17 Ağustos 2012 Cuma

Fransa Bisiklet Turu ve Olimpiyatlar'da Bisiklet

Liquiqas'ın olduğu her resim güzel..

Fransa Bisiklet Turu baştan sona az buçuk takip edebildiğim ilk bisiklet turu oldu. Öncesinde iki tane Giro'yu izleyebilmiş, onlara da hem ortasından başlamış hem de bitirememiştim. Ardından da olimpiyatları izleyerek iyice bisikletle haşır neşir oluverdim.

İzledik izlemesine de bu seneki tur çok heyecanlı geçmedi, Wiggins aldı götürdü. İki Britanyalı bisikletçi Wiggins ve Froome ilk iki sırayı alarak tarihe geçtiler. Böylelikle Sky'ın da Britanyalı bir bisikletçiye böyle önemli bir turu kazandırma hayali gerçek oldu.

Paris'deki son etap


Benim açımdan önemi ise zamana karşı, tırmanış etaplarını, sprinterleri, yeşil, benekli, sarı mayo farkını vs. öğrendiğim tur oldu. Sanırım bunu diğer turları izlerken anlamasam da ileride daha rahat anlarım diyerek yine de dinlemeye devam etmem sayesinde oldu, tabii bir de Europort ekibinden bahsetmeme gerek yok. Onların spor aşkı, kültürü ve bunları bize aktarma biçimdeki kalite sayesinde bisikleti sevdim.

Tura damgasını vuran Team Sky


Önceden kendime sorardım, yaklaşık 200 küsur bisikletçinin hepsi neden liderliğe oynamıyor veya hangi bisikletçinin hangi tarz etaplarda iyi olduğu nasıl belli oluyor, bu sporcuların birbirinden farkı ne...Bunlara az çok cevap bulabilmiş oldum, bunda Wiggins'in zamana karşıları, Cavendish'in sprintleri de etkili oldu. Bir de zamana karşı etaplarda ve tırmanış etaplarının birbiriyle ters bir orantısı var sanki, ikisinde birden iyi olmanız çok zor. Mesela Contador iyi bir tırmanışçıyken, Wiggins o kadar iyi tırmanamasa da zamana karşıları çok iyi. Kaba tabirle Froome da ikisinin ortası diyebiliriz.

Bisiklette sporcu sayısı fazla olduğundan, favoriler de ister istemez fazla oluyor. Bunla beraber yaklaşık 20 takımın her birinin liderleri var, takımlar lider bisikletçisiyle genel klasmanı kazanmaya çalışıyorlar. Takımın diğer elemanlarına da domestik deniyor, türkçe karşılığıyla takım liderlerine çalışıyorlar. Benim gibi Formula 1'de yeterince takım emirlerine maruz kalan biri için bu durum ilk bakışta garip gelse de insan alışıyor, diğer türlü takımların turları kazanma şansı çok az. 2012 Fransa Bisiklet Turu'nda da takım liderliği gündeme geldi, Team Sky iki bisikletçisiyle ön plana çıkınca gündemi baya meşgul etti. Turun son haftasında, genel klasmanın belki de en kritik gündü ; Wiggins genel klasmanda liderdi, Froome ikinci ve Nibali üçüncüydü. Önceki gün geçen yılın şampiyonu Cadel Evans artık liderlik şansını kaybederek geriye düşmüştü. Artık Wiggins'den zaman kapmak için en uygun son etaptı, Liquigas Team Sky'ı dağıtsa da en sonunda önde Froome-Nibali-Wiggins kalmıştı. Kimin kaçtığını şu an hatırlamıyorum ama Nibali de tempoyu kaybedince Froome kaçmak istedi, Wiggins'in ise gücü yoktu hatta Froome'un sevgilisi git diye çıldırıyordu twitterda. Froome sayamadığımız kadar arkasına baktıktan sonra Wiggins'le beraber etabı bitirdi, bitirdi bitirmesine de benim hala gücüm var mesajını da bütün dünyaya verdi. Sanırım yıllar sonra benim 2012 Fransa Bisiklet Turu'na ait hatırlayacağım şey bu anlar olacak.

Bahsettiğim 'o an'


Kendime ders niteliğinde bir yazı oldu, bisikleti takip edenler burdakileri ve çok daha fazlasını biliyorlardır zaten. Bir nevi Tour de France'dan bana kalan şeyler bu hatıralar ve bilgiler. Artık daha derli toplu olarak Vuelta'yı izlemenin sırası. Sky bu sefer Froome önderliğinde geliyor, en önemlisi Contador geri dönüyor, performansı büyük merak konusu. Eneco'yu 4.bitirerek iyi bir görüntü de çizdi eski şampiyon.

Contador..

Yazıyı bitirmeden olimpiyatlardaki bisiklet yarışlarını unutmayalım. Tabii bahsettiğimiz yol bisikleti, bir de pist bisikleti var ki, ona şimdilik uzağım. Yol Bisikleti'nde ülkeler adına yarışıyorsunuz ve beşer kişilik ekibiniz var. Türkiye'den de üç kişilik bir ekibimiz vardı : Ahmet Akdilek, Kemal Küçükbay, Miraç Kal. 72 Olimpiyatlarından beri bisiklette ilk defa tam kota aldığımız ilk olimpiyat oldu. 250 km'lik yarışı beş kişilik ekiple Britanya takımının kontrol edemeyeceği konuşuluyordu, öyle de oldu. Cavendish'e yarışı kazandırmaya çalışan Froome, Wiggins'den de oluşan ekip Box Hill'de yorulunca kaçan gruba bir daha yakalayamadı. Kaçan gruptan da yine Sky'dan Rigoberto Uran ve Astana'nın lideri Alexander Vinokourov altın için kapışacağı belli olmuşken son km'de Uran bir ara arka grubu kontrol ederken Vino atağını yaptı ve finişe kadar da farkı korumayı bildi. Artık emekliye ayrılacak Vino için güzel bir ikramiye oldu.

Zamana Karşı yarışında da Wiggins beklenildiği gibi altını kaptı, Alman Tony Martin ikinci olurken, üçüncü yine Froome oldu. Froome ismini önümüzdeki senelerde çok daha sık duyacağız gibi. Kadınlarda ise Hollanda'dan Marienne Vos birinci olurken, Zamana Karşı da ABD'den Kristin Amstrong altını kaptı.

15 Ağustos 2012 Çarşamba

Oynat Uğurcum ; Hamilton'la Raikkonen'in Dansı : Spa-Francorchamps 2008





F1'in son on yıldaki en efsanevi anı hangisi derseniz ben Hamilton'la Raikkonen'in 2008 yılında Spa-Francorchamps'da son 3 turdaki mücadelesi derim. F1'in son 10-15 yılındaki sanırım yine Spa'da 2000 yılındaki Hakkinen'in Schumacher'i geçişinden bu yana en unutulmaz anıdır bu mücadele. Her iki mücadelenin de McLaren-Ferrari çekişmesi olsa tesadüf olmasa gerek.





Yarış ikinci turunda spin atan Hamilton'u geçen Raikkonen baştan sona üstünlüğüyle geçmişti ki son pitlerin ardından Hamilton farkı azalmayı başarmıştı. Son üç tura girerken Hamilton Raikkonen'e iyice yaklaşmış ve turun sonundaki düzlükte ilk atak denemesini yapmıştı. Son şikanı kesen Hamilton start-finish düzlüğünde yerini Raikkonen'e vermişti. İşte tam bu anda yerini verdikten sonra tekrar atağa kalkan Hamilton'un ve savunmada olan Raikkonen'in öyle güzel iki hareket yapmışlardı ki; adera dans ediyorlardı. En çok da bu anlarını sevdim mücadelenin. Ve son 2 tura girerken Hamilton öndedir ama daha önemlisi bir Spa klasiği olan yapmur başlamıştır. Raikkonen ilk sektörün sonundaki düzlükte denemiştir ama olmamıştır. Les Combes'den itibaren yağmur iyice hissedilmeye başlanmış, ilk kontralar da verilmiştir. Pouhon'da ikisi de pist dışına çıkmış, Fagnes'de ise piste dönmeye çalışan Rosberg, pistin dışına doğru sürüklenen Hamilton ve yolunda giden Raikkonen ise neredeyse birbirine girecekken kazadan son anda kurtulmuşlardır. Hamilton'un çimlere sürüklenmesiyle Raikkonen tekrar liderliği almıştı. Almıştı almasına da hemen ardından spin atan Raikkonen liderliği tekrar vermişti Hamilton'a.



Biraz olsun mücadele sakinleşse de -10-15 saniyecik o da- üçüncü sektörün sonundaki düzlükte yani mücadelenin başladığı yerde Raikkonen pist dışına çıkıp aracın kontrolünü kaybederek diğer taraftaki duvara kadara kayıp ön kanadını parçalayarak yarış dışı kalmıştı. Artık Hamilton son tura rahat giriyordu girmesine de hafif yağmur devam ediyor, bazı pilotlar intermediate lastiklere geçiyordu. Öyle ki son turda üçüncü olan Bourdais yarışı 7. bitiriyor, son tura 8.giren Heidfeld ise podyuma çıkıyordu. Diğer yağmur lastiği takan isim Alonso ise son metrelerde Vettel'i geçerek 4.oluyordu. Sıradan bir Belçika Gp'si son üç turda efsane oluvermişti.





Yarışın sonunda ise Hamilton'a 20 sn cezası gelerek üçüncü sıraya düşmüştü ve yarışın kazananı ise Massa olmuştu. Şu an cezanın nedenini tam olarak hatırlamıyorum ve de bu tatsız konuya hiç girmek istemiyorum. Böyle mücadeleler yıllar sonra da hatırlanacak, birçok pilot adayına ilham olacak. Bugün bile Spa'daki iki efsanevi mücadele birçok yılın tüm yarışlarından daha çok hatırlanıyor, benim 2004, 2005, 2009 gibi yıllardan hatırladığım doğru dürüst heyecanlı anlar yokken bu iki mücadele direk aklıma geliverir. Aklımdan çıkması mümkün değil ki. Böyle daha birçok mücadele görmek dileğiyle, Formula 1 işte böyle eğlenceli, böyle yarış sporu oluyor...


7 Ağustos 2012 Salı

Kim Yönetiyor Lan Bu Formula 1'i ??

Formula 1 hem en prestijli motorsporları organizasyonu hem de önemli paralar döndüğünden birçok baş tarafından yönetilmeye çalışılınıyor; Fom, Fia, Fota. İşin siyasetine girmeyeceğim çünkü sporda siyaset konuşmak bir yerden sonra fazlasıyla bunaltıcı oluyor, daha da kötüsü sizi spordan soğutabiliyor. Birkaç örnek üzerinden F1'in ne kadar kötü yönetildiğini anlatmak istiyorum, özellikle biz taraftarların gözünden.

Öncelikle motor mevzuu; 2014'de V8 motorlardan vazgeçip turboşarjlı V6'lara geçilecek. Bu değişiklik Fia'nın zorlamasıyla oldu. Onlar V4 isterken ortada buluştular. Bilenler bilir, bazen bizim Futbol Federasyonunun kararları saç baş yoldurtur insana, bu da öyle bir değişiklik. Kardeşim motor sesi F1 için her şey, bu kendi ayağına kurşun sıkmaktan da beter bu durum. Motor sesinde değişiklik olmayacak deniyor, yine de risk. Değişimin en büyük amacı Volkswagen de F1'e girmesi de gerçekleşmedi. Hani internette dolanan güzel laflardan biri var ya ; 40 yıllık baliciyim böyle kafa görmedim. Başka bir şey diyemiyorum, ses eskisi gibi olmazsa ne olacak acaba, kime nasıl hesap sorulacak, halihazırda insanlar V10'ları bile özlerken...

                                            Şu sesleri duyunca daha çok sinirlendim.

Akla gelen diğer başlıca konu ; Spa-Francorchamps'ın geleceği. Böyle bir pist nasıl takvimde kalmama riski yaşar. Elbette işin içinde başka şeyler var, başka ülkelerin F1'e daha çok kaynak arayabiliyor, daha istekliler vs. Ama klasik olmak istiyorsunuz belli ritüelleriniz olmak zorunda, sanırım geçen sene Monaco bile tehdit edilmişti takvimden çıkarabiliriz diye, bunun ağza bile alınmaması gerekirdi. Valencia size yılda 20 milyon dolar fazla verebilir ama Spa yarışıyla Valencia yarışının tv'de izlenme oranları, sosyal medyada ne kadar gündeme geldiği gibi başka önemli ölçütlerde kesinlikle önemli uçurum vardır. Spa konusu niye önemli, büyük çoğunluğun bayıldığı bir pist kesinlikle takvimde kalmalı, bu pist adeta motorsporlarının mabedi. Katalunya'nın, Hungaroring'in, Sepang'ın yeri geldiğinde geleceği tartışılmalı ama Monza, Silverstone, Monaco ve Spa mevzubahis bile olmamalı.

Spa-Francorchamps


Heyecanlı geçen 2010 sezonundan sonra, F1'e daha çabuk bozulan lastikler getirilmesi kararlaştırıldı çünkü sezon heyecanlı, gerilimli olsa da yarışlar bir o kadar heyecansızdı. 10.tur civarında gelen ilk pitlerden sonra yarışta bir daha aksiyon olmuyordu olağanüstü şeyler dışında. Üzerinde DRS de getirilerek yarışlar daha heyecanlı hale getirildi. Bu Formula 1'in seyirciye ne kadar bağımlı olduğu daha doğrusu seyircilerin sporu izlerken zevk almalarının gerektiğinin önemli bir kanıtı. Çünkü insanların futbol gibi delicesine bağlı oldukları takımları görece az. Schumacher sonrası seyirci kaybı boşa olmadı, aynı şekilde Raikkonen'den sonra bazı taraftarların sporu takip etmeyi bıraktığını biliyoruz. Uzun bir paragraf oldu, işin özeti F1'in diğer sporlara göre seyircilere daha bağımlı olması. Seyircileri memnun edebilmek için değişiklikler yapılıyor da yukarıda saydığımız saçmalıklar da oluyor. Peki bu değişiklikleri kim yapıyor, bazen takımlar bazen Fia bazen Bernie.

Fota logosu

Takımlar bu işin neresinde peki ? Yani Fota. Fota bazen taraftar forumları yapıyor, yetmez ama evet. Birkaç ülkede yapılan forumlar tabii ki yeterli değil. Bir keresinde Fia'ya mail atmak istemiştim ve bir mail adresi bulamamak bana şaka gibi gelmişti. Allah'dan Fota'nın var ama benim amacım Fia'ya mail atmaktı. Neyse, geçen senelerde özellikle Whitmarsh bu sene de birçok takım patronu Pirelli'ye gelen eleştirilere karşı ağız birliği etmişcesine sporun iyiliği de sporun iyiliği diye tutturmuşlardı, hala da öyle. Birbirleriyle rekabet eden bu adamlar nereye kadar sporun iyiliğini düşünebilir, kızsak da Bernie bu konuda haklı; sporun geleceğini takımlara bırakamazsınız.

Eski Bernie...


Jean Todt'dan sonra Fia'nın F1'e daha çok müdahil olmaya çalıştığı biliniyor. FOM yeni yapılanma içinde, o değil de kim lan bu FOM demek istiyorum. İnternet siteleri yok galiba, o da şaka gibi. Hatırlayanlar bilir, Japonya 2010'da yoğun yağmurdan dolayı sıralama turları yapılmayınca pazar sabahı yapılmıştı sıralama turları. O yarıştan sonra birkaç kişiden sıralama turları pazar günü yapılabilir önerisi çıkmıştı, işte bu tarz öneriler daha önceden düşünülmeli, Türkiye'deki yöneticiler gibi felaketi yaşadıktan sonra önlem almaya benziyor bu tür öneriler. Yani o yağmur olmasa kimse F1'i nasıl daha izlenebilir yapabilir diye düşünmeyecek, tamamen rastgele. Ha bu sadece bir örnek, yoksa pazar günü sıralamalar yapılması F1'in ruhuna aykırı.

FOM'a dair nair bulunan şeylerden...


Piyasa değeri yaklaşık 10 milyar dolar olan bir organizasyonun geleceğini yöneticilerin biz F1 severlerden fazla düşündüğü kesindir de bahsettiğimiz V6 motorlar, Spa-Francorchamps gibi absürdlükler devam ediyor. Ki bunlar ilk akla gelenler, daha nicesini sayabiliriz. Özeti Formula 1 iyi yönetilmiyor, mesela ben F1'i kim yönetiyor sorusundayım hala. Daha kural değişiklikleri var, insanlar bir süre F1 izlemeyince çok rahat kopabiliyor spordan. Aslında bakarsanız Yıldırım Demirören bile yönetse F1'i durum şu ankinden daha iyi olabilirdi. 4 yılda aşık olduğumuz araçlardan ne idüğü belirsiz platipus burunlara geçmek bile absürdlüğün daniskası. Daha Concorde anlaşması bile yapılmadı, bizim milletimiz için çok yabancı bir durum değil aslında bu tarz duruma. F1 de Allah'a emanet gidiyor.

Formula 1'deki yönetim sorununu taraftarlar açısından bakacaktım ama ister istemez odak noktası F1'i kimin yönettiği sorusu oluyor. Orası da hayli karışık zaten. Özetle Formula 1'in daha iyi ve profesyonelce yönetilmesi gerekiyor, en azından teknik konular bir yana taraftarların spora ilgisini koruyacak olaylara sadece maddi yönden değil daha geniş çerçevede bakabilecek bir yönetim lazım. Taraftar olarak herhangi bir şikayet mercii bulamamak bile yeterince sinir bozucu. Bakalım ilerleyen senelerde ne olacak ama olan yine biz taraftarlara olmasın...





31 Temmuz 2012 Salı

Tatsız tuzsuz bir yarış : 2012 Macaristan GP


MP4-27 Avustralya, Malezya, İspanya ve Macaristan'da polü aldı. Bütün bunların ortak yanı farkların önemli ölçüde olmalarıydı, Hamilton Avustralya ve Malezya'da Q3'de ikinci turu atmaya gerek görmedi (bu yüzden fark daha az gözüküyor). Peki McLaren'in son iki yarıştaki gelişiminde lastikler ne kadar etkiliydi, sezonun geri kalanında ne olacağını tahmin etmek için çok önemli bir soru. Yine onlara benzer bir takım Mercedes'de ise takım Monaco'da neredeyse en iyi araca sahipken Macaristan'da döküldüler. Araç 180 dereceli virajları sevmiyormuş, ilk defa duyuyorum böyle bir sorunu da. Yine de Mercedes'in lastikleri daha iyi anladıklarında büyük bir adım atacağını düşünüyorum, burada beklenenden çok yavaş kaldılar.

Cuma günü McLaren'in üstünlüğüyle geçerken, Lotus da sinyalleri vermişti. Lotus alışıldığının aksine bu sefer tek tur üzerine de çalıştı, normalde cuma günlerini listenin sonlarında bitirirlerdi. Unutmadan Lotus'un D-DRS'si şampiyonluğu değiştiren hamle olabilir, akıllara hemen Lotus'un F-Kanalı geliyor, Lotus'un iyi bir teknik kadroya sahip olduğu belliydi 2010 ve 2011 yılından, geride kalmalarının nedeni geliştirilemeyen önden çıkışlı egzozdu. Lotus'un bu sene tecrübe kazanmalarını ve asıl patlamayı 2013'de yapacakları gibi bir tahminde bulunulabilir, aynı Red Bull'un 2010 ve 2011 performanslarının belirgin farklılığı gibi. Sıralamalarda daha Q1'de belliydi kimin polü alacağı. Q3'deki ilk turunda Hamilton'un hata yapması planları aksatsa da zorlanmadı. Hamilton S1 ve S3'de en yakın rakibinden 0.2 sn daha hızlıydı, daha temiz bir turla fark 0.5-0.6 sn bile olabilirdi. Cumartesi başka iyi iş çıkaran Grosjean ve Vettel olurken, Ferrari'nin yavaşlığı dikkat çekti. Gary Anderson'un Almanya'da kuru zeminde sıralamalar yapılsaydı eğer Ferrari üçüncü çizgide olabilirdi demesi doğruymuş meğer, araç Almanya'da yarış hızında fena değilken Hungaroring'de geride kaldı, iki yıldır Ferrari araçlarının en büyük kozu yarış hızı, onlar için üzerinde durulması gereken asıl nokta bu yarışla ilgili yarış hızıydı sanki. Pirelli'den itibaren aslında yakıt ikmalinin yasaklanmasından itibaren sıralama hızıyla yarış hızı birbirinden çok farklı olabiliyor, özellikle bu sene de bunun örneğini çok gördük. Vergne, Hulkenberg ve Pic'in takım arkadaşlarını geçmesi ise gözden kaçırılmaması gereken olaylardı cumartesi için.

Lotus bunu yarışta yapamadı...

Yarışın başında Hamilton ve Grosjean farkı açarak galibiyetin tek adayı görüntüsü verdiler. Jenson Button aracın ayarlarda bir türlü istediği noktayı bulamaması yüzünden lastiklerini koruyamıyor, böylece rakiplerine göre en büyük avantajı ortadan kalkıyor. Bu yarışta da lastiklerini Hamilton'a göre erken bitirdi, sorunu devam ediyor, bu sefer aracın hızıyla sorun gizlendi biraz. İlk piti yapan 16. turda Button oldu, sonra 18. Vettel ve Alonso, 19. Hamilton, 20. Grosjean, 21.turda Webber ve Raikkonen pite girdiler. Pit çıkışı Ham-Gro-But-Vet-Rai-Alo-Web sıralaması oluştu, asıl macera da bundan sonra başlıyordu çünkü Lotus'lar ve Vettel yumuşak lastikleri takmıştı. Evet, Hamilton ilk turunda 1.27.857 yaparken Grosjean tam 1.26.725 yapıyordu. Sene başından beri birçok kez iki hamur arasında pek fark olmazken ilk defa yumuşaklar sertlerden bu kadar hızlıydı. Lotus galibiyeti için tüm şartlar hazırdı aslında. Yumuşak-sert-sert sıralaması yumuşaklar belirgin şekilde hızlıyken yumuşak-yumuşak-sert'e mi dönecek yoksa bunu sadece Lotus mu yapabilir, takımların üzerinde duracağı kritik bilgiler olabilir. Lotus yumuşaklarla adeta uçuyordu, bunu Grosjean'dan değil ama Raikkonen'den görebiliriz, Fin pilot ilk pitlerden sonra Alonso'nun önünde çıktıktan sonra Ferrari'den daha hızlı turlar atmaya başladı. Hamilton'la olan farkı 28.tura kadar 13 sn civarında gezindi, o turdan itibaren fark erimeye başlayıp 38.turda 6.5 sn'ye kadar düştü. Diğer tur ise Raikkonen tam 1.5 sn aldı Hamilton'dan. 40.tur Grosjean pite girerken, 41.tur Hamilton pite girdi (Fia Hamilyon 40.tur pite girdi diye gösteriyor yani bitirdiği turu göre kayıtlara geçiriyor, benim de başladığı tur yani 41.turu söylemek daha kolayıma gidiyor). 3.lük savaşındaysa Vettel, Button'ın arkasında kalmışken üstelik sürekli radyodan takıma bir şeyler deneyin diye baskı kurarken McLaren İngiliz'i pite çağırdı. Turlar 34.turdan 35.tura geçişi gösteriyordu. F1 gibi belki de dünyanın en teknik sporunda takımları eleştirmek için 10 kere düşünmek gerekir ama McLaren'in bu hamlesi bana çok manasız geldi, Vettel'in ekmeğine yağı sürmeyi bırakın direk tereyağlı ekmeği yedirdiler. Vettel de önü açıldıktan sonra hem Button'dan hızlı turlar atmayı başardı hem de öndekilere yaklaşmaya başladı. 3 tur içinde 2.1 sn farkı azaltan Vettel'in dramatik düşüşü başladıüı anda ve bir tur içinde 1.3 sn kaybedince Grosjean'dan bir tur önce pite girdi.

Jenson Button'un 2.8 sn'lik pitine rağmen Senna'nın arkasında çıkmasının bir nedeni olabilir, Senna'nın Button'dan daha hızlı turlar atmaya başlaması; Button'un son üç turu; 27.3, 27.4, 28.0 iken Senna'nın 27.3, 27.5, 27.6. Her şeye rağmen Button'ın 3 pite dönmesi çok mantıklı değil gibiydi, bir de sanki ondan da mantıksız duran Webber'in 3 pit stratejisi vardı. Stratejileri değerlendirirken Senna'yı da anmamak yanlış olur, rakibim değil diyerek rakiplerinin geçmelerine izin vermedi ve onları rakibi yaptı. Webber ve Massa'nın önünde bitirmesi Senna adına gelecek için bir umut olsa gerek. Yarıştaki diğer güzel mücadelelerden biri de iki Lotus'un pit çıkışında birbirleriyle pozisyon savaşına girmeleriydi. Özellikle Serhan Acar'ın dediği gibi Lotus'un telsizinden gelen mesajlar çok güzeldi. McLaren'in 2.piti de bu sene yarışlar nasıl kaybedilir'i öğrendikten sonra nasıl kazanılır'ı da öğrenmeye başladıklarını gösterdi, Hamilton'un piti Grosjean'dan 1.2 sn daha hızlıydı bu da onu Alonso'nun önüne çıkartarak Grosjean tehlikesinden kurtardı. Raikkonen ise sessiz sedasız çok iyi turlar atarak hem pitlerde iki pilotu birden geçmeye başardı hem de yarış galibiyetine aday oldu. Pit çıkışıında da 6 tur içinde Hamilton'la farkı 4.4 sn'den 0.9 sn'ye düşürdü. Gerisi bilindik hikaye..Bir de Grosjean'ın tur zamanlarına bakınca bazı turlar ciddi dengesizlikler göze çarpıyor, bazı turlar 1 sn'ye yakın kayıplar var, önemli hatalar da yapmadı Grosjean, sebebini kestiremedim. Pit savaşları şeklinde geçen Macaristan aslında pek tatsız tutsuzdu.



Sıralama turlarında takım arkadaşlarını geçen Hulkenberg ve Pic yarışta da takım arkadaşlarına geçilmediler, Ricciardo ise Vergne'ni yarışta geçmeyi başardı. Schumi içinse felaket dolu bir haftasonu geçti, Rosberg yine sadece bir puan alabildi, Mercedes Monaco'dan beri ön sıralardan uzak kalıyor, lastikleri anlayamadıkları gibi gelişim yarışında da geri kalmış gibiler. Artık 2010'a benzer 5 şampiyonluk adaylı bir şampiyonluk yarışına giriyoruz. 3 ay içinde 9 yarış var, üst üste birçok yarış izleyeceğiz. Spa'ya her takım önemli güncellemeler getirecektir, Lotus'un çifte DRS'si şampiyonluk yarışını etkileyen bir gelişim olabilir, en azından Lotus için biçilmiş kaftan. Artık taraftarlar ve takımlar sezonun ilk yarısını muhasebesine girmeye çalışıyorlar, yine de tutalım kendimizi. Heyecanlı bir sezonun son kısmını izlemek dileğiyle, sahi Williams'da Barrichello ya da Heidfeld olsaydı şu an kaç puanları olurdu ?..

27 Temmuz 2012 Cuma

Narain Karthikeyan ve Bülent Ecevit : İki Resim Arasındaki 7 Fark


Bu Lewis Hamilton'un 100.yarışı için çektirdiği resimlerden biri.Narain'e dikkat..






Bu da Ecevit'in meşhur Avrupa Birliği fotosu



Rahmetli Bülent Ecevit'i çok severim, baştan söyleyim de siyasi bir amaç taşımadığını. Lewis Hamilton'un üstteki resmi görünce yıllar önce komikaze'de gördüğüm bu fotoğraf aklıma geldi, yanyana koyayım dedim. Hayat komiktir...







23 Temmuz 2012 Pazartesi

Kopya Yarış : 2012 Almanya GP

Yağmurun vurduğu cumartesi gününden sonra yine kuru bir yarış izledik. Yağmurda yine Alonso öne çıkarak polü aldığı sıralamalarda Vettel ikinci, Webber üçüncü oldu. McLaren yine yağmurda lastikleri çalıştıramazken Mercedes'den Schumacher kendi çabasıyla yine üçüncü olmayı başardı. Sanırım yağmurda öne çıkan Red Bull ve Ferrari'nin lastikleri en iyi anlayan takımlar olduğu konusunda önemli bir başka kanıt. Lotus ise yağmurda lastikleri çalıştıramayan bir başka takım. Ayrıca Alonso'nun Q3'ün ortasında yeni lastikleri takması da güzel bir taktikti. Ricciardo'nun 11.olduğu sıralamalarda Vergne 18. olarak rakibine yine geçiliyor, Maldonado-Senna cehpesinde de değişen bir şey yoktu. Button ve Pic'in takım arkadaşlarını geçmesi diğer kaydadeğer gelişmelerdi. Ayrıca Lewis Hamilton ve Kovalainen 100.yarışına çıkarken Webber de RBR'da 100.yarışına çıkıyordu.

Hockenheimring'in stadyum bölümü, harbiden stadyum..


İlk turda hasar gören araçlarıyla Senna, Massa ve Grosjean'ın yarışları hemen hemen biterken, Hamilton'ın 2.tur lastiği patladı. Maldonado'nun da 12.tura aracına bir hasar aldığı Williams tarafından açıklandı yarıştan sonra. Pirelli ile beraber liderler artık devasa farklar açamasa da dünkü gibi kısır liderlik mücadeleleri yaşanıyor. Tamamen lastik kullanımı ve doğru zamanda geçiş ve savunma hamleleri size yarışlar kazandırıyor. 11.turda Button önündekilerden kurtulduktan sonra öndeki ikiliyi 7.5 sn civarında takip etmeye başlamıştı. Alonso ne yarışın başında ne de pitlerden hemen sonraki bölümlerde rakiplerine yeterli farkı atamadı, bu yine Ferrari'nin lastikleri rakipleri kadar ısıtamadığından mı yoksa az da olsa Alonso'nun dediği gibi en hızlı araç olmadıklarından mı. BBC'den Gary Anderson da kuru bir sıralama olsaydı Alonso beşinci olabilirdi demiş, Ferrari'nin tek tur hızını merakla beklediğim şeylerden biri olacak Macaristan için, yarış hızları ise zaten iyi her zaman. Yarışın ilk 7-8 turu DRS bölgesinde geçen mücadelede 8.tur fark 1. sn iken Alonso pite girmeden 2.1 sn olmuştu. Önce Alonso 18.tur, ardında Button ve Vettel birer tur aralıklarla pite girdiler. Pit çıkışında 21.turda Alonso Vettel'in 3.3 sn önünde, Button'un ise 6.7 sn önünde. Alonso erken girmesiyle Vettel'e karşı farkı açmış ama Button'la azalmış. Pit-stop derecelerine baktığımızda
Vettel ve Alonso 17.5, Button 17.8. 27.tur içinde Vettel Alonso ile farkı 1 sn'ye düşürürken Button 4.9 sn'ye düşürüyor. Tam Alonso ve Vettel'in tur zamanları eşitlenmişken Hamilton üçlünün ortasına düşüp birkaç tur içinde de Vettel'i geçiyor. Vettel burda kabaca 0.7 sn kaybediyor ve ondan sonra nispeten tur zamanları daha yavaş kalıyor Alonso ve Button'a göre. Button da pite girmeden son turda(39.tur) Vettel'in 2, Alonso 4.1 sn gerisinde. 40.tur Button pite girerken diğer ikili de 41.tur ona cevap veriyorlar.

Şimdi 2.pitin değerlendirmesine bakalım; Button'ın pite giriş turu 1.23.077, çıkış turu 1.31.690, (normalde 1.20'lerde) ikisinin toplamı da 2.54.767. Alonso'nun da 1.22.863 ve 1.33.711; toplamı 2.55.574. İşte bu 1 sn.lik fark pitlerden kaynaklanıyor, benim amacım pilotların pitten çıktıkları turdaki farkları bulmaktı ama Button Vettel'e savunma yaptığı için zaman kaybetti (Bu teori üzerinde biraz çalışmam lazım). Button da iki tur içinde 1.6 sn'den farkı 0.8 sn'ye indirdi. Vettel de bir iki tur 0.5 sn civarında sert düşüşler yaşasa da öndekileri 3-3.5 sn civarında takip etti 55.tura kadar. Vettel bu turdan sonra hızlanarak hem Button'a hem Alonso'ya yavaş yavaş yaklaştı, 59.turdan itibaren de Button'ın gardı düştü. Yarış Sonunda Vettel'e verilen ceza ağır gibi gözükse de Whiting'in yapacak başka bir şeylerinin olmadığı konusunda haklı. Eğer Button Vettel'i dışarı net bir şekilde atsaydı sorun olmazdı lakin Vettel'in pistin dışından geçişi çok bariz, yine de pit yolunun uzunluğuna bağlı olarak cezalar azaltılabilir belki.

Sanırım iki takım arasındaki çekişmeyi kimse takip edemedi..


İki dakikada yarış özeti yaparsak; Hulkenberg'in artan performansı da dikkat çekici. Kuru zeminde de bakalım Di Resta'ya karşı neler yapacak, Webber çok sönük bir yarış geçirdi, belki de sezonun en kötü yarışını çıkardı, RBR düzlük hızında yetersiz kalsa da bu doyurucu bir cevap değil kesinlikle. Kimi de döndüğünden bu yana en iyi yarışı çıkardı sanki, Lotus'un neden üç pitle yarıştığını da pek anlayamadım. 2012'nin Lotus'u 2010'nun Red Bull'unu andırıyor biraz, Red Bull da o sezon hızlıydı fakat birçok hata yaparak neredeyse şampiyonlukları kaybediyordu. Bu sene hem Lotus hem Raikkonen öğrenme sürecindeler lakin D-DRS ile tek zayıf yönleri sıralama turlarını da halledebilirlerse bu sene için de şampiyonluk adayları olabilirler. Ama zaman geçiyor, Alonso son üç yarışta tamı tamına 68 puan topladı. Schumacher de yağmurda yine uçuyor, Macaristan da Force India ve Mercedes'in takımiçi rekabetleri bakmayı unutmayın, özellikle de cumartesi. Aslına bakarsanız biraz tatsız tutsuz bir yarıştı, unutmadan Mercedes'in 3 pit stratejisi güzel bir denemeydi sanki, aynı stratejiyle lastiklerine bebek gibi bakan Sauber'lere direnmesi çok zordu zaten Mercedes'in, en azından denemiş oldular ve bir şeyler öğrendiler. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz ama bir pilota sorsanız temiz lastikleriyle gelen Grosjean veya Perez'i mi yoksa Ayrton Senna'yı mı arkanda kolay tutmak deseler sanırım birçok pilot Senna derdi. Bu sene iki skala tutmak gerekiyor, bir gelişim iki de lastikleri anlama. Merak ettiğim ön gruptakiler tamamen lastikleri anladığında sıralama nasıl olacak, özellikle de McLaren ve Mercedes'in bu konuda elde edecekleri daha fazla olabilir. MP4-27 ile ilgili ayrıntıları sıradaki yazıya saklıyorum -her ne kadar Serhan Acar güzelce anlatmışsa da-. Kuru bir Macaristan dileğiyle..






19 Temmuz 2012 Perşembe

Fransa Bisiklet Turu'nda Sona Doğru - 16. Etap Sonrası

Dün izlemeye doyduğum Tour De France'da, Bradley Wiggins liderliğini sürdürmekte. Team Sky'ın diğer elemanı Chris Froome de ikinci sırada, Vincenzo Nibali de 3. Dün bu üçlü (16. Etap) etabı dipdibe bitirdiler, Nibali iki kere kaçmayı denedi olmadı. Nibali önce Team Sky'ı dağıtmayı başardı ama Froome'un yardımıyla Wiggins Nibali'den kopmadı. Dünün yıldızı etabın kazanını Europcar'dan Thomas Voeckler'di. Bugün de 17. Etap da dağlara son veriyoruz zirve finişiyle. Bana da sanki Ramazan'ın başlamasıyla Fransa Bisiklet Turu bitecekmiş gibi geliyor, ne tuhaf. Eskiden Amstrong'un o kadar geriden gelip nasıl turu kazandığını aklım almazdı, meğerse dağlarda kazanıyormuş. Demek ki iyi tırmanışçı. Bu turda göze batan şeylerden biri de ana grup çok geriden geliyor, kaçan grup yakalanamıyor, yakalanmıyor. Bu yazıyı da şu güzelim fotoğrafın yüzü suyu hürmetine ve tarihe not düşeyim diye yazdım. O değil de Alberto Contador olmadan tur bana tatsız tutsuz geliyor, eskiden McLaren'in hızlı olmadığında rakiplerin yarışını izlemek gibi biraz.

Ben Giro'yu izlemeyi daha çok seviyorum, İtalya'yı izlemeyi daha çok sevdiğimden galiba..