17 Temmuz 2011 Pazar

Istanbulpark ne olacak ve motosikletçiler





Bu yazıyı biraz da Ntvspor'daki Motogp yayınlarından sonra yazmaya karar verdim. Kenan Sofuoğlu sayesinde Motogp'ye olan ilgim arttı ve daha sık izler oldum. İyi ki de izlemeye başlamışım çünkü bu yayınlarda Türkiye'de pek göremeyeceğimiz incelikte bir yorumcuyu, bir motosikletçiyi keşfettim : Hamit Abbasoğlu. Kenan çok iyi giderken yarış dışı kaldığında 'olur böyle şeyle yarışta' diyen bir kişi bu insan ve 'inanılmaz' derecede olgun yorumlarıyla bizi fanatizmden de uzak tutuyor. Özeti bu işten zevk alıyor. Amacım Abbasoğlu'na methiyeler düzmek değil tabii ki. Onun da bazen dile getirdiği gibi Istanbulpark'ın ne olacağı veya neden böyle olduğu ?

Istanbulpark ilk iki yılında gerçekten büyük bir seyirci oranını yakaladı ülkemize göre ne zaman işletme Bay E'ye verildi o zaman pist yılın 51 haftası ölüme terkedilir oldu. Burda hata tam olarak kimin bilmiyorum ama bu hakkı ona vermekle büyük hata yapıldı, herkes hemfikirdir galiba bunda. Bay E'yi de suçlamıyorum kesinlikle, herhalde o kadar işinin içinde Istanbulpark'a yarış çekmeye çalışmasını beklemiyorduk değil mi ? Bu pist daha çok F1 amaçlı yapıldı, evet. Peki ya diğer dallar ne olacaktı ? Bir F1sever olarak empati yapmamız gerektiğini düşünüyorum ayrıca benim fikrime gelirsek ben bu pistin Türkiye'nin -belki de yakın çevremizin- motorsporları mabedi olmasını diliyorum. Bu iş için en uygun pistimiz.

Bunu açarsak Maracana Brezilyalılar için nasılsa, Wembley İngilizler için nasılsa Istanbulpark da Türk motorsporlarının mabedi olabilir. Verdiğim örnekler ürkütmesin, şöyle de düşünülebilir. Eskişehir'de yarışan küçük bir karting pilotu ileride 'Ben de bir gün Istanbulpark'da yarışacam' diye hayal kurması gibi birşey bu. Aynı her küçük Beşiktaşlı futbolcu adayının İnönü'yü hayal etmesi gibi.

Hamit Abbasoğlu Istanbulpark'ı eleştirirken güzel bir şey dedi, kült yaratmada üstümüze yok cidden. Ayrıca Türkiye'nin tanıtımı gibi çok açık bir cümle de yeterince doyurucu değil. Hıncal Uluç gibi yazarlar severler, aslında bizim bir şey bilmediğimizi, gerçeğin çok farklı olduğunu falan filan. Istanbulpark'ın çok kötü bir pist olduğunu söyleyecek falan değilim, seyir zevki için gayet ortalamanın üstünde bir pist. Bir motosiklet seyircisini yerinize koyarsanız kendinizi Türkiye'de güzel bir pistiniz var ve bundan yararlanamıyorsunuz, şahsen ben çok kızardım ; gayet sinir bozucu bir durum. Ve bu insanların da konuşmaya hakkı var, motorsporları F1'den ibaret değil. Bir yandan da amacım zaten minicik olan motorsporları camiasını karşı karşıya getirmek değil. Abbasoğlu yayında Tahincioğlu'nu mu kast etti anlamadım ama demem o ki önemli olan daha başka. Zaten nitelikli tartışmalar her zaman yararlıdır diye de düşünüyorum.

2012 yılı için F1 anlaşması muammada fakat önemli bir yol kat ettik, bu konuda GSGM başkanı Yunus Akgül önemli adımlar attı diye düşünüyorum, ayrıca çok sevilen bir pist burası F1 medyası tarafından da. F1 elimizden gidecek mi tartışmaları çıktığı zaman medyada çoğu kişinin -nitelikli spor haberi yapanlar da dahil- artık umudumuzun kalmadığını falan söylüyordu. Dayanakları ise İto ve İBB başkanlarının yaptığı açıklama! Araştırma, soruşturma hak getire ,tabii ne gerek var (Bu arada ilerleyen yazılarımda da Türk medyasında F1 ve motorsporları konusunu da açmak istiyorum fazlasıyla) ! Her neyse artık işletmeyi de kendimiz alarak diğer dallara da açacağız pistimizi diye duydum. En mantıklısı da bu hem F1 hem de diğerleri için. Orayı karnaval yerine çevirmemiz lazım.

Türkiye gerçekten her kulvarda benzer oranlarda olmasa da büyük bir gelişim trendi içinde. Bunlar çok klişe olacak ama büyük ve güçlü bir devlet olmak istiyorsak olaylara daha geniş ve uzun vadede bakabilmeliyiz. Evet gelişiyoruz diye F1'e gerek yok veya onlarsız olmaz diye uç yorumlara kaymak çok sakıncalı. Sakince oturup konuşulmalı bunlar, bunu yapabilirsek zaten 'büyük' oluruz.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Valencia Gp'de ne oldu ?

Herhalde herkes hemfikir sıkıcı bir Avrupa Gp'i izlediğimiz konusunda. Açıkçası çok da üzülmedim çünkü seneye takvim 21 oluyor ve Valencia hakkında da bazı dedikodular dolayısıyla bu sene bile sıkıcı geçiyorsa bu gp elimiz bir nebze güçlenebilir. Açıkçası Valencia'da ne olduğuna lastikler üzerinden bakmak istiyorum. Geçen sene birçok yarışta Bridgestone'nun tahminin ötesinde dayanırken lastikler bu sene de tahmin edilenden daha az sürede aşınıyor lastikler. Button'un dediği gibi gerçekten orta sert lastikler fazla mı sertti buraya göre. Öyle veya değil Mclaren burda kaybeden taraf oldu. Aslında geçen seneden çok farkı yok bu senenin; fark yaratan şeylerin Webber'in Vettel'i rahatsız edememesi ve Mclaren ile Ferrari'nin hata yapmaları. Vettel'in takımda lider konumda olması sadece Webber'in yavaşlığından değil aynı zamanda kendisinin kusursuz sürüşünden kaynaklanıyor. Her ne kadar domine gibi gözükse de yarış Vettel son pitlere kadar çok önemli farklara ulaşmadı. Aslında bu sene çoğu zaman öldürücü bir farka ulaşmadı. Üstüne üstlük Vettel'in fazlasıyla hata yapma lüksü var artık.

Valencia'da ise kaldırılan agresif motor haritalarıyla neler olacağını hep beraber bekliyorduk. Açıkçası bu sene ve geçen sene saf hız anlamında sıralamalara bakmak en doğrusu oluyor. Çünkü garip bir şekilde yarışta birden bütün farklar kapanıveriyor. Bu arada bu yakıt ikmali yasağını çok saçma bulduğumu belirteyim, takımların ellerinden önemli bir silahı almış oldular ve önemli bir heyecan etmenini kaldırarak ne amaçladılar hala anlayamıyorum. Q1'de hafta sonu yavaş görünen Mclaren oldukça hızlydı keza Hamilton sadece 0.1 sn arkasındaydı Vettel'in. Açıkçası burda baya bir şaşırmıştım çünkü Ferrari'nin de çok önündeydi Mclaren.Q2'de ise Rbr-Mclaren farkı 0.4'e çıkmıştı. Acaba sertlerde sorun yaşan Mclaren sert lastiklere yönelik mi ayar yapmıştı ? Bu fark böyleyken Ferrari ve Rbr arasındaki fark da 0.6 sn ile korunuyordu. Bu farklara bakarken genelde Vet-Ham ve Alo'yu kıstas aldığımı söyleyim. Keza bu sene Button da Hamilton'a fazlasıyla yakınlaşmış durumda en azından geçen seneye göre. Q3'de ise Vettel ile Hamilton arasındaki fark 0.4 sn olurken 0.5 sn arkadan da Alonso gelmekteydi. Bu ikilinin hemen arkasında ise Webber vardı. Q1'de sanırım Ferrari yumuşakları harcadı ve bu Q3'ün ikinci denemesinde hangi lastiklerle çıktı emin değilim. Webber de ikinci turunda oldukça hızlı bir turla 0.2 sn arkasına yerleşti Vettel'in. Fakat Vettel de iyi bir turla geliyordu ama Webber'in turundan sonra gerek görmedi. Rbr'yi Ferrari'ye göre baz alırsak bu sefer Rbr daha Q1'de hızlıydı zaten.Ceplerinden çok bir şey çıkarmadılar sanki. Ayrıca Q1 ve Q2'de sönük olan Webber de Q3'de hızıyla şaşırttı bizi.

Hamilton'un Ferrari'nin önünde olmalarına şaşırmasına ben şaşırdım. Monaco-Montreal ve Valencia'ya yönelik görüşlerim ve gözlemlerim diyordu ki bu üç yarışa rbr-mc-fer arasındaki fark azalacak fakat yerler değişmeyecek. Bu doğrulanır mıydı bilmiyorum ama bu üç yarışta da Mclaren normalin dışına çıktığına söyleyebilir. Monaco'da Q3'de yaşananlar, Kanada2da yağmur ayarı ve Valencia'da lastik ayarları. Artık önümüzdeki artık tek cadde pist olan Singapur'u beklemek gerek galiba. Neyse Mclaren'in yarış içinde yumuşakları erkenden bitirmesi ve daha yavaş turlar atması yarışı Ferrari ve Rbr arasında geçmesine yol açtı. Normal koşullarda Hamilton startta ikinciliği alabilseydi pitlerde kızgın bir savaş bizi bekliyor olabilirdi. İki pist arasında aerodinamik olarak fazla bir fark yokken durup dururken Mclaren'in yavaşlamasını özetle bu lastik ayarlarına bağlıyorum; sert lastiklere yapılan pozitif ayrımcılık Mclaren'i mücadeleden uzak tuttu. Zaten Mclaren yönetimi de bunun bir istisna olduğunu söylüyor ve hataları anladık diyor. Bakalım göreceğiz.

Yarışta göze çarpan Massa'nın yine süper kalkışıydı. Mclaren'ler yavaş kalırken Massa neredeyse 5.likten 2.liğe kadar çıkacaktı. Fakat Webber'i geçeyim derken Alonso'ya geçildi. Hamilton ise çok garip bir şekilde kötü start aldı çünkü Alonso'yu zorlama şansı varken enteresen biçimde yavaştı viraja doğru, olaylardan mı kaçıyordu anlamadım. Starttan sonra Vet-Web-Alo-Mas-Ham-Ros-But sıralaması vardı. Rosberg cumartesi 7.cebi alarak sadece Schumi'nin önüne geçmemiş aynı zamanda temiz tarafı kazanarak Schumi'yi de kirli tarafa göndermişti; bir taşla birden fazla kuş. Sutil'in kılpayı Di Resta'yı geçişi ve Heidfeld'in Petrov'un 0.3 sn önünde olması ise Renault yönetiminin istediği bir şeydi. Açıkçası Heidfeld'in önderliği Mercedes'le yarışma konusunda kritik. Diğer konu da Sutil'e karşı bir önyargı sezmem. Di Resta'nın performansı ve Sutil'in olaylara karışması ile oluşan durum bana geçen seneki Webber-Vettel ilişkisini hatırlattı. Yaşlı bir kurt ve sempatik, genç bir yetenek. Aynı Sylverster Stallone'nin 'Yarışçı' filmindeki gibi. Her ne kadar Valencia'yı bilmese ve cuma günü Hulkenberg'in araca hasar vermesinden bir günü boşa geçirse de Sutil fırsattan yararlanarak Di Resta'yı Q2'de geçti ve yarışta tam olarak ne yaşandı göstermese de Fom Heidfeld'i geçmesini bildi. Puanlar da 10-2'i oldu Force India da bu durumda takımın Sutil'den vazgeçmesi daha da zorlaşacak,takım içinde de gizli bir rekabet bizi bekliyor açıkçası. İlk pitlere kadar bir da Button'un Rosberg'i geçişi dışında bir hareket olmadı. Pitlere ilk gelen de ön taraftan Hamilton oldu.

İlk pitlere kadar Mclaren'in performansı çok sırıtmıyordu açıkçası fakat akıllı bir hamle ile Massa'nın önüne geçen Hamilton bu ilk pitlerden sonra sanki daha da yavaşladı. Zaten pistin kenarlarındaki duvarlarıyla iç bayıltan Valencia Gp hiç bir umut vaat etmiyordu. Alonso Türkiye'dekine benzer bir geçişle Webber'i alt etti fakat bu üstünlüğünü ikinci pitlerde kaybetti. İkinci pitlerden sonra bi ara fark 1.5 sn idi Vettel ve Webber arasında. Erken gelmek yine işi yaramıştı yaramasına ama Vettel tekrar farkı 2.5-3 sn'ye çıkardı. Ferrari açıkçası bu sene birçok yarışta hep pilotlarını geç pite çağırdı rakiplerine göre ve stratejik olarak son yıllarda çoğu yarışta gölgede kaldılar. Todt-Brown-Schumi üçgeninden sonra belki fena araçlar çıkaramadılar fakat hep bir şeyleri eksik kaldı sanki. Açıkçası bu hafta sonu lastikler arasındaki fark sanki 1 sn'den fazlaydı. Webber'in erken pite gelmesi yine yerini Alonso ile kaptırmasına yol açtı diğer yandan Massa da ilk pitlerde kaybettiği zamanla Hamilton ile mücadele etme fırsatını kaybetti. Button ve Rosberg de kendi halinde 6. ve 7. oldular. Temiz lastikleri ile Algersuari iki pitle 18.sıradan 8.liğe kadar çıkarak hafta sonunun diğer adamı oldu ve Sutil ile girdikleri bir mücadelede iki sevdiğim pilot arasında kaldım açıkçası. Heidfeld de 10. olarak yapabileceği şeyi yaptı ve Silverstone için performansını merak ediyorum şimdiden. Schumacher de ilk pitlerin çıkışında yine Petrovla temas yaşayarak puan şansını bitirdi. Schumi sanırım startta da kötü kalkmıştı. Bu sene de ilk defa tekrarları izlemediğim bir yarış oluyor ve maalesef ayrıntılara vakıf değilim. Yine de yarış boyunca ekranın altından özellikle Sutil-Heidfeld mücadelesini izlemeye çalıştım artık ne kadar olabilirse.

Silverstone'da ne olur şimdi herkesin sormaya başladığı soru bu ? Egzoz gazlarıyla beslenen difözörlere getirilen önemli sınırlama ile nelerin değişeceği. Birçok söylenti olsa da Newey'in de dediği gibi araç bu sisteme göre dizayn edilmiş olması Rbr için büyük handikap. Yine de F1 kamuoyu'nun Rbr'nin en fazla etkilense de sıralamada değişikliğe yarayacak bir farklılık getirmeyeceği. Mclaren'in İspanya'da difüzöründe yaptığı önemli değişikle sezon başında tasarladığı modele mi geçmişti tam bilemiyorum ama Ferrari ve Mercedes de bu sistemler mevcut. Ek olarak takımlar buraya önemli güncellemelerle geliyorlar bunlarla beraber bilinmeyenler iyice artıyor. Ferrari daha birkaç yarış önce Silverstone'a dikkat çekmişti, Mclaren'in de Valencia'da kullanmadığı ve Silverstone getirilecek güncellemeleri var. Rbr de iki yıldır ön sırada olduğu için açıkçası onların ne tür güncellemeler getirdiğini bilemiyoruz ve hep arkasındaki takımların gelişimine odaklanıyoruz. Bu yazıyı yazdığım sırada Silverstone'da yağmur ve bu güncellemeleri test etmek açısından çok kötü bir durum. Normal şartlarda İspanya benzeri bir yarış bekliyordum fakat birçok bilinmeyenle beraber ben de artık pek bir şey bilemiyorum. Artık umudumuz eğlenceli bir yarış olması ve Vettel'in geçilmesi...İyi haftasonları.

17 Haziran 2011 Cuma

Geride Kalan 7 Yarışın Ardından F1 2011 Sezonu : Part 1 : İlk 6 Yarış

Sezonun üçte biri geride kalıyorken ben sezonu kendi açımdan üçe ayıracağım. Birincisi ilk altı yarış, ikincisi Kanada Gp, üçüncüsü Lewis Hamilton. Neden Sebastian Vettel değil de Lewis Hamilton diye sorulabilir çünkü bu ayrımı dediğim gibi kendi açımdan yaptım ki zaten Vettel'den bu üç başlıkta da bol bol bahsedeceğim. Red Bull ve Vettel ortaklığı şu ana kadar 7 yarışın 5'ini kazandı ve bu şampiyonluk için çok büyük bir avantaj ve istatistik, ayrıca her yarış zorlanmadan polü alacak hızları var. Benim de temennim tabii ki sezonun geri kalanının aynen bu seneki yarışlardaki gibi heyecanlı gitmesi ve bunun puan tablosuna yansıması. Umarım geçen seneki sıkıcı yarışlar-heyecanlı sezon bu sene heyecanlı yarışlar-sıkıcı sezon haline dönüşmez.





Öncelikle her zaman birincinin ön plana çıkarılıp diğerlerinin ve önemli detayların gözden kaçmasına her zaman üzülmüşümdür ve isyan etmişimdir. Mesela futboldan örnek vermek gerekirse geçen sene Rijkaard'ın kovulduğu Galatasaray'ın evinde Ankaragücü'ne yenildiği maçta Gs o zamana kadar en düzgün oyununu oynamış ama biraz da basit gollerle yenilmişti. Şimdi siz bunu kimseye anlatamazsınız, çünkü Gs açık şekilde yenilmiştir skora bakarak, aynı şekilde Ferrari de İngiltere'de 13. ve 15. olduğunda aslında Ferrari o kadar da kötü değil desek yine anlatamazsınız derdinizi. Sezon sonunda Gs orta sıralarda çırpınırken Alonso son anda şampiyonluğu kaybetti. Demem o ki futbol belkide sporların en teknik olmayanı -ki o da son 20-30 yılda önemli bir gelişm kaydetti teknik yönden-. Sporların içinde en teknik olanı belki de Motorsporları, onun içinde de Formula 1. Yani F1'de gerçekleri saklamak çok zor olabiliyor ama Çanakkale Geçilmez taktiğiyle dünyanın en iyi takımları da yenilebilir. F1'e bakarsak Monaco'da bile Hrt takımı bu taktikle Bir Red Bull'a dayanması imkansızdır. Buraya neden geldiğimizi söylersek, uzun zamandan beri düşündüğüm Futboldan başlayarak sporların 'teknik' ile olan ilgisini yakın zamanda sık sık aklıma takıldığı için ve bu teknik kavramından F1'de detayların kaçırılmaması gerektiğini vurgulamak istedim biraz da. Artık gelelim sezona...





En hızlı ikilinin sezona damga vurduğunu söyleyip bu kazanılan 5 yarışın Türkiye hariç Vettel'in diğer yarışlarda birinciliği kaptırmasına şaşırmamak gerekirdi. Avustralya'da Vettel Hamilton'dan pite girişler öncesi 2 sn. kadar öndeydi sadece. Sezonun Pirelli ile ilk pit-stoplarından Rbr avantajlı çıkmış ve pit-stop çıkışı fark 6 sn. olmuştu. O zamana kadar bu lastiklerle çok gidemez denilen Hamilton'un lastiklerini en çok koruyanlardan biri olması ise şaşırtıcıydı. Tabii sonra Hamilton sorun yaşadı ve 30 sn.arkasında bitirdi Vettel'in. Benim demek istediğim ise kazın ayağının aslıdna öyle olmadığı. Vettel bu yarış zorlanabilirdi aynen Malezya'da olduğu gibi. Fakat bu sefer Startta Renault fırtınası esti, iki pilot da ikişer, üçer sıra kazandılar. Burda bir noktaya dikkat çekmek istiyorum Vettel burda Hamilton'a çok da kibar savunma yapmadı, çok sıkıştırdı onu, Heidfeld'in geçişinde bunun da payı var. Aynı şeyi Çin'de de yaptı bu sefer Vettel iki sıra kaybetti. Hamilton bu sefer kapıyı açabilmişti, Button ise çoktan çekip gitmişti. Malezya'da Heidfeld'in arkadakileri yavaşlatmasıyla yarışın başında yeteri kadar fark açmıştı Vettel Malezya'da. Çin'de ise üç pit ile Mclaren'ler kazanırken, Türkiye'de Vettel en rahat yarışını geçirdi. İspanya'da Mclaren'in önemli güncellemeleri işe yaramış, yarış boyunca Hamilton Vettel'in ensesinde geçirmişti Vettel bu sefer şanslıydı çünkü Drs ile bile İspanya'da geçiş çok zordu. Monaco'da ise Q3'e kadar tam bir Lewis fırtınası geliyor dedik, çünkü Q1 ve Q2'de en hızlı zamanları elde etmişti. Yine de Q3'e her zaman cebinden bir şeyler çıkararak gelen Rbr avantajlıydı ama bu sefer farkın çok az olacağını kestiriyordum. Ondan sonra olanlar oldu diyelim. Gerisi felaketti Lewis için. Yarışta ise hepimiz gördük Vettel liderliği kaybedebilirdi, şansının yardımıyla yanlış lastiği takarak yarışı kazandı. Yine de Red Bull'un pit duvarı bu sene çok iş çıkard;, Avustralya, İspanya ve Monaco'da çok iyiydiler özellikle, diğer yarışlarda da iyi bir görüntüleri vardı ve pit ekibi de genellikle en hızlılardandı.





Bu ilk altı yarışta Ferrari en hızlı üçüncülüğü kesin olarak gözüktü. Sıralamalarda genelde Mclaren'in gerisinde, diğerlerinin de genelde önünde. Alonso'nun 4 5.'liği, 2 de 4.'lüğü bunu gösteriyor zaten. Mercedes Çin ve Türkiye'de iyiydi, Monaco'da çok çabuk lastikleri aşındı, Renault iyi başladığı sezona devamını getiremedi ve sanki gelişim problemi yaşıyorlar. Sauber bu sene geçen seneki 8.' likten sonra 6.'lığı ele almış, daha üçte biri yeni geçmemize rağmen zannetmiyorum. Williams çok kötü başladı ama son iki yarışta puan alarak azıcık nefes aldılar ama yine de sezon içinde 7. olacaklar gibi. Force India orta sırada yerini Sauber'e kaptırmış gibi çaylak Di Resta cumartesiyi pazara taşıyamıyor. Toro Rosso ise kendi aleminde, iç savaş hali var orda, 2009'da bence haksız yere gönderilmişti Bourdais ayrıca. Bu pilotların üzerine çok eğilmiyoruz ve çok çok belirgin bir iş yapmayınca büyük takımlarda süremez diyebiliyoruz fakat Toro Rosso'nun bu iki genç pilotu da ne kadar önyargısız davranmaya çalışsak da sanki o kumaşları yok gibi. Belki de zaman bizi yanıltır. Yine de orta gruptaki bu dört takım Sauber, Force India, Toro Rosso ve Williams birbirlerine çok uzak sayılmaz. Geçen yıl sezon başında Force India ve Toro Rosso ön plandayken Williams ve Sauber ağırlığını koymuştu ikinci yarıda. Team Lotus ise büyük atılım gerçekleştirdiler. Kanada'da ise Lotus Toro Rosso'dan 0.5 sn yavaştı, inşallah bu farkı sezon sonuna doğru kapatırlar ve bu üç yavaş takımdan en azından birinin kırıcı bir yarışta puan almasını istiyorum. Hrt de Liuzzi ile nasıl önemli bir hamle yaptığını gösterdi, tecrübesiyle Hrt'yi bir adım öne çıkarmış gibi Kanada da diğer iki takımı geçerek 13.oldu. Virgin ise Glock için üzülüyorum gerçekten çok daha rekabetçi bir aracı hak ediyor özellikle değişken havalarda çok ilginç işler yapabiliyor. Herkes onu Brezilya 2008 ile hatırlıyor ama Malezya 2009'da ikinci olmuştu aynı taktikle. Trulli ve Glock iyi bir ikiliydi Toyota için.





Önümüzde Valencia ve Silverstone var. Valencia'nın geçen seneki derecelere baktığımda çok yakın dereceler gördüm. Ondan sonra gerçek bir pist Silverstone var. Açıkçası egzoz beslemeli difüzörün yasaklanması ve aero pisti Silverstone'da sezonun geleceği için daha net kararlar verebiliriz. Hamilton, Ferrari, Alonso için kritik iki yarış olacak. Yine de Valencia da Rbr-Mclaren-Ferrari sıralaması görürsek şaşırmayız ama bu iki yarışa önemli güncellemeler gelecektir, bu yasaktan sonrasını düşünerek sezonun geri kalanı için antrenman niteliğinde ilginç güncellemeler görebilir miyiz Valencia'da ? Ya da bu yasak o kadar etkilemez mi ? Bazıları Rbr'nin sıralamalardaki yıkıcı üstünlüğü sona erebilir diyor, Rbr de Kers'e yoğunlaştığı haberi geliyor. Kritik nokta bu yasağın ardından takımların bu derece downforce'u nasıl elde edeceği ? Burdaki temennim temeli sağlam Mp4-26'ının burda öne çıkması, bu aracın önemli aero pistlerinde öne çıkması beni umutlandırıyor, Ferrari ve Mercedes'in de bu yasaktan etkileneceği söylüyor, Renault'u ise düşünmek istemiyorum ama Renault yenilikçi bir takım, yeni fikirlerle yeniden güzel şeyler yapabilirler. Açıkçası bu sistem ne kadar getirisi var bilmiyoruz ama Rbr ve Renault bundan en fazla etkilenecek takım gibi duruyorlar. Rbr'nin ne kadar etkilendiğini Silverstone'da göreceğiz. Ufak da olsa fark azalırsa sıralamardaki heyecanın artacağı kesin, şunu da söylemek istiyorum, 2011 sezonu birçok açıdan 2006'ya benziyor. Genç Vettel Alonso gib en genç şampiyonluk unvanını da elde ettikten sonra ikinci yılında da rekabetçi bir araçla ilk yıl kazanamadığı yarışları da kazanarak sezonun ilk yarısına damga vuruyor. Ama ikinci yarı yasaklanan kütle amortisörü ile güç kaybeden Renaulta karşı Schumacher ve Ferrari rüzgarı arkasına alarak puan farkını sıfıra kadar indirmişti. Bu sene ise Hamilton ve Mclaren bunu yapabilirler mi ? En yakın ikili onlar oldukları için diyorum, Webber'in bu ortamda takım arkadaşını yakalaması imkansız gibi Button'un ise sıralama turlarındaki hızına bağlı açıkçası. Alonso'nun durumu ise takımı ne kadar gelişeceğiyle ilgili tabiiki. Burda kritik nokta bence eğer Hamilton kendine gelebilirse Button ve Alonso'nun şampiyonluk için ona yardım edebilirler. Bu gidişle Alonso podyum çevresinde dolanacaktır ve yarışlar da kazanabilir. Button da hemen Lewis'in arkasında olacaktır. Webber ilginçtir Vettel'in nispeten kötü olduğu yarışlarda öne çıkıyor Çin ve Kanada'da olduğu gibi. Demek o ki Lewis ya da Button'un önde olduğunu düşünelim Vettel bu yarışlarda Alonso ve Webber'le çekişip arkada kalabilir ardından da Mercedeslerle uğraşmak zorunda kalabilir. Vettel'in yarış içinde ikinciliğe veya üçüncülüğe düştüğünde başına birçok olay gelebilir mesela Hamilton'un başına geldiği gibi Monaco'da. Yeter ki onu polden uzak tutabilsinler ondan sonrası açık diyorum ben ve umudumuzu kesmeye hiç gerek yok.

17 Şubat 2011 Perşembe

2010'da Ne Oldu ?

( turkiyef1.com'dan, Abu Dhabi'deki düğümü çözen olayların başlangıcı )


'Kuru' bir tabirle Redbull Racing tüm yıla damgasını vurdu denilebilir ilk başta bu soruya. Bu sezon yarışlarda genellikle ilk çizgide bu lacivert araçları görsek de diğerlerinin hakkını vererek bu 'damga'yı anlatmak gerek. Yine 'kuru' tabirle devam edersek 2010 sezonunu kabataslak giriş gelişme ve sonucunu anlatmaya başlayalım.





Sezon önceleri ulusal basınımızda televizyon, gazetelerde çıkan haberler dışında özel olarak F1'i takip etmezdim. 2010'un başında da böyle olmuştu, sadece Micheal Schumacher'in pistlere geri dönüşü ve Jenson Button'un Mclaren'e geçişi beni biraz heyecanlandırmıştı (Alonso, Kubica gibi diğer önemli transfer haberlerinden önceden haberimiz olmuştu). Sanırım ilginç bir sezon bizi bekliyordu ve her sezonun başında olduğu gibi bilinmeyenlerin çokluğu. Vettel'in ilk polü almasıyla sezon da benim için başladı. İlk yarış sonunda ise acaba sezonu Ferrari mi domine edecek soruları başlamıştı herkes için. Button'un Avustralya'daki harika galibiyeti ve RedBull'ların Malezya'daki sessiz galibiyeti ile taşlar biraz yerine oturdu.





Artık sıralama belli olmaya başlamıştı, en azından kim en hızlı biliyorduk. En hızlı Redbull'un arkasından yarıştan yarışa Ferrari-Mclaren olacaktı, arkalarından da Mercedes ve Renault'un altın çocuğu Kubica. Çin'deki harika yarış Mclaren'in dublesiyle biterken, Avrupa sezonu öncesi önemli bir özgüven sağladı. Ardından İspanya ve Monaco'daki yanına yaklaşılamaz olan Webber'in galibiyetleriyle tekrar Redbull'un sezonu domine etmesi endişeleri sardı. Bence Türkiye'deki malum olayla bu şansı teptiler. Çünkü bu yarışın kazanılması kritik bir eşik olup hafiften de olsa puan sıralamasındaki tabloyla beraber gerçekten RedBull alıp başını gitme şansını elde edecekti. İlginçtir Webber Monaco'dan itibaren puan olarak Vettel'in önüne geçip son yarışa bu yerini korudu. Art arda gelen iki Mclaren galibiyeti ile bu sefer sezona Redbull-Mclaren soruları sorulmaya başlandı. Fakat bu tahmin de yanlış çıktı çünkü bütün bunlar olup biterken Ferrari de boş durmuyordu ve sezonun iki büyük icadı egzoz beslemeli difüzör ile F-kanal'ı F10'a adapte etmeye çalışıyorlardı. Birkaç yarış geç de olsa bu uğraşların sonucunu aldı Ferrari. Valencia'da Webber'in kazası ve Vettel'in galibiyeti, Silverstone'da Vettel'in ilk turda son sıraya kadar düşmesinin sonucunda Webber'in 3.galibiyeti. Bu iki yarışta Ferrari'nin başına gelen binbir bela ile sezon ortasında RedBull'un 5 Mclaren'in 4 Ferrari'in 1 galibiyeti vardı. Tablo daha netleşmişti aslında ama Silverstone'da Mclaren'in Ferrari'den yavaş kaldığı gözüküyordu. Gerçekten öyle olduğunu çok net biçimde Hockenheim'de gördü Mclaren taraftarları ve F1 camiası. Başa güreşirken birden en hızlı üçüncü araç konumuna düşmüşlerdi. Bu konumdayken şampiyonluğu kovalayabilecek miydi griler, kovaladı kovalamasına ama başarıya ulaşması gerçekten zordu (Zaten 9.yarış Avrupa Gp'de iki pilotla podyuma çıktıktan sonra 19.yarış Abu Dhabi'ye kadar bu başarıyı tekrarlayamadılar). Kanada'dan sonra hızlanan Ferrari ise sezonun diğer bölümünde Alonso ile tam dört galibiyet aldı. Redbull da en hızlı araç ünvanını Monza hariç korudu.





Sezonun diğer kısmı nasıl mı başlıyor ? Tabiyki Hockenheim'daki takım emirleriyle. Sezon içi gelişimde genellikle Mclaren'in gerisinde kalan Ferrari ise bu sefer önemli bir yol kat ederek Hockenheim'da RedBull'u zorlayacak kıvama gelmişti. Mclaren ise bu yarışta muhtemel 5. ve 6. adayları gibi durmaya başlamışlardı. Aslında Mclaren'in 4 galibiyetine ve diğer puanlarına baktığımızda oldukça iyi bir pilotaj ve pit duvarı kararlarını görürüz. Çoğu zaman ellerindekinden fazlasını çıkarmayı başarmışlardır ve bu 4 galibiyete baktığımızda bu yarışların hepsini rakiplerden birisi kazanmış olsaydı çok da şaşırmazdık. Almanya'ya dönecek olursak, Vettel'in yine üstün sıralama turları performansıyla 0.002 sn farkla da olsa polü almayı başardı ama -deyim ağır da olsa bu duruma karşı- bir çuval inciri berbat etti. Bu noktada genel kanının aksine Alonso'nun sıralamalarda Massa'dan üstün olsa da Çin'deki ve Kanada'daki Massa aleyhine gelişen olaylar olmasa puan olarak çok yakın olabilirlerdi. Takımın tüm desteğini alıp adeta takımla bütünleşen Alonso'nun farklılaşması da gözle görülür oluyor. Bundan sonra Alonso ve Ferrari'nin yükselişini ve Mclaren'in düşüşünü görüyoruz. Açıkça en hızlı üçüncü araç olan Mclaren'in Macaristan'da bir de dayanıklılık problemleri oluşunca meydan tamamen Redbull ve Ferrari'ye kalıyor. Webber de sahneye çıkıp şimdiden 4.galibiyetini alarak sezonun son bölümüne en şanslı aday olarak giriyor.



Spa'da grilerin dönüşü ve Vettel-Hamilton ve Button'un puansız geçen yarışları ile son bölümde Webber-Hamilton çekişmesi mi izleyeceğiz derken ip yine kopmuyor ve son 5 yarışa 5 iddaalı şampiyonluk adayıyla giriyoruz. Alonso'nun İtalya ve özellikle Singapur'daki kusursuz sürüşü ve Hamilton'un sanki ona inat bu iki yarıştaki kazasının üzerine bir de Japonya'daki şanssızlıklarından sonra son üç yarışa Redbull-Alonso çekişmesi ile giriyoruz. Kore'de rakiplerinin hatasını çok iyi değerlendiren Alonso'nun galibiyeti ve Vettel Webber'e Interlagos'da yol vermeli mi diye konuşurken son yarışa ciddi manada 3 puan olarak 4 şampiyonluk adayıyla giriyoruz. Abu Dhabi'de sezonun en acemi pilotu Petrov'un 40 tur Alonso'yu arkasında tutması ve son yarışlardaki gelişimin meyvesini atı alanın Üsküdar'ı geçtikten sonra almasıyla McLaren'in de yardımlarıyla Vettel yarışı kazanarak tarihin en genç şampiyonu oluyor.

Oldukça 'kaba' bu sezon özetinin ayrıntılarını sonraya bırakarak sezonun 'en'leri ile yazıya noktayı koyalım. Çünkü böyle bir özet hem tek tek bütün takımlara ve pilotlara ayıptır.

Sezonun en iyi takımı : Red Bull Racing
Sezonun en iyi sürücüleri : Vettel, Kubica, Alonso, Hamilton
Sezonun en iyi çıkış yapan sürücüsü : Mark Webber
Sezonun en iyi çaylağı : Nico Hulkenberg (Kamui Kobayashi)
Sezonun en takım patronu : Martin Whitmarsh
Sezonun en büyük hayal kırıklıklığı : Micheal Schumacher
Sezonun sürprizi : Reanult F1 Team
Sezonun sempatiği : Lotus Racing
Sezonun çılgını : Kamui Kobayashi
Sezonun en sessizi : Di Grassi
Sezonun en iyi yarışları : Çin, Türkiye, Kanada, Kore, Abu Dhabi
Sezonun en sıkıcı yarışları : Bahreyn, Valencia
Sezonun en istikrarlısı : Rosberg, Kubica
Sezonun kötüleri : Liuzzi, Petrov, Di Grassi
Sezonun durağanları : Buemi, De La Rosa
Sezonun en iyi pit duvarı : Mclaren Mercedes
Sezonun en iyi gelişenleri : Ferrari, Williams, Sauber
Sezonun en sansasyonel olayları : Türkiye'de RedBull'ların kazası, Hockenheim'deki takım emirleri
Sezonun en kötüsü : Kore Gp'sinin son anda yetişmesi
Sezonun en iyi taktiği : Button'un Avustralya'daki kuru zemin lastiğine erkenden geçerek yarışı kazanması
Sezonun en kötü taktiği : Abu Dhabi'de Alonso'nun erken pite çağrılması
Sezonun en iyi sürüşleri : Button(Avustralya), Webber (Monaco), Hamilton (Spa), Alonso (Singapur)
Sezonun en iyi sıralama performansı : Alonso (Singapur), Vettel (Hockenheim, Abu Dhabi)
Sezonun en iyi yükselişi : Hamilton (Malezya), Kobayashi (Japonya)
Sezonun en iyi startı : Massa (Avustralya)
Sezonun en iyi geçişleri : Barrichello (Macaristan), Hamilton'un Avustralya ve Çin'deki geçişleri, Kobayashi'nin Valencia ve Japonya'daki geçişleri
Sezonun en tehlikeli kazası : Webber (Valencia)


Ayrıca Fom'un her yarışın ardından çok güzel yarış özetleri(klip) oluyor. Biz de Abu Dhabi'deki Fom'un hazırladığı bu klibin linkini aşağıya koyalım dedik.

2 Kasım 2010 Salı

Kore'de olup bitenler, Ferrari ve Interlagos'daki Hamilton

Takvimin genişlemesi aynı zamanda yağmur ihtimalinin de artması anlamına geliyor. Galiba artık son yıllara benzer yağmurlu dolayısıyla heyecanlı sezon finallerine hazır olmamız gerekiyor. Sonuçta kasım ayından bahsediyoruz. Kore'de cuma günü yağmurun olmamasını, pazar günü de olmasını istedim özellikle de sıralama turlarından sonra kirli taraftan kalkmanın buradaki oldukça fazla olan dezavantajından kurtulmak için. Piste gelirsek, bence şirin bir pist, garip bir start finiş düzlüğü özellikle tribünleri. İkinci sektörden itibaren kendinizi küçük ama hoş bir alana sıkıştırılmış ve eğleniyor hissi uyandırıyor. Tabii böyle pist anlatılmaz, yine de bu pist bende bu tür garip hisler uyandırdı. Son olarak da Yeongam'daki pist birçok pistin karışımı olmuş sanki ; Spa, İstanbulpark, Valencia, Hungaryring....


Cuma antrenmanlarından başlarsak, ilk seans pistte kaymama seansıydı. 2.20 ile başlayan tur zamanları 1.41'lik Hamilton'un turuyla bitti. İkinci seanstaki Webber, Alonso, Hamilton sıralaması bir şeylerin ipucuydu sanki. Kubica'nın sürekli iyi dereceler elde etmesi ve üçüncü seanstaki liderliği altı aracın arasına güçlü biri girebilir hissi uyandırdı. Pistin yeni olması nedeniyle takımlar arasındaki farklar biraz daha azalmış mıydı ? Antrenmanlarda her zaman olduğu gibi bir RedBull sorun yaşadı, Vettel'i pek ortalıklarda göremedik. Mclaren'de ise yeni parçalar deneniyordu ve bu sefer umut da vaat etmişti. Ferrari'yi ise bu sene kesinlikle kutlamak gerekir, geliştirme yarışında bu kadar iyi oldukları sezon çok azdır. Alonso ise gerçekte takımın bir numarası olduğunda kendisini iyi hissediyor ve takımı kendi etrafında toplamayı da beceriyor. Sıralamalarda ise yavaş yavaş gerçek hızlar ortaya çıkmış, RedBull-Ferrari-Mclaren sıralaması diğer yarışlara göre küçük farklarla da olsa kendini göstermişti. Vettel yine Webber'i kıl payı geçmiş, Alonso 3. Hamilton 4. Rosberg birer Ferrari ve Mclaren'i geçerek 5. Kubica ise beklenildiğinin aksine iyi bir sıralama turları geçirmeyip 8.oldu. Bu yarışı Japonya'ya göre kısa yazıp gazetelerdeki köşe yazıları gibi birçok konuyu yazımın içine sıkıştırmaya çalışcam.


Hepimiz pazar sabahına şokla uyandık, yağmuru geceden öğrenmiştik -Korede sabahken- ama bu kadarını da beklemiyorduk. Yarış kontrol, güvenlik aracı arkasında yarışı devam ettirmeyerek önemli bir iş yaptı ve yarışı düzenlemek için elinden gelen çabayı gösterdi kanımca. Belki son birkaç turda yarış bitirebilirdi. Güvenlik aracıyla yarış yeniden başladığında psikolojik savaş da başladı pilotlar arasında. Hamilton'un konuşmaları beni şaşırtmadı, ondan beklenilebilecek sözlerdi çünkü, ayrıca gayet mantıklıydı sözleri, yağmurun yağdığı bir pistte bir şeyler beklemenin manası yoktu. Hamilton güzel sözlerine rağmen, yağmurdaki belki de en kötü yarışını ortaya çıkardı, Rosberg'e geçilip, Alonso'nun önündeyken pist dışına çıktı. Yeni parçalar umut vaat etti demiştik ama hem Hamilton hem Button sorun yaşadılar sanki arabanın ön tarafında. Button da belirtti bunu yarıştan sonra. Hamilton da SC arkasındayken bir şeyler söyledi ve sonrasında pist dışına çıktı. Dikkatimi çeken Mclaren'in pit ekibinin Ferrari'den hızla çalışmasıydı. Alonso'nun yaşadıklarını kastetmiyorum, Massa ile kıyasladığımızda görüyoruz bunu. Webber'in güvenlik aracının ilk çıkışından biraz sonraki kazasına değinirsek, kerblerin azizliğine uğrayarak Rosberg'i de alıp götürerek Hamilton'un ekmeğine yağ sürdü özellikle. Sonrasında yeniden güvenlik aracı tabii. Kore pistine yarı cadde pist de diyebiliriz sanırım. Yarışın başında görüldü ki bugün çok şeylere gebe. İki Mclaren'in iki Mercedes'e geçilmesi de dikkatle not edilmeli ayrıca, pek normalmiş gibi gözükmüyor. Button'a yarışlar kazandıran stratejiyi yeniden deneyen Mclaren'in hesabı iki seferdir tutmuyor (diğeri Japonya). SC'den sonra Button geçiş lastiklerine geçti ama çok sürmeden birçoğumuzu üzerek Buemi Glock'u biçiverdi. 10.'luk savaşında alınacak 1 puan veya 11.lik kimbilir nelere kadirdi fakat motorsporları işte. Glock demişken değinelim,umarım seneye çok daha iyi bir arabaya oturur bence kendini fazlasıyla kanıtladı Toyota'da. Merak ettiğim başka konuysa Cosworth motoru yarış kazanabilir mi ?(Daha önce bunu başardılar mı bilmiyorum, araştırmak lazım!) Seneye bunu Williams ile yaparlarsa iki kat mutlu olurum. Button pitten sonra Kobayashili Glocklu grubun arkasına düştü, SC tekrar girince birçok takım geçiş lastiklerini taktı ; bunlara Hamilton, Massa ve Schumi gibi isimler dahil. Vettel ve Alonso'nun içeri girmemesi çok kritik olabilirdi ki diğer tur ikisi de girdi ve pitte sorun yaşayan Alonso üçüncülüğe düştü. SC'nin üçüncü ve son kez pite dönüşünden sonra Hamilton, Alonso'ya geçildi ve yarış biraz daha oturmaya başladı, Mclaren'in temposu Ferrari ve RedBull'a yakındı diğer yarışlara nazaran.



Artık meydan yine orta sıralara, özellikle de freni bozuk Sutil'in Sauberlerle çekişmesine kaldı. Kaç tane atak denemesi oldu biz bile sayamadık, Button ise bu grubun peşinde Algersuari'nin arkasında takılıp kaldı. Vet, Alo, Ham, Mas, Sch ...sıralaması bitirecek gibi gözükürken Vettel'in motorunun patlamasıyla olaylar başlayıverdi. Bu yeterince büyük şokken, tam Williams'lar 5-6 olmuş Force India'nın işi şimdi bitti dedim ki Hulkenberg lastik değiştirmek zorunda kaldı, Barrichello'ya ne oldu anlamadan Liuzzi'nin 6. olduğunu gördüm, o kadar kısa sürede gelişti ki her şey. Tabii tvden izlediğimiz için her olayı takip etmek kolay olmuyor ve bazen birçok nokta gözden kaçabiliyor, iş Fom ekibine kalmış tamamen. Barrichello 7, Kobayashi 8, Heidfeld 9 ve yine bence acemilik yapıp Heidfeld'le uğraşırken tek puanını Hulkenberg'e kaptıran Algersuari. 2012 RedBull koltuğu o kadar da kolay değil. Force India her ne kadar puan farkını üçe çıkarsa da Williams rahat biçimde puan alabilecek kapasitede duruyor. Liuzzi'nin morali ve Sutil'in devreye girmesiyle anca işi kurtabilirler belki, burada da Barrichello ve Sutil'in puanşarı eşitlendi 47'de, Schumi de aldı başını gitti 66'ya. Button da pek ortalıklarda gözükmeyerek 12. oldu. Bu kadar eleştirilmesine çok da anlam veremediğim Massa 3. Schumi 4. Kubica da 5. oldu. Alonso ise aşağıdaki yazının başlığı gibi Mclaren'den hızlı, RedBull'dan istikarlı olarak son 4 yarıştaki 3. galibiyetini alarak klasmanda liderliği kaptı. Hamilton 2. oldu fakat lider ile fark ancak 21 oldu bu sefer, artık kesinlikle kazanmak zorunda galiba.




Mclaren'den Hızlı, RedBull'dan İstikrarlı : Ferrari



Ferrari aslında Silverstone'dan beri Mclaren'den hızlı. Silverstone'dan sadece üç yarış önce Istanbulpark'da çok bariz geride oldukları Mclaren'den yani. Mclaren'in geliştirmede bu kadar kötü olduğunu ve Ferrari'nin ise geliştirmede bu kadar iyi olduğu sezonu çok az gördük galiba. Ayrıca Ferrari dayanınıklık konusunda da diğer iki rakibine göre iyi durumda motor durumu hariç. Motor da acaba 2006 gibi sürpriz yapar mı bilinmez, Ferrari ve Alonso Hockenheim'dan beri artan hızlarıyla ellerindekilerle maksimumum aldılar birçok yarışta. Aslında sezon başı ve ortasında RedBull'dan puan çalan Mclaren'in yerini Ferrari aldı. Tek ve önemli fark buydu. Mclaren'in önceden çaldığı puanları ise Hamilton öyle veya böyle yedi. (Macaristan 12, Monza 15?, Sinpapur 12 ?). Alonso ve Ferrari Monza, Macaristan, Singapur ve Japonya'da yapabileceklerinin en iyisini yaparak istikrar ne demek tekrar hatırlattı bize. Alonso dediği gibi çok iyi bir sezon geçiriyor ama Massa'yı da unutmamak lazım. Zaferlerin arasında böyle birçok durum veya kişi arada kalıp gözardı edilebilir. Artık iyice biliyoruz ki, Alonso takımın bir numarası olmayı, takımın ona yoğunlaşmasını, takımla bütünleşmeyi istiyor ve böyle olduğunda da çok daha rahat ve başarılı oluyor. Peki ya diğer pilot, nam-ı değer iki numara. İnsanlar bazen unvanlara fazla takılabiliyor, Massa bugün dünya şampiyonu da olabilirdi (Ne kadar dramatik bir sondu!). Aynı şekilde Hamilton şampiyon olamasaydı ona yeteneksiz mi diyecektik. Massa'nın Çin'deki pit olayı ve Kanada'daki şanssızlığı olmasaydı Alonso'nun dibindeydi. Bunlar başka konular ama değinmeden edemedik, konumuza dönersek Ferrari aracı sanki RedBull ve Mclaren'in karışımı gibi. Ne Monza'da RedBull kadar yavaşlar ne Singapur'da Mclaren kadar. Optimumu bulmuşlar sanki, elbette RedBull kadar hızlı değiller ama dayanıklı olduğu kesin. Kırmızılar uzun zamandır görmediğimiz şekilde iyi geliştiler, iki kere bitti denildikleri zaman geri dönmeyi başardılar. Gelişim yarışı da son yarışa kadar devam edecek, sürprizlerle dolu sezonların sonu da sürprizle biter, bakalım olacak mı ?


İnterlagos ve Hamilton
İnterlagos'da sadece üç kez yarışmasına rağmen, bu pist Massa veya Barrichello'dan bile çok Hamilton için özel bir anlam içeriyor sanırım. 2009'da podyumda neler hissetmiştir acaba diye düşünmüştüm yarışın tekranını izlerken, bu tür durumlarda ne hislerin biriktiğini anlatmak zordur, Hamilton bile ne hissettiğini anlatamazdı galiba. 2007 veya 2008'de podyuma çıkması şampiyonluk için yetecekti, birinde şampiyonluğu kaybedip, diğerinde kıl payı kazandı. 2007'de 7. 2008'de 5. 2009'da 3. oldu. Bu sene neler yapabilecek, istatistikten ister istemez 1 rakamını gördük, Lewis buraya ilk defa -2009'daki ilginç sezonu saymazsak- şampiyonada puan ve hız olarak geride ve rahat geliyor. Bu sefer gerçekten kaybedecek bir şeyi yok onun için. Kasım 7'de yapılacak yarış için yağmuru çok rahatlıkla bekleyebiliriz, yine de 1.olmadığı taktirde -diğerleri yarış dışı kalmazsa- şansı bitebilir. Azalan farkına rağmen elindeki en hızlı 3. araçla Hamilton'un işi oldukça zor, Hamilton ve Interlagos bağı bu sene yine bizi şaşırtacak mı ? Şampiyonların 4 senedir Interlagos'da belirlenme geleneği mi yoksa Hamilton'un 7-5-3-1'lik muhtemel serisi mi, yoksa boğanın geri dönüşü mü, yağmurla beraber başka bir efsane Interlagos yarışı izleyebiliriz.

19 Ekim 2010 Salı

Öncesi sonrası ve içiyle dışıyla Suzuka GP

Hava nasıl olursa olsun hüzünlü bir pazar günü. Allahtan ortamı Green Day'in popüler şarkısı Holiday ile dağıttım sayılır. Direkt ve net söylemek gerekirse iki araçla finiş görmek ve ilk iki sıra için yapacak pek bir şeyin olmaması diğer yarışlardan sonra olduğu gibi bir üzüntüye kapılmamı engelledi. Hafta sonu cuma günkü Hamilton'un kazası ve vites kutusu değişimi ile kabus gibi başladı. Bunlara bir de yeni parçaları test edememek de eklenince 'şaka mı bunlar' tepkisini vermemize neden oldu. Cumartesi sabahı da yağmur yüzünden test edemedik, daha da kötüsü sıralama turları yapılamadı. Sabah kalktıktan sonra izleyememek kötü oldu hem de yağmurda iki çok iyi pilota sahipken hayal kırıklığı daha fazla oluyor. Red Bull'un çok iyi olduğu bir pistte yağmurlu bir sıralama turları hem avantajlı hem de zevkli olabilirdi. Neyse, cumartesi gecesi hem Mclaren hem benim açımdan bir çok şeyin kötü gitmesinin ardından yine de umutluydum. O kadar yağmurdan sonra pist kurumaz ve biraz da şans bizim yanımızda olur diye düşündüm. Sabah sıralamayı öğrendiğimde pistin kuruduğundan çok iyi pozisyonlarımıza sevindim özellikle bu kadar dezavantaja rağmen Hamilton'un üçüncülüğüne. Güncellemeler işe yaramıştı sanırım, Hamilton 3, Alonso 5, Button 6 olmuştu, RedBull'u saymıyorum bile, Ferrari'yi geçmek önemliydi, bu saatten sonra bu pistte RedBull'u zaten geçemezsiniz. Vettel de öyle Webber'i açıkça mağlup edememiş sadece 0.078 saniye sn farkla polü almıştı. Fena değildi durum beş kırmızı ışık yanana kadar..

Hangi tarafın temiz olduğunu bilmiyordum ama gözüken tek sayıların yine temiz olduğuydu. Kubica'dan hiç bahsetmedik biliyorum çünkü ona ayrı bir yazı gerekiyor kesinlikle. Hamilton 8, Button 5. sıradan kalkıyor, bir iyi bir kötü. Startta Kubica Webber'i geçmiş, Alonso son anda yerini korumuş, bunlar yeterince açıklayıcıydı temiz tarafın neresi olduğunu. Hamilton Rosberg'in de kötü kalkışından yararlanarak iki sıra yükseldi. Güvenlik aracı Liuzzi, Massa, Petrov ve Hulkenberg'in kazaları yüzünden girdiğinde bu olayın Button'un sert lastik stratejisine nasıl yansıyacağını düşündüm ama pek bir sonuca varamadım işin doğrusu. Kubica yarış dışı kalmasaydı sanırım Vettel çok daha hızlı ve rakipsiz olabilirdi ama bu Kubica'nın arkasında bir tren olacağı manasına gelmezdi. Kubica'nın yarış dışı kalması Vettel hariç herkesin işine geldi, bütün rakipleri, ikişer üçer daha fazla puan kazandılar. Renault için feci bir hafta sonu, üstelik Petrov iyi bir kalkış yapmışa benziyordu, yayıncı kuruluş pek tekrarını izlettirmedi. Hulkenberg, Liuzzi, Petrov ve Massa yarış dışı daha ilk virajdan. Di Grassi de formasyon turunda ilginç bir kaza yapmış, Kubica'nın da kenara çekmesiyle daha yarışın başında altı araç yarış dışı kaldı. Kırıcı yarışları severim.

Güvenlik aracı çıktığında RedBull farkı açıyor, Alonso da hafif hafif Button'dan uzaklaşıyordu. Hamilton önde olsaydı belki tur zamanlarına bakarak Ferrari-Mclaren kıyaslaması yapabilirdik. Her şeye rağmen Mclaren biraz daha Ferrari'ye yaklaşmış gözüküyordu, sıralama turlarında ne oldu bilmiyorum ama Massa'nın 12. cepte başlaması da biraz da bunu kanıtlar gibiydi (Massa'nın şampiyonaya etkisini sonraya bırakalım). Herkes kabul eder ki, en hızlı üçüncü araca sahip olmaktansa en hızlı ikinci olmak kesinlikle daha iyidir. İşte bundan dolayı bu kritik noktanın üzerinde duruyoruz. Pit-stoplara kadar iş yine rutine bağlamıştı, Kobayashi hariç tabii. Beni sevindirse de, Kamui'nin atakları fazlaca tehlikeliydi, insanlara 11. mücadelesi hoş gelebilir ama bu tehlikeli atakları şu anki en hızlı üç takımdan birine yapsaydı olaylar çıkabilirdi. Yine de Kamui'nin atakları bazen fazlasıyla rutine bağlamış yarışları sorgulamamız gerektiğini gösteriyor da, şimdi söylemeyelim, bu da bambaşka bir konu. Algersuari'nin ikinci geçilişinde Kamui'ye yaptığı hareket nasıl cezasız kalır onu da anlamak gerçekten mümkün değil. Gözde pilotlarımdan Sutil'i geçişinde ise ne yalan söyleyim üzüldüm biraz. Mclaren acaba Hamilton'u Kobayashi'nin önünde çıkarabilir miydi, aynı soruyu Singapur için Webber olayında da sorabilirz. Button'a neden sert lastik taktiği uygulandı anlamış değilim belki de bu taktik muhtemel sıralar kaybettirdi ona, yumuşaklarla en iyi üçüncü zamanı alıp startta yer kazanmaya çalışabilirdi. Sene başlarındaki RedBull ve Mclaren takım ekipleri yer değiştirmiş sanki şu son yarışlarda. Son birkaç satırdaki yazdığımız eleştiriler tamamen fos da çıkabilir çünkü çoğu zaman Formula 1 futbol gibi basit bir spor olmayabiliyor, değişkenleri ve imkanlarınızı net görebilmemiz izleyeci olarak gerçekten çok zor.

Pitlerden sonra ne oldu, Button'un birinciliğinin dışında önde değişen bir şey olmadı. Hamilton Kobayashi'nin arkasına düşmüş ve belki de pistin en çılgın iki pilotu karşı karşıya gelmişti ki birkaç tur sonra Hamilton'un çok zorlanmadan galip geldiği bu çekişmede eminim birçok kişinin yüreği ağzına gelmiştir. Sert lastikli Kobayashi ve Button devam ederken Rosberg pit-stopların ardından kılpayı Schumi'yi geçmiş, (yarışın başlarındaki Schumi'nin Barrichello'yu geçişini unuttuk) arkada Rubens, Heidfeld, Sutil, Algersuari sıralaması devam ediyordu. İlk pit-stoplara kadar Yamamoto-Trulli-Glock üçlüsünün sık sık ekrana gelmesi de sponsorlarını baya sevindirmiş olsa gerek. Tabii bu üçlü pitlerden önceydi, sonra Trulli geçti.

Yavaş yavaş eriyen lastikleriyle Button'un, yeni lastikleriyle RedBull'a direnebileceği zaten pek mümkün gözükmüyordu. Button sayesinde ilk beş otomobil birbirine iyice yaklaşmışken pite girmesi biraz şaşırttı. Button'un MP4-25 ile beraber düşen perfomansının bir nedeni de artık yumuşak sürüş stilinin eski avantajını kaybetmiş olması. Pitten sonra zaten Hamilton ile farkı 10 sn'ye düşmüş farkı Button'u 5.düşürdü, bundan sonra da Alonso ile Hamilton'un karşılıklı en iyi tur zamanları geldi. Domenicalli'nin dediği gibi sert lastiklerle Ferrari-RedBulllar ile aynı tur zamanları yapmaya başlamış Hamilton da onlardan geride kalmamıştı. Bunca olaydan sonra Hamilton Alonso'ya yaklaşırken, geçisin oldukça zor olduğu bu pistte atak yapmaya çalışır mı diye düşünürken Hamilton'da vites kutusu sorunu baş gösterdi. O sıralar yoksa her şey bitti mi derken, Hamilton'un yarışa devam etmesi biraz olsun rahatlattı, yine de Button'a geçilme gerçeğini değiştirmedi bu. Arkadaki Rosberg-Schumi ikilisi çok çok arkadaydılar ve iki çılgından birinde yaşanan sorun nedeniyle meydan gıcır gıcır lastikleriyle Kobayashi'ye kaldı. Geçen yarıştaki Kubica olayından sonra biz seyirciler iyice pekiştirdik ki, yakıt ikmalinin yasaklanmasından sonra lastik artık çok önemli bir bileşen Formula 1'de. Kubica'nın geçişin zor olduğu bu pistte yeni lastikleriyle beş-altı kişi geçmiş, belki o pist Marina Bay değil de Monza olsaydı Hamilton da Webber'i geçebilirdi. Demek istediğim yarışın başında güvenlik aracıyla sert lastiklere geçmek artık çok çekici durmuyor. Kobayashi pitten sonra tekrar Algersuari'yi geçmiş fakat bu sefer Jaime'nin yaptıkları kesinlikle cezalık bir hareketti. Sutil ise bu sefer geçilmedi, yarış dışı kaldı, arkasından Rubens ve Heidfeld'i de geçen Kobayashi Rosberg'in de kazasıyla yarışı yedinci bitirdi ve sporun şov tarafına Japonya'da çok büyük katkısı oldu. Rosberg'in kazasından sonra ise gerçekten yüreğim ağzıma geldi güvenlik aracı girer korkusundan. İşte o zaman Hamilton için birçok şey bitebilirdi, konvoya dizilmiş güvenlik aracı çıkar çıkmaz Hamilton'u geçmek için gözlerini bürümüş pilotları hayal bile edemiyorum.

Vettel işini güzelce yapıp, Webber'i geçip birinci olmuş, Alonso, Button, Hamilton ve Schumacher ilk altıda, ardından Kobayashi, Heidfeld, Barrichello ve Buemi de diğer puanları aldılar. Scumi'nin toplamda Sutil'i geçmesi, Williams ve Sauber'in artık her yarışta puan almaları veya puana aday olmaları, Kubica'nın şanssızlığı, Massa'nın kazası ve biraz da motivasyon kaybı, pek dikkat çekmeyen Lotus'un 12. ve 13. olmaları diğer göze çarpan olaylardı Suzuka'dan. Böylelikle Lotus 10.'luklarını daha da pekiştirdiler. Yeni takımlar da formasyon turundaki Di Grassi'nin ilginç kazası dışında 6'da 5 yaparak önemli bir iş yaptılar. Liuzzi ve Massa'nın kazası da iki tane takım arkadaşına geçilmiş kısmi depresyondaki pilot için manidar oldu. Bir şey biliyorsak o da Massa'nın bu olmadığıdır, neyse bu konuyu da sonraya atalım. Mclaren'in uzun zaman sonra Ferrari'den iyi bir sıralama turu geçilmesi not edilmeli, Kore'de Red Bullların baskın olarak güçlü olmadığı bir pistte önemli bir ayrıntı olabilir. Yarıştan sonra Webber ve Alonso'dan iki güzel açıklama geldi. Webber artık kazanması gerektiğini, Alonso ise RedBull'lara uyan 16 pistten 15'inde sadece üçünde duble yapabildiklerini, sürekli olaylar olduğunu ve olaylardan yararlanabileceklerini söyleyerek bence tecrübesini konuşturdu.

Son olarak da, Hakkinen'in şampiyon olduğu 99 yılından sezonundan sonra, bir iki yıl Suzuka'yı izledikten sonra sanırım ilk defa bir Suzuka GP izledim. Arada 2003'de umut yok diyerek kalkmadığım ve 2007'deki Fuji GP'si olmak üzere iki yarış var. Trt'de Formula 1 Klubü'nde bir seyircinin dediği gibi klasik pistler gerçekten başka. İnsan bu pistlerin değerini onları yavaş yavaş kaybettikçe anlıyor. Normalde bu yazıyı yarış günü bitirecektim ve birkaç gün içerisinde bloga koymuş olacaktım, tembelliğim yüzümden bir hafta sonraki pazar günü bitirdim ve rezalet biçimde çok sonra koyabiliyorum. Herkese nacizane tavsiyem hiçbir işi ertelemeyin, zamanında yapın. Kore'de görüşmek üzere..

4 Ekim 2010 Pazartesi

Rekabetler, Taraf Tutmak

İlk yazı dediğim gibi biraz karman çorman olmuş. Özellikle de bazı takımları sevme, sevmeme konularıyla ilgili olan kısım. Ferrari-Mclaren, Alonso-Hamilton gibi rekabeti üzerine daha geniş konuşmak istedim. Hepimizin az çok tuttuğu bir taraf var, zaten -bence- tüm sporlarda olduğu gibi motorsporlarında da takım/sporcu tutmadan o spora ilginizi uzun süre devam ettiremezsiniz. Ben f1 izlerken Hamilton-Alonso veya Mclaren-Ferrari gibi sert sürtüşmelere şahsen pek rastlamadım. Ta ki bu sezonun başlarından itibaren internetteki f1 siteleriyle ilgilenene kadar. Haberlerin altına yazılan yorumlar bazen beni oldukça şaşırtıyordu bazen de arkadaşların işin teknik boyutuyla ile ilgili yazdıklarını merakla okuyordum. Gerçi bahsettiğim türden pek iyi niyet beslemeyen yorumlara internetteki futbol veya siyaset haberlerinin altında sık sık görüyordum ama bir f1severin bu tür yorumlar yapmasını/yapabileceğini pek düşünmemiştim.



Bu dallanıp budaklanabilecek bir konu ama kısa ve net söylemem gerekirse Formula 1 izleyicileri olarak bu tür sakıncalı yorumlarda bulunmamalıyız, ki sporun ruhuna aykırı tamamen aykırı bu davranışlar. Buna benzer birçok site kurallarını andıran şeyler yazabiliriz ama sıkıntının sebebine inersek, bence Formula 1'i futbol gibi yorumluyor olmamızdan kaynaklanıyor bu tür şeyler. Oysaki f1, futbol gibi stresli, -en azından bizim için değil- kavgalı, gürültülü bir spor değil. Siz hiç bir yarış öncesi veya sonrası kavga eden, yarış istemediği gibi gittiğinde piste bir yabancı madde fırlatan f1 taraftarı gördünüz mü ? Daha birçok örnekler verebiliriz bunun gibi, bu sporun değerini bilmek lazım özetle. Bir de kendimden örnek vereyim, Mclaren'in hiç iddaalı olmadığı zamanlar bile yarışları takip etmeyi devam ettirmeye çalıştım, bazen sadece kendi takımımızı tutmak yetmeyebilir eğlence açısından. Bu sene mesela özellikle Sutil'e, Williams'a, Glock'a da dikkat kesildim biraz. Williams'ın tekrar başa güreşmesini kim istemez ki ? Sadece ön sıralar değil odak noktası olmamalı, medyanın bulunduğu her işte olduğu gibi -ya da insanın mı diyelim- sanırım arka taraftakiler hep göz ardında kalacak. Başka bir konuya geçmemek için kendimi tutup , Formula 1'in sadece kendi takım veya pilotun değil, gerçekten bu yarışları sevmekle zevk alınabileceğini söyleyip noktayı koyuyorum.




Son olarak söylemek istediklerimin bir de, teknik konularla yeni yeni ilgilendiğim için bu konudaki bilgilerim oldukça kısıtlı. Eskiden yarışları izlerken arka sıralardan kalksalar bile bizim otomobillerin kazanmasına odaklanmışken, şimdi biraz daha gerçekçi bakabiliyorum. (bizim pilotlar pite girdiğinde kızdığım olurdu biraz daha pisttekalıp hızlı turlar atsaydınız diye) Taraf tutma veta tutmama, rekabetlerden bahseden yazılarda sabırsızlıkla 'bir an önce tarafını söyle be adam ' dediğim çok olmuştur özellikle futbol programlarında. Diyeceğim, böyle yapmanın hata olduğunu sonraları anladım. Bazen çok sinirleniyorum yarış dışı gibi durumlarda, o zaman ise yorum yapmamaya, sinirlenmemeye çalışıyorum. Hepimiz biliyoruz ki sinirli olduğumuzda hep istemediğimiz şeyler yapar, söyleriz. Sanılmasın ki, süper bir insanım ama hatalarımızı paylaşırsak belki daha güzel olabilir. Suzuka'ya kadar yeni bir yazı yazmayı düşünüyorum, umarım yazabilirim. Sevgiyle kalın...