasında ikinci sırada bulunuyor. Yüzde 39'la ilk sırada bulunan Çin ve Hindistan'ın ardından, karşılaşmaları internetten canlı izlemek için ücret ödeyebileceğini söyleyen Türk kullanıcıların oranı yüzde 29 olarak belirtiliyor.


Malumun ilanı, futbol en çok takip edilen spor dalı. Yine de yüzde 64 çok az Türkiye için. Yani % 36'lık kısım hiç mi futbol takip etmiyor ? Eğer öyleyse müthiş, yine % 48'lik basketbol takip edilme oranı da çok iyi. Gerçi bunun ne kadarı gerçekten iyi bir basketbol izleyicisi, sorgulanır. Araştırmaların güvenilirliğine dair 'bana sormadılar ki' türünden halk arasında yaygın eleştiriler bir yana, böyle bir anket karşısında ben sadece futbol izliyorum, başka sporlarla işim yok cevabını vermeyi bizim halkımız pek kendine yedirmez, sadece futbol izler ama bunu her ortamda söylemez. Hele de bir ankette veya hafif entel bir arkadaş ortamında. O yüzden % 64 düşük geldi. Türkiye yukarıda yazdığı gibi, futbolun yanında, TV'den en çok spor izleme, sosyal medyada sporu takip etme, mobilde spor haberlerine bakma, takip edilen spor (futbol) için para ödeme gibi kategorilerinin hepsinde ilk üçte, bazılarında Avrupa birincisi. Araştırmanın bütün sonuçları muhtemelen yayınlanmaz, bu bilgiler genelde medyaya duyurulan küçük bir kısmı. Elimizde bulunsun, ileride lazım olur. Bizim istediğimiz bilgiler -bisiklet, motor sporları falan olaydı, tadından yenmezdi- olmadığı için pek yorum yapamıyoruz, sadece teşekkür ediyoruz Perform'a, daha fazlasını beklediğimizi de belirtelim. Yakında Türkiye'de Spor ortamı ve futbol hakkında genel bir yazı yazabiliriz, haberiniz olsun.




16 Haziran 2013 Pazar

Giro D'Italia 2013 ve Kar

Giro D'Italia'ya bu sene kar değdi. Önceki senelerde bu kadar var mıydı bilmiyorum emme tumblr'da falan devasa kar kütleleri etrafında yarışan bisikletlilerin resimlerini görünce ''Bunlar geçmişte kaldı yaaa..'' tepkisi veriyordum. Bu seneki yağmur ve karı görünce benim gibi yeni nesil bisiklet severler daha mutlu oluyorlar eminim. Neyse, sırf resimlerden oluşan yazı yazmak biraz işin kolayına kaçmak oluyor. Aşağıdaki resimleri tumblr'a yüklemeye çalıştığımda, resimler pek hoş çıkmadı, ben de bu kadar güzel resimleri heba etmek istemedim. Resimleri yükleyen Katusha'nın facebook hesabını da buradan teşekkürler, takip etmiyorsanız mutlaka takip edin, çok iyi resimler paylaşıyorlar. Nice Giro'lara. Resimler 14 ve 15. etaptan.



















1 Mayıs 2013 Çarşamba

2013 Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu 3 - Kadıköy

Vapurdan sonra biraz meşakkatli bir yolculuk yapıp Erenköy'e varmaya başardım. Erenköy dedimse, kulak aşinalığım olsa da pek bildiğim yer değil. Bir türlü öğrenemedim zaten Kadıköy'ü. Burdan yürüyün dediler, yürüdük. Kimseye de sormadım. Uzunca bir süre yürüdükten sonra sevinçle trafiğe kapatılmış bir yol gördüm. O anki heyecanım iki yıl önce İstanbulpark'a giderken yaşadığım duygulardan sonra en güzel duyguydu diyebilirim. Biraz sonra da Caddebostan tahmin ettiğim yeri gördüm. Polis araçları ve yaklaşan gürültüyle pelotonu ikinci kez geçiverdi önümden, biraz uzak da olsa güzeldi. Sonra caddeyi hemen geçip sahile vardığımda 500 mt tabelasını görünce baya sevindim. Birkaç resim çekindikten sonra pelotonu bir kere daha beklemeye başladım. Aşağıdaki resimler de ona ait. Resmin bütün halini buradan görebilirsiniz.












29 Nisan 2013 Pazartesi

Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu Yazıları 2 - Vapur

Kabataştan geçen peloton nasılsa Barbaros'da yavaşlar diye kendimi rahatlatmaya çalıştığım zamanda bir yandan da internetten son duruma bakıyordum. O an daha iyi anladım ki, en iyisi bisikletçileri yokuşta izlemek. Formula 1'i eleştirirlerdi, -izlemeden tabii- önünden hemen geçip diyor diye; asıl peloton önünden vız diye geçiyor. Bu arada düne kadar takımların formalarına da pek dikkate almazdım ama pelotonun çok renkli bir görüntüsü vardı. Bütün tur önde olmaya çalışan Torku'da hemen dikkat çekiyordu. Renkli formalar doğal olarak daha fazla dikkat çekerken, en sevdiğim takım Omega-Pharma'yı ise ancak finişte gördüm. Bu yazıdaki resimler vapurdan. Ben Üsküdar'a yol alırken onlar da köprüye varmıştı. Bu arada vapurdaki televizyondan da turu takip ediyordum. Bir de tur helikopterini yakalamaya çalıştım ama pek beceremedim. İşte vapurdan birkaç ilginç resim; alttaki tv'li resimlerde peloton da tam olarak boğaz köprüsünde...








Görmek çok zor ama takım araçları falan köprüde şu an..



2013 Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu Yazıları 1 - Foto Öykü ; Kabataş

Son gün İstanbul'da gelen Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu Sultanahmet'te başlayıp, Bostancı'da sonra erdi. Bu son etabın güzergahını bilmiyordum ama kesin Sultanahmet'de yaparlar diyordum. Cumartesi gecesi rotayı öğrendiğimde ufaktan bir telaş yaptım. Pazar günü de geç çıkınca yola işler biraz sarpa sardı. Neyse, elimde baya fotoğraf birikti, bunları birkaç ayrı yazıya paylaştırıp en son yazıda Tur'la ilgili genel fikirlerimi yazmaya karar verdim. Bu yazıdaki resimler Kabataş'dan. Ben acele acele karşıya geçip Caddebostan'a nasıl gideceğimi düşünürken adamlar beş dakikada Sultanahmet'den Kabataş'a gelmişler. İlk önce kaçış grubunu gördüm doğal olarak, sonra da pelotonu. Hatta daha güzel bir açı yakalamak isterken yolun karşısına geçeceğimi düşünen birilerinden azar bile işittim. Ve yengeç  burcu birisi olarak o olaydan etkilendim bile diyebilirim. Neyse ki yetişme telaşıyla sonradan kendime geldim ve koşuşturma başladı. Bu yazıdaki resimler Kabataş'dan vapura binmeden önce çektiğim resimler. Onlar köprüye doğru yol alırken ben de vapura geçtim.