7 Haziran 2012 Perşembe

Ferrari'nin Ütopyası

Kırmızı ağırlıklı bir yazı olacak..
Ferrari'nin ütopyasına yani 2.pilot politikasını üzerine kafa yormuşluğum az değildir. Çıkış noktam ise F. Massa oldu. Massa'nın özellikle 2011'den itibaren yaşadıklarıyla şekillenen bu düşünceyi Ferrari'nin 2. pilot politikasının günümüz Formula 1'inde ütopyaya benzetmeye başladım. Şimdi geriye salalım, 2006'ya Schumacher - Massa ikilisine.

Aslında 99'a saradabiliriz kasedi, ne alaka diyeceksiniz. 99'un son yarışında M.Hakkinen'in şampiyonluğu için yarışı kazanması gerekiyordu ve yarışa ikinci sıradan başlıyordu, İngiltere'de kaza yaparak birçok yarışı ve şampiyonluk şansını kaçırmış Schumi'nin arkasında. Startta zorlanmadan Schumi'yi geçmiş ve yarışı kazanarak şampiyon olmuştu, Irvine da üçüncü olarak şampiyonluğu iki puanla kaybediyordu (İkinciliği bir anlam ifade etmiyordu Hakkinen'in kazanmasıyla). O zaman NTV'de yarışı anlatan Okay Karacan ilginç şekilde Schumi'nin yıllar sonra bu yarışla ilgili yapacağı itiraflar olabileceğini söyleyip durmuştu (yoksa bir iki kere mi söyledi, tam hatırlamıyorum). Açıkçası konumuzla direkt bir alakası yok ama aklıma gelmişken yazayım dedim, F1'de yok yoktur. Kimseyi zan altında bırakmak istemem, zaten F1 dünyasının beni ipleyeceğini de zannetmiyorum. Demek istediğim klişelerle zaman kaybetmeyelim -öyle demek istememiştim cart curt- blog yazısı yazıyoruz, köşe yazısı falan değil.

Massa İstanbulpark'da ilk galibiyetini omuzlarda kutluyor.

2006'da ise Kırmızılarda tam 7 şampiyonlu M.Schumacher ve çiçeği burnunda bir Ferrarili F. Massa vardı. İşte bu pilotlar Ferrari'nin ütopyasını gerçekleştirebilecek ikiliydi. M. Schumacher hızlı aracıyla en önde, Massa ise hem onu zorlayamayacak ama ardından gelen takımın hızlı isimden de hızlı olabilecek kapasitede bir pilottu. Çok çok ince bir denge. McLaren'in Kimi'yi 2005 yılında şampiyon yapamamasında mekanik arızalarının yanında Montoya'nın bu rolü yerine getirememesinin de etkisi vardı (Zaten Montoya da o tarz pilot değil). Türkiye'deki ilk yarışın sonlarında Montoya 2. giderken son turlarda yerini Alonso'ya yerini kaptırması McLaren taraftarlarına 'Biz neyle uğraşıyoruz arkadaş' tepkisi verdirtmiş muhtemelen. İtalyanlara dönersek, 2006 yılında Schumacher'in 26 puandan geri dönüşünde Massa'nın da katkısı önemliydi.

                                                           1999 Japonya GP Startı

2006 yılındaki bu uyumun önemli bir sebebi belki de M. Schumacher'in kariyerinin sonunda olmasıydı. Kim gelirse gelsin Ferrari'de Schumacher'in yerini tartışamazdı yani biri Ferrari'ye geldiğinde ikinci pilot görevini de bir nevi kabul etmiş oluyordu.-Benim şu kısa spor tarihimde en çekindiğim rakiplerdi; Schumacher'li Ferrari ve Del Bosquet'li Real Madrid, aman Allah'ım- Massa ilk sezonunda fena bir iş çıkarmamış, Türkiye ve Brezilya'daki pol ve galibiyetleri gelecek için iyi işaretler olarak okundu. 2007'de ise genelikle Kimi ile başabaş bir iş çıkarmış fakat sonunu getirememiştir. F1'deki en büyük yanılgılardan biridir Massa'nın Kimi'nin yanında ikinci pilot görülmesi özellikle de Massa'nın 2008 performansını Kimi'nin kötülüğüne bağlamakla. 2007 yılında İtalya'ya kadar yani 17 yarışın 12'si bittiğinde Massa Raikkonen'den 1 puan öndeydi. İlk 4 pilotun da 3'er galibiyeti vardı, Massa'nın şu an gridin en yetenekli üç pilotu olarak düşünülen pilotlarına karşılık iyi bir performans çıkardığını görüyoruz. İtalya'da Massa'ya yarış dışı kalmış internetten öğrendiğim kadarıyla ve Ferrari'nin McLaren'in ultra istikrarlı iki pilotuna karşı tek bir pilota odaklanması gerekiyordu artık çünkü 10 puanın üzerinde gerideydiler. Son yarışta herhangi bir McLaren'in Ferrari'lerin arasına dalması şampiyonluk için yeteceğini hesaba katarsak da Massa'nın çok hassas bir iş çıkardığını görebiliriz. Bu kısa 2007 analizi de Schumacher - Massa dengesinin ne kadar ince olduğunu gösteriyor.
2010 Hockenheim sonrası gerginliği yakalayan çok iyi kare.

2010'a gelindiğinde ise Ferrari 'böyle ikililer bize yaramıyor arkadaş' deyip Alonso'yu takıma lider olarak getirdiler. Massa da taa o zaman biliyordu ki Alonso bu takımın asıl pilotu olacağını. 2010'da da Hockenheim'a kadar Massa Alonso'ya kıyasla fena bir iş çıkartmadı ve yine Ferrari'nin bir seçim yapması gerekiyordu ve doğal olarak puan olarak öndeki Alonso'yu seçtiler. Hızlanan ve form tutan Alonso ve Ferrari tam şampiyonluk yarışına girmişken Alonso'nun Belçika'daki kazası o seneki şanslarını bitirecekken Ferrari'nin kendi evindeki yarış çok önem kazandı. Ferrari cumartesi 1-3 yaparak hızını gösterdi fakat Button'un iyi kalkıp liderliği aldığı startta Alonso yavaş kalmıştı, bundan yararlanmak isteyen Massa -bence- takım emirlerine hiçe sayarak Alonso'yu geçmeye çalıştı ama takım arkadaşıyla çekişirken boşluktan yararlanmak isteyen Hamilton'un süspansiyonun kırarak ilk turda yarış dışı kalmasına neden olarak istemeyerek de olsa Alonso'ya yardım etmiş oldu. Zira Hamilton'un yarış dışı kalmadığı bir durumda işler çok fena karışabilir Ferrari'nin mükemmel hafta sonunu mahvedebilirdi McLaren. Kazaya tabii ki Lewis'in kamerasından bakmıyoruz, tamamen Massa'nın aracının üzerindeki kameradayız, çünkü diğer kameralar diğer konular demek. Monza 2010 startını izlemeye çok uğraşsam da bulamadım nette belki de ben çok dramatik hatırlamak istiyorum olayı, ne olursa olsun Hamilton'un o kazası şampiyona belirleyen önemli olaylardan oldu. Diyeceğim şudur ki, Alonso 2010'da şampiyonluğu kazanmasa da artıkın Ferrari'de Schumi'den sonra aradığımız pilotu bulduk havası vardı.

2011 İspanya Gp'si öncesi uzatılan Alonso'nun sözleşmesiyle beraber Alonso ve Ferrari mutlu bir evliliğe doğru ilerlerken Massa'nın durumu da her geçen gün kötüye gitmeye başladı. Tekrar belirtmek isterim ki yazıdaki 'adamımız' Massa, ona odaklanıyoruz ve Ferrari'nin ikinci pilot uygulamasına. Massa ve Ferrari'nin yakın görünen ayrılıklarından sonra 'Ferrari ne yapacak ?' sorusu artık herkesin tahmin yürüttüğü bir oyuna döndü. Massa'nın koltuğuna yazılmayan bir pilot kalmadı sanırsam. Önceden yazılan Kubica, Rosberg veya Button gibi pilotlar bana çok gerçekçi gelmedi, bunların hiçbiri ikinci pilotluğu kabul edecek pilotlar değil kesinlikle. Bunu niye diyorum, Ferrari Alonso ile yaptığı uzun sözleşmeyle ikinci bir Schumacher benzeri yapılandırmaya gideceğini açıkça belli etti. Takımda lider pilot artık Alonso, bunu tartışmak yersiz. O zaman takıma kim gelebilir ? Yine Schumacher - Massa dengesine benzer bir ikiliyi bu sefer Alonso ile yapmak zorundalar. Yine Schumacher gibi takımda konu tartışılmayacak bir Alonso var fakat Alonso'nun Massa'sı kim olacak ? Perez de Massa'nın Ferrari'ye gelmeden önceki halini andırmıyor değil. Schumacher'in Massa'sına karşılık Alonso'nun Perez'i.

Perez'in geldiğini varsayalım, yine Ferrari'nin ikinci pilot uygulaması ütopik gözüküyor. Ferrari en hızlı aracı yaptığında bile Alonso'nun polü aldığını düşünelim, Perez'in diğer takımları arkada tutabileceğine güvenmek zor olsa gerek. Üstelik hem gridde bu kadar iyi pilot hem de tek turda ekstra hızlı olan Hamilton-Vettel-Raikkonen üçlüsü varken. Her şeyden önemlisi kardeşim sen ikinci pilotsun demek o pilotun güveninin sarsılmasına, iddiasız bir pilot olmasına yol açarken olduğundan çok daha yavaş hale gelebiliyor. Ben başından beri Massa'daki asıl sorunun bu olduğunu düşünüyorum. Bu saatten sonra iflah olmaz bir noktada bu ilişki, Massa'nın artık Ferrari sonrasını düşünmesini gerekiyor galiba, iyi bir koltuk arayışına girmeli.

Ferrari'nin bu ikinci pilot uygulamasına gün gelip son vereceğini inanıyorum ya da öyle bir fantezi kuruyorum. Bunun da Alonso - Vettel ikilisiyle olacağını düşünüyorum, en azından Ferrari'nin 2016'dan sonra Alonso'yu düşünmediğini farz edersek Alonso'nun son bir iki yılında bu iki pilotun aynı takımda kapışmasını izlettirmeleri çekişmeli ve eğlenceli olabilir. Gerçi takımların seneye hangi seride yarışacağının bile garanti olmadığı bu yarış dünyasında takımlarının hiçbirinin 2016 gibi uzak bir tarihi düşündüklerini zannetmiyorum. Sadece Ferrari'nin lider pilot politikasından vazgeçmeyip, şu an buna Alonso'dan sonra en uygun pilot gibi gözüken Vettel'le devam edeceklerini tahmin edebiliyoruz sadece.

Yine Massa yine Hockenheim yine takım emirleri...

Ferrari dedik ama F1'de her takım az veya çok takım emirlerini uygulamışlığı vardır. Ferrari'nin  hem çok popüler olması hem de takım emirlerini daha belirgin uygulaması onları bu konu açıldığında ilk akla gelen takım olmasına neden oldu. Basının da bu konu çok sevmesi, F1'de takım içi rekabeti farklı bir boyuta taşıdı. Her takımın 2 pilot yarıştırmasıyla bu F1'e özel gerginlik spora önemli ekmek getiriyor. Aslında çok sıkıcı bir sezon olan 2007'yi herkes Alonso-Hamilton rekabetiyle hatırlıyor ve hatırlayacak. Muhtemelen 1988 de sıkıcı bir sezondu ama Prost-Senna rekabeti her şeyden önemli hale gelmişti. Bu konuda bir lafım da Red Bull'a, takım emirlerinde en şeffaf olması gereken takım, isim ve sporda bulunmalarının nedeni itibariyle. Özellikle 2011'de 75 puan öndeki Vettel'in 3 puan kaybedecek diye Webber'i uyarmaları olayın geldiği kötü noktayı net bir şekilde sunuyor. F1 camiasında da 1 ve 2. pilot uygulaması yapmayan takımların şampiyon olamayacağı yönünde bir genel kanı var, üstelik bunu eski pilotların söylemesi çok sinir bozucu. 2007'de herkes Alonso ve Hamilton'un birbirini yediğinden bahseder, doğrudur bir bakıma, insanlar bu popüler konuyu severler ve her iki pilotun da bu nedenden şampiyonluğu kaybettiği düşüncesine inanır ve  biraz da buna sığınır. Oysaki 3 yarış kala Hamilton ve Alonso Raikkonen'den 13 ve 11 puan öndelerdi. Alonso'nun başını Fuji'deki kazası, Hamilton'un da Çin'de kum havuzuna saplanması yaktı. Bunlar olmasa yine ikisinden biri şampiyon olacaktı, yine RBR 2010'da takım emri uygulasa şampiyonluğu kaybedebilirdi.

F1 dünyası biraz da Türkiye gündemine benziyor. Klişe laflar, yüzeysel tartışmalar. Olayların perde arkasında inebilen yorumcu sayısı oldukça az, biz taraftarlar onların ağzından çıkacak lafları canı gönülden dinlerken onlar klişe laflarla geçiştiriyorlar olayı. Galiba daha çok eski pilotlara kızgınlığım, en basitinden Schumacher'in bu sene daha iyi olduğunu herkes görüyor, eskiden bıraksın diyenler, şimdi devam etsin diyor. Bu lafları bizim berber F1 izlese o da eder, gerçi izlemese de eder, konumuz bu değil. Takım emirlerinden buraya nasıl geldik hiçbir fikrim yok lakin yarışlar arası böyle konuları yazmak daha rahat ve eğlenceli oluyor. F1'de bu gerginlik her zaman olacak ve takım arkadaşları hiçbir zaman arkadaş olamayacaklar, takım emirleri de sporun ruhuna zarar vermeye devam edecek yapılması  mantıklı olsun veya olmasın.


29 Mayıs 2012 Salı

Kim Nerede, Nasıl, Hangi Lastikle Daha Hızlı ?

De La Rosa'nın iyi başlayan hafta sonunun sonu
Yılın şu döneminde sınavlardan pörtlemiş beyinlere iyi gelebilecek bir yarış umuduyla oturmuştuk ekranların başına. İzledik izlemesine de yarış kafamızı daha da karıştırdı. Evet, başlık kadar karışık bir F1 sezonu yaşıyoruz. Her yarış farklı pilotlar, farklı takımlar öne çıkıyor. Hemen hemen herkes adam akıllı bir tahminde bulunamıyor yarış hafta sonları öncesi, hatta cuma günü, hatta da Q2 bile tahminde bulunmamıza yaramıyor. Benim için bu kadarı çok çok fazla ve artık komik gelmeye başladı. Ya da biz F1'i yakından takip edenler için böyledir, başkaları çok zevk alıyordur yoksa F1 daha da büyük kitleleri mi hedef almaya başladı ? Üstelik bu sene F1 halka açılıyor ve ortalıkta F1'in marka değerinin tahminleri havada uçuşuyorken. Ben de yavaş yavaş komplo teorilerine kaymaya başladım sanki, bu tarz teorilerin pek meşhur olduğu ülkemizde bile ben pek kulak asmazken F1 konusunda bunlara sarılacağım gibi. Bu yazı da biraz böyle olsun.

80'lerin sonu, 90'ların başında doğanlar belki de yarısı için F1 macerasına 96 Monaco, 98 Belçika, 99 Fransa ve Avrupa, 2000 Hockenheim gibi egzantrik yarışlarla başlamıştır. Yarıştan sonra yürürken bunu düşünmüştüm, acaba kaç tane 2000'lerin başında doğan çocuk bu yarıştan sonra gönlü birilerine kaymıştır. Pek çoğu arada kalmıştır çünkü çılgınca atak yapan pek kimse yoktu önlerde, bunu deneyebilecek nadir kişilerden L. Hamilton zaten burada geçişin imkansız olduğunu kanıtladım demişti yarış öncesi, Kobayashi de startta yeteri kadar uçmuştu. Yarışa dönelim biz, antrenmanlarda esen Lotus rüzgarından sonra yarışın favorisi ilan edilmişlerdi bile. Ferrari ve Williams ise haftanın sürpriz adaylarıydı. McLaren ve Red Bull çekimser, Mercedes ise olumluydu. Mercedes'den gelen olumlu açıklamalardan sonra kuşkulanmadım değil ama polü hiç ama hiç beklemiyordum. Nihayetinde hafta sonunun en hızlı takımları da Mercedes ve Red Bull oldu gibi gibi. İspanya'da Q3'de doğru dürüst tur atmayan iki takım ne oldu da birden en hızlı oluverdiler ? Veya İspanya'da uçan McLaren bu yarışta iyi değildi, üstelik yavaş virajlardan oluşan Q3'de uçuyorken geçen yarış. Diğer bir soru sene başında neredeyse liderden 1 sn geride olan Ferrari nasıl olup dayarışta kimi bölümlerde en hızlı takımdı. Lotus Q3'den itibaren neden hız kaybetti, babam yemek yapmayı niye bilmiyor...Sorular sorular, işler gerçekten komik hale gelmeye başladı. Bütün bu sorulara Monaco'nun yegane özelliğiyle de açıklamak çok yavan kalıyor çünkü Monaco'da genelde en güçlü takım yarış kazanır, istatistikler yeterli bunu açıklamak için.

Yarışa bakarsak Schumi'nin cezası startı da baştan aşağı değiştirdi. Aslında yavaş kalan Hamilton'dı ama o yerini korumayı bildi, sıkışan Grosjean Schumi'yi sıkıştırdı. Oluşan kargaşadan Button ve Schumacher kurtulmayı bildi, Grosjean yine yarış dışı kaldı. Lotus için rüya gibi başlayan hafta sonu Kimi'nin de yarış içinde yavaş kalmasıyla felakete dönmüştü. Vettel'in 2011 model yarış kazanma taktiğini Webber hep nasıl uygulayacak diye merak etmiştim, onun gibi yapamayınca ilk stintte farkı açılmadı ve yarış da yakın gitti. Alonso'nun ise taktik belliydi, Grosjean'ı startta geç, pitlerde Hamilton'u geç. Pite girmeden son turunda morlarla gelişi de kırmızılar adına etkileyiciydi ve garipti. Vettel'in ise daha eski lastiklerde diğerlerinden daha iyi turlar atmasına da bir anlam getiremedim, neredeyse yarışı kazanacaktı. Yarışın diğer uzun kısmında da yer yer farklı pilotların lastikleri çalıştıramadığı gördük. Yarışta bazı olayları kaçırmış olabilirim, malum bu sene yayın haklarının D-Smart'a geçmesi ayrı bir darbe oldu bizlere. İngilizce anlasam bile anlamamış gibi oluyorum bazen illa ki Serhan Acar'ın açıklamasını bekliyorum. Neyse, yarışın son turlarında Web-Ros-Alo-Vet-Ham-Mas'dan oluşan uzun tren yarışa zevk kattı. Normal bir pistte olsa acaba yarışı kazanırdı, tam bir piyango sanki, kim kaparsa. Yarışın şampiyona açısından yararı ise ilk 5 pilotun artık şampiyonluk adayı olduğunu söylemek için erken de olsa gerekli diye düşünüyorum. Bu pilotlara Raikkonen ve Button'un da katılması yüksek ihtimal. M. Schumacher'in ise böyle geride kalması utanç verici. Hemen hemen her yarışta başında bir olumsuzluk vardı. Son yarışın galibi Webber'in yine düşünmek için çok erken de olsa eğer dünya şampiyonluğunu kazanırsa da son yılların en anlamlı, en zor, en fantastik... şampiyonluğu olabilir. Yarışla ilgili aklımda kalanlardan McLaren ve Lotus'ların ikinci sektörde yarışı kaybetmesiydi, özellikle de McLaren'in. Hamilton sürekli olarak en iyi ilk sektörü yapıp ikinci sektörde ciddi şekilde yavaş kalıyordu. Hafta sonu boyunca hızlı olan Massa'nın Q3'de Alonso'nun gerisinde kalarak performansını taçlandıramamış oldu ki bu fazlasıyla yeterli Ferrari için. Alonso, Hamilton ve De La Rosa takımdaşlarına 6-0 yaparak forslarını devam ettirirken, De La Rosa Pic'i de geçti bu yarış. Glock 14. olarak sevinirken, kurnaz Karthikeyan 15.olarak mutlu olmuştur. Di Resta'nın 21 puanı da gözlerden kaçmamalı. Maldonado ise ne yapmaya çalışıyor ben anlamıyorum, geçen sene de Perez'e yaptığınını daha hafifini Hamilton'a yapmıştı Belçika'da. Daha ağır bir ceza da alabilirdi yaptığının bir açıklaması yok bence. Düzlüklerin ve DRS'nin önemli olduğu pist olan Kanada'da şimdiden Mercedes'in favori olmadığını söyleyebiliriz, bu sene her şey birbirine giriyor, Mercedes'in de Kanada'da yavaş kalması kimseyi şaşırtmayacaktır sanırım.

15 Mayıs 2012 Salı

3'ü 1 Arada : Çin, Bahreyn, İspanya GP'leri

F1'de arkadan yakalanan karelerin tadı bir başka oluyor.
Çin ve Bahreyn GP'lerinin üstüste gelmesiyle ben de onları karıştırıp bir yazı yazayım demiştim ama tembelliğimden ve sınav yoğunluğundan dolayı yazıyı İspanya sonrasına bırakmaya karar verdim. Geçen sene yarışlardan sonra Fia'nın sitesinden indirirdim dökümanları, tur derecelerini falan incelerdim. Bu sene ise elim kolum bağlı hissediyorum çünkü malum lastikler her şeyin önüne geçti. Bu bakımdan biraz sezgisel yazacağım gibi. İspanya'da sıralamayı kafamda oturturum diye düşünürken çorba daha da karıştı. Çık çıkabilirsen işin içinden.

Çin'deki Mercedes galibiyetini lastiklerin çalışma aralığına bağladık, nispeten Lotus ve RBR'nin de Bahreyn'deki hızlarını da. Fakat İspanya da bu yönde pek bir açıklama gelmedi, zaten takımlar burayı avuçlarının içi gibi biliyor. Buraya gelmeden Q3 hesapları yapan Williams nasıl oldu da yarışı kazandı, Ferrari birden nasıl bu kademe atladı falan filan. Hem Williams hem Ferrari bu hıza şaşırdıklarını söyledi aynı Bahreyn'deki Lotus ve RBR'nin şaşırdıkları gibi. Yazıya başlamadan sıralama turlarını yeniden izledim, laf burda dönüp dolaşıp McLaren'e geliyor. 3.antrenmanları izleyenler bilir, Hamilton hızlı turunda iki en iyi sektör zamanıyla geliyordu fakat son sektörde trafiğe yakalanmıştı. Button ise cuma günü iyi iken cumartesiden itibaren sorunlarla uğraştı aynı Çin'de olduğu gibi. Button'un araçtan memnun olmadığı zamanlarda da maksimumu çıkarabilmesi onun için hayati olacaktır keza bu sene grid çok yakın ve Hamilton alışıldığı üzere cumartesileri çok iyi. En sıkı Lewis Hamilton fanlarının bile bu sene Button'un önde olması muhtemel dediği sezonun başından bu yana geldiğimizde McLaren'de ibre Hamilton'a kaymış durumda. Ön gruptaki McLaren-RBR-Lotus-Mercedes-Ferrari-Sauber-Williams oluşan 7 takımın hepsinin güçlü ve güçsüz yanlarını analiz etmek bile yeterince zorken lastiklerin hayati olmasıyla araçların aerosu bile bir anlam ifade etmiyor. 2010'dan bu yana takımların hızlarını karşılaştırmak için sıralama turlarına özen gösteriyorum baya, nedense izlemesi de ayrı bir zevk benim için. İspanya'da da öne çıkan Lewis Hamilton'du. Basit bir mantıkla MP4-27 griddeki en hızlı araç gibi duruyor. Bu zaten bilinen bir şey, Serhan Acar'ın dediği gibi bütün pistlerde lastikleri çalıştıran tek takım ise Lotus. Williams ve Ferrari bu performansı başka yarışlarda gösterselerdi geçici diyebilirdik ama burası Katalunya GP. Üstüne üç tane cadde yarışı bizi bekliyor, Monaco, Kanada ve Valensiya. Araçlar hakkında yine net fikir vermeyen pistler, peki ya Silverstone, o yarışa kadar da lastikleri anlayamazsa takımlar, zor bir sezon kesinlikle ve biraz da loto gibi bir sezon, can sıkıcı olmaya başladı yavaştan bu durum.

Çin'deki trafiği daha iyi anlatan bir resim bulmak zor.

Çin'e dönersek Rosberg ilk turlardan sonra farkı açarak önemli bir avantaj elde etmişti, yarışta da McLaren'lerin pitlerde ve trafikte boğuşmasıyla rahat bir galibiyet kazandı. Tur zamanlarını incelemeye kalktığımızda, hiç uğraşmayalım çünkü inanılmaz trenler oluşmuştu o yarışta ve hızlı olan araç öndekini geçinceye kadar lastiklerini normalden fazla aşındırmıştı yani incelemeye çok değmez. Bahreyn'de de gördük ki lastikleri en iyi çalıştıran Lotus. Eğer Vettel önden başlamasaydı tipik bir Vettel galibiyeti izleme şansımız çok azdı. Konu Vettel'e gelmişken bu yıl Webber'e karşı önde olmasına ve takımda tamamen ipleri almasına rağmen Webber'e karşı daha baskın olmasını beklerdim. Webber'in bu yılkı sürüşü bence bir başkaldırı. İspanya'da ise ön grup Williams-Ferrari ve Lotus diğerlerinden hızlıydı. İlk turlar Alonso'nun farkı açamamasıyla Williams'ın yarış hızında Ferrari'den bir nebze hızlı olduğunu varsayabiliriz. Tabii bu bir varsayım, geçen seneden bu yana gördüklerimizden çıkardığımız bir tahmin. Yine ilk pite geç giren Maldonado pitten sonra farkı 3.5 sn'den düzenli olarak 1.5'ye kadar düşürdü. Pirelli'den bu yana önce giren kazanır kuralı geldiğinden 2. pitlere Maldonado doğru bir zamanlamayla önce yaparak liderliği kaptı. Pirelli'yle beraber 1 tur geç girmek size 2 sn civarında avantaj sağlarken sadece stint sonunda 0.1-0.2 sn kazandırıyor rakibinize. Yine aynı düşünceyle 2 tur geç girmek ise çok daja fazla avantaj sağlıyor. Alonso ilk pitlere erken girerek 2.3 kazanmış, Maldonado ise 2 tur erken girerek 1.5 gerideyken 6.2 önde çıkarak 7.7 sn kazanmış. Pitlerden sonra 6.2 sn olan fark 4 tur içinde 7.4'e çıkmış. Bir tur sonra 32.turda ise fark 7 sn'ye inip düzenli olarak azalmaya başlıyor, bu turda ise Raikkonen zirveden 20 sn. uzakta. Alonso 40.tura kadar farkı düzenli olarak 4.2'ye kadar indiriyor. Maldonado 41. pite giriyor, Alonso ise 3 tur sonra. Raikkonen bu isimlerden biraz daha geç girerek hem onları yavaşlattı hem de son stintte 4 tur daha temiz lastiği kalmıştı, güzel bir taktik tabii öndekilerden bu kadar gerideyseniz. Raikkonen neden bu kadar geride kaldığını incelediğimizde ise 2.pitlerden hemen önce Williams'dan 9 sn. geride olan Raikkonen pitlerden sonra 17.9 sn geride, ardına lastik ısıtamadığından diğer turda 19.3 sn geride kalıyor liderden. 34.turda liderden 21.1 sn gerideyken, Maldonado'nun pite girmeden önceki turda 18.6 sn'ye iniyor fark. Bu kadar sayısal veri fazla oldu, bundan sonra son stintte Alonso ve Maldonado mücadelesini izledik. Bir ara fark 0.3 sn'ye inse de Alonso o noktadan sonra bir daha farkı kapatamadı yani geçemedi, fark ufak ufak açılmaya başladı. Raikkonen ise Maldonado'dan 7, Alonso'dan ise 4 tur pite geç girerek son stintte uçtu adeta. Grosjean'ın da uçtuğuna bakarak Lotus'un bu performansını pek adlandıramadım. Uzun sürüşlerde iyi olduklarını biliyoruz ama bu çok daha farklıydı sanki. Bütün bunların yanında Maldonado'nun hatasız sürüşünü de unutmamak gerek. Burdan bir lafım da Peter Sauber ve takımına. Malezya'da çok daha avantajlı bir durumdayken pozisyonunu korumaya çalışan Sauber nasıl bir hata yaptığının belki şimdi farkındadır. Çünkü Williams daha motive bir Alonso ve daha güçlü bir Ferrari'yi daha zor şartlarda geçmeyi bildi. Sauber belki griddeki en sempatik takım ama pilotlarına çok müdahele etmesi (Bknz. Heidfeld ve Raikkonen'in açıklamarı) benim pek sevmediğim bir yönü İsviçreli takımın.

Sayısal bilgilere son vermeden önce Lewis Hamilton'un son stintte tam 25 tur boyunca 1.29'larda dönmesi oldukça etkileyiciydi. McLaren yarışta çok hızlı gözükmedi ama bu istatistik de hiç fena değil yarış adına. Muhtemel bir yarış galibiyeti gitti McLaren'in. Özellikle son sektör olmak üzere Hamilton bütün sektörlerde en iyi dereceleri elde etti cumartesi günü. Ayrıca Pirelli bu yarışa en sert lastiğini getirdi, gözden kaçırılmaması gereken önemli bir nokta, bu yüzden ön gruptakiler Q3'e gelmeden bütün yumuşakları bitirmişti. Q3'de Hamilton, Lotus'lar, Maldonado ve Alonso'nun (emin değilim) temiz lastikleri vardı. Bu isimler ilk beşi tamamladı zaten.

Raikkonen pite girmeden önce rakiplerine zaman kaybettirmeye çalışıyor.

Daha çok İspanya Gp ağırlıklı bir yazı oldu, bu yarıştan incelenebilecek dereceleri biraz gözden geçirdim. Rosberg'in lastiklerini neden bu kadar yediği Mercedes tarafından inceleneceği, İki RBR'nin de ön kanatlarını değiştirmesi kayda değer başka gelişmelerdi. Hulkenberg'in son turlarda Webber'e direnmesini ara sıra görebildik, Button 2 puan alabildi yarıştan, Vettel ise son turlardaki ataklarıyla 6, Rosberg 7. Hamilton ise 8.oldu. Kobayashi güzel ataklarıyla 5. olarak Perez'le farkı 3'e düşürdü genel klasmanda. Senna Q3'de elendi, takım arkadaşı ise yarış kazandı. Sezon onun için iyi başlamıştı fakat bir anda kabusa dönüşmüş olabilir aracının da yanmasıyla. Yine takımlarda herhangi bir pilotun öne çıktığını söylemek yanlış olur Ferrari dışında. Pic'in de Glock'un geçmesiyle Alonso ve Hamilton'dan başka sıralamalarda takım arkadaşına 5-0 yapan pilot yok herhalde galiba sanırsam. Bundan sonra üç cadde pistinde aklımızın daha da karışması muhtemel. Lotus ve Hamilton'un da yarış kazanacağını varsayarsak şimdiden 6 takımdan 7 farklı pilotun yarış kazandığı bir sezonun efsane olmaması için hiçbir sebep yok. 2010'da istikrarlı bir şekilde 2. ve 3. olan şampiyona lideri olabiliyordu, bu sene de neredeyse düzenli 4. ve 5.'lik sizi şampiyona lideri yapabilir, neredeyse. Lotus'lu Raikkonen'in de artık şampiyonluk adaylarından saymamak da yanlış olur, Schumacher'in ise başı dertten kurtulmuyor. İş artık kim haklı kim haksız tartışmasını geçti, Schumi de geçen sene Lewis'e olduğu gibi haklı olsun veya olmasın bir yerden sonra ağır eleştiriler almaya başlayacaktır. Oysaki sezona şanssız olsa da Rosberg'den daha iyi başlar gibi olmuştu. Muhtemel podyum ve galibiyetler hala önünde duruyor efsanenin fakat bir an önce düzenli puan almaya başlayamazsa sezonun ilerleyen zamanlarında Rosberg şampiyonluk yarışına girerse ona yardım etmek zorunda kalabilir ki bu ihtimal bile fanları için yeterince moral bozucu. Şu anda konumuz değil ama Mercedes F1'den ayrılırsa Schumacher'in ne yapacağı da şimdi aklıma gelen ilginç bir soru oluverdi. İki güzel yarıştan sonra Valencia'ya gidecek olan F1 için belki bu yarış sıkıcı da olsa bir net bir görüntü verebilir bize. Daha heyecanlı ama daha az şansa dayalı yarışlar izlemek dileğiyle...

31 Mart 2012 Cumartesi

İlk İki Yarışın Ardından F1 2012 Sezonuna Bakış

Malezya'ya damga vuran Karthikeyan 
Red Bull'un iki yıllık egemenliğinden sonra merakla 2012 sezonunu beklerken Türkiye'deki F1 yayın hakları ile uğraştık biz de. En azından F1 Türkiye'de bir yayıncı buldu tamamen da yabancı kanallara kalmadık, sözün özü 'hiç yoktan iyidir'. Sezon öncesinde McLaren ve Ferrari Red Bull'un egemenliğine son vermek istiyordu, Mercedes atılım yapmak istiyordu, Raikkonen'in dönüşüyle hepimiz heyecanlandık vs. vs. işin edebiyat kısmını geçiyorum..

Avustralya'da Q3'de ben hala Red Bull'dan bir bomba beklerken bu seferki bomba McLaren'den çıktı ve ilk iki sırayı gri araçlar aldı. İki yarışın sıralama turlarını karıştırırsak McLaren en önde, arkasında Mercedes ve çok yakın Red Bull ve Lotus. Ferrari ise ön gruptan oldukça geride, şu an Sauber ve Williams ayarında. Açıkçası yazının temelini tam bir aero pisti Sepang oluşturacaktı ama bu yağmur beni mahvetti. Hele ki yarıştaki tur dereceleri kafamı bir kat daha karıştırdı.

McLaren sanırım tablodaki en rahat gözüken takım. Geçen seneler RBR'nin yaptığını bu sene McLaren'de görcez gibi, Q1 ve Q2'de gerçek gücünü saklıyor takım, en azından derecelere bakarak bunu çıkardım ben. İki yarışta da Hamilton'un tek turla polü alması geçen seneki Vettel'i hatırlattı. İleriki yarışlarda bundan avantajlar çıkarmaya çalışabilir McLaren, açıkçası ilk yarıştaki farktan sonra Malezya'da daha rahat 1-2 olacaklarını tahmin etmiştim McLaren'in. Ufak bir ayrıntı var ki yine geçen yıl Avustralya'da 0.8 sn olan RBR-McLaren farkı Malezya'da birden 0.1 sn'e inmiş, Çin'de ise tekrar 0.7'e çıkmıştı. Belki de lastikleri en fazla yiyen Sepang da geçen yıl RBR'nin yaptığı gibi farklı ayarlarla çıkmış olabilir McLaren. Çin sanırım Malezya'dan daha net bir resim sunacaktır bize. Ayrıca Malezya'daki startta iki farklı çizgi belirleyen McLaren pilotlarını izlemek onların deyimiyle fantastikti. Bu paragraftaki teorimize katkı olarak aero pistinde aero olarak üstün denilen McLaren'in neden zorlandığıydı. Tabii Hamilton'un turunda önemli bir hata yaptığını (0.15-0.2 sn) ve sadece 1 tur attığını unutmamak lazım. 

Mercedes'e gelirsek, ben onları güç dengelerinin dışında tutacağım. Çünkü kendileri bile anlamamışken sorunlarını benim anlamam imkansız. Malezya'dan okuduklarımızla lastik sorunlarının öyle önemli boyutlarda olmadığını çıkardık fakat bu araç gerçekten bu kadar yavaş mı ? Konu sapacak ama Rosberg'i izlerken üzüldüm ben. SC'den sonra 4.olan Rosberg hem DRS hem de araçtan dolayı rakiplerine teker teker geçildi. Bir lafım da FIA'ya, yeterince geniş olan bir pistte geçen seneki tecrübelerden yararlanarak neden DRS alanı kısaltılmadı, öndeki sürücü bu durumda av bile değil, sadece zaman kaybı. DRS bazı durumlarda yapaylığı bile geçiyor, kelime bulamıyor insan. Schumacher'i ise uzun zaman sonra basın toplantısında görmek benim gibi F1 kariyerinin yarısını ona gıcık olmakla geçiren birini bile mutlu etti. Bu sene ilk polü de gelecektir, ilk podyumu da dönüşünden sonra. W03'ün iki yarıştaki performansını gördükten sonra yarış hakkında bir şey diyemiyor insan yine de kuru bir Çin'i beklemek gerekecek maalesef.

McLaren-Lotus-Red Bull grubundan sonra Ferrari-Sauber-Williams grubu, ardından Force India-Toro Rosso grubu, ardından Caterham, uzakta Virgin, en uzakta ise HRT. Lotus ayağı yere sağlam basan açıklamalar yapsa da pol ve galibiyet gelecektir eninde sonunda, Raikkonen'den de. Açık konuşmak gerekirse Lotus şampiyonluk yarışında neden olmasın ? Tek turda fena olmayan ve lastikleri iyi koruyan bir araç. Bir süre ön grubun bu üçlüden oluşacağını düşünüyorum. Bu noktada Mercedes'in rolü ne olacak, sıralamalarda hızlı ve yarışta tutunabildiği yerde kalacak olan bir araç mı, yarış stratejilerinde önemli bir bileşen olacaktır diğer takımlar için. Red Bull şu anlık geçen seneki Ferrari gibi polü alacak bir araca sahip değil ama yarıştaki hızıyla şampiyonaya tutunmaya çalışıyor. Her ne kadar en hızlı olmasalarda Avustralya'daki yarıştaki hızları ve Malezya'daki pist kuruduktan sonra hızlarıyla şampiyonluk yarışında olacaklarının önemli işaretleriydi.

Kırmızılara gelirsek ilk yarışta Alonso'nun Q2'deki spini, Malezya'da Kerssiz turu tam olarak nerede olduklarını görmemizi engelliyor. Evet gerideler ama ne kadar, Sauber ve Williams'dan yarışta hızlılar mı ? Sauber yine lastiklere nazik ve Williams da beklenenden hızlı gözüktü. Ferrari Alonso'nun hızıyla Q3'e kalacaktır ama her zaman kargaşalar onlara yaramayabilir. Orta sıralardan kalkmanın ne kadar riskli olduğunu biliyoruz. Sanırım geçen seneden bu yana tek iyi yan hızlı pit-stoplar İtalyanlar için. Peki F2012 gerçekten iyi bir potansiyele sahip mi ? Radikal araç demek hızlı bir araç demek değildir her zaman. Bu kritik sorunun cevabını tabii ki bilmemiz mümkün değil ama aracın sanıldığı kadar potansiyeli yoksa asıl kıyamet o zaman kopabilir. Domenicali yönetiminin asıl eleştirdiğim nokta geçen sene testlerin en çok turu atan takımı olarak testlerde yarış mesafesi bile gidemeyen McLaren'e göre oldukça kötü lastik ısıtmalarıydı. Büyük takımlar her sene en hızlı aracı sahip olacak diye bir şey yok ama Ferrari için lastikleri anlayamadık demenin de hiçbir açıklaması yok. Malezya'daki galibiyet takıma gerçekten umut vermiştir, her ne olursa olsun puanlar pazar günü dağıtılıyor. Massa konusu ise göründüğünden karmaşık sanki. Hiç girmeyelim.

Pirelli'nin 2012 lastikleri ise bu sene yine en büyük etken olacak başarı için. Özellikle McLaren'deki savaşta daha net görebiliriz lastiğin önemini. Lastiğini daha iyi ısıtan ve daha çabuk tüketen Hamilton'a karşı lastiklerini onun kadar ısıtamasa da daha iyi koruyan Button. Avustralya'da sezonun ilk stintinde hiç de fena gitmeyen Hamilton lastiğin o kritik noktasını geçince bir turda 1.7 sn birden kaybediyor. Öndeki pilotuna pite girme önceliği tanıyan McLaren'de ilk viraj savaşı önemli olacak. Şu an için Button formda gözükse de sıralamalarda en azından Hamilton'un ikinci hızlı turu attırması gerek uzun vadede. Hamilton içinse başarının sırrı geçen senki galibiyetlerinde yatıyor sanki. Almanya ve Abu Dhabi'de önde olan Hamilton pitlerden sonra farkı hemen açmasıyla ve doğru zamanda pite girerek lastiğini erken bitermesine rağmen bunu tolere edebildi. Bu seneki aracın üstünkörü yorumla daha fazla df ile daha fazla lastik yakacağını söyleyebiliriz, en azından diğerlerine göre. İyi hoş da ben bu lastikler kadar olayın içine giren lastik görmedim. Lastiklerine en çılgınca davranan Hamilton'u bile sadece Q3'de göreceğiz sanırım. Bu lastiklerle başarıya giden nokta optimum ısıtma-koruma. Yani ne Hamilton/McLaren kadar lastiklerinizi ısıtacaksınız ne de Perez/Sauber kadar lastiklerinizi koruyacaksınız. Uç örnekler oldu ama demek istediğim bu ikisinin birden mümkün olmadığı. Bu bağlamda dikkat çeken takım Lotus bence. Her ne kadar onların gelişim hızından şüphe edilse de 2011 yerine 2010'un onlar için daha iyi bir örnek olacağını düşünüyorum.

Bütün bunların yanında Malezya'da uçan bir Sauber vardı, yavaş bir McLaren. Öndekilerden teker teker kurtulan bir Alonso arkasındakilere teker geçilen bir Massa vardı. Sıkışık gridde cevaplanacak daha çok soru var sanırım, özellikle Malezya'da bu sorular daha da arttı. Benim kafamda Malezya'daki tur derecelerini sıkı sıkıya incelemek vardı ama olmadı. Yine de pist kuruduktan sonra dereceler Perez'inkiler hariç çok şaşırtıcı değildi. Kendimce son turları dahil etmeyerek Alonso, Perez, Hamilton, Webber ve Raikkonen'in son stintteki ortalamalarını aldım. Yine Perez'i dışarıda tutarak dörtlünün en iyisi 1.42.336 ile Hamilton, Webber 42.376, Raikkonen 42.527, Alonso 42.998. Perez'in hata yaptığı turu saysak bile yine 42.353 ile Webber ve Hamilton aynı konumda, o turu saymazsak ortalaması 1.41.972 yani Alonso'dan 1 sn. hızlı tur başına. Dikkatimi çeken bir nokta da Hamilton'un pistten çıkış turunda (piti 2 tur kabul edelim) 1.43.897 ile Webber'in çıkış turuna göre 2 sn, Raikkonen'e göre 2.8 Alonso'ya göre 2.9 sn. hızlı olması. Belki de McLaren'in cumartesi hızlarının sırrı burdadır. Perez'in derecelerini ise Hulkenberg'in 2010 Brezilya yarışına benzeteceğiz galiba. Şu anlık başka açıklaması yok çünkü Perez'in lastik ısıtması da diğerlerinden iyi. Gözler onu arayacak diğer yarışlarda, Kobayashi'nin ise bir sorunu vardı belli ki, yarıştan sonra herhangi bir açıklamaya rastlayamadım. Sauber'de de takım içi çekişme gözden kaçırılmamalı. Şu an hangi araç nerede hızlı olacak, kim hangi pistlerde öne çıkacak bilmiyoruz fakat birbirine yakın grid büyük de bir heyecan vadediyor.

Her senenin şampiyonunda olduğu gibi bu sene de istikrar belirleyici olacak. Pilotların performanslarına özel olarak yazmadım ama Alonso kaldığı yerden devam ediyor. Bunca yazıyı boşa çıkarırcasına şampiyona lideri. Hamilton iki yarışta da podyuma çıkarak ikinci durumda. Birçok kişi onun bu sene biraz kendini törpülediğini düşünüyor. Ben ondan ziyade lastiklerini korumaya çalıştığını düşünüyorum, kendi içinde küçük bir meydan savaşı yaşadığı kesin. Button'ın Malezya yarışı da bir nazar boncuğu oldu onun için. Webber de kendine tekrardan bulmuş gibi geldi, Schumacher içinse söylenecek çok bir şey yok. Şu an mükemmel benim gözümde. Rosberg iki yarışta da efsaneden geride kalsa da karar vermek için çok erken. Sadece onlar için değil takım içi savaşlarda bu sene kızgın olacak. Ferrari ve Marussia dışında hemen her takımda görebiliriz bu sene iç savaşları, bu da onlara ayrı gerginlik bize ayrı heyecan. Marussia'nın da iki yarışta 4/4 finiş görmeleri onlar için büyük F1 için küçük bir hamle. HRT'nin de Malezya'da yarışmasına sevindim, bu takımlara sempatim var benim nedense. Yağmursuz, kazasız, sıralamanın artık oturduğu bir Çin GP dileğiyle, zaten DRS ile öyle böyle ataklar izleyeceğiz..

28 Ocak 2012 Cumartesi

Benim Yalnız, Favori İkililerim (Takım Arkadaşları)

Formula 1'i izlediğim son 10 yılda her zaman aklımın köşesinde yer edinen, şampiyonluk yarışında izleyemediğimiz için medya tarafından sık sık gündeme getirilmeyen pilotlar ve takımlar vardı. Bugün işte bu takımlarda yarışan nispeten dengeli bulduğum takım arkadaşlarını sıralayacağım. Sıralamayı yaparken nesnel bir ölçüt kullandığım söylenemez, bir nevi kalbimdeki sıralamalar, yine de sıralamadaki takım arkadaşlarını orta veya arka grupta yarışta söylenebilir. Bu yüzden Ferrari, McLaren, Renault veya Red Bull gibi şampiyonluk yaşamış takımların ikililerine bakmadım hiç, en belirgin ölçüt bu. Zaten sıralamayı gördüğünüzde az buçuk ne dediğimi anlayacaksınız, belli başlı isimler var şimdiden söyleyeyim. Yine de benim için bir numara tartışılmaz diyebilirim.

10. T. Glock - J. Trulli | Toyota | 2008-2009


2007'de Ralf Schumacher'in emekliliğinden sonra, GP2 şampiyonu Glock Toyota'ya katıldı. 2008 ve 2009 yılında Trulli ile Glock iyi bir ikili oluş
turan takım, kimi zaman farklı taktikler denemesiyle aklımda yer etti. Trulli'nin tek turuna güvenen takım ona ve Glock'a tek pit-stop taktiği uyguladı bazı zamanlar. Glock da yağmurlu yarışlarda farklı şeyler denemeyi seven bir isimdi. Birçok kişi onu 2008 Brezilya ile hatırlasa da beni Malezya 2009 ile etkilemişti. Herkesten 2 tane az pit-stop yaparak unutulmaz yağmurlu yarışta podyuma çıkmayı başarmıştı. Takım Bahreyn 2009'da ilk iki sırayı almıştı fakat yine galibiyet gelmedi. F1'in en hüzünlü takımı bu hoş ikiliyle F1'e veda etti işte. Yine de ben geri döneceklerine eminim uzun bir zaman alsa da.


9. S. Bueami - J. Algersuari | Toro Rosso | 2009-2011


Aynı resimdeki gibi. Birbirlerine diş geçiremeyen Buemi ve Algersuari 2012 yılında artık yoklar. Takımın kararı ilk başta herkesi şok etse de sonradan birçok kişi hak verdi Toro Rosso'ya. 2009 sezonunun ortasında takıma katılan Algersuari birçok kişinin sempatisini kazanda da Buemi'ye net bir üstünlük sağlayamadı. 2008 yılındaki Vettel'i izleyenler de ikilinin misyonlarının artık sona erdiğini daha net bir biçimde anlamışlardır. Sürekli koltuklarını kaybetme korkusuyla F1'in en gerilimli takım arkadaşlarından biriydi ve araları hiç iyi olmadı. Genç ikili kendilerine koltuk bulabilirler mi bilmem ama F1'in denk ikililerinden biriydi galiba.


8. R. Barrichello - J. Herbert | Stewart Ford | 1999

Birçok kişi ikiliyi Nurburgring'de yapılan Avrupa Gp'den hatırlayacaktır. Herbert'ın 1. ve Barrichello'nun da 3. olduğu yarışta takımın duble yapmasını engelleyen kariyerinin çoğunda savunma yapmak zorunda kalan Trulli olmuştu. Pilotlarda 7. olan Barrichello biraz daha öne çıkarak 2000 yılı için Ferrari koltuğunu kapmıştı. Herbert da Benetton'daki iki galibiyetinden sonra son galibiyetini bu yarışta almıştı. İkiside Schumacher'in takım arkadaşı olmuş ve ilginçtir Schumacher bütün şampiyonluklarını bu ikiliyle yaşamış.


7. M. Webber - D. Coulthard | Red Bull | 2007-2008


Bir İskoçyalı biri Avustralyalı iki pilotun ortak noktası Güneş Batmayan İmparatorluktan mı geliyor bilmiyorum ama tam denk bir ikili gibi durdular hep gözümde. İkisi de hayatının belirli dönemlerinde güçlü takımlarda geride kalan pilot rolünde olmuş, sanırım bize hep iyi bir 'iki' numara imajı veriyorlar. Yarışlar kazanmış ama şampiyonluğa gelince olmamış iki pilot. Neyse bu ayrı bir dosya, uzun mu uzun. 2007'de Coulthard daha fazla puan toplarken, Webber 2008'de daha fazla ön plana çıkmış, 2007'nin aksine daha net bir puan farkı vardı ortada.


6. G. Fisichella - A. Sutil | Force India | 2008-2009


Midland'dan sonra Force India'ya dönüşen takım Fisichella'yı da kadrosuna katıp yavaş yavaş istikrara kavuştu. Aslında Force India'nın başarısı en geriden gelip orta sıralarda tutunup üstüne Mercedes gibi bir büyük takımı nasıl zorlarsınızın bir kanıtı. Takımın Fisichella ile bir polünün olması ve ardından Sutil ile gelen İtalya'da dördüncülük en göze çarpan sonuçları. Fisichella takım ile devam etseydi şayet şimdi çok daha etkili bir ikili olabilirlerdi. Küçük bir takım için gayet iyi bir çift Alman ve İtalyan. Şu an ikisi de gridde değil, Sutil'in olmaması ise ayrı bir trajik vaka. Sanırım bu ikili şu an Caterham'ın da doğru yolda olduğunu gösteriyor. Bana Arrows'u da hatırlatmıyor değildi bu ikili ve o takımı.


5. R. Barrichello - J. Button | Honda | 2006 -2008

Birisi Ferrari'de ikinci pilotluktan bıkıp gelmiş, birisi başarıya aç bir İngiliz. İkisinin de şansı pek yaver gitmemiş denilebilir ve diğer başarıya aç takım, Honda. 2006'yı saymazsak felaket bir üç yıl geçiren ikili her şeye rağmen bir takım patronu için ideal bir ikili sanırsam. 2009'da ise kader onlara çok iyi bir araç vermiş bunca yılın intikamını alın dercesine. J. Button o sene ölümcül darbeyi indirir artık ve iki yıl sonra geldiğimiz nokta ise acıklıdır. Birbirlerini iyi buldular açıkçası, nasıl bir ilişkileri vardı takımda, medya pek gündeme getirmedi. İkilinin toplam galibiyeti ise 20'yi geçiyor. Listedekileri gördükçe bu rakam insanı az da olsa mutlu ediyor.


4. H. Frentzen - J. Trulli | Jordan | 2000

2000 yılının Jordan'ı zihnimde sıralamalarda güzel performanslar çıkartan ve pazar günü bunu batıran bir takım olarak yer etti. Frentzen ile 99'da coşan takım için ertesi yıl hayal kırıklığıydı. Oysaki zinde bir ikiliyle hedefler yüksekti Eddie'nin takımı için. Bu yıldan sonra da Jordan bir türlü kendine gelemedi. Belki de çocuk aklımla değerlendiriyorum, öyle veya böyle takım daha iyisini hak ediyordu o sene. Frentzen ile gelen iki podyum da tek tesellileri oldu. 2001'de takımdan ayrılan Frentzen için de sonun başlangıcıydı milenyumun ilk yılı.


3. P. De La Rosa - J. Verstappen | Arrows | 2000

Arrows'un bu ikilisi Kanada'da Verstappen'in performansıyla mı, yoksa turuncu renklerin Hollandalı Verstappen'in ile uyumundan mı ukde kalmış bende, arada kaldım. 11 takım içinden 7. olan Arrows için fena bir yıl değildi takım için 2000. İtalya'daki kazada da (F1'in ölümle sonuçlanan en son kaza, bir itfaiye görevlisi ölmüştü) kendilerini göstermeleri ön sıraları iki pilotuyla zorladıklarının garip bir göstergesi. Benim orta sıralardaki tek favorimdi Arrows o seneler ve yeri geldiğinde Minardi'ye karşı da az desteklemedim. Arrows'u izlediğim yıllarda en iyi pilot dizilimi işte bu ikiliydi benim için.


2. F. Alonso - J. Trulli | Renault | 2003-2004


2003 yılında daha baskın bir sezon geçiren Alonso ve 2004 yılında karşısında daha dinç bir Trulli buldu. Takımın o sene 3 pol ve 1 galibiyet almıştı, Trulli 2 polle ve Alonso da Fransa'daki performansıyla ön plandaydı. Sanırım en fantastik ikililerdendi benim için, sezon sonunda Biatore ile de arası kötü olan Trulli yeni bir yapılanmaya giden Gascoyne'lu Toyota'ya katılmıştı. Oldukça yüksek rekabette geçen sezonda Trulli Toyota'ya geçmeden 46 puandaydı ve Alonso da 45'di, rakamlar yetiyor sanırım rekabeti anlatmaya. Gönül isterdi ki ikisi de şampiyon olsa ama burası F1, fazlasıyla acımasız. İnternette gezinirken farkettim ki Alonso'nun Minardi'den buralara gelmesi de arka sıralardaki o kadar kaybolan sürücüyü gördükten sonra ayrı bir takdir edilmesi gereken başarı.


1. N. Heidfeld - R. Kubica | BMW | 2006-2009

İşte en favori ikilim. Her yanıyla bir hikaye. Eski şampiyon J. Villeneuve'nin yerine 2006'nın ortasında takıma dahil olan Kubica o sene İtalya'daki podyumuyla hatırlanır. Heidfeld sene sonunda basının Kubica'ya olan merakından dert yanmış, evet podyuma çıktı ama beni unutuyorsunuz diye. Mario Theissen genç Vettel yerine Kubica'yı seçmişti takıma, yine de bu doğru bir kıyas değil çünkü Vettel o zaman 19 yaşındayken Kubica 22 yaşındaydı. 2007 yılında Heidfeld'in üstünlüğüyle geçen yılda, 2008 yılda takım duble yapmış ve Kubica şampiyonluk yarışında gidebildiği yere kadar gitmişti. Takım yarış kazansa da McLaren ve Ferrari ile baş edebilecek güçte değildi. 2009 ise onlar için felaket geçmiş, BMW de bu bahaneyle bavulunu alıp gitmişti F1'den. İkilinin yarış sonuçlarına bakarsak birbirlerine ne kadar yakın bir ikili olduğunu daha iyi de anlayabiliriz. İkilinin beraber yarışmaya başladıkları 2006'da İstanbulpark'daki yarıştan (Macaristan'ı saymadım çünkü Kubica o yarışta diskalifiye edilmiş) 2009'un sonuna kadar Heidfeld 147, Kubica 137 puan toplamış ki bu fark Kubica'nın sonradan takıma katıldığı ve 55 yarış düşünülürse yok denecek kadar az. Ek olarak Mario Theissen bıyıklarıyla bende ayrı bir sempati toplamış, hep eski Batı Almanya futbolcularını hatırlatmıştır, F1'de en sevdiğim patronlardandı, geçen sene emekli olmuş işinden. Heidfeld'i, Kubica'yı, o canım BMW araçlarını, bıyıklı patronlarını fazlasıyla özleyeceğim, bitmemiş bir hikaye BMW'ninki. Hayatta kalan tek BMW'li Kubica'nın dönmesi dileğiyle...


26 Ocak 2012 Perşembe

2011'den Kısa Kısa -3-


Neydi bu adamın sorunu ?

Lewis Hamilton ; varlığı da bir dert yokluğu da bir dert. Belki Vettel'den bile çok gündeme gelmiştir bu sene, neyse ki bitti artık 2011 onun için. Bu seneki performansına bakarsak Belçika'dan önce ve sonra diye ayırmak gerekir. Sezonun son bölümünden önce yine kazalara karışmıştı fakat iki galibiyetli ve takım arkadaşının önündeydi. Bu vakte kadar çok göze batmadı ondan sonra Belçika'daki kazası, İtalya'da Schumi ile mücadelesi, Singapur, Japonya ve Hindistan'da Massa ile olan kazaları ve yine birtakım kötü şöhretler. Halamın bıyığı olsaydı amcam olurdu felsefesini yok sayarak Hamilton ve Button'un tek tur performanslarına bakmak istiyorum öncelikle. 12-7 Hamilton üstünlüğü var ama Button'un üstünlüğü olan 6 yarışta (Monaco, Britanya, Singapur, Japonya, Kore, Çin) Hamilton'un çeşitli sorunlarla boğuştuğunu unutmayalım, cezalar, ikinci turu atamamalar veya Monaco'daki malum kaza. Tartışmasız en kötü sezonunda Hamilton aynı takım arkadaşlarına büyük üstünlük kurmuş Alonso veya Vettel gibi bir skor yakalayabilirdi. Üstelik Button'un geçen senek lastik ısıtmada sorun yaşamadığını ve cumartesileri daha iyi olduğunu unutmadan. Bu kısmı niye yazıyorum, sorunu doğru saptamak adına elimizdekileri iyi okumak gerekiyor. Elbetteki puanlar pazar veriliyor, oraya da geliyoruz.

Peki pazar günleri ne oldu bu adama ? Başta belirttiğim gibi Belçika öncesi ve sonrası diye ayırmak gerekir sezonu Lewis için. Özellikle Kobayashi kazası tamamen bir konsantrasyon sorunu. DRS sayesinde zaten geçerim kafasıyla düzlüğe girmiş Hamilton yanına kadar gelmiş Koba'yı göremiyor (DRS bu sene Hamilton'a hiç yaramadı ayrıca). İtalya'da sorundan uzak durayım derken sorun gelip onu buluyor, söylemeden geçmek olmaz Schumi ile onu izlemek ayrı bir güzellik benim için. Gridin en agresif pilotlarından. Singapur'da kendi hatasıydı yine, acelecilik. Japonya'da hata payı Lewis'in daha çoktu ama normal bir kazaydı bana göre. Ve Hindistan, artık ne önemi var kimin haklı olduğu, ikisi için de kötü bir sezon. Ve Abu Dhabi galibiyeti. Abu Dhabi ve Nürburgring galibiyeti aslında lastik aşınmasını izlemek açısından çok güzel yarışlar ve Lewis bu lastiklerle nasıl yarış kazanabilirin iyi bir kanıtı. Sorun demiştik, lastiklerden girişelim. Lewis rakiplerinin aksine stintin sonlarında lastiğini daha bitik durumda oluyor ki, artık bunu sağır sultan bile biliyor. Fakat ilginçtir Hamilton istediğinde de lastikleri idare edebiliyor. Yine de bunun için pek çaba gösterdiği söylenemez. Bu sene için bir avantajı da lastikler artık pilotlar ve takım tarafından öğrenilmeye başlandı ve stratejiler birbirine benzemeye başladı. Yine de dengeli giden bir yarışta her şeyi lastiğin belirlemesi biraz bu sporun ruhuna aykırı.

Nerden nereye geldik; Lewis Hamilton'un sorunu sanırım kendisi. İlaveten MP4-26'nın kötü kalkışları ve kötü düzlük performansı, dolu depoyla da rakiplerinden yavaş kalması. Bu da aracı sürmek için sabır gerektiriyor, bakın Button özellikle sezonun bölümü sürekli son stintlerde podyuma çıktı veya yer kazandı. Yer kazanmak için aceleci tavrı, ona pahalıya mal oluyor. Empati yaparsak eğer, lider Vettel'in her tur farkı açarken Hamilton önündekilerle uğraşması onu deli ediyor sanırım çünkü o ikinciliği pek kabul eden biri değil. Kabul edeceği zamanlar da gelecek, rakipleri gibi 30'u geçtiği zaman bu tavrı biraz olsun değişecektir. Taraftarlar açısından olaya bakarsak, İtalya bunun için güzel bir örnek. 10 tur boyunca Schumacher'i zorlayan Lewis Hamilton'a nazaran J.Button lastiklerini sakladı ve ikili arasında yaşanan mücadeleden yararlanarak ikisini de kolayca geçti. Biraz karikatürize bir örnek ama bir taraftar hangisini ister. Evet Lewis Hamilton yarışta podyuma çıkamadı ama onu Lewis yapan ve taraftarları sevdiği yönü bu. Biraz paradoksal bir durum (böyle bir kelime var mı ?).

Kısa Kısa dedik ama uzadıkça uzadı. Toparlarsak, lastiğin erken aşındırması ve aceleci tavırları öne çıkan sorunlarıydı. Özel hayat ise benim bir türlü samimi bulmadığım bir açıklama, en azından yarışta. Yarış hafta sonunda bu tür problemler sizi etkileyebilir, belki de o kazalar o yaşadıklarının bir sonucu. Her ne olursa olsun, bunların hiçbirisi düzeltilmeyecek şeyler değil ki üstelik hızından da hiç bir şey kaybetmemişken. Whitmarsh'ın da dediği kendine çok yükleniyor, sanki bu puan durumunun tek suçu kendisininmiş gibi. Bu sene her yarışı günüde bir Senna gibi sürseniz bile bu Vettel'i yenmek imkansızdı. Hamilton'un durumu bir insana kırk kere deli derseniz adamı artık deli yaparsınız, öyle bir şey. Hamilton'un kendi üzerinde 'ben kötüyüm, ben kötüyüm, daha iyi sürmem gerek' gibilerinden baskı yapmaması lazım. Bunu aşmasında en büyük şansı Mclarendir. Takımla beraber daha sakin düşünüp, bunların üstesinden gelebilir. Aslında bakılırsa Mclaren ve Hamilton'un birbirlerine ihtiyaçları var. En büyük ikili Ferrari-Schumi ikilisini yenmeleri için bu şart. RBR-Vettel ikilisiyle sekteye uğramış olabilir, yine de uzun vadede en birbirlerine eklemlenmiş ikili gibi duruyor. Vadesi gibi bu konu da uzun, atlayalım o yüzden. Kontrat konusuna da değinirsek, sene sonunda Hamilton'un kontratı bitiyor, 2013 Massa, Webber ve Schumacher'in durumuna göre oldukça heyecanlı transfer haberlerine gebe şimdiden. Bu ortamda erken bir kontrat yenilemenin de faydası olacaktır Lewis ve Mclaren'e. Başka bir takıma transfer olması da ihtimaller dahilinde tabii ama ben pek olası görmüyorum. Transfer olabileceği Red Bull'da Vettel, Ferrari'de Alonso ve Mercedes'de Rosberg var. Hamilton'un herhangi birine transferi takım içi savaş demek. Bu üç takımın da pek niyetli olacağını zannetmiyorum. Son olarak Hill'in dediğinin aksine takım değiştirmek heyecan aramak için yapılacak en son yol olsa gerek.

25 Ocak 2012 Çarşamba

2011'den Kısa Kısa -2-


Jarno Trulli

Eski tüfekleri kaybettiğimiz şu zamanda Trulli'nin akibeti hala değil. Umarım Lotus da diğer takımlar gibi paralı pilottan yana tercihini kullanmaz. Trulli'nin bu seneki performansına değinirsek, büyük oranda Heikki Kovalainen'in
gölgesinde kaldı. Her şeyden öte tam bir tek tur ustası olan ( hatta bu yeteneği ona kötü bir ün de getirmiştir ) İtalyanın Kovailenen'e cumartesi günleri bu denli net yenilmesi herkeste soru işareti oluşturmuştur. Hidrolik direksiyondan şikayet etti Trulli bu sene hatırladığımız kadarıyla, onun için bu sene daha bir merakla izleyeceğim onu. Ne olursa olsun Trulli'nin cumartesi rakibine geçilmemesi lazım, eğer geçiliyorsa bırakması lazım demektir. O benim Cumartesi günleri kahramanım, açıkçası pazar günleri pek umrumda değil. O uzun bir yazıyı hak ediyor, şimdilik bu kadarla yetinelim.


Pastor Maldonado

Bütün F1 camiası sanırım gıcık bu adama. Yüzünü kime benzettiğimi unuttum şimdi ama istatistikleri o kadar da kötü değil. Hulkenberg Barrichello'nun 47 puanına karşılık 22 puanla sezonu bitirmişti, bu sene Barrichello 4, Maldonado 1. Tabii ki bu senenin puanlarını karşılaştırmak doğru olmaz ama Barrichello'nun 4 puannın 1'i de Maldonado'nun Monaco'da 6. iken Hamilton'la yaşadığı kaza var. İki pilotun da benzer bir kariyerleri oldu, GP2 şampiyonluğu ve ardından gelen Williams koltuğu. En azından bu rakamların gösterdiği kadarıyla Maldonado o kadar da kötü bir pilot değil. Tek tur performansı da Rubens'e göre hiç fena değildi. Yine de paralı pilotların bu denli öne çıkması taraftarlar açısından hiç hoş olduğunu söylemeye gerek yok galiba.