11 Temmuz 2012 Çarşamba

Facebook'da Formula 1


Ne zamandır bakayım bakayım diyorum ancak bugüne kaldı (11.07.2012). Facebook'da takımların ve pilotların ne kadar fanlarının olduğu bulunduğumuz zaman diliminde çok önemli. Sürekli Formula 1'in tanıtımdan bahseden takımlar ise sosyal medyada biraz geride kalmış gibiler sanki, yeterince önem vermiyorlar. Özellikle de pilotlar. Red Bull ve McLaren Facebook'da öne çıkarken Ferrari yine biraz uzak kalmış sanki bu olaylara, oysaki hem Ferrari'nin hem Mercedes'in önemli sayılara sahip 'otomotiv' markası olarak. Rakamlara gelelim biz ;

Takımlar Sıralaması 

1. Red Bull Racing                       : 571 Bin
2. Vodafone McLaren Mercedes   : 509 Bin
3. Scuderia Ferrari                       : 223 Bin
4. Mercedes AMG F1 Team         : 206 Bin
5. Sahara Force India                   : 193 Bin
6. Caterham F1 Team                  : 127 Bin
7. Lotus F1 Team                        : 125 Bin
8. Sauber F1 Team                      : 25 Bin
9. HRT                                       : 23 Bin
10. Scuderia Toro Rosso              : 21 Bin
11. Williams F1 Team                  : 17 Bin
12. Marussia F1 Team                 : 5 Bin


Bazen takımlar sponpor değişikliklerinden dolayı Facebook'da isim değişikliğine gitmek zorunda kalıyorlar, Williams ve Marussia gibi. Her şeye rağmen bu rakamlar bana az geldi. Aşağıda pilotların sıralaması da olacak, takımların pilotlarına da birer face hesabı açtırmaları gerek. Bu hesapları kendileri kontrol etmeleri gerekmiyor, bu işin sorumluları var zaten. 'Official' yani resmi olması yeterli, diğer türlü birçok hesap oluyor, insanların hangisini 'like' edeceğini şaşırıyor, profesyonel olmayan sayfa yöneticileri de -aslında bu yöneticiler muhtemelen 20 yaşını bile doldurmamıştır- takıma ve pilotun imajına zarar veriyor. PR konusunda önemli adımlar atan Sauber'in futbol sezonunun açılışıyla beraber Chelsea sponsorluğuyla Facebook'daki fan sayısını artırabilir mesela. Bir dünya markası AT&T'den ayrılan Willams'ın şu rakamlarla sponsor görüşmelerinde elindeki önemli bir kozu kaybedebilir yeri geldiğinde. Liste fazlasıyla uzatılabilir, gerçek şu ki takımların sosyal medyada daha çok yer alması gerekiyor.

Pilotlar Sıralaması 

1. Lewis Hamilton               : 1.278 Bin
2. Sebastian Vettel               : 941 Bin
3. Fernando Alonso             : 334 Bin
4. Micheal Schumacher        : 233 Bin
5. Felipe Massa                   : 152 Bin
6. Heikki Kovalainen           : 121 Bin
7. Jenson Button                 : 90 Bin
8. Mark Webber                 : 87 Bin
9. Kimi Raikkonen              : 75 Bin
10. Nico Rosberg                : 58 Bin
11. Sergio Perez                 : 34 Bin
12. Jean Eric Vergne           : 30 Bin
13. Bruno Senna                : 18 Bin
14. Romain Grosjean          : 16 Bin
15. Pedro De La Rosa        : 16 Bin 
16. Paul Di Resta               : 15 Bin
17. Timo Glock                 : 14 Bin

Not : İlk 5 takım dışında diğer takımlarda hangi pilotun taraftar sayısı fazlaysa o listeye dahil edilmiştir.

Özellikle pilot sayfaları şuanki durumundan çok daha fazla 'like' alabilir, pilotlardan benim bildiğim Lewis Hamilton, Heikki Kovalainen ve Timo Glock'un resmi sayfaları. Hamilton'un sayfası da çok aktif sayılmaz ayrıca, dostlar alışverişte görsün hesabı. Heikki'nin sayısı hemen dikkat çekmiştir, dünyada milyonlarca kişinin oynadığı Angry Birds Heikki adında oyun çıkardı, bu muhteşem bir tanıtım aracı özellikle de Amerika'da. Kuzey Amerika'ya hakim olmadan asla tam anlamıyla dünyaya hakim olamazsınız, Formula 1 bu konuda geç kaldı. Umarım ikinci pist de takvime girer. Amerika çok büyük bir pazar, Coca Cola ile McLaren arasında çıkan dedikodu da belki boş değildir.  Birden bu konuya atladım da ama dedikodusu bile önemli. Çünkü Coca Cola dünyanın en çok tanınan markası, çoğu sporda yer alıyorlar. Coca Cola'yı anlatmaya gerek yok ama Facebook'da 44 milyon 'like' sayısına sahipler. Özetle takımların harekete geçmesi gerekiyor sosyal medyada, Twitter'da daha hareketliler, onu da başka yazıda ele alacağım. Örnek vermek gerekirse Ferrari yakın zamanda pilotlarına twitter hesap açmasına izin verdi, özellikle Alonso ondan sonra sık sık attığı tweetlerle kısa zamanda önemli follower sayısına ulaştı.

Önemli Not : Rakamlar 11.07.2012 tarihinde alınmıştır.


10 Temmuz 2012 Salı

2012 Britanya GP : Yağmurlu Sıralamanın Yağmursuz Yarışı

Geçen sene (2011) testlerde en fazla turu atıp lastikleri anlayamayan Ferrari büyül hayal kırıklığıydı; kötü bir araç yapabilirsiniz fakat herkesten fazla tur atıp lastikleri anlayamamanın bir açıklaması yoktu benim açımdan. Bu sene de o ödül McLaren'e gidebilir. Çünkü takım ne lastikleri anlayabilmiş durumda ne de önemli bir gelişim kaydetti sene başından bu yana. İkisinden birini yapabilmeliydi düzgün olarak, yine de erken bir teşhiste bulunmayalım. Cuma günü ajanslara bir haber düştü, Ross Brawn'un aerodinamiden çok lastikleri anlamaya odaklandıklarını, bunun getirisinin daha fazla olduğunu söyledi. Evet sıralama nispeten oturdu ama yarışın galibi yine lastikler tarafından belirlendi. Elbette sürücüler her şeyi belirlemiyor, belirleyemez ama bu işin tadının ne zaman kaçacağını merak ediyorum, bu başlı başına ayrı bir yazı konusu, o yüzden bırakalım şimdilik.

Wimbledon'u da kaçırmıyorlar...
2011'in aksine bu sene trend yumuşaklardan hemen kurtulmak. Geçen sene bazen 1.5 sn'ye yakın farklar oluyordu iki hamur arasında. Bu yüzden daha sert olan lastikler yarışın son bölümlerinde kullanılıyordu genelde. Bu sene farkların azalmasıyla yumuşak lastiği kullanmanın hiçbir manası kalmadı. Zaten belirgin bir dayanıklılık farkı varken bu iki hamur arasında, bu sene pratikte 0.5 sn olan iki hamur arasında bazen fark mark kalmıyor. Kalsa bile birkaç tur 0.2 sn hızlı gitmek için kimse yumuşakları takmıyor. Tabii Sauber ya da Lotus değilseniz. Yarışı internetten izlediğim için çok bir şey anlamadım, sonradan ordan burdan izleyenlerdin yorumlarıyla az buçuk bir şeyler çıkarabildim. Bizi bu duruma düşürenlere ateş püskürten bir yazı yazacam, haber sitelerinde dolaşmayacak bu yazı ama ben yine de yazacam. Bir ara yeniden izleyeceğim yarışı, en azından Serhan Acar'ı dinlemek insana mutluluk veriyor, aynı Caner Eler gibi. Allahtan pek inceleyecek bir şey yok yarışa dair. Olay yumuşak-sert lastikleri doğru yerde doğru zamanda kullanmaktan ibaretti dün(anladığım kadarıyla).




İngiltere'nin beşiği olduğu şüpheli ama Formula 1'in beşiği olduğu kesin. O yağmurda 80 bin kişi antrenmanları izlemeye geldi, üzerine diyecek bir şey yok. Üstelik büyük çoğunluğu Hamilton ve Button için gelen fanların haftasonları buruk bitti. McLaren İngiltere ile bütünleşmeye çalışması -bilmiyorum belki ben böyle yorumluyorum- önemli bir hamle. Birçok takımın merkezi orada ama İngiltere biraz McLaren ile anılır oldu. McLaren'in, Mercedes'in sürücü seçimi gibi planlı olmasa da iki tane Britanyalı şampiyonun takımda olması onları bu yola itmiş olabilir, her ne olursa olsun İngiltere'de var olmak F1 için çok önemli, belki de bu konuda Williams geç kalmıştır. Üzerine Lewis Hamilton yarıştan sonra olimpiyat meşalesini taşıdı. Bu gelişmeleri de not edip başka yazıya saklayalım. İngiltere'nin yayın haklarına sahip SKY Sport taraftarlardan gelen birkaç resmi de paylaşacağız bu arada. Sözde İngiltere yerine Britanya'yı kullanacaktım, olmadı, alışmışız bir kere. Yine pist dışı bir haber olarak McLaren pilotlarının kendilerini seslendirdiği bir animasyon yapmış, Sky Sport'da yayınlandı, Ron yine iyi çalışıyor. Silverstone her sene şovun önemli bir parçası olmayı sürdürüyor, daha iki sene önce pistin takvimden düşme ihtimali olduğunu hatırlamak bile insanın tüylerini ürpertiyor. Takvime doluşan ruhsuz pistlerden sonra eskiden hiç sevmediğim bu piste şimdilerde aşık olmuş durumdayım.





Büyük resmin bir kenarında da Romain Grosjean ve Lotus gerçeği var. Yine yarış kazanacak bir hıza sahiptiler, yine olmadı. Soğuk havada iyi olmaları da ayriyeten şaşırttı. Ben Raikkonen'den bahsetmek istiyorum, sanırım bu sene kafasında sadece yarışıp tekrar forma girmek var. Kendisinden beklenenden çok daha sakin, etliye sütlüye karışmadan devam ediyor. Buz Adam'ın kafasında muhtemelen başka şeyler var ya da hala araçla sorun yaşıyor. Yine de şu ana kadar oldukça iyi iş çıkarıyor, bu sene olmasa bile seneye patlama yapma ihtimali yüksek. Onun değerini gittikten sonra anladım, şu anki grid tadından yenmiyor zaten. Sauber'in hızı da bu yarış fena değildi, belki de Lotus'dan sonra 4.takımlar. Sene başı ilk 4 yarıştaki antrenmanların hepsinde Mercedes motorları kazanırken ben de çetelesini tutuyordum, sanırım 12'de 12 yapmışlardı. İngiltere'de de ilk 7 takım içinde Williams'la beraber Mercedes ve McLaren grubun son kısmını oluşturuyorlardı. Orta grubun yalnız kovboyu Toro Rosso'da da Ricciardo yine Vergne'in önünde tamamlamayı başardı yarışı, 3.Antrenmanlarda fena gözükmeyen Marussia ve HRT'nin de gerçek hızlarını göremedik yağmurdan, yine de Marussia büyük güncellemeleriyle HRT'nin önüne geçmiş gibi, HRT 2 tur yerken onlar 1 tur yedi. Sıralama turlarında da Alonso, Hamilton ve De La Rosa'nın 9-0 üstünlüğü devam ederken, Webber Vettel'e karşı 5-4 yaptı. Yine ceza yiyen Maldonado'ya da yeteri kadar laf söylendi ama bir pilot ne kadar agresif olursa olsun bir yere kadar sorun olmayabilir, hatta bu fazlasıyla taraftar da toplar size, Maldonado'nun yaptığı ise çok farklı, Belçika 2011 ve Monaco 2012. Kasıtlı olarak rakibinin üzerine sürdü bu iki olayda, iyimser bir yaklaşımla olayı açıklamaya çalışanlar oldu lakin açıklayacak pek bir şey yoktu. Ne yapmaya çalıştığı konusunda bir fikrim yok, yakında Fia onun yüzünden cezalarda yeni yaptırımlara gidebilir, aklıma ilk gelen yılda 5 defadan fazla ceza alan pilotun puanlarının silinmesi gibi birsürü ceza türetilebilir. Ne olursa olsun sorun Maldonado'nun iyi niyetli olmayan sürüşleriydi, F1'in en agresif sürücüleri bile böyle kötü niyetli değillerdi hiç bir zaman.

Bu da en sanatsalı..
Yarışın sonucu ; 1.Webber 2.Alonso 3.Vettel 4.Massa 5.Raikkonen 6.Grosjean 7.Schumacher 8.Hamilton 9.Senna 10.Button. Pilotlarda Alonso liderliğini korurken, takımlarda da Red Bull önde bulunuyor (tarihe not).





1 Temmuz 2012 Pazar

İtalya Bisiklet Turu'ndan Bir Kare

Fransa Bisiklet Turu yeni başladı lakin ben size mayıs ayında yapılan İtalya Bisiklet Turu'ndan bir resim paylaşacam ; çok arada kaldım çünkü bir resimden bir blog yazısı olur mu diye. Spor hakkında yazan birçok blogger da zaman zaman böyle yaptığı için  giriştim ben de. Neyse ben fazla konuştum. Buyrun ;


Giro D'Italia (Boyut olayını ayarlayamadım, en iyisi orijinal halinde kalsın )

30 Haziran 2012 Cumartesi

2012 Fransa Bisiklet Turu Başlarken

Logosu da güzel..

Evet bu spora da el attım, bisiklet de yazıyorum.
Fransa Bisiklet Turu ; Bisiklet deyince ilk akla gelen şey, hatta bildiğimiz tek şey. Aman canım bizim insanımız şöyle böyle falan türü eleştiriler gelmeyecek merak etmeyin, Bisiklet sporu nasıl bir şeydir, niye izlemeliyiz, nereden izlemeliyiz gibi birkaç basit bilgi olacak.

Öncelikle ben bisikletten anlamam, spora dair tek bildiğim Eurosport'da spikerlerden dinlediğim bilgiler ve onların sitesinden okuduğum haberler. Ha bir de Alberto Contador, bisikletin şuanki kralı -galiba- ama aldığı doping cezasıyla bu senenin sonuna kadar yarışamayacak. Peki Bisiklet'i neden izlemeliyiz, sıkıcı bir spor mudur, bana hiç çekici gelmiyor gibi yaklaşımlara verilecek tek cevabım var aslında : Eurosport spikerleri. Saatlerce bu spikerleri dinlemek inanın hiç mi hiç sıkmıyor insanı, şaşırtıcı ama gerçek. Nice futbol maçlarından, yarışlardan sıkıldım ama bu adamları dinlemek gerçekten çok zevkli. Tabii onları dinlerken biraz da bisiklete dair bir şeyler öğrenmeye çalışmak gerek, ben mesela sürekli sohbetlerinden bilgi çalmaya ve spora dair temel bilgileri öğrenmeye çalışıyorum. Ha bi de manzara var, İtalya Bisiklet Turu'nda müthiş manzaralar ve çok şirin yerleşim yerleri vardı, onları izlemek bile yeterince güzeldi. Güzel manzaralar eşliğinde koyu bir muhabbeti dinliyormuş gibi hisse kapılıyor insan izlerken. Bu Bisiklet denen spor gerçekten zevkli, bir o kadar da karmaşık. 'Aman önde bitiren kazanıyor işte' gibi bir mantık kesinlikle söz konusu değil, neler var neler. Bunları zaten spikerlerimiz anlatacak yarış boyu, onlardan bir şeyler kapmaya bakın. Benim de zaten tek bilgim Peloton yani 150-200 sporcudan oluşan ana grup, bir de takımların genel olarak bir sporcusu üzerine yoğunlaşması yani takım emirleri gırla.

Manzara dediğim kadar var galiba

Diyeceğim odur ki, bu spora bir fırsat verin, yeni bir derya, yeni bir kültür. İzlerken etapları yakından izleyen seyircilere de hayran kalacaksınız, 'Adamlar kültürlü' deyip, bizim insanımız niye böyle değil diyerek ah çekeceksiniz. Geçen haftalarda Milliyet'in haftasonu ekinde görmüştüm, bir bisikletsever kendisi yazmış gittiği etapları. Yine yarışı Eurosport'un sitesinden, Türkçe ve İngilizce bisiklet sitelerinden ve twitter'da spikerlerin muhabbetlerinden de takip edebilirsiniz. Şimdilik bu kadar, işinize yarayabilecek bir şeyler bulursam yine karalarız ufaktan.

26 Haziran 2012 Salı

Boullier Korkak * : 2012 Avrupa GP


Böyle bir başlık atmak için sebep üretmeye çok uğraştım ama sonunda dayanamadım. Neden böyle bir başlık attığımı aşağıda anlattım.
Bu başlıktan önce daha absürd bir başlık olarak McLaren'in en hızlı pitleri yapması konusu da güzel olabilirdi, yarışta 20 sn'nin altındak pit yapan üç isim vardı ; Hamilton 19.3 sn, Button 19.6 ve Alonso 19.7, şaka gibi ama gerçek.

Türkiye'de yaşayan F1 fanları için yaz dedin mi akla iki büyük çile gelir; birisi Valencia GP, diğeri de Serdar Ortaç ya da Demet Akalın'ın albüm çıkarmasıdır, Allah'a şükür ilkini güzel atlattık atlamasına da ikinci ve daha büyük çileyle bütün yaz nasıl uğraşacağız bilmiyorum. Valencia GP de aslında SC girmeden önce eski yıllardan çok da farklı değildi. Sezonun başa güreşen 7 takımı arasına bu sefer Force India katılarak Q2'ye kalmanın bile zor olduğu bir Valencia GP bizi bekliyordu.

Monaco ve Kanada'dan daha çok downforce ayarının seçildiği Valencia'da çekişin yine önceki iki yarış gibi önemli bir bileşen olduğu kesindi. Amma lakin Vettel'in Q3'deki hızının sadece çekişle açıklamak pek mümkün gözükmüyor. Diğer seçenek olarak da hızın ayarlardan mı olduğu sorusunu akıllara getirdi getirmesine de Vettel'in yarıştaki hızı bu konuda şüphe bırakmadı. Yaşadığı maddi zorluklara rağmen hala F1 gridinde olan HRT'den De La Rosa Q1'de liderden sadece 3.3 sn gerideydi, Kanada'daki hızları da dikkatimi çekmişti, burdaki fark daha sevindirici, Glock'un yokluğunda Marussia'yı da geçmekte zorlanmadılar. Gerçek bir pist olan Silverstone'da bir gözümüz de onların formunda olacak, üstelik pist kısa değil. Birçok F1 izleyicisi özellikle bu iki takıma pek sevgi beslemese de Honda, BMW gibi markaların F1'den öyle ya da böyle uzaklaştığını düşünürsek saygıyı hak ediyorlar demek yanlış olmaz sanırım. Jenson Button Q3'e kadar Hamilton'la başa çıksa da Q3'de yavaş kaldı, yine de çok önemli bir adım attığını söylenebilir, Silverstone için kesinlikle gözden kaçırılmamalı.

Vettel'in hızında Hamilton'ın anormal yavaşlığının, önünün açık olması da etkili oldu, bunların yanında Vettel'in hızının tam olarak ne kadarının gerçek olduğunu tespit etmek önemli. Grosjean Hamilton'ı geçtiğinde lastikleri muhtemelen Vettel'den daha çok yıpranmıştı, Vettel 9.turda Hamilton ile farkı 10.1 iken, bu turda Hamilton'u geçen Grosjeanla farkı 10.turda 11.4, 15.turda da 15.2 sn idi, yani tur başına 0.8 sn. Lotus'un iyi lastik sakladığını da hesaba kattığımızda Vettel gerçekten hızlıymış demek zor olmaz. Grosjean'ın Hamilton'ı geçişi DRS ve Pirelli yardımı olsa da izlemesi güzeldi unutmadan, Grosjean yarış dışı kalmadığı her yarış kendini geliştiriyor. İlk pitlerden sonra 15.8 sn olan ikilinin farkı Grosjean'ın trafiğe de takılmasıyla 24.turda 20.8 sn'yi buldu. Grosjean bu turdan sonra vitesi artırıp SC girmeden önceki turda (27.tur) farkı 19.2 sn'ye indirmişti. Lotus'un lastiklerini bu kadar iyi saklamasının nedenlerinden ve dezavantajlarından olan lastiği ısıtamama problemi hem ilk pitlerden sonra farkın açılmasına hem de SC çıktıktan sonra iki Lotus'un da rakiplerine geçilmesine sebebiyet verdi. Pirelli geldiğinden bu yana yarış sonlarında devasa farkların olmaması en fazla df (downforce) üreten aracın aynı zamanda en fazla lastik harcayan takım olmasından kaynaklanıyor. Lider pilotunun önünün açık olması ise muhtemelen sadece bunu azaltan bir faktör. Serhan Acar'ın dediği gibi cadde pisti olması da Vettel'e önde uçup gitmesine katkısı olmuştur. Unutmadan Grosjean Hamilton'u geçtikten sonra 2.5 tur içinde İngilize 2.7 sn fark açıyor.

Sam'in işi zor...
SC ile baştan aşağı değişen yarış, pitlerdeki aksiyonunu da beraberinde getirdi. Ondan önce Raikkonen'in ilk piti 21.8, Kobayashi tam 23 sn sürerken, Alonso'nun piti 19.7 sn sürmesiyle bu ikiliyi de geçmeyi başarmıştı. Alonso startta 3 yer kazanırken, sonrasında Di Resta ve Maldonado'yu pistte, Raikkonen ve Kobayashi'yi pitte, sonra diğer pitlerde Hamilton'u, SC'den sonra Grosjean'ı geçip, Vettel'in de yolda kalmasıyla liderliğe kadar yükseldi. Alonso çok agresif ve müthiş bir geçiş pilotu olmasa da bazen öyle anlarda atak yapıyor ki, önündeki gafil avlıyor ve ona hareket imkanı bırakmıyor. Alonso'nun liderliği alışı akıllara Kore'deki ilk yarışı hatırlattı. Yarışın son bölümünde Alo-Gro-Ham-Rai sıralaması varken, Alonso ve Hamilton'ın Lotus'lara direnemeyeceği seziliyordu, özellikle de Hamilton'ın. Grosjean'ın yarış dışı kalmasıyla rahatlayan Alonso'dan sonra DRS bölgesinde gezinen Hamilton ve Raikkonen ikilisi de yarışın sonuna kadar beraber gittiler. 47. turda 6.6 sn gerideki 4. Maldonado ile aynı dereceyi yapan Hamilton, o andan itibaren arkasındaki ikiliye zaman kaybetmeye başladı. Maldonado önü açık Alonso'dan da hızlıydı, burdan yakınca kazanın kaybedenin Maldonado olduğu çıkarımı da yapılabilir. Öyle ki 50.turda Maldonado liderden 0.7 sn, arkasındaki Hulkenberg de aynı şekilde 0.6 sn daha hızlı. Muhtemelen Raikkonen de Lewis'e takılmasa bu ikili kadar hızlı olabilirdi. Alonso'nun yarışın sonundaki yavaşlığı mazur görebilir çünkü araç yarışta oldukça iyiydi fakat Hamilton bütün yarış boyunca neredeyse savunma pozisyonunda geçirmesi McLaren'in berbat bir yarış geçirdiğinin göstergesi. Hem yavaş bir araç, hem de lastikleri daha erken bitiren bir araçtan felaketi olamaz Pirelli'li Formula 1'de. O sıralar yeni pite giren Rosberg'in tur zamanı da 50.turda tam 1.42.614. Ona karşı Alonso 1.45.3, Ham 1.44.7, Mal 1.44.6, Hulkenberg 1.44,7. Gerçi Alonso'nun o turda anormal bir yavaşlığı var,51.turda da Hamilton'un derecesi düşmeye başlıyor iyice, 1.45.2, Rosberg yine uçarak 1.42.7, Mal 1.44.6, Hul 1.45.0, Per 1.45.5. Ve sonunda malum kaza, Hamilton yarış dışı kalırken, Maldonado da devam etmesime rağmen aldığı cezayla 1 puandan oluyor, efsane podyuma geri dönüyor, bir ara yine mi Webber geçecek derken, Schumi direnip hiç beklemediği bir yarışta 155. podyumunu kazanıyor.

McLaren'in rakiplerinin güncellemelerine cevap verememesinin bir nedeni de Button'ın anormal yavaşlığı üzerine gitmeleri olduğu söyleniyor. Hamilton'ın cumartesi günü yine olağanüstü bir iş çıkararak 2.olması bir şeylerin üstünü örtse de pazar günü gerçek bütün çıplaklığıyla ortayadaydı. Geçen sene de McLaren burda anormal bir yavaşlık göstermişti. Red Bull'un sadece çekişle bu hıza ulaşmadığı, takımın Valencia'ya adeta B versiyonu getirdiği başka konuşulan konulardan biriydi. Haftanın en iyisi Alonso olmasına rağmen, en hızlısı kesinlikle RB8 ve Vettel'di. Son zamanlardaki en agresif yarış olan Valencia'da kazalar, sürtünmeler, parçalar adeta havada uçuştu. Kobayashi, Vergne ve Maldonado cezaları kesinlikle hak ettiler, özellikle Kobayashi ve Vergne kazalarına çok açık şekilde sebebiyet  verirken, Mal-Ham kazasında da Maldonado daha sakin kalmalıydı. Whitmarsh Lewis'in daha sakin olması gerektiğini söylerken haklı olsa da, bu noktadan sonra yapılan Lewis gibi birine zulümdür galiba. Lastikleri bitti diye arkasındaki sürücüye nazik davranmak da neymiş, F1'i anlamak zor oluyor bazen, kazanmanın her şey olmadığını birileri bazen söylemeli. -başka sporlarda da- Yarışta önemli puanlar kazanan Alonso, Raikkonen veya Schumacher değil Hamilton da kazandı bir şeyler bence. Sadece Hamilton değil, agresiflik mevzuunda pilotlara sürekli baskı yaparak yakında sadece DRS ve pitlerde birbirini geçen pilotlar izlememiz uzak değil galiba. Konu taştı, lastikler anlaşıldı mı anlaşılmadı mı asıl Silverstone'da göreceğiz. Soğuk havayla beraber Lotus'un şansının azaldığını, pistin en çok FW34'e  ve MP4-27'e uyduğu söylenebilir, Lotus'un soğuk havada performansını, Mercedes'in soğuk havadaki avantajının ne boyutta olduğu önemli sorular olacak, RB8'nin büyük güncellemeleri de şu sitede ayrıntılı bir şekilde anlatılmış. Bir çok şeyi İngiltere'de göreceğiz diyoruz da, bu sene neyi biliyoruz ki, senenin ortası gelmiş ve aero pistine giderken kimin en hızlı olacağı konusunda kimsenin bir fikri yok.

* Hıncal Uluç'un herhangi bir maçtan sonra takımlardan birinin hocasına Korkak demesi meşhurdur, başlıkta da basketbol spikeri ve yorumcusu Orkun Çolakoğlu'nun Hıncal Uluç'a gönderme yaparak Popovich Korkak (San Antonio Spurs koçu) demesinden esinlendim, Allah'dan Hıncal Uluç F1 izlemiyor, yoksa Domenicali'yi takımda hala tutan Monte'yi, sonra Sam Micheal'ı hala göndermeyen Whitmarsh'ı yerden yere vuracağı, en çok eleştiriyi de Boullier ve Ross Brown'a yapacağı kesindi.




16 Haziran 2012 Cumartesi

Çok Pit Stop az Pit Stopu yener : 2012 Kanada GP

Massa belki de sezonun en iyi sonucuna giderken bu spinle yarışını mahvetti.
Birkaç istatistik;
  • 7.yarışta 7.kazanan Lewis Hamilton oldu.
  • Lewis Hamilton bir pistte ilk defa hattrick yapmış oldu.
  • McLaren bu pistteki son 5 yarışta 4. galibiyetini aldı.
  • Whitmarshlı McLaren 62.yarışında 15.yarışını kazandı.
  • Ferrari 2004'den bu yana bu pistte yarış kazanamıyor.
  • F. Alonso bir sezondur her yarıştan puan çıkarıyor, en son Kanada 2011'de kazaya karışmıştı.
  • Perez ve Grosjean kariyerlerinin 2. podyumuna çıktılar.
  • Sezonun en istikrarlı pilotları bütün yarışlardan puan alan Alonso ve Hamilton olurken, Mercedes de Schumacher'in aracındaki istikrarlı sorunlarıyla ikiliyi takip ediyor.
5 farklı takımdan 5 galibiyet geldikten sonra sanırım 2.tura başlamış bulunuyoruz. Red Bull ve McLaren ikişer kez kazanan ilk takımlar oldular. Sezonun yavaş yavaş oturmaya başladığı şu zaman diliminde -ki ben hala şüpheliyim- Red Bull'un oldukça güçlü olduğunu gördük cumartesi günü. Cuma günü ise Lewis Hamilton iki antrenman turlarında da en hızlıydı. Cumartesi artan sıcaklıkla McLaren cumartesi önceki hızına erişemedi, iki gün arasındaki sıcaklık farkı 20 dereceye yakındı. McLaren'in yavaşlamasına rağmen Lotus ise beklendiği kadar hızlanamadı. Cumartesi Q1 ve Q2'deki tablo Red Bull, Ferrari ve McLaren'i gösteriyordu arkasından da bu hafta sonu hızlı olması beklenen Mercedes'di. Grilerin Monaco'da en hızlı olmaları ne kadar garipse burda da yavaş olmaları o kadar garipti, bu sene garipliklere oldukça alışan F1 dünyası da bu yavaşlığı pek sorgulamadı zaten. Yine de cumartesiden elimizde kalan bilgi Red Bull'un çekişte en iyi araç olduğuydu. Max. hız da en arkada olsalar da bu cumartesi önemli bir dezavantaj getirmezken pazar günleri kimi anlarda atak yapmakta sıkıntı çektiklerini gördük. Kanada'daki sıralama Valencia'da çok değişmezse eğer takımların lastikleri anlamakta yol kat ettiklerini varsayabiliriz yok İspanya ve Monaco gibi şaşırtan sonuçlar olursa diyecek bir şey yok. O zaman Horner haklı çıkabilir.

Mercedes'in sıralamalarda hızlı olduğunda yarışlarda da hızlı olduğunu gördük ilk iki yarış dışında, Kanada'da da yavaş bir cumartesiden sonra Rosberg ilk turlarda yine yavaş kaldı. Massa DRS'ye bile gerek kalmadan ikinci turda geçti Rosberg'i. Yine yarışın ayrıntılarına girmeden Lotus ve Sauber'in lastikleri korumada farklı dünyalarda olduğunu gördük. Önümüzdeki yarışlar muhtemelen daha da sıcak olacak, cumartesi biraz daha hızlı olabilirlerse Lotus'ları durdurmak çok zor olabilir, üzerine Kimi'nin direksiyon problemleri çözülürse şampiyonluk adayıdır benim gözümde. Diğer sıkıntılı pilot Massa da podyuma çıkabileceği yarışı heba edip sadece 2 puan alabildi. Yine de son iki yarıştaki gözle görülür ilerlemesi bir iki yarış içinde çok iyi bir sonuçla taçlanabilir Brezilyalının. M. Schumacher'in ise yarış sonu nasıl oldu da kendi garajını basmadı ben hala şaşırıyorum, bu kadar hataya denilecek bir laf yok artık. Mercedes hem Schumacher'in şampiyonluk şansını heba etti hem de takımlar klasmanınında sene sonunda bir sıra kaybettirebilir takıma kaçan puanlar. 

Yarışın galibi Hamilton'un son 4 galibiyeti de (Çin, Nürburgring, Abu Dhabi 2011, Kanada 2012) benzer özellikleri taşıyor. Hamilton'un yerinde ve kritik hamleleriyle ve pit duvarında kazanılan yarışlar. Son üçünde de Ferrari'ye karşı kazanılmış zaferler ; evet Ferrari bu sene pit stratejilerinde daha iyiler ve daha az hata yapıyorlar fakat öldürücü darbeyi henüz vurabilmiş değiller, İspanya'da Williams'a burda da McLaren'e karşı pit duvarında kaybediş. Red Bull ise açık ara pit stratejilerinde en iyi olan takım. Az veya çok, önce veya geç pit yapıp, bir şey yapıp edip pitlerden avantajlı çıkmayı beceriyorlar, bu yarış aldatıcı olabilir, bu sezon geriden başladıkları birçok yarışta önemli hamleler yaparak potansiyellerinden fazla puan kazandılar, bu açıdan hem McLaren'den hem de Ferrari'den daha iyi şekilde 'büyük takım' gibi yarışıyorlar.

Taktik Savaşları

Yarışa gelirsek, startta değişmeyen sıralama pitlere kadar devam etti. 17.turda pite önce Vettel, 18.turda Hamilton ve 20.turda da Alonso girdi. Pirelli ile alışageldiğimiz 'önce giren kazanır' burada tam tersi işledi, sıralama tam tersine dönmüşken Hamilton Alonso'yu aynen geçen seneki Nürburgring'deki gibi kritik bir hamleyle geçerek liderliği ele geçirdi. Sonrasında farkı yavaş yavaş açarak bi ara farkı 4 sn.'e kadar çıkarmaya başardı. McLaren'in rakibi iki takıma karşı pit çıkışlarında lastiklerini daha kolay ısıtması onları taktik savaşlarında bir adım öne çıkarıyor. Hamilton'un stintin başlarında farkı açması geçen sene kazandığı yarışlarda da benzer şekillerde olmuştu. Stint sonlarında azalan farkı da önce pite girerek tolere eden McLaren ve Hamilton bu yarışları kazanmayı başardı. Kanada'da ilk pitlerden sonra Hamilton Alonso'yu geçtikten sonra uçarken Alonso ve Vettel bir süre DRS bölgesinde birbiriyle çekiştiler. Yarış öncesi kimsenin aklında olmayan Grosjean ise 22.turda pite girdi. Yani Alonso'dan iki tur sonra. Raikkonen ve  Perez de 4. ve 5. giderken Webber'in önemli zaman kaybetmesini sağlayıp 40. ve 41.turda pite girdiler. Grosjean ön gruptan yavaş kalan Webber'in arkasında zaman kaybediyordu ikinci pitlere kadar, muhtemelen bunu o dahil yarış esnasında kimse bilmiyordu. Webber'in 52.turdaki pitinden sonra Grosjean rahatlamış ve daha iyi dereceler yapmaya başlamıştı. 53.turda 16.1 sn olan Alo-Gro farkı 63.turda 6.9'a indi. Zaten Alonso'daki kritik düşüş 53.turdan itibaren başladı ve o andan sonra bir daha 1.17'li turlar atamadı. Fransız ise son 20 tur bir iki istisna dışında hep 1.17'li turlar attı.

Lotus ve Sauber'in son turlarda farklarının ortaya çıkması bir set lastiğin bu denli uzun süre kullanılmasıyla oldu. Şayet takımlar iki pit yapsalardı eğer, Lewis de 3, son turlarda farklar öldürücü derecede olmayacaktı. Ne olursa olsun pit yolunun kısa, DRS ile geçişin kolay olduğu bir pistte az pit yapmak çok istisnai durumlar dışında düşünülmemesi gereken bir seçenek olmalı. Hamilton'ın pite girdikten sonra avantajlı olan taraf yine de Alonso ve Vettel gibi duruyordu. Hamilton tur başına 1 sn. ile gelse bile geçiş yapmak zorunda kalacağı için liderliği alması zor gözüküyordu. 58. turdan itibaren Hamilton artık tur başına 1.6-1.7 sn hızlı olmaya başlamıştı ki o noktadan sonra her şey çok kolay oldu McLaren için. 61.turda Hamilton'a geçilen Vettel'in 2 tur sonra pite girmesi Red Bull'un ne kadar ince bir hesap yaptığını ortaya koydu. Red Bull ne olduğunun farkındaydı ve en azından Alonso'yu geçmek için pite girdiler, Red Bull her ne kadar geç kalsa da şu hamleyi yapabilmeleri gerçekten alkışlanması gereken bir olay.  Vettel pitten çıktıktan sonra Alonso'dan tur başına 2.5-4 sn hızlı gelip 4.olarak her puanın önemli olduğu sezonda 2 puan daha fazla kazandı, 99'da hep Irvine'ın Fransa'da Schumi'ye yer vererek kaybettiği 1 puanın sene sonunda ne kadar önem kazandığını sık sık ahlar vahlar içinde anıldığını hatırlarsak Red Bull'un ince bir işçilik çıkardığını söyleyebiliriz.

Romain sadece tek pit yapan diğer pilotlardan hızlı değildi, aynı zamanda kendisinden fazla pit yapmış Hamilton'dan sadece 0.4-0.7 sn aralığında yavaştı. Yarışın başında 45 derece olan pist sıcaklığının 39 dereceye kadar düştüğünü de söyleyelim. Çok da sıcak değil aslında. -Merakla bekliyoruz Valencia'yı.- Yarışın kısa özeti ise çok pit az piti yendi. Kanada'daki taktik savaşı hem sezonun geri kalanını da hem de seyir zevkini etkileyecek. Alonso ve Vettel'in önemli kayıplarından sonra daha az pit-stopu tercih etmek konusunda takımlar daha ihtiyatlı olacak ve 2010'u andıran tek pitle yarışı bitirmeye çalışanlar Lotus ve Sauber dışında pek görülmeyecek gibi, en azından ben öyle ümit ediyorum. Daha fazla pit-stop daha fazla heyecan demek oluyor bizler için yani yarışın tek galibi Hamilton değildi, diğer kazananlar Pirelli, Fom ve taraftarlar oldu. Eğer elimizdeki lastikler -şimdilik- bunlar ise daha fazla piti kesinlikle tercih ederiz (günün birinde Pirelli tartışmalarının 'yakıt ikmali yasağı' ile eklemleneceğini düşünüyorum, hadi inşallah).

Yarışın en kritik bölümüne tekrar dönersek ; Hamilton'ın ikinci pitinden önce Alonso ile farkının 3 sn. civarında dolaştığını gördük fakat McLaren'in pitten önceki son turunda Alonso'dan 0.6 sn yavaş kalmıştı üstelik önünde trafik yokken. Bu tur 49.turdu ve Hamilton 1.18.5 yaparken Alonso 1.17.8 yaptı. Alonso bu tur hızlı olsa da 48. ve 50.turda 1.18.1'de kaldı. Hamilton 50.turdan 51.tura geçiş yaparken pite girdi, 50.tur içerisinde ilk iki sektörde ne yaptığını öğrenemedim maalesef ; yarışta o tur içerisinde farklar gösterilmiyordu. Kaba saba hesapla 0.3-0.4 sn yine yavaş kaldığını düşünürsek 50.tur içinde McLaren doğru bir zamanlamayla Hamilton'ı içeri aldı. Pit stratejilerindeki üç anahtarın ; doğru zamanda içeri gelmek, özellikle bu yıl gridin birbirine yaklaşmasıyla pit çıkışlarındaki trafiği kontrol etmek ve stintin başlarında lastiği ısıtmak. Lastikleri ısıtmanın zor olduğu pistlerde erken girmek dezavantajlı hale gelebiliyor, Nürburgring ve Kanada gibi. İspanya'da Maldonado'nun erken pitlerle ne kadar avantaj kazandığını görmüştük, burda da Vettel erken girerek iki sıra kaybetti. Öyle ki yeni lastiklerle Vettel, Hamilton ve Alonso aşınmış lastikleriyle Grosjean'la aynı dereceleri yaptılar. Şayet Lotus Grosjean'ı bu üçlüyüyle savaştığını hesap ederek pistte tutabildiği kadar tutsaydı yarışı kazanmaları içten bile değildi. Bu sene denklemde o kadar çok bilinmeyen var ki, herkesin herkesi hesap etmesi gerekiyor. Önümüzdeki yarışlarda Lotus ve Sauber'e özel bir dikkat kesileceği kesin büyük takımların. Kanada'dan sonra 'Bekara karı boşamak kolay' düsturuyla atıp tutmak kolay gözüküyor, Gilles Villeneuve pisti takımlar için bir ders oldu, bu tip taktik savaşları izlettirme konusunda daha muhafazakar davranacaklardır.

McLaren uzun zamandır bu kadar sevinmemişti sanırım.
Yine yeniden lastiklerin büyük bir faktör olmayacağını varsayarak Valencia'da Kanada benzeri bir sonuç görebiliriz, takvimin açık ara en boğucu pistinde aerodinami son iki yarıştan daha çok öne çıkacak, geçen sene RBR'nin son sektörde neler yaptığını hala hatırlıyoruz. McLaren'in biraz daha güçlü olması beklenebilir, Hamilton sezon arası öncesindeki 5 yarıştan belki de en yavaş kalacakları pistte (McLaren'in yarış hızı da oldukça şaşırtıcı ve iyiydi) yarışı kazanarak bir avantaj elde etti keza özellikle Silverstone olmak üzere diğer yarışlarda ön plana çıkmaları muhtemel. Ferrari önemli adımlar atarak bulunduğu noktaya kadar geldi, onların da gerçek hızı Silverstone'da daha net belli olacaktır RBR ve McLaren'e göre. Ne olursa olsun sene başında Q3'e kalmaya çalışan takımın yavaş yavaş pol mücadelesine girmesi bile kesinlikle alkışlanması gereken bir gelişme. Maalesef 2012'nin Formula 1'nde lastikleri konuşmaktan kimin hangi güncellemeyi getirdiğiyle ilgilenmiyoruz bile. Puanlara bakarsak ; Hamilton'un 88 puanla lider olduğu şampiyonada ortalama 12.5 puan yapmış, 2010'da Vettel ortalama 13.5 puanla şampiyon olduğunu hatırlarsak, bu gidişle 2010'dan bile daha az puanla şampiyon olabilir bir pilot. Bu arada Vettel 2011'de 392 puanla şampiyon oldu. Vettel geçen sene bu zamanlar 161 puanla uçup gidiyordu. Unutmadan HRT Q1'de liderden sadece 2.8 sn yavaştı, De La Rosa iki Marussia'yı da geçerken, Vergne iki Caterham'a da geçildi.Pistin kısa olmasının etkisi olsa da hiç yoktan güzel bir gelişme. Benzersiz sezonda madem herkes yarış kazanıyor, Lotus ve özellikle Sauber'in de yarış kazanmasını isterim, hazır böyle bir sezon yakalanmış, iyice rekorları alt üst etsin bari. Lastiklerin daha çok anlaşılması dileğiyle...



9 Haziran 2012 Cumartesi

Euro 2012'ye başlarken

Turnuva'nın Doğu Avrupa'da düzenlenmesi güzel oldu.
Yine yazımıza geç kalarak başlıyoruz, dün A grubu maçları oynandı bile. Bugün de B grubunun ilk maçları var. Bunlara takılmanın anlamı yok zaten sohbet tarzında bir Avrupa Şampiyonası yazısı olacak. Öncelikle Bağış Erten, Uğur Meleke, yazihaneden.com, Eurosport Türkiye gibi yazar ve siteleri okuyarak bildiklerimi tazeledim ve yeni şeyler öğrendim yani öyle aman aman bilgim yok sadece bir 'turnuva fanatiği' olarak konuşmayı çok seviyorum, artık yazıyorum da. Ne çok benden konuştum, bu egomun yüksek olmasından değil, yanlış anlaşılmama gayretimden, buraya kadar yazdıklarıma dayanabilenler için gerisi güzel olacak. (Ayrıca ilk F1 dışı yazım)

1960'da 4 takımla başlayan turnuva Dünya Kupası gibi ağır bir tarih çalıştırması gerektirmiyor. Önce 8 takım sonra da 96'da 16 takıma çıkan turnuva 2016'da ise 24 takıma çıkacak. Turnuva benim gözümde Dünya Kupalarından bir türlü istediğini alamayan takımların turnuvası biraz da. Platini'nin tek kupası 1984 Avrupa Şampiyonası'ydı. Yakın zamana kadar turnuvaların müzmin takımı İspanya'nın da tek kupası bir Avrupa Şampiyonası'ydı keza Hollanda da öyle. Almanya yine 3 kupayla en çok kazanan takım, İspanya'nın ise 2. İspanyollar bu turnuvayı kazanırsa üst üste 3 tane büyük turnuva kazanan tek takım olacak. En güzel turnuvalara gelirsek 80'lerin çocukları Euro 88'i çok severken bizim için kesinlikle Euro 2000. Muhtemelen gelmiş geçmiş en iyisi de. Fransa'nın kazandığı iki kupa da ciddi manada kaliteli, eğlenceli ve dramatikti. Euro 2004'den hiç bahsetmeyelim isterseniz ; Portekiz'in bir türlü kuıpa kazanamaması da cabası. 96, 2000, 2004 ve 2008'de güçlüydüler, iddaalılardı. 0 kupa. 2000'de hala içimizi kanatan (hakem Xavier'in eline çarpan topa penaltı dedi) penaltıyla yarı finalde elenen Akdenizliler 2004'de finalde Yunanlılara yenildi maalesef. Bir paragrafçık da Çeklere, onlar da 96'da finalde Almanya'ya boyun eğip, 2004'ün en iyi takım olup tarihte 'gümüş gol' saçmalığıyla elenen tek takım olabilirler. Hollanda'yı es geçelim, grupta konuşalım. Türkiye de ev sahibi takımı eleme rekorunu elinde bulundurabilir, 2000'de Belçika, 2008'de İsviçre hatta 2002'de Kore ve Japonya'yı da ekleyin. Eklemeden geçmek istemiyorum, Doğu Bloku dağıldığından beri en fazla 'Demir Perde'li ülke katılımıyla düzenlenen turnuva olabilir, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Rusya, Ukrayna, Hırvatistan. Bu bilgiyi doğrulamak isterdim fakat bu gibi garip istatistikleri başka tutan var mı bilmiyorum. Haydin gruplara geçelim..

A Grubu ; Rusya, Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Yunanistan. Evet futbolda hala büyük takım, küçük takım ayrımı var, bakınız A Grubu ve B Grubu. Radikal'de vardı dün (08.06.2012) Yunanistan Varşova Paktı'na karşı diye, grubu da biraz bu belirleyecek ; Yunanlıların savunması. Rusya çoğu kişi tarafından öne çıkarılan takım burada, Polonya da taraftar gücüyle kendini zorlayacak. Burda ümitli vaka Rusya ve Polonyalılar, onların da çeyrek finalde B Grubu'ndan gelen takımlara karşı işleri çok zor. Gruptaki maçlar Varşova ve Wroclaw'da. Bu sistemi hiç sevmedim, bence takımlar şehirleri dolaşmalı.

B Grubu ; Ölüm Grubu : Almanya, Hollanda, Portekiz ve Danimarka. Grupta sevdiğim takımlar Hollanda ve Danimarka. Almanya'nın Hollanda, Hollanda'nın da Almanya gibi oynadığı tarihi zaman dilimindeyiz, bunu ileride anlatabiliriz çocuklarımıza. Hollanda'nın utanç kaynağı diye oyun tarzıyla neredeyse Dünya Kupası'nı alıyordu. O kadar kupa kaybettikten sonra bu sistemle birazcık da oynamalarına hakları var diye düşünüyorum. Toplu savunmaları iyi olsa da, defans hattı çok da sağlam değil ve aslında hücüm hatları da 90'ların sonu, 2000'lerin başındaki güçlü değil kanımca. Ya da eskisi gibi korkutmuyor olabilirler. Almanya ise güzel bir jenerasyon yakalamış, Münih orijinli takımıyla izlerken zevk veriyor. Bu futbollarının 'Oğlum Almanların ne yapacağı belli olmaz, bunlar 86'da...' diye geyik yapan büyüklerimizi bir kimlik bunalımına soktuğu da kesin. Futbolseverlerin hemen hemen hepsi de Almanya'nın kazanıp Hollanda'nın kaybetmesini istiyor ki sonuna kadar haklılar da. Danimarka ise zayıf olsa da averaj takımı olmayacağı kesin. Bir Tomasson olsa işte o zaman bir şeyler yapabilirlerdi bu grupta. Hücumda sıkıntıları var ve bir yıldızları yok İsveç'den farklı olarak. Portekiz'le ilgili klişe cümleleri bir kenara bırakıp 'savunması kötü olan takımın turnuva kazanması hemen hemen imkansızdır' düsturuyla hareket edip ucunu açık bırakalım ne olur ne olmaz.

C Grubu ; Dünyada kötü oynayıp turnuva kazanabilen iki takım vardır ; Biri Almanya diğeri de tabii ki İtalya. Lippi'den sonra hem 2008 hem de 2010'dan hüsranla ayrıldılar. Hem zamanın etkisi hem de şike davasıyla kendi içine kapanan İtalyan futbolunun bu sene eski kimliğine yavaş yavaş kavuştuğunu düşünürken yine bir şike skandalı. İtalya'nın işi zor ama yerli basın klişesine uyarak takım olabilirlerse D Grubu'ndan gelen takımların da eski güçlerinde olmadığını düşünürsek yarı finali görebilirler. Turnuvada sürpriz adayım İtalyanlar. İspanya bu sefer ağır aksak demiştim fakat lakin yine de üç favoriden biri. Mata, Lorenthe, Silva gibi oyuncuları es geçmişim, İspanya hala çok güçlü. Yine de bir takıma değil de kadere yenileceklerini düşünüyorum. Şu an her şey İspanya'nın kazanamayacağına dair işaretlerle dolu yine de kazanırlarsa ayakta alkışlamak yetmez, koltuğun falan üstüne çıkmak gerekir. Hırvatlar da formalarıyla her daim sempatik bir takım olmuştur. İrlanda ile beraber İtalya'yı gözüne kestirmiş durumdalar, gruptan çıkmaları şaşırtmaz. İrlanda ise olur mu olur.

D Grubu ; Yine iki favori, yine onları zorlayacak iki takım. Gerçi ben İngiltere'nin artık büyük takım statüsünden sayılmaması gerektiğini savunsam da basın beni pek dinlemeyecek gibi. Ve Raymond Domenech artık yok, dünyanın en kötü teknik adamı, evet abartmıyorum, bence öyle. Zidane jenerasyonu bittikten sonra bile Fransa 2006, 2008 ve 2010'un en iyi takımıydı, en azından en iyi üçünden biriydi. Artık yeni jenerasyon  ve Blanc var. İspanya'ya kader demiştik, işte onların kaderi Fransa olabilir. Bu arada genelde sıkıcı milli takım formaları yapan Nike artık Adidas'ın iğrenç Fransa formalarından sonra Fransa'ya torpil geçerek hoş bir tasarım yapmış, Fransa açısından her şey yeni anlayacağınız. İsveç ; daimi favorim. Portakallarla beraber, sarı rengiyle turnuvaların en hoş takımlarından. Ukrayna'yı alt edip gruptan çıkabilirlerse C grubundan gelen takıma göre yarı final veya final için umut var az da olsa. Çünkü Fransa ve İngiltere de yenilmeyecek takımlar değil keza İtalya veya Hırvatistan da. Burda taraflı konuşuyorum ki İngiltere'yi hiç sevmem. Capello'dan sonra ne yapacaklar bilinmez ama çok umutlu değiller bu da onları normalden daha fazla favori yapıyor, kupaya uzanmaları ise gerçekten çok zor. Ukrayna ise 2006'daki formda değiller tek avantajları kendi sahalarında oynamaları.

Toparlarsak ; takımlar hakkında geniş bir bilgiye sahip değilim maalesef gözden kaçırdıklarım, basit cümlelerle geçiştirdiklerim için şimdiden özür dilerim, bunu turnuva boyunca takımları izledikçe telafi edebilirim. Grup sonrası eşleşmelere gelirsek ; UEFA'nın bu yaklaşımı çok yanlış, çünkü aynı gruptakiler yarı finalde birbiriyle eşlebiliyorlar, bunun finale kadar olmaması gerekirdi. 2008'de biz neredeyse Portekiz'le yarı finalde yine oynayacaktır, bu turnuvada özellikle B grubundan çıkan takımlar yarı finalde yine birbirleriyle oynaması kuvvetle muhtemel. Bu arada unutmadan A ile B Grubu ve C ile D grubu birbiriyle eşleşecek. Biz de yine son maçlar öncesi hesap kitap işleriyle eğlenecez. Turnuvanın düzenlendiği Polonya ve Ukrayna'daki stadlara da ayrı dikkat kesilecem, hakem performanslarını da yazabilirim bazı bazı. Günlük tutmayı planlıyorum ya da grupların 1, 2 ve 3. maçları, çeyrek final, yarı final ve final diye de ayırabilirim turnuvayı, amirimin deyimiyle bakıcaz. Şimdi benim tahminlerime ve absürd şekilde kategorize edilmiş takımlarıma gelelim, işin en zevkli kısmı da burası..Son olarak bol dramatik anı olan bir turnuva dileğiyle..Esen kalın.

Şampiyon : Almanya
Sürpriz Şampiyon : Fransa, Portekiz, İtalya
En Sürpriz Şampiyon : İsveç, Hırvatistan
En Kötü Takım : Çek Cumhuriyeti
En Sıkıcı Takım : Yunanistan, İtalya
En Heyecan Verici Takım : Almanya, İspanya
Hayal Kırıklığı : İngiltere, İtalya, İspanya
Final : Almanya - Fransa
Olmasa Da Olur : İrlanda, A Grubu
En Şok Edici Takım : İtalya