19 Şubat 2013 Salı

2. F1 2013 Kış Testleri - 1. Barcelona Testleri

Formula 1 2013 Sezonu 2. Kış Testleri Barcelona'da 19-22 Şubat arası yapılıyor. Biz de gün gün test sonuçlarını yorumlayalım dedik. Yazı her gün -bir problem olmazsa- güncellenecek. Haydi bakalım..

1. Gün :

- Havanın soğukluğundan ötürü ilk iki saat doğru dürüst tur derecesi gelmedi.

- Maldonado'nun 1.26.980'lik derecesi gün sonunda Rosberg'in 1.22.616'ya kadar gelişti.

- Gün sonunda ilk dört pilot, Rosberg, Raikkonen, Alonso ve Vettel 0.350 sn içerisinde sıralandılar. Rosberg'in hızlı turu 6 turluk stintin 2. turunda, Raikkonen'in 4 turluk stintin 3. turunda, Alonso'nun 11 turluk stintinden 2. turunda, Vettel'in ise 7 turluk stintin 2. turunda geldi.

- Büyük takımlar içinde derece olarak en yavaş McLaren'di fakat Force India ile beraber günün en çalışkan takımı oldular. Ferrari Alonso'nun 1 günlük eksiğini gidermek, Williams da yeni aracı tanımak için fazla tur atmaları gayet doğaldı.

- Alonso'nun stintleri de Jerez'de Massa'nınkiler gibi çok değişkendi, yorumlamak için erken olsa da oldukça fazla istikrarsızlık vardı.

- Stintleri değerlendirmek için bazen ilk turları gözardı etmek gerekebilir, lastikleri ısıtmak zaman alıyor muhtemelen.

- Perez'in 13 turluk ilk uzun stintinde -ilk turu sayma- 3 sn'lik bir kayıp var. 1.27.600'le başlayan stint 30.7'le sonlanmış. Aynı anda başlayan Alonso ise 1.23'le başlamış, ertesi tur 1.25 yapmış, sonraki tur 27.2 ile başlayan 10 turluk stint 30.6 ile sonlanmış.

- Alonso'nun diğer stinti 1.25 ile başlayıp 1.29.1 ile bitiyor. 11 turda 4 saniye.

- Vettel'in ise en uzun stinti günün sonuna doğru 7 turdu, 1.27.1 ile başlayıp 1.29.2 ile bitti.

- Vettel'in stintinin zamanlaması önemliydi çünkü Barcelona'da hava pek sıcak değil, hava sıcaklığı yeni lastikler yüzünden daha önemli bir faktör haline geliyor. Ayrıca gün sonunda atılan stintlerdeki kayıpların pistteki kauçuk toplanmasından dolayı daha az olması beklenebilir.

- Günün büyük takımlardan kaydadeğer en uzun stinti Perez'den geldi.16 turluk stintin ilk ve son turlarını saymazsak 1.28.3 ile başlayan seri turlar 31.6 ile bitti. 14 turda 3.3 saniye.

- Rosberg'in 1.24 ile başlayan 15 turluk stinti 1.29.8 ile sonlanmış.

- Lastik koruma uzmanı Sauber'den uzun bir stint göremedik.

- Alonso'nun yine stintin başlarında 1.22.9 ve 23.0 ile hızlı başlayıp 10 tur civarında 6-7 sn'lik kayıplar yaşamış, bunları da yorumlamak boşuna.

- Di Resta 1.29.5 ile başladığı 10 turluk serisini 1.31.8'le bitirmiş. Ağır depoyla fena iş çıkarmamış. Daha erkenden attığı bir stintte ise 1.29.2 le başlayıp 32.6 ile bitmiş.

- Ricciardo ise STR08 ile 1.24.9 ile başlayıp 28.4 ile bitirdiği seri atmış. 10 turda 3.3 saniye. Günün son saatleri.

- FW35 ise yeni bir araç olduğundan tur dereceleri diğerleri kadar önemli değil fakat iyi turlarının olduğunu da söylebiliriz.

- Marussia liderden 4.1, Caterham ise liderden 4.9 sn gerideydi ilk günde.

- 2012'de Hamilton 1.21.707 ile polü aldı Katalunya'da. Bugün Rosberg'in derecesi 22.606'ydı. Hem de kirli pistte. 2013 araçlarının 2012'ye göre hızlı olması doğal fakat 22.6 testler için oldukça hızlı bir derece. Geçen sene Vettel ilk gün 1.23.2 ile liderdi. Son gün ise 1.22.3 ile Kobayashi liderdi.

FW35


2.Gün




- Lotus Raikkonen'in aracındaki hasardan dolayı bugün az çalışabildi.

- Stintleri daha rahat anlamak ve kıyaslamak için ; Maldonado 2012'de kazandığı yarışta 1.30'lu turlarla yarışa başlayıp, 1.28'li turlarla yarışı bitirmiş. 2. turdaki derecesi 1.30.597, en hızlı turu 1.27.906. Testlerde yarışların aksine dereceler gittikçe düşüyor.

- Günün ilk kayda değer stinti Hamilton'dan geldi. 1.25.2 ile başladığı turları 26.7 ile bitirdi. 11 turda 1.5 sn'lik kayıp hiç de fena değil fakat serinin içinde 2 tane yavaş tur var, yavaş turları pilotlar bazen lastikleri soğutmak için kullanabiliyorlar.

- Hamilton diğer stintte 1.23.7 ile başlamış 27.7 ile bitmiş. 11 turda 4 saniye. İlk iki turdan sonra 2 sn'ye yakın dramatik bir düşüş yaşamış. 25.5 ile başlayıp 31.0 ile bitirdiği 12 turluk serisi de var.

- En hızlı turlara gelirsek, Perez ve Vettel tek turluk pistte çıktılar yani tam bir sıralama provası. Hamilton 8 turluk stintin, Alonso ve Raikkonen ise beş turluk stintin başında en hızlı turlarını atmışlar.

- Vettel'in mini yarış simülasyonunda, 1.29.6 ile başlayıp 34.1 ile biten 6 tur, sonra 30.0 ile başlayp 33.7 ile biten 7 tur ve 30.5 ile başlayıp 32.4 ile biten 7 tur daha. Yani 2 pit yapmış aynı zamanda.

- Ferrari'den Alonso'nun 1.25.7 ile başlayıp 1.28.6 ile biten 9 turluk, 23.9 ile başlayıp 30.6 ile biten 11 turluk ve yine 23.9 ile başlayıp 28.1 ile biten 11 turluk stintleri var.

- Perez'in ilk stinti 1.32.1 ile başlayıp 34.7 ile bitmiş. Diğeri ise 1.29.7 ile başlayıp 32.0 ile biten 15 turluk seri. 15 turda 2.3 saniye şu ana kadarki en iyi stintlerden.

- Meksikalının diğer stintinde 1.30.3 ile başlayan 30.4 ile biten 4 turun ardından bir pit ve 28.8 ile başlayan 31.6 ile biten 13 tur.

- Raikkonen'in 1.27.4 ile başlayan 11 turluk stinti ise 32.4 ile bitmiş.

- Force India'nın tek sürücüsü Di Resta 1.28.4 ile başladığı 9 turluk stinti 32.4 ile bitirmiş.

- Günün en etkileyici stintleri ise Caterham'dan geldi. Pic 1.31.8 ile başladığı 12 turluk stinti 32.2 ile bitirdi. 12 tur içerisinde sürekli 1.32'li turlar atmayı başardı. Diğer 11 turda ise 31.6 ile başlayıp 32.7 ile bitmiş. hangi faktörler etkili oldu bilemiyoruz ama 11 turda 0.1 saniye fevkaladenin fevkinde.

- Bottas yeni aracı FW35 ile 11 turu 1.33.0 ile başlayıp 36.6 ile bitirdi. Fin pilot 33.9 ile başladığı diğer stinti 33.4 ile bitirmiş. İkinci turu 33.2'yi baz alırsak 9 turda sadece 0.2 saniye.

- Geçen sene ikinci gün Hulkenberg 1.22.608 ile liderdi, bu yıl ise Perez 1.21.848 yaptı. Hamilton'un geçen yılki pol derecesine 0.1 yaklaşıldı.





3. Gün

- Bugün biraz yorumlarla başlayalım, gridde DRS'yi en etkili kullanan iki takımın RBR ve McLaren olduğu genel bir kabuldü. DRS'nin kısıtlanması bakalım bu iki takımı nasıl etkileyecek. Diğer yandan testlerde ister istemez takımların seri turlarına yoğunlaşıyoruz fakat asıl giz tek turlarda. Yarışlarda takımlar birbiri ardına dizilip çok benzer turları atıyor ve sıralama hızı belli derecelerin altında olan takımlar da öndekilere ayak uyduramıyor. Lotus ve Sauber gibi çok özel bir aracınız yoksa yarışta büyük farklar oluşturmanız genelde çok zor.

- Bugün Button'dan aracı anlamakta sıkıntı çekiyoruz açıklaması geldi. İlk başta olumsuz görünse de nedeni son derece makul. MP4-28'in yeni bir araç olduğu 27'nin tam anlamıyla bir devamı olmadığını lansmanın yapıldığı ilk gün de söylendi. Uzun bir konu ama örnek verirsek: MP4-27'nin hızının altındaki sebep de 26'nin yeni bir araç olmasıydı. Takım  yeterli downforce üretemeyen 25'i çöpe atıp 26'yı yapmıştı, RB6 gibi sağlam temele sahip olmasaydı MP4-26 RB7'yi de geçebilirdi ve EBD gibi bir faktörü unutmadan. Yani McLaren'in yaptığı son derece anlaşılır.


- Biz derecelere dönelim ; Maldonado yarış simülasyonunda 65 tur attı ve 3 pit yaptı. 1.32.2 ile başladığı ilk 14 turluk bölümde 34.5'e düştü, ikincide 15 turda 30.2'den 31.8'e, diğer 15'de 29.0'dan 31.3'e ve son bölümde 14 turda 28.8'den 31.0'a düştü.

- Rosberg'in 12 turluk stintinde 27.4'den 29.5'e düşme var.

- Günün ikinci simülasyonu Grosjean'dan geldi. 65 turda 4 pit geldi fakat ilk piti 6. turda yapmaları garip oldu. 5 turda 1.31.4'den 32.5'e düşünce pite gelen Fransız sonra 28.5'den 32.2'ye kadar düştü 12 turda, 14 turda bu sefere 27.0'dan 31.5'e kadar geriledi, son bölümde 29.1'den 30.3'e düştü ve 28.0'dan 27.7'e düşen 5 turluk bölüm daha attı. Maldonado'ya göre pek iyi değil.

- Bu arada simülasyonların sonuna doğru pistin tutunma seviyesinin artması ve depoların boşalmasıyla daha istikrarlı turlar gelmesi lazım.

- Grosjean'la aynı zamanda simülasyona başlayan diğer isim Webber'di. Avustralyalı 47 tur attı, bir nevi son pit sonrası bölüm yoktu. 1.31.0'la başladığı 7 turu 32.1 ile bitirdi. 11 turda ise 28.4'den 31.7'ye düştü. 10 turda 29.6'dan 31.7'ye düştü. 3. pitini yaptıktan sonraki 15 turda 27.6'dan 30.5'e düşüverdi. Lotus gibi RBR de 4 pitli bir deneme yaptı diyebilirik.

- Ferrari ise Alonso'nun son gününde bir şeyler denediği belli. Kayda değer bir stint göremedik İspanyol'dan.

- McLaren'de ise Button'dan ilk olarak1.29.5'den 32.9'a düşen 11 turluk stint geldi, ardından 28.6'dan 32.3'e düşen 10 turluk başka stint ve pitin ardından 28.7'den 30.6'ya düşen 6 turluk son bölüm geldi.

- Alaman Rosberg'den 1.27.4'den 29.5 düşen 12 turluk bir stint, 30.1 ile başlayıp 3 turluk bir yavaşlamadan (soğutma?) sonra 29.4'den başlayıp 29.5'de biten 13 turluk bir stint gelmiş. Diğer 12 turluk stintte ise 27.7'den 29.0'a düşmüş. Son 10 turda ise 27.1'den 29.8'e kadar düşmüş.

- Diğer Alaman Sutil ise ilk 7 turunda 31.5'den 32.5'e düşmüş. 9 turda ise 32.0'dan 33.5'a gerilemiş.

- Diğer takımlardan aman aman stintler göremedik pek, bugün aero çalışmaları yoğunlaşmış sanki. Caterham'dan Van der Garde 31.0'den başlayan 32.3'den biten 9 turluk, 30.9la başlayıp 32.6 ile biten 11 turluk seriler atmış.





4. Gün

- Bugün de yorumlarla devam edelim ; dün Button'ın açıklamalarına bugün Webber'den cevap geldi adeta. Red Bull'un üstünlüğüyle geçen sezonlardan sonra adeta takımın yaptığı her şeyde bi hikmet vardır diye bakılmaya başlandı. Geçen sene RB8'nin platipusundaki deliğe bile neler söylenmişti. Oysaki RB8 sezona neredeyse 4. başladı. EBD'nin yasaklanması ve RB5'den başlayan temelin artık neredeyse sona gelinmesi bu duruma yol açtı. Newey her zaman kuralları zorlayan bir teknik adam olmuştur, geçen sene her şeyden performans çıkarmaya çalıştı, bazı yasaklamalar geldi. Red Bull'unn sezona tutunması ise lastikleri en hızlı anlayan takım olmaları ve kendi uyarladıkları D-DRS sistemi etkili oldu. Bu etkenleri çıkarınca RB8 o kadar güçlü bir araç olmayabilir. Diğer yandan MP4-28 de 26 gibi radikal bir araç da değil. Bakalım hangi görüş kazanacak fakat bunları karşılaştırırken araçların temellerini unutmamak lazım.

- Gün yağmurlu başladı ve muhtemelen bir gün çöpe gitti neredeyse.



- Günün en hızlı zamanını atan Hamilton'ın derecesi 16 turluk stintin başında geldi : 1.23.282. Ardından 1.23'lü bir tur daha atan İngiliz 26.2'den 27.7'ye düşen 14 turluk bir bölüm attı. 14 turda 1.5 saniye hiç fena değil ama hava da oldukça soğuk.

- Massa da 1.30.0'dan 30.1'a düşen 14 turluk bölüm tamamladı. Çoğu turu 1.28'li turlardı.

- Ortalıkta bir sürü 1.40'lı turlar var, değerlendirmesi çok güç.

- 2013 lastiklerinden bahsetmek gerekirse ; Pirelli çabuk bozunan lastik üretme amacına ulaşmış görünüyor. Geçen yılki çalışma aralığı skandalından sonra bu sene daha sessiz bir yıl geçirebiliriz lastikler adına. 2013 lastikleri çalışma aralığına daha kolay giren ve bozunan lastikler olacak dedi Pirelli. 2011 benzeri bir yıl yaşayabiliriz.




Barcelona'nın ilk 2013'ün ikinci kış testleri sona erdi. Şu ana kadar iddialı açıklamalar ve yorumlar yok. Son testler illa testlerden bir şeyler öğrenmek istiyorum diyenler için son yılların en büyük fırsatı olacak. Belki de sezonun 0. yarışı olacak ve oradaki sonuçlarla geliştirme yarışı başlayacak -başladı bile-. Pirelli ile beraber çok iyi lastik saklayan Sauber ve geçen yıl onlara katılan Lotus'dan iki testte pek bir şey göremedik. Açıkçası Williams ve Caterham nedendir bilinmez uzun stintlerde en istikrarlı takımdılar. Öndeki beşliden Ferrari çok karmaşık, Mercedes bildiğimiz gibi, Lotus, RBR ve McLaren de sessizdi. Yine de McLaren biraz daha iyi lastiklerine bakıyordu. Test klişesine başvurarak bitirelim, şu an bir şey tahmin etmek oldukça güç, en iyisi Melbourne'ü beklemek.

9 Şubat 2013 Cumartesi

F1 2013 Sezonuna Giriş 1 : Lansman Savaşları ve Jerez Testleri

Takımların 2013 araçlarını internet üzerinden tanıtacaklarını duyurduktan sonra acaba lansman savaşları olur mu diye heyecanlanmıştım. Savaşın adil olması için de tabii ki eşit platformlar olması gerekiyordu ki, bu platform da takımların youtube kanallarıydı. Fakat sadece Lotus ve McLaren youtube'u kullandı. Gerçi youtube da olsa RBR ve Ferrari'nin bariz avantajları var. RBR'nin abone sayısı çok yüksek ve Ferrari'nin de Scuderia Ferrari diye özel bir kanalı yok. Bu sene lansmanlar geçen senelere göre daha güzel oldu genelde fakat hala testlerin başladığı zaman özel bir lansman değil de pist üzerinde sabahın köründe araç tanıtan takımlar vardı. Toro Rosso gibi. Lansmanlar hem takımların sponsorları için hem de medya için önemli reklam ve haber kaynağı. Öyle ki bazı medya kuruluşları Formula 1 hakkında yılda sadece iki haber yapar, birisi lansmanlardır diğeri de sene sonunda kimin şampiyon olduğudur. Bu fırsat iyi değerlendirilmeli.

                                              2011 : MP4-26'nın lansmanı, hep özleyeceğiz.

Hazır youtube kanalları konusu açılmışken Formula 1'in yeterince iyi pazarlanamadığı konusuna tekrar gelmek istiyorum. Bu büyük bir laf ama etmesi kolay. Çünkü Formula 1'in bir youtube kanalı bile yok, üzerine yüklenen videoları bile silmeye çalışıyor Bernie ve tayfası. Mesela burda Moto Gp'nin ve WRC'nin youtube kanalları var. Özellikle Moto Gp'nin sosyal medyada hareketliliği fena değil. Formula 1'i sevenleri daha çok sevdirmek için, ilgi duymayanları duydurmak için çok önemli bir araç sosyal medya, özellikle de youtube. Youtube'de F1 videoları izlemenin keyfini bilen bilir. Formula 1 bu konuda biraz Türkiye Süper Ligi'ne benziyor. Ligin kalitesine göre inanılmaz paralar dönüyor, derbilerde hayat duruyor ama kaç tane ülke bizim derbileri canlı yayınlıyor. Kendi kendimizi önemli sanıyoruz. Formula 1 hakkında da sürekli sporun pazarlama gücünden bahsediliyor ama takımların yarısı paralı pilotları tercih ediyor. Bu durumun dünyanın içinde bulunduğu krizin etkisi olsa da bir şeyler tam olarak yapılmadığını söylemek mümkün.

Yazının burdan sonrası ders notu şeklinde sürecek, öncelikle lansmanlar hakkında biraz sayı verelim.

- İlk lansman yapan takım Lotus 31 Ocak Pazartesi gününü seçti, İngiltere saatiyle 7.15'de youtube ve Sky Sport'da canlı yayınlandı. Yayın youtube'da en fazla 13.500 izleyiciye ulaştı, tabii bu toplam sayı değil. Lansmandan önce 21 bin küsur olan abone sayısı şu an (09.02.2013, saat 01.22) 31.500'e ulaşmış durumda. Oldukça önemli bir artış.

- Lotus'un lansman videosu ise 150 bin izlenmiş, diğer yandan lansmandan önce siteye konan Raikkonen'in 1 dk'lık Matt LeBlanc'li videosu ise 360 bin izlenmiş an itibariyle. Bu da Lotus'un Raikkonen sayesinde nasıl popülerleştiğine dair birçok örnekten biri.



- Diğer internetten canlı lansman yapan takım McLaren ise en fazla 15.900 seyirciye ulaştı. McLaren ise sabah 11'i tercih etti. 50. yıl dolayısıyla bazı şampiyon olmuş araçlarıyla beraber güzel bir tanıtım yaptılar. İlginçtir McLaren'in abone sayısı Lotus'dan az. Lansmandan önce 16 bin abone sayısı şu an tam 28 bin. Yine çok önemli bir artış.

- McLaren'in lansmandan önce koyduğu 1 dk'lık videosu 170 bin, lansman videosu 190 bin kere izlenmiş. Ayrıca Bruce McLaren videosu ve başka çeşitli videolar da var.



- Damarlarında 'marketing' dolaşan marka Red Bull'un ise Red Bull Racing olarak 48 bin abonesi var youtube'da. RB9'a 'RB9 Rhythm of Factory' diye özel bir klip hazırlayan takım 1 milyon seyirciyi geçmiş bile. 2 buçuk dk'lık lansman videosu da 100 bini geçmiş.



- Ferrari ise güzel bir tanıtım yaptı. Her ne kadar klasik de olsa dikkat çekiciydi. Ferrari ile elde pek veri yok, gerçi geçen sene önemli bir sayıya ulaştığı söyleniyordu. Ferrari hem İtalya'nın milli takımı, hem Alonso'dan dolayı İspanya milli takımı gibi algılandığı gibi bir ortamda çok önemli sayılara ulaşabilirdi. Hem F1'de hem de spor otomobillerindeki ününü saymıyoruz bile. Biraz geç olsa da F138'le ilgili youtube'a birkaç video konmuş. Ferrari adı altında youtube'da 67 bin aboneleri var kırmızıların.

- Mercedes'in ilginç lansmanını izleyemedim, iyi ki izleyemedim. Becerememişler, güzel bir fikirmiş aslında...Mercedes AMG'nin 8 bin küsur abonesi var.

- F1'in yükselen markası Sauber'in ise 10 bin küsur abonesi var. Hulkenberg ve Gutierrez ile ilgili özel videolar var. C32'in lansmanı da 100 bine yakın; 87 bin.

- Sıkıntılı günler geçirdiği belli olan Force India'nın ise 3 bin abonesi var. İki tane VJM06 videosu var, pek iç açı değil.

- Formula 1'in üçüncü büyüğü Williams'in ise lansmanı bekliyoruz, Frank Williams'ın takımına pozitif ayrımcılık yapalım, işte sayfası, FW35'i bekliyoruz.

- Caterham'ın 4 bin abonesi varken, Marussia'nın 1.300 var. Gariban Toro Rosso'nın ise bir kanalı yok.

- Son sayısal not olarak izlenme sayılarını vermediğim kanallarda 20-30 binin üzerinde izlenme sayısı yok.

Yazı biraz takımların youtube üzerinden karşılaştırılmasına evrildi ister istemez. Takımların youtube'u kullanma şekli, alışkanlıkları ve kökenleri dolayısıyla sağlıklı bir karşılaştırılma yapılması güç. Her şeyden önemlisi bu kanallara abone olmak için gmail üyeliği gerekiyor. Üstelik bu kanallara abone olmak çok bir şey getirmiyor. Yani facebook gibi bir anasayfanız olsa da o işlevi görmüyor. Bütün bu nedenlerden dolayı youtube üyeliği çok geçer bir akçe değil. Diğer sosyal medya sitelerine göre en azından.

Biraz da Jerez testlerinden söz edelim, yine bilgiler çok karışık olacak. Zaten testlerin güzelliği de burada. Her şey ortada ama kesin olan hiçbir nane yok. Şimdi işin yok Avustralya'yı bekle. Formula 1 kadar hiçbir spor ilk maçında, müsabakasında veya yarışında bu kadar heyecanlı değildir. Daha ilk testlerden bir şey söylemek çok güç, yorumu sizlere bırakıyoruz.

- İlk gün herkes Button'ın 1.18.8'lik derecesini konuşuyordu. Hem kirli pistte hem de sert lastikle atılan tur etkileyiciydi. Son gün autosport Button'ın o turunda herhangi bi yeri kesmiş olabileceğini söyledi fakat gerisi gelmedi. Pek doğru gibi gelmedi, ki Button bunu söylerdi bunu.

- İlk iki gün itibariyle ağır depoyla dönen sadece Red Bull ve McLaren vardı. Büyük takımlardan. Diğer takımlar ağır depo kullandı mı emin değilim.

- Özellikle Lotus'un geçen seneki stintleri pek yoktu. Jerez'den görüldüğü kadarıyla 2012'deki lastik kullanımını koruması zor gibi.

- Stintlerde istikrar olarak RBR ve McLaren biraz daha önde gibi. RBR de McLaren'e göre az daha istikrarlı.

- Mercedes'in stintleri yine pek iyi değildi fakat Hamilton'ın dünkü bazı stintleri moral düzeltmiştir. Mercedes ilk iki gün doğru dürüst tur atamasa da son gün Hamilton'la yarış simülasyonu bile yaptı. Sanki biraz acele ettiler, çünkü diğer takımlar program dahilinde gitse de ortada pek simülasyon yapan yok.

- Ferrari'den McLaren ve RBR kadar ağır depo çalışması gelmedi. 1.19 ve 20 ile başlayan minik stintlerde RBR ve McLaren kadar istikrarlı değillerdi. Gerçi onlar ne stinti belli değil, sıralama mı yoksa yarış temposu mu.

- Ağır depoyla çalışmalar genellikle 1.23 sonu ve 1.24 başı turlarla başlıyor.

- Sauber'in küçük sidepopları ile dayanıklılık sorunu çekmemesi, en fazla tur atan takımlardan biri olması da ilginç. Force India da baya çalışkandı.


Not : Testleri takip ettiğimiz http://f1tests.info/2013.php sitesinde sadece testlerin dördüncü gününün sonuçları var, diğer günlere ulaşamıyorum. Testlere dair hevesim kaçtı tamamen. Dört günün hepsini inceleyip daha detaylı ve sağlam notlar çıkartmayı istiyordum ama şimdilik yattı. Diğer üç günün sonuçlarına ulaştığımda yazıyı güncelleyeceğim.







26 Ocak 2013 Cumartesi

McLaren ve Mercedes'de Takım İçi Mücadeleler ve Sonrası

2013 sezonuna dair en merak edilen takım içi çekişme kuşkusuz Mercedes'de olacak. Mücadelenin sonucuyla Hamilton'dan çok Rosberg'in nasıl bir pilot olduğu belli olacak. Diğer yandan Hamilton'ın gittiği günden beri takımda liderliğini ilan eden Jenson Button'la Sergio Perez'in mücadelesi de ilginç olacak. Yazıya giriş yapmadan önce ilginç bir 'motor' istatistiği verelim. Felipe Massa ve Lewis Hamilton uzun kariyerlerinde aynı motoru kullanan iki pilot olacak. Massa Sauber kariyerinde de Ferrari motoru kullanırken, Hamilton da McLaren'den ayrılmasına rağmen Mercedes motorları kullanmaya devam edecek. Daha kısa kariyerlilerden Petrov 3 yıldır Renault, Di Resta da 2 yıldır Mercedes kullanan isimlerden. Vergne'i de saymazsak bu dört isim kariyerlerinde hep aynı motoru kullandılar.

Selef ve Halef

Jenson Button 2009'daki şampiyonluğundan sonra belki en iyi şansı 2013'de elde edecek. Perez Button'a karşılık verse dahi takıma alışma süresinde Button'ın gerisinde kalması muhtemel. Perez'in 37 yarış startına karşılık Button gridde 200'ün üzerinde yarışa çıkan tek pilot. Aradaki büyük tecrübe farkı ve Button'ın takımdaki 4. yılı olmasıyla Perez'in Button seviyesine gelmesi 1 yılı alabilir. Perez'in McLaren'e güven vermesi için Kovalainen'in düştüğü hatalara düşmemesi gerekiyor. Nasıl mı, Kovalainen 2008'in son yarışlarında; mesela Çin'de Massa'nın önünde bitirebilseydi son yarışa hiçbir aksiyon kalmazdı. Hamilton o yıl Fin pilottan hiç destek göremedi. Kimse Kovalainen'den Hamilton'ı geçmesini beklemiyordu fakat biraz olsun yardım etmeliydi. Perez sene başı biraz savsaklayıp sonra durumu düzeltip Button'ın olası şampiyonluk savaşında yardım edebilirse gelecek için umut vaat edebilir. Genç pilotlar için bazen sonuçlardan çok gelişim önemli oluyor.

Nico Rosberg'in Lewis Hamilton'la savaşında en büyük kozu tek turu olacak, olmalı. Rosberg tek turda hızlı bir pilot, Hamilton'ı Button'dan daha fazla zorlayacaktır. Hamilton'ın Button'la yarış içerisindeki mücadeleleri olabilecek en centilmen mücadeleydi belki Formula 1'de. Rosberg'in 7 yıllık kariyerinde ise hem aptalca hatalar yapmadı hem de fazlasıyla sertti. Hatta özellikle Schumi, Massa ve Rosberg savunma yaparken gridin en sert üçlüsü olabilir. Mesela Alonso iyi savunma yapar ama bir noktadan sonra rakibine yol verir. Rakibe yol verme konusunda bu üçlünün limitleri biraz yüksek. Özetle Hamilton ve Rosberg yarışta yanyana geldiklerinde haşin mücadeleler izleyebiliriz. Button'ın McLaren'de olduğu gibi Rosberg Hamilton'a göre takımı ve aracı tanıma avantajıyla sezona başlayacak. Hamilton araçla ilgili mızmızlanmayı sevse de aracın suyunu çıkarmayı iyi bilir. Zaten Alonso'nun 2007'de Button'ın üç senedir Hamilton'a karşı yaşadığı sıkıntı tek turdu.


Zor bulunur..

Perez için tahminler olumsuz olsa da yaşı itibariyle büyük bir avantaja sahip. Button'ın sözleşmesinin 2014'de biteceği söyleniyor, muhtemelen Perez'le de 2 yıllık bir anlaşma yapılmıştır. Eğer Perez Button'la denk bir performans tutturursa İngiliz takım Button'a senle 5 yıl yarıştık, bak yaşın da geldi diyerek veda edebilir. Button-Perez ikilisi başarılı olsa bile 2 yıldan fazla birarada bulunmaları pek olası gözükmüyor. Çünkü McLaren'in rakiplerindeki ikililer oldukça iyi. Button cephesinde ise 2013 sezonu ise bulunmaz kaftan. Takımda lider pozisyonda, istediği gibi takımı etrafında toplamışa benziyor, yeni araçta en çok onun fikirleri alınmıştır. McLaren'in 2012'deki hızını bu seneye de taşıması oldukça mümkün. Görece kolay kazandığı 2009 şampiyonluğunun yanına 2013'ü eklemesi daha değerli olacaktır. MP4-28 hızlı olsa dahi 2009'a kıyasla Button kurtlar vadisinde olacak, bir yanda daha 25 yaşındaki  üçlemeci, diğer yanda Alonso, Raikkonen, Hamilton ve diğerleri. Üstelik Button 2013'de zayıf yanı tek turda çok daha az dezavantajlı olacak. Gridin tek turdaki en hızlısının tehlikeli olması çok zor, Alonso ile mücadele edebilir, sadece Vettel'den bariz zayıf gibi. Gerçi Vettel'in de Webber'e karşı 2012'de cumartesileri sadece 11-9 önde olduğunu biliyoruz. Raikkonen de tek turunu iyileştirecektir ama ne kadar. Takım arkadaşı Perez ise Pirelli ile beraber yumuşak bir sürüş stiline sahip olduğu inanılıyor ama ben Sauber aracının yapısından dolayı Perez'in kendini araca uydurduğuna inananlardanım Perez çaylak olmasına rağmen 2011'de geçen sezona oranla daha iyi cumartesi performansı vardı. Belki de Perez tek turda sanıldığı kadar kötü değildir.



Rosberg'in iyi bir araçla şampiyon olacağına dair pek kimsenin kuşkusu yok. Alonso'nun 2005'de veya Button'ın 2009'daki bir ortama sahip olursa şampiyon olacaktır fakat asıl mesele Alonso'nun 2006'da yaptıklarını yapabilecek mi Rosberg. Diğer bir deyişle top class denilen Alo-Ham-Rai-Vet dörtlüsünün seviyesine erişebilecek mi ? Rosberg ile Schumi arasından geçen üç yılın ardından birçok tartışma kaldı. Rosberg gerçekten hızlı mıydı yoksa Schumi'nin yaşı mı Rosberg'i hızlı gösterdi. Kesin olan bir şey var ki Rosberg'in bu mücadeleden güçlü çıktığı. Geen üç yılın ardından takım içi gerginliğe alışmış bir Rosberg var. Hamilton ile mücadele etmek zor olacaktır ve muhtemelen Rosberg buna hazır. 2010'da takım kurulurken her ne kadar Schumi getirilse de takımın geleceği Rosberg'di. Şimdi Rosberg'in neredeyse 4 katı para kazanacak olan Hamilton getirildi. Brawn veya Lauda Alaman pilota durumu açıkladıysa da Rosberg'in de bir hayal kırıklığı yaşadığı mıhtemel. Şu ana kadar Hamilton o kadar çok konuşuldu ki gariban Rosberg'ı herkes unutmuş durumda. 2014 veya sonrası için bir sallamam da Rosberg'in başka bir takıma geçeceği. Eğer Rosberg bu sene iyi iş çıkartırsa McLaren veya Webber sonrası Red Bull'a düşünülebilir. 2013'de Rosberg Hamilton'la denk veya daha iyi performans gösterirse takım arkadaşı 30-40 milyon euro alırken o hala 10 kağıt mı alacak. Buradan huzursuzluk çıkması muhtemel fakat Rosberg rengini hiç belli etmedi şu ana kadar. Hamilton'la ilgili sorulara tipik F1 pilotu cevapları verdi.

Ron'un defterinde Vettel yazılı mı ?

McLaren'de Perez-Button ve Mercedes'de Hamilton-Rosberg mücadelesinde bütün kartları ortaya döktük sanırım. 2013 akabinde 2014 performansları Perez ve Rosberg için çok belirleyici olacağını da söyleyelim. Ufaktan değinmek gerekirse Alonso sonrası Ferrari için şimdiden planlamaların yapılması gerekiyor. Ferrari sürekli Vettel'i düşünmüyoruz dese de kararlarını vermeli. Bu yılın sonunda hiç adı geçmese de transferde her daim hızlı olan McLaren Vettel'i 2015 ve sonrası için kapabilir. Massa, Webber, Raikkonen, Button ve Alonso artık gridin yaşlıları, gelecek Vettel ve Hamilton öncelikli olmak üzere Hulkenberg, Maldonado ve Grosjean gibi yetenekli pilotlar tarafından yazılacaktır. Ferrari de her zaman güçlü bir pilot yanına yardımcı bir pilot taktiğiyle yarıştığı için ya Alonso'nun yanında Hulkenberg veya başka birini yetiştirecek ya da bundan vazgeçecekler. Lotus ve Mercedes'in şampiyonluk kazanacak bir takım haline gelip gelmeyecekleri, Red Bull'un bu performansı ne kadar sürdürebileceği gibi birçok bilinmez var de ortada. Yine de pist dışında Vettel'i kapmak uğruna McLaren-Ferrari savaşı görebiliriz. Bunlar için varsayım tabii ki Vettel'in Hamilton gibi yeni maceralara atılma isteği olması. Vettel de Red Bull da sürekli 2014 için konuştular. Peki ya sonrası ? Asıl soru da bu zaten.


20 Ocak 2013 Pazar

Hızlı Alamanlar

1994 sezonunda Formula 1 45. yılına girerken hiçbir bir Alman pilotun şampiyonluğu görülmemişti. Yakın zamanda parlayan veya şampiyonluğu zorlayan bir pilot yoktu (Piquet-Senna-Prost-Mansell nesli). Schumacher 1991 yılında F1'e giriş yaptıktan sonra birçok şey değişti. Ardından diğer önemli yetenek Sebastian Vettel. F1'in son 20 yılındaki şampiyonlukların yarısı 7 Schumacher ve 3 Vettel olmak üzere Alamanlardan geldi. Fakat bu yazıda ikisinin adı bir daha anılmayacak. 2010 ve 2011 yılında bi ara 7'ye ulaşan Alamanların sayısı dikkatleri çekince acaba Alamanların bu nesli 'altın nesil' olarak adlandıralabilecek mi ? Yoksa Vettel'in şampiyonlukları bu isimleri gölgeleyecek mi. İtalyanların gridde pilotu yokken Alamanlar 2013'de 4 isimle yer bulacaklar hatta F1 bu kadar sponsorlara bağımlı olmasa Heidfeld ve Sutil de rahatça koltuk bulabilirdi. Bu listeye Frentzen ve Ralf Schumacher'i de ekleyerek son 10 yılda biraz da gözden kaçan Alaman pilotların listesini yapalım dedik. Bu isimlerin ortak noktası iyi kötü kendini ispat edebilmiş, iyi bir araçla şampiyon olabilecek isimler. Bu kalitede bir jenerasyon çıkarmak akla futboldaki bir altyapı mı var dedirtiyor, belki de bir numaraları vardır.

1. Heinz-Harald Frentzen


99 Monza

Frentzen birçok kişi için 1999 sezonundaki muhteşem performansıyla anılır. 3 galibiyeti vardır, biri Williams'la diğer ikisi 99'da Jordan'ladır. O sezon klasmanda üçüncü olmuştur. 97'de elindeki tek şampiyonluk şansı varken Jacques Villeneuve'in net bir şekilde arkasında kalmıştır. Eğer Formula 1'de doping olsaydı insanlar Villeneuve'ın bu iki seneki performansını dopinge bağlayabilirdi, her ne kadar aracı çok olsa da. Alaman, Schumacher'in şampiyonadan ihraç edilmesiyle sezonu ikinci tamamlamıştır. Frentzen'in 1994 sezonunda başladığı Sauber'de başladığı kariyeri 2003 yılında yine Sauber'de sonlanmıştır. 2002 yılındaki nispeten kötü performansının dışında aracın potansiyeline göre iyi iş çıkarmıştır.

2. Ralf Schumacher



Abisinden 6 yaş küçük olan Ralf'in Formula 1'e girişi 1997 yılında oluyor. Jordan'da kariyerine başlayan Ralf 1999 yılında Williams'a geçiyor ve efsane takımda asıl performansına kavuşuyor. İlk yılında takımın topladığı 35 puandan 25 puanı Schumacher kazanıyor. 2000 yılından itibaren başlayan BMW-Williams ortaklığı gelecek umutlarını artırıyordu Ralf'in. 2000'de çaylak Button'a, 2001'de diğer çaylak Montoya'ya üstünlük kuran Alaman pilot ilk galibiyetini de bu sezon aldı. Imola'da Williams'a 97'den sonra ilk galibiyetini getirdi. O sezon 3 galibiyet alırken şampiyonayı 3. bitirdi. 2002'de tek galibiyetini alırken Montoya'nın gerisinde kalıyordu. (2001-2004 yılları F1'in üç büyük takımı Ferrari, McLaren ve Williams'ın tarihteki en yakın oldukları dönem de olabilir. Özellikle de 2001 ve 2003.) 2003 yılında da Montoya'ya galibiyetlerde 2-1 üstünlük kurmasına rağmen abisi, Raikkonen ve Montoya arasında geçen şampiyonluk yarışından uzakta kaldı. 2004'de Montoya'nın ezici üstünlüğünden sonra yeniden yapılanan Toyota'ya geçti. Toyota'da Trulli ile denk geçen yıllardan sonra 2007 yılı sonunda takımdan ayrılmak isteyen Ralf istediği gibi bir takım bulamayınca 2008 sezonunda yarışmadı ve bir daha F1'e dönmedi. Belki de dönemedi. Ralf oldukça iyi bir pilottu ama F1'de sahip olabilecek en kötü abiye sahipti. Bütün grid Michael'in gölgesi altında kalırken onun kalmaması mümkün değildi. 2003 yılında F1'in en lanetli yarışların yapıldığı Imola'daki yarıştan önce Schumacher kardeşler annelerinin ölüm haberlerini almıştı, o yarışı abi Schumacher kazanırken kardeşi de 4. olmuşu. Ralf arkasında 6 pol, 6 galibiyet ve 27 podyum bıraktı. F1'den ayrılırken tam olarak neler yaşandı hatırlamak zor ama 2007 yılında Raikkonen'den sonra en çok kazanan pilotun ertesi sene koltuk bulması o kadar zor olmayabilirdi.

3. Nick Heidfeld


Yazı biraz nostaljiye kaydı ister istemez ama günümüze geldik sayılır. İstikrarın göbek adı, Quick Nick, Heidfeld'de sıra. Formula 1'in en underrated -bu kelimenin havası başka- pilotların listesi yapılsa hemen hemen herkesin ilk 3'ne girebilir Heidfeld. F1'e giriş yapmadan Formula Ford 1600, 1800, Almanya F3, F3000 serilerinde şampiyonluk yaşayan ve McLaren test pilotluğu da yapan Alaman pilot 2000'de Prost Gp'le F1'e giriş yapmış. Tecrübeli Alesi ile beraber Prost GP o sezon hiç puan alamamış. Heidfeld 2001 yılında çaylak Kimi'yi geçmesine ve McLaren geçmişi olmasına rağmen Ron Dennis'in Kimi'yi seçmesiyle -muhtemelen büyük- hayal kırıklığına uğradı. Nick Raikkonen, Massa, Webber, Kubica gibi pilotlara başabaş olmasına ve hatta onları geçmesine rağmen rakipleri gibi hiçbir zaman kazanacak bir araca sahip olamadı. 2004 yılında Jordan'da F1'in kaybolup giden başka bir yeteneği Pantano'ya üstünlük kurdu, Eddie başka bir Alman pilot Glock'a Kanada'da koltuk vermiş, Glock da ilk yarışında Heidfeld 8. olurken onu geçmeyi başarıp 7. olmuştu. 2006 yılında spora giren BMW'nin çağırdığı ilk isim de hem Alman olması hem de Sauber'le olan bağlantığı nedeniyle Heidfeld olmuştu. Villeneuve'ü geçmesi zor olmayan Nick için Kubica çetin ceviz çıkmıştı. Yine de çaylak pilotu 2007 yılında geçmeyi bilen 2008 yılında Polonyalı'nın gerisinde kalıyordu. 2009 sezonunda Kubica'nın bir puan önünde tamamlayan Heidfeld 2010 sezonunda koltuk bulamamıştır. Formula 1'de menajerlerin önemi çok fazla olmasa da Heidfeld ve Hulkenberg örnekleri birer menajer başarısızlığı ve başarısıdır. 2009 sezonundaki puslu havada Heidfeld McLaren ve Mercedes'le de görüşmüş, nedendir bilinmez koltuk bulamamıştır. 2010'Nun sezon ortasında Sauber'le dönse de gelecek garantisi yoktur. Eski takım arkadaşı Kubica'nın kazasından sonra Lotus'un koltuğuna geçen Heidfeld fena başlamasa da hem Lotus'un düşen performansı hem şanssızlıklar sonucunda koltuğunu Senna'ya kaybetmiştir. Kaybetme dediysek, Lotus sene sonunda daha fazla para kazanmak derdiyle Senna'ya koltuk vermişti. 2012'de koltuk bulamayan Heidfeld dayanıklılık serileri ve başka serilere el attı. Heidfeld'in şampiyonluğu geçtim en azından yarış kazanabilseydi. 13 podyumla yarış kazanamamış en çok podyuma çıkan isim oldu. Heidfeld istikrarlı biri olarak etliye sütlüye bulaşmayan biri de değildi. Di Resta örneğin, istikrarlı ama kendi halinde sürüyor. Şu linkten Heidfeld'in 2008 Silverstone'da yaptığı iki tane duble geçişi izleyebilirsiniz. (Youtube'da vardı ama bulamadım, link veren olursa süper olur.) Yağmurda da fena performansları yoktu. Üst üste klasmana girme rekoru başka bir Alman Sutil'le yaşadığı temas yüzünden 2009 Singapur'da sonlandı. Son olarak Formula 1'de en iyi sakala sahip insandı..


4. Nico Rosberg
Rosberg fazlasıyla moda girmiş

GP2'nin ilk şampiyonu 2006'da Williams'da spora giriş yaptı. İlk yarışında puan alanlar listesine de girdi. Çaylak sezonunu atlaktıktan sonraki üç yılda tecrübeli Wurz'u ve Nakajimayı geçmiş, bi anlamda Williams'ın liderliğini üstlenmiştir. Mercedes'de şampiyonluk kazanacağı inanılan Rosberg üç sezonda sadece 5 podyum, 1 pol ve 1 galibiyet kazanmıştır. Rosberg'in elinden gelen çok şey olmasa da Alaman pilot 2 sene öncesine göre üst düzey bir pilot olarak anılmıyor, F1 böyledir, adil olmadığı gibi acımasızdır da. 2013 hayatının en önemli sınavı olacaktır, ne kadar yazılırsa yazılsın Schumi ile onu karşılaştırmak bir yerde anlamsızdır artık. İskandinav kanı taşıyan Nico Rosberg Alaman vatandaşlığına sahiptir. Finli demek de yanlış olmayacaktır. 7 yıldır hep yanlış yerde olan Rosberg bakalım bundan sonra neler yapacak.

5. Timo Glock


2004'de çıktığı ilk yarışa 7. olan Glock sezonun son üç yarışında da koltuğa oturmuştu. Sonra koltuk bulamayıp GP2'de yarışan Alaman 2007 yılında şampiyon olup 2008'de kendine Toyota'da yer bulmuştu. Şu an F1'de koltuğunu bir şekilde kaybedip geri dönebilen nadir pilotlardan (Bkz. Hulk ve Heidfeld). Çaylak sezonunda Veteran Trulli'ye karşı iyi bir performans göstermiş ve 25 puan almış, 2009'da son üç yarışa katılamamış, rahatsızlanmadan önce de Trulli'nin puan olarak önündeymiş. 2010, 2011 ve 2012'de çaylaklara karşı oldukça iyi performans göstermiş fakat Marussia'nın kapasitesi oldukça sınırlı olduğu için en iyi derecesi 12. olarak kalmıştır (Önceki yazıda Glock-Pic'in 2012 sezonun karşılaştırması var). Glock yine birçok kişi için 2008'in son yarışında, son turunun son virajında Hamilton'a geçilerek akıllara kazınmıştır. Belki de Motorsporları tarihinin değil spor tarihinin en dramatik anına sebep olmuştur. Glock 2009'un ikinci yarışı Malezya'da boş durmamış yine risk alıp pite girmeyerek herkesten 2 az pit yaparak podyuma çıkmıştır. Herhalde Button ve Glock'dan oluşan takımı yağmurda kimse durduramaz! Glock'un 2009 yılında Renault'un teklifine hayır demesi ise ondan çok benim hayıflandığım bir konu olarak hep bir kenarda durur. 30 yaşındaki Glock'un geleceği ne yazık ki pek parlak gözükmüyor, Wikipedia'dan kariyerine, takım arkadaşlarına göre yaptıklarına bakınca gayet iyi bir CV fakat artık Formula 1'de sponsoru olmayanların durumu ortada. Üstelik Glock arka sıralarda Heikki'nin de gitmesinden sonra maaş alan tek pilot olarak kaldı. Alaman'ın 2013 ve 14 için de Marussia ile sözleşmesi var. Her şeye rağmen F1 pilotları her zaman ellerinden geleni yapıp, fırsatları kollamalı. Heidfeld'e nasıl koltuk açıldı -yöntemi farklı olmak dileğiyle-. Üstelik Marussia yükseliş aşamasında, testlere katılıp 2013 veya 2014'de puan alacak düzeye gelirlerse bu başarıda herkes Glock'un hakkını verecektir. Daha güçlü takımlarda boşluklar oluşunca patronlar kadrajına girebilir. Geçen sene yapılan bir ankette Schumi Mercedes'den ayrılırsa takıma kim gelsin sorusuna -Hamilton seçenekler arasında yoktu- Alaman halkı Glock demişti.

6. Adrian Sutil


Taraftarlara bir takımla bütünleşmiş sporcular hangi sporda olursa olsun her zaman daha sevimli gelmiştir . Sutil de Jordan, Midland, Spyker ve Force India evrimini geçirmiş takımda 2006 yılından beri takımın temel taşlarından biri oldu. Belki de 2011 Çin Gp sonrası yaşadığı olaylar sonrası hemen takımdan gönderilmemesinin sebebi buydu. 2012'de yarışsaydı eğer gridde Massa ve Hamilton ile beraber aynı takımda en uzun süre yarışan pilot olacaktı. Şu anda da koltuk bulabilirse yine Force India ile olacak. Sutil 2007 sezonunda tek puan almış, 2008'de yağmurlu Monaco'da 4. giderken Raikkonen tünel çıkışı Sutil'e arkadan çarpmış, hemen hemen herkesin içi cız etmişti. 2009 sezonu Fisichella'nın parladığı Belçika'da varlık gösteremese de Monza'da sıralamada ikinci, yarışta dördüncü olup en hızlı turu elde etmiş, en iyi hafta sonunu geçirmiştir. 2010'a gelindiğinde Force India artık daha iyi bir takım, seviye atlayarak orta sıra takımı olmuştur. Sutil de olgunluk çağında iki takım arkadaşı Liuzzi ve Di Resta'yı geçmekte çok zorlanmamıştır. Özellikle Di Resta sezon başı Alaman pilotu sarssa da sezonun ikinci yarısı üstünlüğü ele geçirmiş son yarışlarda Mercedes pilotlarını da geçmeyi başarmıştır. Sezon sonu ilk 4 takımın pilotlarından sonra klasmanda dokuzuncu olarak Lotus ve Sauber pilotlarını geçmeyi başarmıştır. Sutil'in kariyerinin böyle bitmesi yazık olur, kesinlikle bir şansa daha ihtiyacı var. Merakla bekliyoruz.

7. Nico Hulkenberg

Başka bir GP2 şampiyonu daha. 2010'da F1'e giriş yaptıktan sonra Brezilya'da aldığı polle gönüllere taht kurdu. Maldonado'ya koltuğunu kaybetmesiyle paralı-yenetekli sürücü ayrımında adeta bir simge oldu. Belki de yeni dönemin başlangıcının simgesi. Menajeri Willi Weber onu Force India test sürücüsü yaparak çok iyi iş çıkarttı ve Hulk sürekli F1 medyasının gözü önünde bulundu. 2012'de koltuk bularak elindeki belki de son fırsatı iyi değerlendirdi, seviye atlayarak Sauber'e geçti. Bunu da gridin gözde pilotu Di Resta'yı yenerek yapması ayrı bir artı oldu. Birçoklarına göre -kimse artık bu birçokları- McLaren'in Perez yerine tercih etmesi gereken isimdi. Hamilton'ın domino taşı gibi yıktığı gridde Hulk'un da 2013 performansı da geleceğini belirleyecek. Hulk hakkında yazacak çok bir şey yok, kariyerini kendi yazacak, bizim yazmamamız dileğiyle..


2008 Hockenheim






15 Ocak 2013 Salı

Glock ve Pic'in 2012 Sezonu Karşılaştırması

Charles Pic 2012'de Marussia'ya geldiğinde birçok kişi için 1 senelik Formula 1'e giriş yapan bir pilottu. Pic ise Di Grassi ve D'Ambrosio'ya göre daha dişli çıktı ve sponsor desteğiyle Caterham koltuğunu kaptı. İlginçtir ki, sponsorsuz Glock'un Singapur'daki başarısı Caterham'ın sponsporsuz Kovalainen'i koltuğundan etti ve paralı takım arkadaşı Pic'e bir yer açtı. Gridin ortasında ve sonlarındaki gün geçtikçe azalan parasız yatılı pilotların son örneklerinden Timo Glock. Aynı zamanda Formula 1'de koltuğunu kaybettikten sonra (2004 sezonunda az biraz yarıştı) dönebilen nadir pilotlardan Glock. Hemen akla gelen diğer isimler de Heidfeld ve Hulkenberg. 2013'de Sutil de yapabilirse Alamanların ilginç bir istatistiği olacak.

Tüm sporlarda olduğu gibi Formula 1'de de genç bir sporcu her zaman yaşlı kurta tercih ediliyor. Öncelikle bu tarz bir yanlış algılamaya engel olmak gerek. 'Aman zaten yaşlandı o da' demek biraz haksızlık olabiliyor. Marussia, Caterham gibi gridin arka tarafında olan takımlar için sıralama performansı biraz daha net bilgi verebiliyor, çünkü sürekli tur bindiren pilotlara yer vermek, öndekilere göre daha fazla mekanik sorunla uğraşmak gibi problemler yarış sonuçlarını doğru bir karşılaştırma aracı yapmaktan çıkarıyor.



Glock hastalığı dolayısıyla katılamadığı Avrupa Gp'yi çıkarırsak, sıralamalarda Pic'e karşı 13-6'a üstünlüğü var. Pic tecrübeli takım arkadaşını Bahreyn, İspanya, Almanya, Macaristan, Kore ve Abu Dhabi'de geçmiş. Glock'un yağmurlu yarışları saymazsak Pic'e attığı en fazla fark ise Spa'da 1.157 sn,  ayrıca 2 yarışta 1 sn'den fazla, 6 yarışta yarım saniyeden fazla fark atmış Pic'e. Pic'in en fazla attığı fark 0.450 sn ile Katalunya Gp olmuş.

Glock 2012 sezonunun sıralamalarda toplam 7.623 sn fark atmış Pic'e, yani yarış başına Pic'den 0.4 sn hızlıymış. Bunda yağmurlu Britanya Gp'nin etkisi var biraz da, çünkü Glock o yarışta 2.5 sn fark atmış Pic'e. İki yağmurlu sıralamayı çıkartırsak yarış başına 0.3 sn daha hızlı Glock. 0.3 sn bile oldukça yüksek sayılır. Ortalama bir fark çünkü. Üstelik Pic bazı yarışlarda HRT pilotları tarafından da geçilmiş. Her şey bir kenara, Pic'in çaylak olduğu da unutulmamalı.

Bizim de çalışma kağıtlarımız var.


Pic'in Glock'u geçtiği yarışlara bakarsak, çok düzenli dağılmadığını görürüz. Eğer Pic Glock'u sezonun ilk yarısında bir yarış, diğer yarısında beş yarış geçseydi, evet takıma alıştı ve kalitesini gösterdi diyebilirdik, oysaki Pic sezonun ilk yarısındaki 9 yarıştan 3'ünde öndeyken, ikinci yarıdaki 10 yarışın 3'ünde takım arkadaşını geçebilmiş. Pic Hulkenberg örneğinden ayrılıyor bu noktada, Hulk alıştıktan sonra düzenli olarak geçmeye başlamıştı Di Resta'yı. Sezonın son iki yarışında örneğin Glock 0.6 sn daha hızlıymış Pic'den. Bir ara Belçika'da Glock'un Pic'den şikayet etmesi Marussia'nın haber olmasını sağlamıştı. Fakat işler göründüğü gibi değildi, temiz lastikleriyle Pic'den hızlı olan Glock genç Fransız'ı bir an önce geçmek istemiş, Pic de az olsa direnebilmişti, yine de takım emirleri olmaması güzel, Pic'in hanesine de artı olarak yazıldı ayrıca bu direniş.



Paralı yatılıların spora tutunması da güzel bir şey F1 ve taraflar adına. Son birkaç yılda Perez, Maldonado, Grosjean ve Pic'in sadece parayla yarışmadıklarını kanıtlamaları deyim yerindeyse gönüllere su serpri. Zira hem paralı olup hem de yeteneksiz olmaları çekilmiyor. Glock ve Pic benzerine çok rastlanan genç-yaşlı pilot durumuna karşı bir örnek olay incelemesi olarak da görülebilir. Yazıyı yazmadan önce Glock'un 2009'da Renault'un teklifini reddettim demesi aklıma gelmişti, insan ister istemez kızıyor, Glock da kendince haklı, kimse 2010'da neler olacağını bilmiyordu, herkes F1'den çekilmeye bakıyordu. Sanırım koskoca gridde seneye nerede yarışacağını bilen bir tek Lewis Hamilton vardı. Abu Dhabi'de ise sadece 6 pilotun geleceği belliydi 2010 için. Umarım Glock, Kovalainen gibi maaş alarak yarışan pilotlar hak ettikleri değeri bulurlar, bir taraftar olarak sponsorsuz pilotlara her zaman pozitif ayrımcılık yaparak bakıyorum. O değil de gridde niye hiç İtalyan pilot yok ?...

26 Aralık 2012 Çarşamba

2011 Türkiye Bisiklet Turu'ndan Bir Fotoğraf

İnternette Türkiye Bisiklet Turu ile ilgili resim ararken bu resmi buldum. Çok da mutlu oldum. Resmin kaynağı da burada. Resme ahanda Anadolu insanının sıcaklığı falan diye de bakmayın, yazın demliğinizi alıp hiç bahçede çay içmediniz mi ? Tabi bu pek İstanbul'da yaygın değil. Ankara'da bile var, gerçi belli başlı semtler dışında İstanbul'da da vardır. Burda ninemiz hem yolun kenarına oturmasıyla hem de güzel gülümsemesiyle olaya büyük renk katmış. Fotoğrafı çeken gazeteciye veya her kimse burdan selamlarımızı gönderiyoruz. 


9 Aralık 2012 Pazar

Motorsporları Kültürü ve İstanbulpark

Son günlerdeki yoğun Formula 1 gündeminden sonra Türkiye'deki spor veya motorsporları kültürü daha da geneli futbol dışındaki spor kültürlerini sorgular hale geldik. Şu zamana kadar belki ilginin düşmeye başladığı 2007 yılından itibaren genelde birbirine benzeyen, kısır çözümler veya teşhisler ortaya konuyor. Elbette bir yazıyla her şey değişmez ama daha bir derinlemesine ve klişe olmayan şeyler bulmaya çalışalım.

Öncelikle motorsporları kültürü dediğimiz şeyin ülkemizde pek fazla olmadığı aşikar. Fakat bırakın motorsporlarını futbol dışındaki bütün sporlarda da bir kültürümüz yok. Ha birileri diyebilir futbolda ne kültürümüz var, o konuda da haklısınız, futbol kültürümüz falan yok, sadece gereğinden fazla futbola bir ilgimiz var, bu ilgiden de bir halt olduğu yok. Kamunun, özel sektörün kaynakları futbola oluk oluk akarken ortada somut bir başarı yok. Basketbolda da son 5-10 yılda 3 büyüklerin daha çok ilgilenmesi, Efes'in basket kültürü, milli takımın başarıları ve NBA'in karşı koyulamaz ihtişamı sayesinde basında futboldan arta kalan yeri kaplamaya çalışıyor. Geçenlerde D-Smart'ın Ceo'suyla yapılan röportajda Türkiye'deki sporların önem sırasında ilk sıraya futbolu konup 2-3-4-5'den sonra diğer sporların geldiğini söylüyordu, yazık ki haklı gibi. Yani motorsporlarından önce bir spor kültürü olması lazım ki sonra basketbol, voleybol veya motorsporları kültürü oluşabilsin.


Türkiye'nin 2005 yılından itibaren düzenlediği Formula 1'e ilk iki yıl 100 binin üzerinde bir talep oldu. 2007 yılından itibaren pistin işletmesini Ecclestone'a bırakdıktan sonra her geçen yıl talep azaldı, 2011'de ise son yıl dedikodularından dolayı nispi bir artış oldu sanki. Pistin işletmesini Bay E'ye bırakmak demek yılın 352 günü pistin boş olmasına neden olmak demekti. Diğer yandan yarışın Türkiye'deki reklamını ise sıfır noktasına indirdi. Özetle F1'in Türkiye'deki macerasında sonun başlangıcı oldu bu hamle. Pisti Bay E'ye bırakmayla ilgili ayrıntıları hatırlamasam da Türkiye'de motorsporları kültürü yok, seyirci gelmiyor diyeceksek bu olayı unutmamamız ve başlangıç noktası almamız gerekiyor.

Eski yıllardan


2010'daki Dünya Basketbol Şampiyonası'nda Kaan Kural Türkiye'nin dışındaki maçlara kimselerin gelmediğini şikayet ediyordu. Tahmin etmesi zor olmasa gerek. Bugün almaya çalıştığımız 2020 Olimpiyatları için de bazı sporlarda da olması kaçınılmaz. Eğer yeterli turist gelmezse vay halimize. İş organizasyon getirmekle spor kültürü yerleşir mi noktasına geliyor, o zaman bu organizasyonları getirmeyelim yaklaşımı da olmamalı tabi ki. Bu tartışmayı spor adamlarının güzelce tartışması gerekiyor, dikkat futbol adamları değil. Türkiye'nin sorunun artık para değil, burada da anlaşalım, paramız ve enerjimiz var, artık seviye atlama zamanı, belki de en zor olanı; o kültürü aşılamak. Aslında şu tartışma sadece bir akşam Telegol'de tartışılsa önemli bir mesafe alınır ya, neyse. Konumuz Formula 1 bizim daha çok.

Sürekli söylenen vatandaş gelmiyor eleştirilerine de daha farklı pencereden bakalım. Mesela 2011'de telafuz edilen 42 bin seyircinin göründüğü kadar kötü olmadığından başlayabiliriz. Toplamda 115 bin seyirci gelmiş ayrıca. Burda bir sıkıntı var sanki, F1'in genel kuralı pazar günü gelen  seyirci sayısı > cumartesi > cuma pek geçerli gibi durmuyor. Ya da Istanbulpark'a gelen F1 seyircisi fazlasıyla sadık F1'e. F1'in popüler olmadığı ve pahalı olarak bilindiği bir ülkede 115 veya 42 binlik sayı hiç de fena değil. Bugün şampiyonluğa oynayamadığı sezonlarda üç büyüklerin stadlarını görüyoruz, satılan kombine sayısından bile düşük sayılar çıkabiliyor. (Futbol sevgimiz hakkında Zeki Çol'un şöyle güzel bir yazısı vardı). Bahsettiğimiz sayı üstelik doğru dürüst tanıtım olmadan ulaşılmıştı. Futbolla yatıp kalktığımız halde doluluk oranlarının %50'ye bile ulaşmadığını düşünürsek 42 bine az diyemeyiz. Sorun motorsporları kültüründe değil, bu ülkenin spor kültüründe. Bu sorunu ne çözer bilmiyoruz ama 18 Bin devirlik makinelerde sorun olmadığını biliyoruz. Üstelik ilk iki seneki devasa seyirci de ortada.


İstanbulpark'a gelen seyirci sayısını futbolla karşılaştırmak yanlış olsa da hep futbol üzerinden örnekler verildiği için -belki de bize böyle anlatması daha kolaydır- böyle devam ediyoruz. Halep ordaysa arşın da burada. O seyircilerin içinde turistler de var diyenler olacaktır, eh Formula 1'in de o kadar fiyakası olsun değil mi! Hatta İstanbulpark'ın bilmem kaç futbol sahası büyüklüğünde olduğu falan da söylenirse hiç fena olmaz. Ya da olmadı, en son çare olarak Seda Sayan'dan yardım istemek olabilir, ne de olsa Türkiye'nin en güvenilir kişisi.

Geçen yıl Türkiye için tablo kötü iken iyi de bir isim sponsoru bulmuştuk; DHL. DHL aynı zamanda F1'in ulaşım partneri, önemli de işbirlikleri var. Bu yıl da Vural Ak'lı Intercity Istanbulpark'ın işletme hakkını kazanınca oldukça olumlu bir atmosfer oluştu Formula 1'i tekrardan Türkiye'ye getirmek için. FIA galasının Türkiye'de olması, Bernie'nin anlaşma için gelmesi, hatta ve hatta F1 takviminde bir Avrupa yarışı için yer açılması. Vural Ak'ın hazırlayıp, al da attığı topu hükümet gole çeviremezse hepimiz saçımızı başımızı yolacağız. Çünkü kaçan pozisyon büyük olacak, bir daha böyle bir pozisyonu bulamayabiliriz kapalı defans arasında. Spor Bakanı, dünyanın en liberal ve büyük ekonomisinde bile devletin desteklediği F1 yarışlarını özel sektöre havale etti son açıklamasında. Yani geçen seneki verilen parayı bile kabul etmiyor Suat Kılıç. Açıkçası bu istemiyoruz demenin resmi hali. O yüzden yorumlamaya bile gerek yok aslında. Yine de Başbakan'ın son sözünü beklemek gerekiyor, Erdoğan'ın da FIA galasına gelmemesi umutları büyük ölçüde söndürdü ama bekleyelim. Bugüne kadar hem siyasetin kendine has tarafgirliği hem de sıkı bir F1 izleyicisi olarak objektif olamama endişesiyle pek yorum yapmamaya çalıştım. Özellikle bakanın açıklamasından sonra benim kayışlar koptu, geçen sene verileceği taahhüt edilen miktarı vermemek de neyin nesi. Ayrıca Serhan Acar'ın dediği gibi sözleşme uzatma işi neden Türk refleksiyle son seneye bırakıldı. Formula 1 gibi bir platforma, hadi onu geçtik Bernie gibi bir adama küstüm oynamıyorum tavrı fazlasıyla anlamsız. Yeterli paraya vermedikten sonra her ilde bir tane araba otomobil fabrikası olsa da bir işe yaramaz, üstelik Bernie'nin nasıl bir insan olduğu gayet iyi biliniyor, bu işlerin de para ile döndüğü de. F1 Amerika'yı bile gözden çıkardı zamanında.
Kimi Raikkonen

Oldukça geniş konulara daldık. Bu yazı ancak bir başlangıç olabilir, spor medyasının içinden birilerinin spor kültürümüz hakkında daha kapsamlı yazılarına ihtiyacımız var açıkçası. Gittikçe derinleşen bir konu zira. Hazır taraftarlık konuları açılmışken Türkiye'deki F1 fanlığının (taraftardan daha iyi bir kelime sanki) en zor yılı olan 2012'den bahsedelim. Pisti kaybetmenin üzerine belki de daha önemlisi F1 Yayın Hakları bir paralı platforma geçti. Bu olay İngiltere'deki gibi olsaydı yani D-Smart para kazanmak için F1'i alsaydı gerçekten sevinilecek bir durumdu. Her koşulda yarışların açık bir kanaldan yayınlanması paralı bir platformdan daha fazla seyirci çeker. Zaten F1'in yeterli seyirciye ve ilgiye sahip olmadığını konuşurken insanların F1'e en kolay ulaşabileceği mecrayı kaybettik. Bu da doğal olarak insanların ilgisini ve yarış izleme konforunu azalttı veya kaybettirdi. Şu ortamda bir F1 fanı kolaylıkla aman ben yarış izlemiyorum diyebilir. Cidden kolay değil yarışları takip etmek. O yüzden Serhan Acar'a bile reklam yapıyorsun diyenlerin çıktığı bir ortamda ben de imkanı ve şartlara sahip olanlara D-Smart almalarını tavsiye ediyorum. Artık ne olursa olsun modundayım, devletin, özel sektörün, TRT'nin, NTV'nin burun kıvırdığı F1'i yayınlamaları çok önenmli. Yarın birgün Flash Tv de yayınlarsa gider Yalçın Abi'yi tebrik ederim. Yine başından beri NTV'nin almasını istemiştim yayın haklarının, sabah akşam her yerde NTV Spor açık, insanlar bu şekilde daha fazla ilgi gösterebilirlerdi Formula 1'e ülkemizde. Böylelikle 'Abi yarışları en son NTV gösteriyordu di mi' diyen geyikçi tayfadan da kurtulmuş olurduk...

Evet 2012 çok zordu ama tablo o kadar kötü değil aslında. Bi kerem, bundan daha kötüsü olamaz. D-Smart'a öyle böyle alıştık, yarışları çoğu kez internetten takip ettik, twitterdan canlı tartışmalar yapıldı(tekrar büyük teşekkürler Metin Mete'ye ve diğer arkadaşlara). 2013 ve ilerleyen yıllarda daha kolay olacaktır, umarım ileride 2011 ve 2012'yi Türkiye'deki F1 macerasının fetret devri olarak anarız. Bütün bu zorluklara rağmen F1 ve motorsporları ilgili siteler işlerini yapmaya devam etti, çekirdek ama çok güçlü bir kitle de F1'i takip etmeye devam etti. Twitter'daki son TT çalışmaları da bunu gösteriyor, Türkiye'de F1'den daha fazla basketbol veya tenis meraklısı var mesela, yine de hiçbirinin bu kadar organize ve ateşli olabileceğini zannetmiyorum, daha doğrusu hissetmiyorum. Sadece TT çalışmaları değil, geçen sene ülkemize Senna filmini de getirmişti sosyal medyadaki örgütlenme. Herkesin sadece bir iş için birleşmesi pek görülen şeylerden biri değil Türkiye'de. Aman nazar değmesin.

Doğu Avrupa Pist şampiyonası - Haziran 2012

Özellikle Vurak Ak'ın sahip olduğu Intercity'nin pistin işletmesini aldıktan sonra insanlar pistin geleceğine daha olumlu bakmaya başladı. Formula 1 gelmese bile belki başka seriler gelebilir, hem şu meşhur motorsporları kültürü açısından, hem de ileride F1'in tekrar gelmesi açısından Vural Ak'ın çıktığı yolda destek vermek gerekir motorsporları severleri olarak. Ak'ın eski lisanslı sürücü olması da ayrı bir sevindirici haber. Bu işlerin içinden gelmesi motorsporları tecrübesinin yanında normal bir iş adamından daha tutkulu olmasını sağlayacaktır. Köprünün altından daha çok sular akacak gibi...Şimdilik son olarak pistin uzak olması bahanesiyle bitirelim. Evet pist merkeze uzak ama yarışlar da pazar günü yapılıyor. İnsanlar bütün hafta sonunu ayıramasa da pazar günü rahatlıkla yarışa gelebilirler. Yani pistin uzak olması yarışı izlemeye engel değil. Bir futbol maçına gitseniz bile yine gününüzün çoğunu vermeniz gerekebiliyor. Belki biz F1 fazla haşır neşiriz ama uzak diye böyle bir organizasyona burun kıvırmak samimi gelmiyor. Benim için F1 önemli değil demek daha dürüstçe. Avrupa Yakası'nın diğer ucundaki Autoshow veya Kitap fuarına gitmekten de çok farklı değil hani. Mesela bu seneki Autuoshow'u yarım milyon insan ziyaret etmiş ve muhtemelen ziyaretlerin çoğu da haftasonu olmuştur. Yani istenince uzaklık da pek dert olmuyormuş. Daha Formula 1'in pahalı bir spor olmadığı mevzusu vardı, zaten o da motorsporları kültürüyle ilgili...

#F1Discuss
#Formula1TürkiyeyeDonmeli
#Formula1TürkiyeyeYakışır