5 Ekim 2013 Cumartesi

Mütevazi Bir Büyük Tur : Vuelta a España 2013

Vincenzo Nibali eğer turu kazansaydı yazının başlığı da kötünün iyisi türünden bir şeyler olacaktı. İyi ki de olmadı. Ne tarafından bakarsan bak ilginç geçen turu Chris Horner kazandı. Biz de turun genel bir fotoğrafını çekelim dedik.







Vuelta yönetimi 'tutan' dağlık etaplar sonrası bu sene 13 zirve finişiyle rekor kırdı galiba. Öyle ki
dümdüz etapların sonuna bile birkaç km'lik yokuş koyarak etapları farklı hale getirmişler. Zaten sprinterlerin gelmeme nedeni de bu. Yine de turun şöhretleri baya fazlaydı, Giro'dan daha iyiydi en azından. Nibali, Rodriguez, Valverde, Mollema, Ten Dam, Sanchez, Basso, Anton, Scarponi, Horner, Roche, Cancellara, T. Martin, T. Pinout, Uran, Henao.. Bunda Tour için Giro'ya katılmayıp, Tour'da gazı alıp Vuelta'ya gelenlerin etkisi çoktu. Zaten başta Kreuziger olmak üzere Belkin'liler falan patladı.

Daha ilk etaptan Astana etabı kazanarak kırmızı mayonun en büyük adayı olduklarını göstermişlerdi. Astana da diğer GK takımı Sky gibi takım zamana karşıda gayet iyiler, Giro'da da beklenenden iyiydiler. Takım zamana karşıdan sonra Roche, Horner ve Moreno'nun etap galibiyetleri birer hoş seda olarak kalacak zannettik ama öyle olmadı. Roche ve Horner hayatlarının en iyi büyük turunu geçirdiler. GK açısından olmasa da Daniel Moreno da iki etap ve kırmızı mayoyla tip yaptı. Moreno geçen sene bile domestik olarak geldiğinde 5. olarak birçok takım liderini geçmeyi başarmıştı. Sürekli Purito nereye, o oraya. Muhtemelen seneye Purito'nun arkasında Giro, Vuelta yapacaktır. En azından bir büyük turda takım liderliği yapsa fena olmaz. Zaten insanların bu merakı hissedilmiş olacak ki kazandığı bir etap sonrası neden GK adayı olmuyorsun diye sorulunca, Moreno Purito'ya yardım etmekten memnunum dedi. Gerçekten alkışlanacak bir duruş Moreno'dan.







Sprinterler ilk etabını Michael Matthews ile 5. etapta alırken 2013 Vuelta'nın Horner ile en çok hatırlanacak olayı 6. etapta yaşandı. Tony Martin'in tek kişilik kaçışı son 20 km'de yakalanacak gibi görünürken pelotonun gevşemesi ve Martin'in bitmeyen enerjisiyle son 10 km'ye kadar taşındı. Zaten bu seneki Vuelta'da tam anlamıyla bir sprint takımı yoktu, belki Orica. Önde belirli çalışma olmayınca bazen çok ilginç finişler gördük. Tony Martin'in muhteşeme sürüşü de buna eklenince yıllarca unutulmayacak bir anı yaşadık. Pelotondan tek tük kaçışlar da eklenince Martin son km'ye lider olarak girdi. Hem sprintlerin hızı hem de Cancellara'nın da atağıyla son 30 m'de yakalandı Martin. Galiba izlediğim en dramatik finişti. Etabı Saxo Tinkoff'un Danimarkalısı Michael Morkov kazandı. Etap sonunda Spartacus'e baya tepki vardı twitter'da. 7. etabı Eneco şampiyonu formdaki Stybar kazanırken, 8. etabı Leopold König aldı. 9. etapta kırmızı mayo tekrardan Moreno'ya giderken İspanyol ikinci etabını aldı. Asıl GK savaşı sanki 10. etapta başladı. O etapta Horner'in atağı insanları şaşırtsa da yayında Sarper Günsal'ın dediği gibi birçok kişi Nibali'nin Horner'ı bir ara alt edeceğini düşünüyordu. Yeter ki diğer rakiplerini durdurabilsin.







Aslında Nibali'nin dalgalı performansı onun kesinlikle Giro'daki kadar formda olmadığını gösteriyordu. Ne fiziksel ne de zihinsel olarak. Yoksa Fransa yorgunu İspanyollarla veteranları N.Ş.A'da geçmesi gerekiyordu. Zamana karşıda Horner'a attığı fark da olmasa çok önceden kırmızı mayoyu kaybedebilirdi. Bütün bunları değerlendirirken Horner'ın üstün performansını gözardı etmek de ayıp olur. Cadel'e yaşlandı derken ondan 4-5 yaş büyük birisi büyük tur kazandı, üstelik 13 zirve finişli bir büyük turu.

GK haricinde Argos'un 22 yaşındaki Warren Barguil'in iki etap kazanması, 24 yaşında Daniele Ratto'nun herkesin kırıp döküldüğü yağmurlu 14. etabı kazanması da hatırlanacaklar arasına girdi. Bisikletin güzelliklerinden birisi de bu, aynı anda GK savaşı yaşanırken diğer yandan genç bir bisikletçi hayatının en önemli anını yaşıyo. Tur böyle güzel güzel giderken son zamanların en iyi Basso'nun abondane olması çok üzdü herkesi. Turu kazanamasa bile podyum yapabilirdi.







Sky'sız bi büyük tur izlemek de kötü olmadı açıkçası. Biraz da kendi takıntılarına kurban gittiler, takımın lideri Uran olmalıydı. Yine de Kiryienka ile bir etap almayı başardılar. Turun büyük kaybedenleri olmasa da kazananları çok oldu. Özellikle de Thibaut Pinot. Fransa'daki büyük hayal kırıklığının ardından buradaki 7.'lik çok iyi gelmiştir Fransız'a. Birçok etapta GK adaylarına son noktaya kadar direnmeyi başardı. Şartlar biraz daha lehine gelişseydi 5. de olabilirdi. Pinot gibi isimlerin takım dezavantajını da unutmamak gerek. Mesela Saxo-Tinkoff Fransa'da Froome'a karşı zaman kazandıktan sonra, burda  da Pozzovivo ve Pinot'a karşı zaman kazanarak Roche'u rahatlattılar. Yine Majka son hafta podyum için savaşanların bile düzgün domestiği yokken Roche'a yardım ediyordu. Horner'ın da takımdan güçlü bir destek gelmediğini söylemek lazım. Katusha ve Movistar da fena değildi.







Vuelta bisiklet dünyasında algılandığı gibi mütevazi ve sessiz geçti aslında. Yine zaman farkları olarak Tour ve Giro'ya göre çok daha heyecanlıydı. Özellikle Pireneler olmak üzere geçen seneki seyirci kesinlikle yoktu. Bir şeyler eksikti sanki. Bazı günler bir haftalık tur havasını da hissettik. Tarihin en yaşlı büyük tur kazananı, Martin'in efsane kaçışı, Nibali'nin 20. etaptaki atakları derken turu bitirdik. Nibali de 2008'de Contador'un Giro-Vuelta dublesinden sonra, dubleye en çok yaklaşan isim oldu. Köprünün altında akacak çok suyun olmasına rağmen 2014'de kariyerleri, sürüş stilleri ve her şeyiyle birbirine benzemeye başlayan Valverde ve Rodriguez'in çekişmesini izlemek sürpriz olmaz, yakışır. 2014 Ağustos sonu görüşmek üzere...







1 Ekim 2013 Salı

Alt Seriler ve Kevın Magnısın

2013 yılı McLaren için felaket ötesi başladı, öyle de devam etti. Formula 1'e Lewis Hamilton'u armağan eden takımın genç sürücü programı ise takım pistte zor anlar yaşarken adeta şaha kalktı. Geçen sene de dikkatleri üzerine çeken ve Abu Dhabi'deki genç sürücü testlerine katılan Kevin Magnussen ile geçen yılın Eurocup Formula Renault 2.0'u kazanan Stoffel Vandoorne Formula Renault 3.5'a bu yıl damga vurdular. Biz de bu vesileyle hem bu iki sürücüyü hem de genç sürücülerle, alt ve destek serileriyle ilgili konuşalım dedik.





Kevin Magnussen'den başlayalım öncelikle. Danimarkalı eski F1 pilotu Jan Magnussen'in oğlu. Jan Magnussen birçoklarına göre F1'in kaybolup giden önemli yeteneklerinden. Kevin de Formula Ford Danimarka'yı kazanarak kariyerine başlamış. Ülke dışına çıktıktan sonra şampiyonalar kazanamasa da hep ilk üçte yer alabilmiş. Daha da önemlisi bir seride ikinci yıl kalmamış, sürekli diğer serilere atlamış. 2009'da Eurocup 2.0'da ikincilik, 2010'da Almanya F3'de üçüncülük, 2011'de British F3'de ikincilik ve son iki yıldır Formula Renault 3.5'da. Bu bilgileri unutmayın, birazdan işe yarayacak.


Magnussen'lerin büyüğü


Stoffel Vandoorne da Magnussen gibi 92 doğumlu. 2010'da F4 Eurocup 1.6 kazanarak Eurocup 2'ye geçmiş, ilk sezon 5. olmuş, geçen yılda şampiyonayı kazanarak Reno 3.5'a transfer olmuş. Zaten bu şubatta McLaren programına katıldı. Eurocup Formula Renault 2.0 da Formula Renault 3.5 gibi aynı pistlerde dolanıyor Renault Dünya Serisi takviminde. Yani aynı havayı soluyorlar. Bir bakıma bu serinin GP3'ü. Belirtmeden geçmeyelim, Renault'un alt serilere inanılmaz bir desteği var, Fia dua etsin de Renault desteğini çekmesin. Renault Dünya Serisi içinde Eurocup Megane Trophy ve Eurocup Clio serileri de var, bir hafta sonunda dört serinin ikişer yarışları oluyor. Oldukça yoğun bir program ve aralarda da Red Bull F1 araçlarından biriyle ve Renault araçlarıyla gösteriler de oluyor. Unutmadan biletler bedava, belki yolunuz düşer. Belki Türkiye'ye gelir.

Stoffel Vandoorne / Hungaroring


Şimdi, alt serilerle ilgili 2013'den önce çok fazla ilgilenmediğimizi şerhini koyup önemli noktalara gelelim. Öncelikle bir pilotun kaç yaşında hangi seride yarıştığı çok önemli. Kendinden 2 veya 3 yaş büyüklerle kapışan bir gençten şampiyonluk beklemememiz lazım. Diğer önemli faktör de seride kaçıncı yılını geçirdiği. İlk senesinde pek ortalarda görünmeyen bir genç pilot ikinci yıl aynı serinin tozunu attırabilir. Bu iki faktörün etkisini Lewis Hamilton'ın kariyeri üzerinden çok güzel bir örnekle anlatabiliriz. 85'li Hamilton 2004'de F3 serisini beşinci bitirmiş, ilk iki sıradaki isimler 82'li Jamie Green ve Alexandre Premat. Üstelik Green domine etmiş seriyi. O yılın 4.'sü de 85'li Rosberg. Yalnız Rosberg'in de serideki ikinci yılıymış. Hamilton'un başarısı daha net anlaşılıyor. Zaten Hamilton 2005 yılında seriyi 20 yarışta 13 pol, 15 galibiyet alıyor ve bize de diyecek bir şey kalmıyor. 2005'in ikincisi Sutil, Di Grassi 3, Vettel 5, Van der Garde 9, Di Resta 10. Şu an anlamsız görünebilir ama Hamilton Vettel'den 2 yaş büyük.





Lewis Hamilton'ın kariyeri



Bütün bu seriler, yapılan onlarca yarış şu an bizim için sadece istatistik. Bilmediğimiz birçok faktör olabilir. Pilotların çoğu sırf yarışmak için başka ülkelere gidiyorlar. Yeni bir ortam, yeni arkadaşlar, yeni takımlar. 18-19 yaşında hayallerinin peşinde giden bir pilot ister istemez mental olarak çok da güçlü olmuyor. Yanlarında onları zor durumda destek olacak birileri bile olmayabilir. Bazen sayılar yeterli olmayabilir alt serilerdeki pilotların başarısını ölçmek için.


Nico Hulkenberg'in kariyeri



Avrupa F3 serisine geri dönersek, 2006'da Di Resta'nın şu meşhur Vettel'i geçtiğim diye anlattığı sezondu. Vettel'in Formula 1'e girerken ne Hamilton ne de Hulkenberg kadar kariyeri vardı. Hatta kendi ülkesinde düzenlenen Formula BMW dışında şampiyonluğu yok. Bugün ise 4. F1 şampiyonluğuna ulaşmak üzere. Genç pilotları değerlendirmek için bu seriler hayati fakat Vettel gibi örnekler de olabiliyor. Vettel'in Red Bull Akademisi'nde olması da önemli bir avantajıydı. Büyük takımların genç sürücü programlarına girmek pilotları en azından kafaca daha hızlı gelişmelerini sağlayabilir.



Sebastian Vettel'in kariyeri



McLaren programı da Hamilton sonucunu verdikten sonra boş durmamış. Genç sürücü programının iki elemanı Red Bull'un Portekizli'si Antonio Felix Da Costa'yı mağlup etmeyi başardı. Da Costa da sezon genelinde bekleneni veremese de son yarışlarda toparlanmayı başardı, muhtemelen seneye Toro Rosso'da olacaktır. McLaren de 2006'da Hamilton'ın GP2 zaferinden sonra şampiyonu direk F1'e süperlisans kazandıran diğer seri FR 3.5'da bir pilotu şampiyon olacak. Zaten Magnussen Silverstone testlerinden sonra süperlisansa yetecek kadar km. yapmıştı. Süperlisans denince akla gelen diğer isim de 18 yaşındaki Sergey Sirotkin. Rus pilot yaşına göre fena iş çıkartmıyor, aslında bir sene daha seride kalsa hem biraz daha olgun olabilir hem de yetenekleri hakkında daha fazla fikir sahibi olabilirdik. Rus patronları ve babası sırf Sochi için koltuğu zorluyorlar fakat pilotun kariyeri için bu hamle hiç iyi olmayabilir. F1'e yanlış veya erken zamanda girip kaybolan birçok yetenek var, kendileri bilirler, Sirotkin ileride kaybolup giderse üzülenlerin sayısı bir elin parmağını geçmez. Eğer Sirotkin beklentileri karşılarsa duruşuyla yeni Raikkonen de olabilir. Tavırları, hareketleri falan çok soğuktu Hungaroring podyumunda.

FR 3.5'da şu ana kadar 15 yarış yapıldı. Artık son iki yarış Katalunya'da. Geçen sene büyük bir heyecan vardı Sam Bird, Jules Bianchi ve Robin Frijns arasında. Frijns çok tartışmalı bir şekilde şampiyonayı kazandı. Son yarışta Bianchi'ye geçilen Hollandalı Magnussen'e de geçilmemek için savunma yaparken ilginç bir şekilde Bianchi'yi biçti, kendi de yarış dışı kaldı. Hemen akıllara Senna ve Schumacher'in yaşadıkları gelmiştir. 91'li Frijns'ın kendinden daha tecrübeli 89'lu Bianchi ve 87'li Bird'e karşı şampiyonluğu çok değerliydi. O da yarıştığı bütün serilerde Hamilton ve Hulkenberg gibi şampiyon olmuş bi pilot ; 2010 Formula BMW Europe, 20111 Eurocup Formula Renault 2.0, 2012 Formula Renault 3.5. 2012'in üçüncüsü, bu yılın GP2'de şampiyonluk adayı Sam Bird'ün başarısı da biraz da yaşından dolayı anlamsız. 26 yaş bu seriler için fazla.

Bianchi, Frijns, Bird


Magnussen de 2012'de yukarıdakilerin ilk üçte bitirdiği seriyi 7. tamamlamış. Frijns'ın 4 polü varken, Magnussen 3 pol almış. Yarış dışı kalmadığı yarışlarda baya iyi sonuçlar almış. Bu sene ise 15 yarışta 6 polü var. İki yarışta da yağmurdan dolayı zaman turu yapamadı. Seriyi tam anlamıyla domine etti Kevin Magnussen. Üstelik hem geçen yıl geçildiği pilotları geçti, hem de kendisi gibi birçok pilot seride ikinci yılını geçiriyor. Bir ara şampiyonada Vandoorne'un 3 puan gerisine düşse de -tam da Silverstone testlerinden önceydi fakat McLaren acele bir karar vermedi- toparlanmasını bildi. Çoğu yarışı podyumda bitirdi, şu ana kadar 11 podyum. Bir yarışta diskalifiye, iki yarışta çok gerilerden başladı; biri ceza, biri yağmur, bir de Monaco'da 4.'lüğü var. Yalnız en güzel yarışı Hungaroring'deki ilk yarışta 16.'lıktan 2.'liğe yükselişiydi. Tamamen yağmur altındaki yarışta yetişebildiği herkesi geçti, bunların arasında en büyük rakibi Vandoorne ve Sirotkin de vardı. O yarışın yazısına şuradan bakabilirsiniz. Magnussen birçok açıdan Hamilton'ı andırıyor, yağmurda agresif sürüş, tek turdaki saf hız, McLaren altyapısı derken...Vandoorne de ister istemez Alonso'yu.



Magnussen ve Vandoorne



Hem McLaren hem de Red Bull kampı için Hamilton ve Vettel iyi birer örnek olduğu kadar kötü yanları da var. Her genç sürücüden bu iki isme yaklaşmasını beklemek bazen çok ağır gelebilir. Sonuçta Hamilton gibi pilotlar 15-20 yılda bir gelen yetenekler. Algersuari ve Buemi kötü pilotlar değildi mesela fakat Vettel olmak için takım arkadaşını yenmek de yetmiyor, net bir şekilde mağlup edeceksiniz. Akademiden Red Bull koltuğuna yükselen ikinci isim Ricciardo oldu. Vettel'den 5 yıl sonra. Magnussen veya Vandoorne da 5 yıl sonra F1 şampiyonu da olabilirler DTM'de mücadele edebilirler. Serdar Ortaç'ın dediği gibi yüzlerde örnek var. Yine de F1'e bir kala anlamındaki bir şampiyonanın en iyi iki pilotu aynı programdan çıkıyorsa o program tartışmasız başarılıdır. Zaten McLaren ve Red Bull programları diğer takımların baya bir önünde. Hamilton ve Vettel çıkarmak rastgele olacak işler değil.

Denebilecek çok şey daha var belki ama genç sürücülerin işinin her zamankinden daha zor olduğu bir dönemdeyiz. Test yasakları asıl onları vurdu. Uzatılan ilk antrenmanlarında takımların çoğu genç pilotu tercih etmeyebilir deniliyor. Fazladan tek set için genç sürücüler kullanmak zorunda şartı getirilmeli veya başka önlemler. Bu şartlarda yeni Hamiltonlar çıkartmak çok zor. Yakında grid biraz sponsoru olan biraz yeteneği olan orta sınıf pilotlarla dolacak. Hamilton ve Vettel test yasağının olmadığı zamanın ürünleriydi. Vettel'le aynı yaşta ve onunla alt serilerde mücadele eden Hulkenberg ise test yasağının olduğu şimdiki zamanların ürünü. Hulk'un kariyerinde başka faktörler etkili olsa da koltuğa ilk oturduğunda Barrichello'ya mağlup olmuştu. Şimdiki seviyeye gelmesi 4 yılı buldu. Testler olsa belki 2010'da Barrichello'yu mağlup edebilir, daha erken olgunlaşabilirdi.

Velhasıl kelam, bekleyip göreceğiz...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Formula Renault 3.5 Hungaroring 1. Yarış - Magnussen Yağmurda Hamilton'laştı

Formula Renault 3.5'da 6 haftalık çok uzun bir aradan sonra yapılan bir sıralamada her şey birbirine girdi. İkide bir kalkan kırmızı bayraklardan dolayı bazı pilotlar temiz tur atamadı. Sonunda Negrao ilk polünü alırken, aynı takımdan Nico Müller ikinci oldu. Aleshin 3, Da Costa 4, Stevens 5, Sirotkin 6, Vandoorne 11, Magnussen 16, Carlos Saniz Jr. da 25. sıradan yarışa başladı.

1Andre NegraoInternational Draco Racing2:04.49211
2Nico MullerInternational Draco Racing2:05.8251.33312
3Mikhail AleshinTech 1 Racing2:06.0591.56713
4Antonio Felix da CostaArden Caterham2:07.1642.67213
5Will StevensP1 by Strakka Racing2:07.1642.67212
6Sergey SirotkinISR2:07.3652.87311
7Marlon StockingerLotus2:07.9703.47810
8Pietro FantinArden Caterham2:08.6034.11113
9Nigel MelkerTech 1 Racing2:09.6565.16413
10Matias LaineP1 by Strakka Racing2:10.6696.17712
11Stoffel VandoorneFortec Motorsports2:10.7166.22413
12Oliver WebbFortec Motorsports2:10.9016.40912
13Daniil MoveSMP Racing by Comtec2:10.9046.41210
14Christopher ZanellaISR2:10.9926.5009
15Yann CunhaAV Formula2:11.3356.84312
Kevin MagnussenDAMS2:13.4858.99312
Carlos HuertasCarlin2:14.2639.77112
Nikolay MartsenkoPons Racing2:14.74110.24911
Lucas ForestiSMP Racing by Comtec2:17.49913.00710
Marco SorensenLotus2:25.76021.26812
Jazeman JaafarCarlinNo time12
Norman NatoDAMSNo time12
William BullerZeta CorseNo time12
Carlos SainzZeta CorseNo time12
Zoel AmbergPons RacingNo time12
Arthur PicAV FormulaNo time12

Güvenlik aracının arkasında başlayan yarış birkaç tur sonra Megan'ın içeri girmesiyle çok hızlı başladı. Önde Negrao ve Muller rahat giderken ilk turda Aleshin ve Da Costa temasından sonra Da Costa yarışı bırakmak zorunda kaldı. Ardı ardına birçok hatadan sonra sıralama çok hızlı değişti. Magnussen'in güvenlik aracının ilk ya da ikinci turun ardından 9. sırada görmek müthişti. Vandoorne da 7. idi o sırada. Magnussen hızlı yükselişini sürdürdü ve Vandoorne'un arkasına kolayca geldi. Yarışın son kısımları hariç sıralama çok çabuk değişiyordu. 

Soldan sağa : Magnussen ve Vandoorne





Öndeki ikili arkadakilerle farkı artırırken orta sıralar fena karışmıştı. Sürekli spinler, geçişler. Magnussen Vandoorne'u da zorlanmadan geçerek N. Melker'in arkasına kadar geldi. Onun arkasında 3-4 tur önemli bir baskı uyguladı ama Melker kolay lokma değildi. Yine de son sektörde uyguladığı baskıyla Melker'i de geçti. Magnussen'in yerini tekrar kaptırmamak için sert savunma yapması Vandoorne'a yaradı, o da Melker'i geçti. O noktadan sonra ikili yükselişlerine devam etti. F1'de de sık gördüğümüz gibi geçilen pilot momentumunu kaybedince bazen birden fazla yer kaybetti. Vandoorne da biraz bundan yararlandı. Magnussen tam anlamıyla Hamilton gibi sürdü yağmurda. 16. sıradan 2. sıraya kadar yükseldi, tartışmasız gridin en agresif ismiydi, şampiyonadaki rakipleri dahil herkesi geçmeyi başardı. Vandoorne'a karşı psikolojik üstünlüğü de ele geçirmiş oldu. Belçikalı rakibine puan kaybetmese de 11. sıradan 4.'lüğe kadar yükseldi, hata yapmadı.



Magnussen ve Müller dışında yarışın yıldızı Carlos Sainz Jr.'dı. Son sıradan yükseldi, çok agresifti. Bu noktadan sonra Da Costa'nın bir adım önünde gibi. Daha bir yarış oldu ama Da Costa bu yıl çok hata yaptı. Sainz Jr. sene sonuna kadar Formula Renault'da olacaktır, yarış da kazanabilir. Sirotkin de  fena bir yarış çıkartmayarak 3. oldu ve podyuma çıktı. Vandoorne'u son turlarda arkasında tuttu, yaşına göre hiç fena iş çıkartmıyor. Podyumdaki soğuk duruşu da ister istemez Raikkonen'i hatırlatıyor. 

Nico Muller








Muller de Monaco'dan sonra 2. zaferi kazandı. Farkı zaten açmışlardı Negrao ile, Muller Brezilyalı'yı 
geçtikten sonra da durmadı. Magnussen 2.'liğe yükseldikten sonra fark zaten 27 sn. idi. Yarış da öyle bitti zaten. Bu arada alt serileri ve oralardaki genç yetenekleri takip etmek için şu site birebir. 


1Nico MullerInternational Draco Racing22 laps in 47:59.721
2Kevin MagnussenDAMS+26.200
3Sergey SirotkinISR+30.078
4Stoffel VandoorneFortec Motorsports+31.265
5Mikhail AleshinTech 1 Racing+34.482
6Nigel MelkerTech 1 Racing+37.447
7Carlos SainzZeta Corse+38.828
8Will StevensP1 by Strakka Racing+50.125
9Arthur PicAV Formula+51.440
10Matias LaineP1 by Strakka Racing+58.962

Şampiyonada Son Durum

1. K. Magnussen 181 
2. S. Vandoorne 148 
3. N. Melker 108
4. W. Stevens 105
5. N. Muller 102
6. Felix Da Costa 95

13 Eylül 2013 Cuma

Taht Oyunları

Geçen yıl Hamilton'ın McLaren'den Mercedes'e geçişi, bu yıl da Webber'in emeklilik kararı bütün gridi birbirini katacağı düşünülüyordu. Nispeten de öyle oldu. Fakat özellikle Webber'in emekliliği domino etkisi yapmadı, onun yerine Ricciardo geldi, Toro Rosso'dan boşalan koltuğa da yine Red Bull'un programdan bi eleman gelecek. Madem önce Red Bull dedik, buradan başlayalım isterseniz.

Ricciardo RBR'ye gelince onlarca 2. pilot esprisi yapıldı. Bi tane de biz yapmayacağız. Yani insanların zihninde oldukça kötü bir Red Bull algısı var. Red Bull'un iki zıt uçtaki Ferrari ile McLaren arasında kalan politikası 2010'dan beri çok konuşuluyor. İstanbulparkt'tan beri aslında. RBR ne tam anlamıyla birinci pilot uyguluyor ne de tam anlamıyla eşitlik politikası. Bunda Webber'in kendine has yapısı çok önemli. Webber Red Bull ailesi içinde yetişmedi. Vettel de bildiğiniz gibi has eleman. Red Bull'un Ferrari gibi ölümcül olmayan lider pilot uygulaması onlara 2010 ve 2012'de şampiyonluklar getirdi. Çok ince bir denge var aslında. Webber özellikle bu iki yılda Vettel'le sonuna kadar savaşmış, bi yerden sonra da mağlup olmuştu. Zaten takım içindeki yalnızlığı ve 2010'da son yarışta kaybedilen şampiyonluk takım arkadaşına göre feci bir 2011 sezonu geçirmesine neden oldu. Fakat Ferrari'deki gibi sert olmayan politikası sayesinde Webber ezilmemiş ve 2012'de yine önemli bir çıkış yakalamıştır. Bu sezon da yine kötü olmasa da 2011'i hatırlatıyor. Red Bull'un Webber'e yaptıklarını diğer Avustralya'lıya neden yapamayacağını veya neden yapmayacağına gelelim.


Ricciardo ve Vergne 2008 Yılında Renault Dünya Serisi'nde



Öncelikle Ricciardo Webber gibi üvey evlat değil. O da Vettel gibi bu ailede yetişti. Vur ensesine al lokmayı yok. Aslında Webber de RBR'den çekip giderdi ama kariyerinin sonuna gelmişti ve orta sıra takımı bulmak yerine kazanan bir araçta olmak çok daha cazip gelmiş olmalı, yoksa Webber'i hepimiz biliyoruz. Ayrıca Ricciardo bir kanadının Vettel'e takılması veya Multi21 olayı yaşadığında takımı ona haksızlık ederse çekip gidebileceği yerler olabilir. Kendisini Vettel'e karşı kanıtlamış biri olarak gridde birçok takım ona kancayı atabilir, yani RBR'ye muhtaç değil tam anlamıyla. Vettel'in 2015'de bitecek anlaşmasıyla Ricciardo göstereceği performansla yeni Vettel olabilir. Takım birçok yönden Ricciardo'ya daha iyi davranmalı, yoksa Ricciardo vakası birçok açıdan Webber vakasına benzemeyebilir. Kardeş takımdaki boşluğa gelirsek, Vergne'in koltuğu sağlam gibi gözüküyor. Yanına gelmesi en muhtemel isim Felix Da Costa ise hem iyi görünmüyor hem de McLaren'in elemanlarının (Magnussen, Vandoorne) gerisinde görünüyor. Dr. Helmut Marko Felipe Nasr'ı da eledi, Daniil Kyvat için de F1 erken. Aynı şekilde Carlos Sainz Jr. için de, yine de sezonun geri kalanında Formula Renault'da da göstereceği performansla koltuğa göz kırpabilir genç İspanyol. Keşke Frijns'ı düşünse Red Bull kampı ama Marko'nun o malum sözlerden sonra Hollandalı'yı düşünür mü, çok zor.

Sezon boyunca Lotus ve Red Bull arasında gidip gelen Raikkonen sonunda Ferrari ile anlaştı. Ferrari 50 yıl sonra yine iki şampiyon pilotla yarışacak. Normalde bir çok hızlı pilotunun yanına, bırak şampiyonu onun ayarında bir pilot dahi almayan Ferrari herkesi şaşırttı. Herkeste aynı soru ; şimdi ne olacak ? Sorunun cevabını Alonso'da aramak gerekiyor ? Takıma ne kadar kızgın veya yaptığından pişman mı ? Dediği laflardan. Çünkü Raikkonen'in takıma alınması Alonso'dan bağımsız değil. Daha geçen sene 2. pilot için Alonso'ya danışıyoruz denmişti, bu sene Raikkonen'i aldılar. Alonso'ya danışılmadığı kesin. Üstelik Raikkonen'in anlaşması 2 yıllık. Belki de anlaşmanın yapılmasından bile önemli. Bilindiği gibi Alonso'nun sözleşmesi 2016 sonu, Vettel'in ve Raikkonen'in de 2015 sonu bitiyor. Yani artık istediği gibi takımda lider pilot olmayabilir. İlk başta danışılan pilot olmayabilir. Bu da Alonso'nun 2016 öncesinde takımdan ayrılmak isteyebileceği ihtimalini doğurabilir. Evet çok kolay bir ihtimal değil, zor da değil. Eddie Jordan McLaren'le Alonso'nun görüştüğünü yazdı 2015 için, Button da çıtlattı basına, arada kaynadı. McLaren ve Alonso yanyana eğri durabilir fakat McLaren'in şu anki kadrodan memnuniyetsizliği ve Alonso'nun huzursuzluğu çok şiddetli boşanan iki tarafı birbirine yakınlaştırmışa benziyor. Formula 1'de asla asla demeyeceksiniz. (Kimi Ferrari dedikoduları yayılmaya başladıkça Alonso'nun 2015 için McLaren'i düşünebileceğini Eddie'den önce söylemişliğimiz vardır, ehem ehem).





McLaren'de Button'ın sözleşmesi daha uzatılmadı. Muhtemelen uzatılacaktır, böylesine zor bir senede Button hemen hemen her yarışta bir şeyler deneyerek daha çok puan almaya çalıştı, fena da iş çıkartmadı. Perez keza öyle. Her ne kadar McLaren'in pilot kadrosuna burun kıvrılsa da kötü değillerdi kesinlikle. Perez şu an sadece 18 puan toplamış olsa da sıralamalarda sadece 7-5 geride. Ve kesinlikle kolay lokma değil, zamanında Coulthard'ın Hakkinen'e, Kovalainen'in Hamilton'a yapamadığı yardımı Perez Button'a yapabilirdi. Üstelik daha 23 yaşında. Genç yetenek Ricciardo ise 24. Sponsor desteğiyle de 2-3 sene daha McLaren'de yarışabilir. McLaren de muhtemelen 2014 sonunda Button'la yolları ayırabilir. Button'ın son zamanlardaki sözleşme şikayeti, hatta McLaren Alonso ile ilgileniyor demesi boşuna değil. Özetle McLaren'in aracı en büyük sorun olsa da özellikle Ferrari ve Mercedes'in yanında pilot kadrosu da çok güçlü durmuyor.


S. Vandoorne ve K. Magnussen



Madem taht oyunlarından bahsediyoruz McLaren'in genç yeteneklerine de gelelim. Şu an Formula Renault 3.5'da şampiyonluğa oynayan iki pilot da McLaren Genç Sürücü Programı'nda, Kevin Magnussen ve Stoffel Vandoorne. Eski F1 pilot Jan Magnussen'in oğlu Kevin'e McLaren koltuk da arıyor. En uygun koltuk da Marussia gibi görünüyor. McLaren ve Marussia'nın ortaklığı Magnussen için bir avantaj. Ayrıca Magnussen'in Jack&Jones'u da var. Muhtemelen Chilton'ı ekarte etmeye çalışacaklardır. 2014'de koltuk bulabilecek başka bir genç de Felipe Nasr. Brezilyalı'nın sağlam sponsorları var. O da herhangi bir boşlukta en büyük adaylardan. McLaren'in 2014'de de aynı dizilişe sahip olması yüksek ihtimal. 2015 ve sonrası için Vettel veya Hulkenberg'e yönelebilirler.

Lotus ise daha bugün Di Resta, Massa ve Hulkenberg gibi bir pilot havuzuyla ilgilendiklerini açıkladılar. Lotus'un hiç düşünmeden Hulkenberg ile en az 2 yıllık bir anlaşma yapması herhalde en mantıklı seçim. Nico da bu teklifi reddetmeyecektir çünkü diğer dört takımın kadrosu bir süre boşalmayacak gibi. Lotus da yarış kazanabilen bir takım. Grosjean ve Hulkenberg de kulağa fena gelmiyor. Ferrari'den ayrılan Massa içinse Force India ve Sauber seçenekleri göze çarpıyor. Brezilyalı muhtemelen bulabileceği sponsorlarla bu iki takımdan birisine geçebilir. Sauber'de Sirotkin'in yanında Gutierrez'in geleceği soru işareti. Performansı hiç yeterli değil, Telmex'in vereceği paraya bağlı olarak koltuğunu koruyabilir. Force India da halinden memnun gibi. Zaten onlar eğer kadroyu değiştirirse geleneksel biçimde üçüncü pilotlarını getiriyorlar, James Calado yani. Massa'nın geleceği şu an çok açık, ne desek boş kıvamında.



Force India yine son dakikaya kadar bekler pilotlarını açıklamak için, Sauber paraya bakar, Toro Rosso malum, beklemede. Caterham iki sponsorlu pilotuyla devam eder, Marussia'yı da söyledik. Eğer Chilton giderse muhtemel bir Bianchi-Magnussen çekişmesi de güzel olabilir, biri Ferrari'li bir McLaren'li. Yine de Bianchi 89, Magnussen 92'li, 3 yaş genç pilotlar için çok önemli, hele de alt serilerde. Ferrari genç sürücü programı için de çok naz yapıyor, Bianchi Chilton'ı ezdi geçti bu sezon, en azından daha üst bir takıma geçmesi için zorlamalılar. Son dört senenin şampiyonu Red Bull Ricciardo'yu getirdiyse Ferrari neden getirmesin. Aynı şekilde Hamilton Ferrari programında yetişseydi ne olurdu acaba diye de düşünmekten edemiyor.

Her sene olduğu gibi 2014'de de büyük bir merakla izleyeceğimiz mücadeleler şimdiden hazır ; Alonso-Raikkonen, Vettel-Ricciardo. Daha yenileri de eklenecektir bu listeye. Bakalım sene sonunda tahta kim çıkacak..






11 Eylül 2013 Çarşamba

Fransa Bisiklet Turu - Kim Kazandı, Kim Kaybetti ?

Evet ilk yazının ardından neredeyse 1 ay geçti, Vuelta'nın son haftasına girerken ben Fransa Bisiklet Turu'nun ikinci yazısını yazmaya oturdum. O yüzden sadece kazananlar ve kaybedenler şeklinde ufak bi karalama olacak, hoşgörün. Bu formatı ayrıdan düşünüyordum ama artık sadece bu formattan ibaret bi yazı olacak.

Kazananlar 

Chris Froome : Anlatmaya gerek yok sanırım. Yaşı 28.



Nairo Quintana : Takım lideri olarak gelmediği turda podyumun ikinci basamağındaydı. Belki ondan da önemlisi uzun yıllar onu Fransa topraklarında görcez. Yaşı 23.

Joaquim Rodriguez : Rodriguez için bu podyum çok değerli. Çünkü El Purito Tour'a katılmak için hem Giro'ya katılmadı hem de Vuelta'yı riske attı. Tour'un 100. yılında da değdi.

Jakob Fuglsang : Astana'nın takım lideri olacak dendiğinde ''Kim lan bu!'' tepkisi vermeme neden olmuştu. Neredeyse bütün turu domestiksiz bitirdi. Daniel Martin'le kaçtıkları etapta inişte İrlandalı'yı da çekmişti. Bi etap galibiyeti hak etti. GK'da 7.'lik hiç fena değil.

Dan Martin : Bir klasiğin yanına bir de Tour'da etap ekledi. Artık vitesi daha yükseltme zamanı.

Michal Kwiatkowski : Zaten bütün klasiklerde ön plandaydı, klasikçi, zamana karşıcı, tırmanışçı. Hepsinden biraz biraz var. Bi karar verirse geleceği daha aydınlık olabilir. Tour boyunca onla Quintana'nın uzun yıllar boyunca efsanevi bir mücadeleye girişeceğini hayal ettim.

Jan Bakelants : Yakıştı etap ve sarı mayo.

Orica-Green Edge : İlk etaptaki otobüs zaferi, sonra Simon Gerrans'ın sarı mayosu ve takım zamana karşıda alınan galibiyet. İki farklı isimle sarı mayo.

Argos Shimano : Kittel'in aldığı galibiyetlerde sadece onun değil, takımının becerisini de unutmamak gerek. Argos sprint finişlerinde en derli toplu takımdı.

Marcel Kittel : Neredeyse N.Ş.A'da geçmesi imkansız denilen Cavendish'i mağlup etti. Paris etabı tuzu biberi oldu. Bu Kittel bir harika dostum.

Daniel Navarro : İlk 15-20 civarında dolaşan Daniel Navarro son günlerdeki formuyla Tour'u 9. kapattı. Tabloya bakmasak kimsenin fark edeceği yok.

Roman Kreuziger : Contador'u beklemese podyuma çıkabilirdi. Baş domestik olarak çok iyiydi. Sky'ın baş domestiği Porte'u geçtiğini de unutmayalım.

Belkinli'ler : Bu sefer Gesink değil de Mollema'yı lider seçen Belkin yanılmadı. 2. Bireysel Zamana Karşı'ya kadar da 2 ve 4. sıradaydılar. Yine de Mollema 6. bitirerek kendini gösterdi. Ten Dam da gayet iyiydi. Gesink kara kara düşünsün.

Andy Schleck gibi bazı isimleri kazananlar listesine veya ne kazanan ne kaybeden listeleri de oluşturmak mümkün.

Kaybedenler

Alberto Contador : Tartışmasız en büyük kaybeden. Formundan çok uzaktaydı. Bir şeyi netleştirelim, meşhur doping davasıdır 2010 Tour'dur falan filan sevilmeyebilir ama bu form düzeyi çok başka bir şey. Yani 2012 Vuelta'dan bile çok uzaktı. Orada bile yeterince iyi değil deniyordu. Zaten Fransa öncesi sinyaller de vermişti. 2012 Vuelta kadar formu olsa bile yine yenemezdi Froome'u. Hiçbir dağlık etapta atak yapamadı, hep geride kaldı. Son hafta biraz toparlanır gibi oldu fakar Purito ve Quintana çok daha iyi durumdaydı. O da form düzeyini anlamış olacak ki Vuelta'yı hiç düşünmedi bile. Contador kaybetse de en ufak bi yerde zaman kazanmaya çalıştı, inişlerde zorladı. Bir şampiyon gibi kaybetti. O zaman bir şampiyonun kalbini asla küçümsememek lazım, seneye çok çok daha güçlü döneceğine eminim.



BMC Tayfası : Tejay Van Garderen başta olmak üzere BMC kabus gibi bir tur geçirdi. Ne GK'da bir şey yapabildiler ne de Gilbert'e yardım ettiler. Aslında hayal kırıklığına Gilbert'i beklemek yanlış olabilir. Hem Eneco'da hem Vuelta'da sürekli etapları kokladı, üstelik yine takımdan yardım almadan. Hadi Cadel bu yaşta Giro'nun yorgunluğunu çekiyor, Tejay bütün tırmanışlarda geride kaldı. Birçok kişinin sürpriz adayıydı. Cadel de yorgundu falan filan da hiçbir varlık gösteremedi. BMC büyük bir hayal kırıklığıydı. İlginçtir Tour'dan sonra üst üste etaplar kazanmaya başladılar.

Europcar Tayfası : Hem Rolland hem Voeckler beklenenin altında kaldı. Rolland mayo sevdasına kaçtı durdu etaplarda, GK'da da bir şey yapamadı. Voeckler önceki iki senenin çok uzağındaydı.

Daha çok kaybeden ve kazanan çıkartabilirsiniz ama bunlarla idare edin artıkın, özür dileyerek diğer bisiklet yazılarında görüşmek üzere diyelim.


10 Eylül 2013 Salı

Benim Olimpiyatlarım - İstanbul 2020

Olimpiyatlarla dolu bir hafta sonunu 2020 Olimpiyat Oyunlarını Tokyo'ya kaptırarak büyük bir hayal kırıklığıyla bitirdik. Kimileri üzüldü, kimileri sevindi. Ben de arada kaldım açıkçası. Yazıda da oyunları neden alamadığımız değil, benim açımdan 2020 Olimpiyatı ve biraz da ülkedeki atmosferden bahsedeceğim. Adam akıllı Olimpiyat sürecini takip eden ve konuya oldukça hakim olan birinden ne oldu, ne bitti öğrenmek istiyorsanız şu ve bu adrese mutlaka bakın.

Önce ''ben neden istemiyorum''a gelmek istiyorum. Türkiye'de maalesef spor, biraz tesis inşaatı haline gelmeye başladı. Ak Parti geldiğinden beri birçok önemli organizasyon yaptık, hepsi de çok iyi organizasyonlardı. Sadece organizasyonlar değil, Şampiyonlar Ligi, Formula 1, Moto GP gibi her sene yapılan organizasyonlar da düzenledik. Özellikle 2013'de yapılan Akdeniz Oyunları ve FIFA U-20 Dünya Kupası'nda gördüğümüz gibi organizasyonları süper yaptık ta seyirci olarak çok geride kaldık. Özetle iyi bir spor ülkesi olmaktan çok uzağız, sporu sadece futboldan ibaret görüyoruz, maalesef ki görmeye de devam edeceğiz gibi. Bu konuda Olimpiyatları diğer iki şehir kadar hak ettiğimizi düşünmüyorum.





İyi bir spor ülkesi olmak için de en iyi ilaç Olimpiyatlar. Yani sporu ülkesi değiliz ama Olimpiyat bunun için en büyük fırsat diyenler de haklı. Benim de son zamanlardaki görüşümü biraz bu değiştirdi. Evet çevresel endişelerim var ama Olimpiyat da olmasa nasıl o hayalini kurduğumuz spor ülkesi olacağız. Çevresel demişken çevreye gelelim. Benim de karşı çıktığım asıl konu da buydu. Son yıllarda çılgınlaşan inşaat hareketimiz malum. 3. Köprüye karşı olalım veya olmayalım İstanbul'un kuzeyinden geçecek otobanın o bölgede bir imarlaşma hareketine imkan sağlayacağını hepimiz biliyoruz. Olimpiyatları da alsaydık İstanbul'un son kalan bakir alanları ve ormanları da iyice tehlikeye düşecekti. Gerçi 3. havaalanı ile beraber bu bölgenin durumu Olimpiyatlar olmasa da garanti değil. Evet biliyorum Gezi'den başlayarak 3. köprü veya havaalanı dahil birçok konuda herkesin mevzisi sağlam, siperler alınmış durumda. Sürekli ülkedeki spor ortamının yavanlığından şikayet etmiş, hatta yeterince futbol yazısı var diye kaç kere bloga futbol yazısı yazmamak için kendini tutmuş biri olarak neden olimpiyatları istemediğimi anlatmak zorunda hissettim. Benim için temel konular inşaat ve çevreydi. Olimpiyatları alsaydık çevre için her geçen gün daha tehlikeli olmaya başlayan inşaat projelerine itirazlar hiç dinlenmemeye başlanabilirdi, gerçi durum şimdi de iyi değil ama..

Spora siyaset bulaştırmaya devam edelim. Türkiye ve Brezilya'daki hareketler Olimpiyat Komitesi'ni düşündürdüğü kesin. Burda bir şeyleri netleştirelim, Gezi Parkı Hareketi'nden çok Brezilya'daki halk hareketinin bize büyük etkisi oldu. Gezi eninde sonunda bir çevre hareketiydi, İstanbul'un göbeğinde son kalan yeşil alanlardan biriydi Gezi Parkı. Her ne kadar olaylar diğer illerde başladıysa da Gezi'yi böyle anlatmak mümkün. Fakat Brezilya'da olan şey ''bizim paramızı sen neden Dünya Kupası ve Olimpiyat'a harcıyorsun''du. Bu OIC için normal protestolardan daha tehlikeli. Bunun üzerine Brezilya gibi ekonomisi gelişmekte olan Türkiye'nin yüksek bütçe ile organizasyona talip olması soru işaretlerini beraberinde getirdi. Ya Türkiye'de de olursa ? Böylelikle Tokyo hazır projeleri ile bir adım öne geçti. 3-4 ay öncesine gidelim, yani hem Gezi hem de Brezilya'daki olayların öncesine.





Olimpiyat Komitesi Türkiye'yi gezdiği zaman, ortam Türkiye'nin lehineydi, Madrid ilk elenecek aday gibi duruyordu ve Tokyo da heyecan vermiyordu. Rio'ya 2016'nın verilmesi boşuna değildi. Dünya genelinde düzenlenen spor organizasyonlarında Türkiye, Rusya, Brezilya, Güney Kore gibi gelişen ülkelerin ne kadar öne çıkmaya başladığını görüyüruz. Bu da dünyada değişen ekonomik ve siyasal tablodan bağımsız değil. İstanbul'un adaylığı da bu rüzgarın bir parçasıydı. 2018 ve 2022 Dünya Kupası da Rusya ve Katar'da olacağını hatırlatalım. Tokyo ve Madrid İstanbul'un yanında pek eski duruyordu. Peki hükümet bunu tersine çevirebilir miydi ? Aslında Gezi'de polis şiddeti olmasa ve olaylar yumuşak şekilde devam etseydi protestoları lehimize bile çevirebilirdik. Onlara '' dünyanın her tarafında bu tür protestolar olabilir ama biz gördüğünüz gibi hiçbir sorun yaşamadan medenice protestolara yaklaştık, Rio'da olanların bizde olma ihtimali yok. '' falan filan diyerek işin içinden çok iyi çıkabilirdik. Biliyorum hayal bile değil bunlar, bi diyeyim dedim. Ayrıca Başbakan'ın ve Türkiye'nin son aylardaki bozulan imajının oyunları kaybetmemizdeki etkisi yadısanamaz.

Yine bu hükümet zamanında Olimpiyatlara bu kadar yaklaştık. Eleştiriyi de övgüyü de doğru yerden ve olabildiğince ideolojik olmayanından yapmak lazım. Ne hükümetin başarısını ne de son aylardaki yapılan hataları görmezden gelelim. Türkiye'de 2002'den beri hükümet be yapsa karşı çıkan bir kitle var, eyvallah. Fakat insanların bu denli Olimpiyat'a karşı çıkmasında Erdoğan'ın her geçen gün sertleşen dilini unutmamak gerek. Gezi'den beri neredeyse her konuştuğunda 'bunlar' diye sesleniyor. Günlerce biber gazı yemiş, hatta şiddet görmüş, her gün 'bunlardan iyi biliriz' diye nitelenen biri elbette ki Olimpiyatlara karşı çıkacak.

Bunların dışında İstanbul tanıtımında kullanılan şu Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlamak sloganı da epeyce sıktı. Biraz da kolaya kaçmak oluyor. Üstelik spora dair net bir vurgu da yok. Zaten tanıtım videosu da öyle, ne Madrid ne İstanbul Tokyo kadar spor vurgulu bir video çekememiş. Şehir yapısı ne kadar önemli olsa da sonuçta bir spor organizasyonuna talipsiniz. Cepten yiyoruz, yani İstanbul'un tarihi ve coğrafyasından gelen güzelliği var, üzerine bir şey koyamamışız hatta her geçen gün mahvediyoruz. Ayrıca vitrine çıkaracağımız bir sporcumuz olsaydı da işler biraz değişebilirdi. Bi Fabian Cancellara (niye onu örnek verdim bilmiyorum), bi Andy Murray falan Türk olsaydı biraz daha kolay ikna edebilirdik üyeleri. Paylaştığım yazıdaki şeyi çalarak söylüyorum, Türkiye'ninki biraz eski tip bi adaylıktı, paramız var ve tesisleri yapabiliriz diyordu. Şu anda hiç kimsenin bu tesisleri yapacağımızından şüphesi yok fakat her şeyin değiştiği gibi spordaki algılar ve trendler de değişiyor. Dev stadlar yerine her noktasında spor yapılabilen şehirler yapmak daha güzel ve kabul gören bir durum artık. Mesela şehirlerdeki bisiklet yolları ile buna başlayabiliriz, hemen de kendimize pay çıkartalım.





Klişe laflarla bitirecem mazur görün ; Evet, Ak Parti hükümetinin spor tesisleri ve organizasyonu yapmakta çok iyi ama Olimpiyat ruhu bundan çok daha fazlasını gerektiriyor. Sadece hükümet değil, özellikle medya olarak spor ülkesi olmaktan çok uzağız. Hayatında üç büyükler dışında spor konuşmamış 'spor yazarları' bütün hafta boyunca bize Olimpiyat ruhundan bahsettiler. Olimpiyatlar olmasa bile, Atletizm, Yüzme, Bisiklet gibi dallarda dünya şampiyonaları almak için uğraşmalıyız. Atletizm'in Olimpiyatlar için ne kadar önemli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Bisiklet'i de kendim için istiyorum, o kadar olsun. Formula 1'i de unutmayak. Çook derin bir konu ama spor algımızda çook büyük sorunlar var, spor ülkesi olmak istiyorsak önce bunu halletmeliyiz. Hadi bana güle güle..